Category: Yaşam

Türkiye Cumhuriyeti Sofya Büyükelçimiz Süleyman GÖKÇE

BGSAM

Tarih: 25 Nisan 2017

Konu:  Türkiye, Bulgaristan da aralarında, hiçbir devletin iç işlerine karışmıyor.

(Büyük Elçi Gökçenini forografı – ekte gönderilmiştir.)

Türkiye Cumhuriyeti Bulgaristan Büyük Elçisi Sayın Süleyman Gökçe 25 Nisan 2017 Salı sabahı NOVA TV stüdyo konuğu oldu ve olağanüstü büyük ilgi uyandıran bir söyleşiye katıldı. Yayından sonra bir saatten az bir zamanda binlerce kişi tarafından tıklanan söyleşi haberleri kamuoyunda olumlu etki yaptı.

Söyleşiye başlarken “Türkiye Bulgaristan için tehlike oluşturmuyor” vurgusu yapan  Büyükelçi Gökçe, “Türkiye, Bulgaristan da aralarında, hiçbir devletin iç işlerine karışmıyor ve etkide de bulunmuyor” dedi ve şöyle konuştu: “Bu iddialar esassızdır, uydurmadır ve gerçekleri çarpıtıcıdır. Ulusal güvenliğiniz ve üzerindeki tehlikelerle ilgili konuşmak istiyorsanız, terörizm konusunu açalım. Bulgaristan terörizm konusunda pek fazla bir şey bilmiyor ve ben, bu konuda ülkenizin çok şey öğrenmesini de istemiyorum, çünkü bu dehşet vericidir.”

NOVA stüdyosunda canlı yayında İngilizce konuşan Büyükelçi Gökçe şöyle devam etti:

“Türkiye düşmanımızdır ve Bulgaristan’ın iç işlerine karışıyor gibi konuşmalara olduğu gibi,  bir de ulusal güvenliğiniz için tehlike oluşturduğuna ilişkin söyleve kesinlikle son verilmelidir. Bu savda, yapıcı, kurucu, olumlu ve yararlı olan hiçbir şey yoktur. Bunların ikili ilişkilere katkı sağlayan bir yanı da yoktur. Yüzyıl gerilere uzanan ortak tarihimiz ve ortak geleceğimiz var.”

Büyükelçi Gökçe, “siyasi yorum yapmak bir Büyükelçinin görev kapsamına girmez” diyerek, Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in “Türkiye demokratik bir devlet değil” sözlerini yorumsuz bıraktı. Büyükelçi, bizdeki seçimlerle ilgili ise şöyle konutçu: “Dış ülkelerdeki Bulgaristan vatandaşlarından en fazla oy Türkiye’den geliyor. Türkiye’deki Bulgaristanlı seçmeni gidip başka bir devlette oy vermeye zorlamak amacıyla, seçim sandıkları sayısı bilinçli olarak azaltılıyor.” Büyükelçi stüdyodaki gazetecilere, “Siz, yapılanların, soruna çözüm bulmak için modern bir arayış olduğunu düşünüyor musunuz?”

Büyükelçi Gökçe’ye Türkiye Cumhuriyeti’nde anayasa değişikliği referandumuyla ilgili sorular da yöneltildi. O şöyle yanıtladı:

“Halk oylamasının başarılı olduğunu düşünüyorum. Onurlu bir şekilde yapılmadığına ilişkin eleştirilere katılmıyorum. Türkiye’de 175 bin seçim komisyonu vardı. Tüm siyasi partiler tarafından gösterilen milyondan fazla temsilci ve gözlemci görev başındaydı. Onların ¾ gibi büyük bir kısmı muhalefet partilerindendi.”

Büyükelçi Gökçe referandum izlenimlerini de anlattı:

“Şahsen ben herhangi bir sorun göremiyorum. Seçim komisyonlarından birine uğradım, her şeyi denetleme ve gözetleme yetkisi olan, siyasi partilerden ve bağımsız 15 gözlemci gördüm.

Stüdyoda, “Türkiye ölüm cezasına dönecek mi” gibi sorularla kendisinden bilgi istenen T.C. Sofya Büyükelçisi Gökçe,  “bazı konuların siyasi özelliklerini yorumlamak istemiyorum” dedi ve hazır bulunanlara, “Bulgaristan bu konudan neden ilgileniyor? Sorusunu yöneltti.

Söyleşiye devamla, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusuna geçildi ve T.C. Sofya Büyükelçisi şu görüşleri savundu:  “Yanlış politikalar ve nezaketsizlik nedeniyle Avrupa’nın Türkiye’yi kenara itmesi, yanlış olur. Demokratik seçimle iş başına gelen bir lider hakkında “diktatör” veya “saygısız” gibi sözler kullanılması, aptallığın ta kendisidir.”

Büyükelçi Süleyman Gökçe, “sultan” hitabı Türkiye ile ilgili kullanıldığında incitici midir, sorusuna ise, sultan dendiğinde rahatsız olmuyorum, dedi.

Bulgaristan / Sofya

Fakti. bg

Share

Yalan Duman

BGSAM

BSP-nin görüşü

Tarih: 23. Nisan 2017

Konu:   GERP ile yalancı yurtseverler verdikleri sözlerden gerilemeye başladı.

Bizim lehçemizde sisse “duman” da denir. “Uzaktan baktım pek çok, yanına vardım hiç yok!” atasözümüzden kaynaklanan insanlarımız bir de  “yalan duman” değimini kullanır.

Bulgaristan seçimleri geçeli pek bir zaman olmasa da, seçim işlerinin bir yalan dolan, vaatler fırtınası olduğu bu defa da hemen anlaşıldı. Bu konuyu biz BGSAM olarak birçok kez işledik. İşsizlik, emekli, maşları ve zamlar gibi özellikler üzerinde ayrıntılı durduk ve seçim önü söylenen sözlerin seçimden sonra geçerliliği olmadığına işaret ettik. 27 yıldan beri verilen vaatlerden hiç birinin yerine getirilmemesini protesto edenlerin sandığa gitmediğini anlattık.

Şimdi bu gelişmelere bir de Sosyalist Partisi (BS) Başkan Yardımcısı, milletvekili Dragan Stoynev’in gözüyle bakalım.

  1. 04. 2017 tarihli “Faktor.bg” yayınından alınmıştır.

Dragomir Stoynev:

Emekli maaşlarına zam yapmak amacıyla bütün yaşlılara para yardımları, özürlü emeklilikleri ve tarım kooperatiflerinde çalışmış olanların gelirleri yeniden hesaplanmayacak, çocuk paraları arttırılacak gibi vaatler meclis kapısından içeri giremedi. Hükümet kurma yolunda uzlaşan GERB partisi ile yalancı yurtseverler “bütün emekli maaşlarına zam yapılacak” demişlerdi, ama bu defa da yalandırmışlar.

Köylerdeki hırsızlık olaylarının ve yaşlıların emekli maaşlarının zorla ellerinden alınması, gece baskınları ve mahsulün çalınmasına köylülerin dayaktan geçirilmesiyle renklenen baskılı zulmün önlenebilmesi için İç İşleri Bakanlığı’na yeni kadrolar alınacak, muhtarlıklarda görevli jandarma olacak falan filan vaatler seçim kampanyasında yüksek sesle, defalarca ve inandırıcı bir kesinlikle yükseltilmişti, hükümet görüşmelerinde hepsinin bu dönemde “olmamasında” anlaştılar. Halkı bütün dertleriyle birlikte unutmak adet oldu. İnananlar ümitleniyor, sonra hayal kırıklığına uğruyorlar. Bu defa da öyle oldu. Köylerdeki hırsızlık Bulgaristan devletinin çözemediği çok önemli bir sorun oldu. Yeni kurulacak hükümet de bu işlere para harcamak, kollarını sıvamak istemiyor.

Türkiye sınırına daha fazla askeri güç yığmak için silâhaltına yeni bölükler alınacağını söylemişlerdi. Sığınmacı akımına en gel olacağız derken, “terörizme” kök söktürüyorlardı. Oysa anlaşıldığı üzere gerilen dikenli tel duvarda delik üstüne delik varmış, kaçakçılık kanalları açık bırakılmış, halk ve Avrupa Birliği yine aldatılmıştır. Şimdi bu konularda işlerin düzeltilmesinde “olmasa da olur” nokrasında uzlaşmışlardır.

İktidara tırmanmaya çalışan güçlerin yanlışlarına işaret eden Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) Başkan Yardımcısı, Haskovo şehrinde içme suyunda uran oranının normalden birkaç misli yüksek olduğuna da değindi. İçme suyu kirliliğine Porvomay ve Valingrat şehir suyunda da rastlandığını açıkladı. Olayın 4 yıl öncesinden bilinmesine rağmen, halktan gizlendiğini vurguladı. Bu iğrençliğin en fazla endişe veren tarafı ise, içme suyunda uran kirliliğini seçimlerden önce bilen GERB partisinin halktan, her gün bu sudan içenlerden, bu suyu kullanarak yemek yapanlardan gizlemiş olmasıdır. Siyasi hesap ve hedeflerin halk sağlığından üstün tutulması protestolara neden oluyor.

BSP milletvekili Dragomir Stoynev, uran oranıyla ilgili gerçekleri gizleyen sorumlu kişinin GERB partisi Haskovo il seçim listesinde yer alan milletvekili adayı Angel Kunçev olduğuna dikkat çekerken, “halkın aldatıldığını” belirtiyor.

BSP Başkan Yardımcısı Stoynev, Haskovo şehrinde ve diğer yerleşim yerlerinde içme suyundaki uran oranı ve halk sağlığı için içerdiği tehlike konusunun mecliste grubu olan bütün partilerden bir ortak çalışma grubu oluşturulmasını, inceleme yapılmasını, gerekli önlemlerin hemen alınmasını istedi.

Stoynev, GERB partisinin ve yalancı yurtseverlerin seçim vaatlerinden döndüğünü, aralarında uzlaşma sağlayabilmek için geri adım attığını vurguladı. Seçimlerden önce 300 leva asgari emekli maaşı vaat eden GERB ve yalancı yurtseverler, şimdi 200 leva üzerinde anlaşmışlardır. Emeklilik primleri yeniden hesaplanıp tüm emekli maaşlarına zam yapılması vaatleri daha ilk hafta suya düşmüştür.

Zamlara da değinen Stoynev, seçimden önce doğal gaz fiyatına en fazla % 13-14 zamdan söz eden GERB ve yalancı yurtseverlerin, seçimden sonra daha kabine kurulmadan % 30 oranında zam tekliflerine olumlu baktıklarını bildirdi.

“Oraşarski” hükümetinde (29 Mayıs 2013 – 7 Kasım 2014) Enerji Bakanı olan Stoynev, bu zam isteğinin çok yüksek olduğunu ve tüketici tarafından kabul edilebilir bir yanı olmadığını vurguladı.

GERB ve Yalancı Yurtseverler arasında, 240 kişilik Bulgar meclisinde, 122 milletvekili çoğunlukla ortak hükümet kurma görüşmelerine devam ediliyor.

Share

Gerçek Durum

Evgeni Daynov

Tar,h: 20 Nisan 2017

Konu:   Bulgar okulları ulusal güvenlik için tehlike arz ediyor.

Bulgarların serpilip açan Rus emperyalizmi konusunda neden doğru dürüst fikir sahibi olmadığını soruyorsunuz? Bu soruyu kendime sormuyorum, çünkü artık yanıtını biliyorum. Size de anlatayım. Sofya Üniversitesinde, yakına kadar liseli olan yeni öğrencilerimin dikkatini Ukrayna bunalımına kilitlemeye çalıştım. Örnekliyorum:

“Bir grup Rus’un Sofya’da “Üniversiya’da” salonunda toplandığını ve Bulgaristan’daki baskı altında bulunan Rus ulusal azınlığı temsilcisi ilan ettiklerini ve Bulgarların zulmünden gerçekten korunmak için Putin’den asker göndermesini istediğini düşünün. Tepkiniz ne olurdu?”

 

Yanıt beni şaşkına çevirdi.: “Razı olmayız, fakat engel de olmayız…”

Bir müddet nefeslendikten sonra yine soruyorum: “Kime engel olmayacaksınız?”

Cevap: “Rus askerlerine engel olmayız…”

Bulgar topraklarına giren Rus askerlerine mi?…” diye ekliyorum.

Evet, onlara, onlar bizim kardeşlerimiz, geldiklerinde bize kötü bir şey yapacaklarını biliyoruz.…”

 

Grubun yarısı bu görüşte birleşti. İkinci yarısı razı olmasa da, gelen Rusların Bulgarlara iyi davranıp davranmayacağını tartışmaya açtı. Rusların hangi anlaşma ve yasalara göre Bulgaristan’a gelecekleri, herhangi sözleşmeyi çiğnedikleri, ülkeye girerken hangi yasaları ve anlaşmaları hiçe saydıklarını konu eden yok.

 

Olayı değişik yönden ele alıyorum:  “Razgrat bölgesinden, bir grup Türk’ün kendilerini Bulgar’dan korumak için Türk Ordusu’nu davet ettiğini ve Türk askerlerin bölgeye indiğini düşünün. Tepkiniz ne olur?”

Cevap: “Bu olamaz!”

Neden?” Diye sorduğumda aldığım cevap şu oldu: “Türkler bizi asırlarca esaret altında tutmuştur ve geldiklerinde bizi ezerler…

Size bunu siyaset bilim diliyle anlatayım. Örnek olarak sunduğum iki olayla ilgili söz alıp fikir beyan edenler, ( hayali Rus saldırısı) ile razı olanlar ve bunu kabul etmeyenler olmak üzere hepsi, bağımlı, köle ruhlu kişiler olarak örnekleri tartıştı. Dıştan gelecek bir hakim gücün meşruluğundan söz edilmedi. Umutlarını, yeni egemenin (ilk örnekte Rusların) kendileriyle iyi geçineceğine bağladılar.  Korkuları ise, yeni efendinin kendileriyle kötü davranacağından (Türk örneğinde) kaynaklanıyordu. Öğrencilerimden hiç biri, Avrupa vatandaşı olarak,  dış ülkeden egemen bir gücün ülkemize gelip yerleşmesine engel olmayı düşünemedi. Günümüz Avrupa uygarlığında esas olanın üye ülkelerde dış egemen bir güç olmaması olduğuna akıl eden olmadı. Avrupa uygarlığının, yalnız egemenler ve boyunduruk altında bulunanlar olan, “Avrasya” uygarlığından farkını da göremediler. Öğrencilerimden hiçbirisi, egemenlikten,  devletlerarası sözleşmelerden, ulusal devletten, (hayali de olsa dış ordunun davet edilmesi kurallarından), böyle bir dış gücün ülkemize girmesinin yasallığında vb söz açmadı. Endişe odağı olan, yenilerin iyi mi yoksa kötü mü olacaklarıydı.

 

Saldırganlara karşı vatan için savaşmayacak mısınız ?” diye sordum.

Hayır. Çünkü Bulgaristan hiçbir konuda söz sahibi değil. Her şeyi düşünüp çözen büyük devletlerdir.” Dediler.

 

Fransa’dan şu örneği verdim.

1940 yılında Fransa’da durum şöyleydi: Ülkede hâkimiyet kuracak yeni güçlerle ben nasılsa anlaşırım hesaplarıyla, hiç kimse Alman ordularının ülkeyi işgal etmesine karşı durmuyordu. Yalnız bir avuç pilot-yazarla, birliklerinden birisinin genç astsubayı De Golle Alman istilasına baş kaldırdı. Pilot yazarlar şehit düştü, De Golle, Fransız hükümetince ölüm cezasına çarptırıldı.

 

Ben o yıllarda Fransızların içini kemiren sorunun ne olduğunu bilmiyorum. Ne ki. Okul bitiren genç Bulgarların sorunlarını biliyorum. Onların yabancı dil bilmeleri, internet kullanmaları, “Batıyı” gidip görmüş olmaları, kendilerini Avrupalı gençlere benzeten çizgileridir. Bulgar gençlerin bilinç yapısı “Avrasya” tipidir. Onlar kendilerini devlet ve sosyal yapının temellerinde bulunan, hakları olan, özgür vatandaşlar olarak hissetmiyorlar. Bunun sebebi ise, onların kendilerini kendi başlarına herhangi bir şey yapıp başarı elde edebilecek serbest bireyler olarak duyulamamalarında gizlidir. Yani onlar kendilerini çözmeleri gereken tek sorun “Patronum adam çıkar mı?” sorusuna kilitlemiş, tamamen bağımlı bireyler olarak kabullenmişlerdir. Kısmetleri yaver giderse, yeni efendilerine verdiklerinden fazla ondan alacaklar, talihsizseler ise, onlardan gidecek ve kendileri için bir şeyler tırnaklayamayacaklar.

 

Kuşkusuz, onlar, çaresizliklerine çözümü bir de devlet üzerinden çözmeye çalışıyorlar. Bulgaristan onların ruhları gibi küçüktür. Onlar gibi, Bulgaristan da çaresizdir. Bu nedenle, onlar gibi, Bulgaristan’ın da bağımsızlığını savunması imkânsızdır. Çünkü Bulgaristan’ın bağımsızlığı sorunu, kendi elinde değil, büyük güçlerin elindedir.  Yani patron ne derse o olur!

 

Bulgar okullarından çağdaş yurttaş çıkmadığı, okul bitirenler durumun kurbanı olduğu yıllardan beri biliniyor. Okuldan, ancak hizmet sunabilen köleler, hademeler çıkıyor. Başlı başına bir skandaldır bu. Yukarıdaki örneklerden çıkardığım tüyler ürperten sonuçlarla, Bulgar okullarının yalnızca gelecek nesilleri imha etmekle kalmayıp, okullar yani sorumlu merciler, ulusal güvenliğimiz için dolaysız tehlikesi de oluşturuyorlar. Bundan dolayı, çocuklar üzerinden oynanan oyunlar ulusal ihanettir.

 

Her yılın Eylülünde üniversiteye gelen öğrencilere şu soruları sormaya devam ediyorum:

İnsan hakları konusunda bir bilginiz var mı?

İktidarda kuvvetler ayrışımı ne anlama gelir?

Bulgar Anayasası üstüne bildiklerinizi anlatır mısınız?

Avrupa Birliği; NATO nedir?

Yasaların üstünlüğü ne anlama gelir? Vb.

Her güç hep aynı cevabı alıyorum: “Bilgimiz yok.”

Onlara bu dersler okunmuş, fakat hepsi bu bilgilerin “kitaplara ait olduğunu”, gerçek hayata onlara ihtiyaç olmadığını düşünmüşler. Gerçek hayatta, aslında, geçerli haklar, özgürlükler, anayasa, kanunlar, erk ayrımı yok gibi.  Hayatta her şeyi çözen büyüklerdir. (İri oyuncular, kodamanlar, büyük paralar, büyük devletler.)

 

Onlar dünkü öğrenciler ve sanki hiç bir şey onlara bağlı değildir. Onlar kendilerine emredileni yapıyorlar.  Kısmetlerinde iyi yürekli bir patronla çalışmak olduğuna inanıyorlar. Bulgaristan da kendisine buyrulanı yapıyor ve istilacı Rusların gelmesi beklenen Türklerden daha iyi yürekli olmasına bel bağlıyor.

 

Umut edenler….Bekleyenler… Kendilerini savunmaları fikri onlara tamamen yabancı ve anlaşılır gibi değil, aynısı muhtemel bir saldırı esnasında Bulgaristan’ın savunulması gerektiği gibi…Hiçbir kimse bir şeyler yapabilecek durumda değil. Her şey Büyüklerin elindedir.

 

Ben öğrencilerime bu hususları anlatıp açıkladıktan sonra her defasında şu soruyu soruyorum: “Bayan öğretmenler bize üç denize yayılmış Bulgaristan tarihini anlattılar değil mi?”

 

Hepsi birden “Eveeeet!” diye gururlu bir edayla cevap veriyorlar ve sanki bizim de bildiğimiz bazı şeyler var demek istiyorlar.

 

Şu üç denizi söyleyebilir misiniz?” diye devam ediyorum.

Susuyorlar: Renklere göre bulmaya çalışırken “Kara, Ak ve Kızıl” diyorlar.

Yıllardan beri üniversite hocasıyım ve bugüne kadar hiçbir öğrencim HİÇ BİR ÖĞRENCİM şu üç denizin adını adam gibi söyleyemedi. Onların çok sevdiği şu üç deniz dersleri okullarda böyle öğretiliyorsa, diğer derslerle ilgili ne diyebilirim? Ve ansızın şu Avrupa’da “vatandaş toplumu” (sivil toplum) adıyla bilinenle ilgili bir şeyler sorayım mı acaba diye kendi kendime sayıklamaya koyuluyorum.

 

Fakat sormalıyım. Çünkü okul eğitimimizde zorunlu bilinmesi gereken 260 husus var. Sivil toplumu neden öğrenmiyorlar. “Dünya ve toplum” gibi terimleri neden bilmiyorlar. Neden ilgisizler?

 

Bu gerçeklerin öğretilmesi ve hayat kılavuzu olması için Bulgaristan’da eğitim reformu yapılıp her şey “baş aşağı” edilmelidir, yani şimdi baş olan, bundan böyle ayak olmalıdır.

Bundan dolayı şimdiki okullarımızda “sivil toplum” cilası silinerek, üstün körü anlatılıyor.

Bulgaristan Eğitim Bakanlığına göre, okutulan derslerin hepsinde “sivil toplumdan” bir şeycikler var. Bu nedenle, okul bitiren öğrenciden beklenen şudur: (Bakanlık evraklarından alınmıştır) Avrupa Birliği, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu vb gibi dünya ekonomik kurumları üstüne bilgi sahibi olmak; dünya ekonomisindeki çağdaş eğilimler üstüne sonuçlar çıkarabilmek…; toplumsal yaşam üstüne dünya dinlerinin etkisini anlatabilmek; iş yasaları ve istihdam gibi konularda iş yasalarının sosyal yönlerini açıklayabilmek; Bulgaristan’da seçme hakkı ve seçim sistemini tanımak; .. Küresel gelişimde Bulgaristan’ın yerini izah edebilmek..vb.vb.

 

Öz haklarını savunma, toplum içinde beraberce var olma; kendi ülkende kendini ayakta tutma gibi hususlar çok basitleştirilerek, anlatanın kendisinin anlattıklarını anlamadığı aynı papağan gibi konuşma düzeyinde noktalanmıştır. Üstelik bu söylem, kişiden anlamasını beklenilmeyen şeyler üstünedir. Üç denizle ilgili olduğu gibi, yaranmak için zikredilen bilgiler. Okutulanların hepsi aslı olmayan şeyler, okutan ile okuyan birbirini aldatıyor…

 

Öğrenci okuldan köle olarak çıkıyor. Kolektif veya tek başına bir şey yapmayan bir köle! Çünkü öğrenci için gerçeklik okul kitabından yazmayan bir şeydir. Gerçek olanı anlatan basın, radyo ve TV, sokak ve babaanne.. Önemli olan sana kol kanat açan birini bulmandır. Senden yararlanacak birini bulman…

 

Sivil eğitimin “Bulgarlaştırılması”, yani eğitimin tehlikesiz bir duruma getirilmesi veya köle eğitimine engel olunmaması çalışmalarında, eğitim felsefesi çarpıtılmıştır. Öğretmenler Sendikası Başkanına göre, Bulgaristan’da sivil eğitim şudur:  “Sivil eğitim yurttaşlık ve sosyal belleğin nesillerin deneyimlerini ve onların tarih bilincinin yeniden üretilmesini sağlamalıdır.”

 

Çaresiz ürkek çocukları başına buyruk vatandaş durumuna yükselteceğimize, sivil eğitim düzeyini Üç Denizi olan Bulgaristan’a indirgiyoruz. Aynı konu üzerindeki tartışmalar şöyle devam ediyor: “Kişinin devlet karşısındaki yükümlülükleri ve onun devletten bağımlı durumu.”

 

Yalan söylemiyorum. Bayan öğretmenlerin Başkanına göre, sivil okullardaki eğitim “Üç Denizi olan Bulgaristan” ve “(devletin kişiye karşı olan yükümlülükleri değil) kişinin devlet karşısındaki yükümlülüklerini bilmesine” indirgenmiştir. Okul kitapları üstüne yapılan analizlerden çıkan ortak sonuç şudur: öğrencilere hakları, özgürlükler ve kendi başlarına iş görmeleri öğretileceğine, onlar son hesapta “ulusal ruhun”, “ulusal özün”, “ulusal değerlerin”, “ulusal geleneklerin” vb türlü güvecine dolduruyorlar;

 

Bu nedenledir ki, bu “ulusal ruhun” var olduğu ortam olan Vatan, başka bir devletin askeri tarafından istila edildiğinde, onu hep birlikte korumamız ve kurtarmamız gerektiği bilincine varamıyorlar. Tam tersine, ilk akıllarına gelen, istilacıların kendilerini dayaktan geçirmeyeceği saçmalığıdır. Bağımsız vatandaş eğiteceğine, köle olmaya hazır nesil yetiştirmekse, ulusal ihanettir. Üstelik böyle bir durumda ilk ödevlerinin vatanın bağımsızlığı bilincinde olan gençler yetiştirmemek ise, VATAN HAİNLİĞİDİR.

 

Bulgar toplumunun Putin’in saldırganlığı karşısında uyuklamasının temel nedeni budur. Bulgarların beklentisinde, ama başımıza patlamadan, bu işleri geçiştirelim umududur. Çünkü eğer Putin Bulgarların kendilerini savunmayacağını bilmiş olsaydı, artık burada olurdu.

Kaynak: dnevnik.bg

Share

Türkiye’de Ufuk Açıldı

Rafet ULUTÜRK

Tarih: 17 Nisan 2017

Konu:   Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Başkanlık tarihi başladı.

         Yirminci Yüzyılda Milli Kurtuluş Hareketleri Çağı Açan Türk Halkı

         Yirmi Birinci Yüzyılda Cumhurbaşkanlığı Başkanlık Çağı Açtı. 

        Türkiye Dünya yönetiminde söz sahibi olmaya adımını attı                                 

Yüzde 87’sinin katılımıyla, 16 Nisan 2017 halk oylaması, Türkiye’mizin demokrasisini ve siyaset sistemini bir basamak yukarı taşıdı. Abdulhamitin yetiştirdiği Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet düzenimiz ve gücünü TBMM’nden alan demokrasimiz 98 yıllık gelişiminde verebileceğini verince yetkinleşme doruğuna ulaşmıştı.

Seçim zaferine yansıyan halk irademiz sonsuz bir ufku olan Türkiye’ye yeni yol seçti. Hepimize kutlu olsun.

Türk halkının kendini yenileme kudreti tüm dünyaya parmak ısırttı.

Biraz geriye bakalım.

Cumhuriyet dönemimizin ilk 30 yılında, dünya geçen yüzyılın bel kıran bunalımları içinde kıvranırken, Türkiye’miz devrimler ve sıçramalı atılımlar gerçekleştirmişti. Padişahlık yerine halkımız öz devletini kurdu. Toprak köleliğini demokrasiyle değiştirdi. Feodal üretim ilişkilerinin yerini serbest Pazar ekonomisi aldı.

Sosyal hayat kökten değişti.

Türklüğün yeniden uyanış ve dirilişi devlet tarafından örgütlenen ve yönlendirilen modern eğim, kültürel kalkınma sistemine dayandırıldı. Kadınlarımız sosyal, ekonomik ve siyasi hayata kazanıldı. Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ve layiklik ilkeleri kamu yaşamında belirleyici oldu.

Emperyalizme karşı zaferlerle gelen Cumhuriyet Türkiye’sinde istiklale, bağımsızlık ve vatandaşlarının kardeşliğine oturmuş demokrasiye diktatörlük, halkımızın Atasına diktatör diyenlere beraberce verdiğimiz cevap hep şu oldu: İnsanlık tarihinde hukuktan ve demokrasiden çıkmış bir diktatör yoktur. Bu gerçek bugün de geçerlidir.

Hedefler-indekiler:

Milletimiz büyüdükçe üniter yapılı ulusal devletimize, demokrasimize tek partili siyasi sisteme dar geldi. 1950’lerden başlayarak çok partili siyaset sistemine geçtik.

Geçen yüzyılın ikinci yarısında Türkiye demokrasisinin yetkinleşme çabaları üç defa kırıldı.

60’lı, 70’lı ve 80’lı yıllarında Türkiyeyi ebatları dış güçler tarafından belirlenen demokrasi kalıbı içinde görmek isteyenler üç defa askeri darbe yaptı. Hak ve özgürlüklerimizi budadı. Aramıza nifak soktu.

Halkımızı parçalayıp kutuplaştırdı.

Bizi güçsüz gördüler, çaresiz gösterdiler malımızı, mülkümüzü, bugünümüzü, geleceğimizi ve umutlarımızı esir almaya çalıştılar. Devlet yapımızı ve sosyal ilişkilerimizi kendi hayallerine göre düzenletmek isteyenler. Anadoluyu Trakya’dan, Ege’yi Marmara’dan, Güney Doğu’yu Türkiye’den koparmaya çalıştılar.

Türklerin arasından Türk düşmanları eğittiler, silahlandırdılar, dağa çıkardılar, yetiştirdikleri teröristlerin kafasına cennet yolunun

Türk öldürmekten, Türkiye devletini yıkmaktan geçtiğini diktiler. 50 yıldan beri ruhsuz ve duygusuz Türk katili yetiştiriyorlar. Üstelik irfan ocaklarımıza, eğitim sistemimize girdiler. Subay, hukukçu, yayıncı, televizyoncu ve gazeteci yetiştirerek Türkün en büyük değeri olan devletinin özüne sokuldular ve emirlerindeki sürü sürü fetocu cenaze imamlarıyla Türk bilincini, Türk toplum ve devletini, 80 milyon Türkün geleceğini yok edip gömmeye çalıştılar. Halkımız tüm bu sinsi, ikiyüzlü, katil ruhlu güçlerin defterini dürmeyi başardı.

Geçmişimizde unutulmayacak tarihler var.

Çanakkale, Sakarya ve İzmir zaferleri… Cumhuriyetimizin kuruluşu…

İstiklal ve istikbal gönderimizde al yıldızlı sancağımızın dalgalanması… Tek partiliden çok partili demokrasiye geçişimiz. Egemenlik ve demokrasimizi hançerleyen askeri darbeler. Dipçik altında çekilen zulüm! Türk halkı bu çekilerimizin gözleri Anadolu’da olan dış güçlerin emriyle yapıldığını duyumluyor ve durumun bilincindeydi. Yirminci yüzyılda işini gücünü bırakan dış düşman bize bir hastalık yakıştırmaya, “dünya nereye siz nereye” demeye çalıştı.

Başkanlık sistemine giderken:

Ne var ki, geçmişini akıl süzgecinden devamlı geçirerek geleceğini arayan Türk toplumu yirminci yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla sıçrarken ufkumuzu bir perde daha açılabilmek için anayasal sistem değişikliği gerektiğini görebildi. Bugüne gelebilmek için yapılması gereken askeri vesaitlik sisteminin kaldırılmasıydı ve yapıldı.

Darbecilerin eli kolu bağlandı. Güçlü Türkiye hedef oldu.

Bölgesel ve küresel yapıda Büyük Türkiye’ye yer açılması için daha dinamik, daha süratli davranmak, daha fazla ve daha kaliteli üretmek, ulusal birliğimizi ve kültürümüzü çağdaş uygarlığa taşımamız gerekiyordu.

Bu yoldaki büyük hamlemize gerekli kaynak ve kudret geçen yüzyılın sonlarında Türk halkın bağrından Sayın Recep Tayyib Erdoğan’ın önderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin doğmasıyla gerçekleşmeye açıldı. Atatürk, Türkiye’ye demokrasi getirdi. Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’de özgüveni ve demokrasiyi meşrulaştırdı ve Başkanlık sistemine yüceltti.

İmrendiren 15 yıl:

Dünya ekonomisi, huzuru, nüfusu, maneviyatı vs. bunalım burgacında bocalarken Türkiye’mizin şu son 15 yılda kişi başı Gayri Safi Milli Gelirini 3 defa büyütmesi birçokların bakış açısını değiştirdi. Modern semtler ve şehirler, hızlı trenler, yarılmış yollar, geçitler, tüneller, limanlar, dünyanın en büyük kıtalar arası raylı ve karayolu köprüleri, iki üç karlı raylı ve otoyol su altı geçitleri, kıtalar arası emsalsiz uçak alanlarıyla yeni altyapı kurdu. Küçük, orta ve büyük ölçekli kendi kendine yeten çağdaş Türk sanayisi kurdu. 2 bin metre çevremizi besleyip sulama, giydirip kuşatmaya başladık. Kadım ve modern kültür ve turizm merkezi olduk.

Terörün omurgasını kırdık:

Türkiye’mizin bölgesel güç olmasını hazmedemeyen emperyalizm PKK, PYD, DEAŞ ve başka terör güçlerine arka oldu. Sınırlarımızda bölgesel savaşlar alevlendirdi. Suriye ve Irak yanıyor. Kıvılcımları Türkiye’ye de sıçratma çabaları artıyor. Yıllardan beri 4 milyon sığınmacıya bakan Türkiye Cumhuriyeti Avrupa kıtasını sığınmacı istilasından korudu ve kurtardı.

Fırat Kalkanı” operasyonuyla uluslararası terörün belini kıran ilk ve bölgede en güvenilir güç oldu. Burada dost düşman dikkatini çekense kendi silahımızla, tank ve topumuzla, helikopter ve uçaklarımızla, kara ve hava savunma sistemlerimizle terörcü düşmana göz açtırmayan ülke oldu. Şehirlerdeki hendeklerin temizlenmesiyle  Güney Doğu Anadolu’nun vatan topraklarımızdan koparma planları suya düşürdü ve hepsini birer birer temizledi.

Terörist hayallerin kurutulması Türkiye’ye güven ve huzur taşıdı ki, 16 Nisan halk oylamasında Büyük ve Güçlü Türkiye yolu açıldı. Bu kararlılığa Güney Doğulu seçmenin oy vermesi de dikkat çekicidir.

Emperyalist komplo çökertildi.

Bu arada, emperyalist devletlerin yarım asır çalışarak, FETO yuvalanmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nde bir paralel devlet yaratarak 15 Temmuz’da askeri darbeyle devlet erkini ele geçirme iğrençliği yaşandı.

Anadolu’yu ve Trakya’yı Türksüz bırakma sinsi planları da suya düşürüldü. Memleketimizde bir siyasi sistem değişikliği gereğinin kaçınılmazlığı büyük bir inandırıcılıkla o an da ortaya çıktı. Yürünmesi geçen yolun Anayasa değişikliğiyle iki başlı yönetim ve yürütme sisteminden kurtulma zorunluluğunu gündeme getirdi.

Türkiye’mizin iç ve dış düşmandan arınması çabalardan yeni ruh doğdu. Dünya etnik, ekonomik, sosyal, tekniksel, teknolojik vb sorunlarını başarıyla aşmış, farklılıkların bütünlüğünden güç alan bir Türk erkinin yenilmez gücünü hissedince neo-realist bir politika seçti.

Yeni durum ve Almanya:

Bu yeni durumu önce Almanya başta olmak üzere, Avrupa Birliği devletlerinin hırçın, kıskanç, oyun bozmayı hedefleyen tavırlarında gördük. Sığınmacılarla ilgili sözleşmeleri yerine getirmediler.

AK Parti siyasi ekibinin sayıları 4 milyonu aşan AB ülkelerindeki seçmenlerimizle kucaklaşmasına engel olundu, ne var ki beklenen sonucu alamadılar. Halkın lideri Sayın Erdoğan’a kişisel saldırı ve benzetmeler yaparak gülünç duruma düştüler.

Almanların Yakın Doğu ve Balkanlarla ilgili bölüp parçalayıp egemenlik kurma gibi sinsi planlarını gemleyecek güç Büyük Türkiye olacaktır.

Yarınların 100 milyonluk Büyük Türkiye’si karşısında Yakın Doğu’da olduğu gibi Balkanlarda da toslayacağını gören Almanya kıvırmaya başladı. Ekonomisi dünyada ilk 10’a giren Türkiye Başkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Federasyonu lideri Vladimir Putin’le eşitle eşit olarak temas etmesi ve AB yönetim ekibini ikinci sıraya çekmesi, dost geçinen ancak hep düşman olanların maskesini indirdi.

Önemle belirtmek istediğim, AK Partinin seçim zaferi Bulgaristan’daki Türk düşmanlarının, sınır kapılarında kuduranların ve “ah şu bir buçuk milyon Müslümanlardan kurtulabilsek” planları yapanların hevesini kursağnda kaldı söndürdü ve bir anda hepsini Türk düşmanlığının kokuşmuş bataklığına itti.

Yeni Ufuk:

Yirmi Birinci Yüzyılda eski kıtada sandık gücüyle düzen ve sistem değiştiren halk yoktur. Bir defa, seçime katılmayanların seçime katılanlardan kalabalık olduğu Bulgaristan’da ve bütün eski kıta ülkelerinde, demokrasiye Türk halkı kadar inanmış ve dört elle sarılmış bir halk yoktur.

Yenidünyada demokrasinin bölgesel ve kıtalar arasının kalesi Büyük Türkiye olacaktır.  16 Nisan 2017 Türkiye referandum sonuçları Türkiye devletinin bölgesel büyük güç olmasına yol açmış ve güvence vermiştir.

Seçimden sonra Balkan ülkelerinde çıkan bütün gazetelerin “Türkiye Yeni Yolunu Açtı” başlığında birleşmeleri, bölge halklarının bekleyişine en büyük cevaptır.

Türkiye halkına, tüm soydaşlarımıza ve Türkiye’den beklentileri olan bölge halklarına ve dünya demokratik güçlerine  Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı Başbakanlık sistemi kutlu olsun.

Türkiye aydınlığı Tüm komşularımızın ve halkların aydınlığıdır.

Yirminci Yüzyılın başında Dünya Ulusal Kurtuluş ve egemen ve bağımsız devletler çağını açan Türk halkı, yirmi birinci yüzyılda demokrasiyi daha yüksek bir düzeye taşıyarak, Cumhurbaşkanlığı Başkanlık sistemini başlattı. Türk halklara mübarek olsun! Türk Dünyasına ve Dünya mazlumlarına hayırlı olsun!

16 Nisan 2017 seçim zaferimiz hepimize kutlu olsun!

BULTÜRK

Rafet Ulutürk.

Share

BAHÇELİ’YE ve ERDOĞAN’A inanıyor ve güveniyoruz!

Rafet ULUTÜRK konuşması;

Değerli konuklar ve değerli misafirler: “Bulgaristan Türkleri Birlik ve Kardeşlik Panelimize” ilgi duyan ve bu akşam bizimle beraber olmaya zamanınızı ayıran kardeşlerim, 26 Mart’ta yapılan Bulgaristan erken genel parlamento seçimleri ve 16 Nisanda, Türkiye Cumhuriyeti’nde düzenlenecek HALK OYLAMASI arifesinde durum değerlendirmemize BİRLİK VE KARDEŞLİK PANELİNE HOŞ GELDİNİZ… SEFALAR GETİRDİNİZ…

Değerli misafirler Türkiye bizim işimize karışmıyor.

Biz hür iradeli insanlarız, son seçimde bazı siyasetçilerin egoları ön plana geçmiştir. O egolular değil, fakat biz Bulgaristan Türklerinin sivil toplum örgütleri bu işte tarafız, çünkü Bulgaristan vatandaşıyız. Seçme hakkımız var ve bizim için oy kullansın diye kimseye vekalet vermedik.

1356’da Çanakkale’yi geçip Rumeli Balkanlara yerleşen atalarımız da hürdüler. Yeni topraklara insanlığın görüp göreceği en üstün zekâyı gönüllü taşıdılar. O gün bugün, koca dünyada değişen pek fazla bir şey olmamıştır, desem yanlış olur.

Kılıcımızın daha iyi kestiği ve toplarımızın daha güçlü patladığı için 1453’te Doğu Roma İmparatorluğu’nun yerine geçebildik. Tarihte çağ açan zaferler, üstün olan uygarlığın zaferidir. Ve biz o Avrupa karanlığında parlayan yıldızın bugün parlayan ışıklarıyız.

600 yıl önce dünya işlerine akort verenler bizdik, günümüzde bazı anahtarlar onların eline geçti. Değişmeyen bir şey kaldıysa, o da, belirleyici olanın yine insan zekâsı ve yine aklın rolü olduğuna işaret etmek isterim.

Dünyayı değiştirenler hep akıllı ve zekiler olmuştur. Bu tezi savunmak için bin bir dereden su getirmeme gerek yok. Amerika’da Bill Geyts ve 2 arkadaşı, yani sadece 3 kişi, 2016’da 80 milyonluk Türkiye’mizin ürettiği Gayrı Safi Milli Hâsılaya eşit değer üretti. Yorumu siz yapınız.

Bizi düşmanca yönetenlerin 140 yıldan beri yaptığı en önemli iş, yavaş yavaş dünyamızı karartmak ve bizi karanlığa alıştırmak oldu. 

Bu cümleden kimliğimizin, zekâmızın, insan severliğimizin ve medeniyetimizin üstünlüğünü karartmak, dilimizi, dinimizi, kültürümüzü, düşünme kabiliyetimizi karartmak, köreltmek ve zekâmızı kısır kılmak oldu. Yaratan biz Türkleri hem zeki hem de sabırlı yaratmıştır.

Tarihimiz, 1815’te ters dönmüştür. O gün bu gün Avrupa’dan çekiliyoruz. Büyük Atatürk Sakarya Savaşında son kalemiz Anadolu’nun istilasını durdurdu. Daha o zaman 1815’te başlayan Avrupa’dan çekilmemiz durmadı, “93 Harbinden” sonrada daha da yoğunlaştı.

BULTÜRK yönetimi olarak biz, Bulgar devletinin 140 yıl süren Türk düşmanlığı birikimiyle aramızdan kimliksizleştirmeyi ve asimile olmayı kabul etmeyenleri, pirinç taşı ayıklar gibi ayıklayıp, vatandan kovma siyasetini iyi biliyoruz. Birazdan hepinize dağıtacağım ve boş zamanlarınızda okumanızı önermek istediğim, “Türk Dünyasında Bir Bulgaristan Türkü 50 Yıllık Mücadele” ve “Bulgaristan Türklerinin Durumu” Osman BÜLBÜL Hocamızın ve Musa VATANSEVER abimizin eserlerinde düşmanlık mantığının işleyişini analiz ettiğimizi okuyabilirsiniz.

Hepimizin bildiği gibi Bulgaristan devleti her geçen gün daha baskıcı ve faşizan tutum izleyerek ülkedeki Türkleri sindirmeye asimile etmeye, Jivkovun yolunu sürdürmeye çalışmaktadır.

26 Martta yapılan Bulgaristan Genel seçimlerde Hain DPS-HÖH nin Bulgaristan siyasi arenasından uzaklaştırmak için bir çok çaba içerisine girildi. Ancak özlenen ve beklenen neticeye ulaşılamadı, çünkü strateji yoktu.

Bulgaristan yönetimi durumu nekadar zorlaştırır ise zorlaştırsın gelecek seçimler için daha iyi program ve planlama ve daha iyi strateji ile Bulgaristan parlamentosuna gerçekten Türk-Müslüman topluluğunu temsil edecek Milletvekilleri çıkartacağımıza gönülden inanıyoruz. Bizim Bulgaristan’da ve tüm Balkanlarda güçlü ve güven içinde olabilmemiz Ana-Vatan Türkiye’nin ne kadar güçlü olduğuna bağlıdır.

İşte bu nedenle Biz Bulgaristan Türkleri o Büyük ve Güçlü Türkiye için ülkemizin 2023-2053-2071 hedeflerine ulaşabilmesi için tüm imkanlarımızı seferber etmeliyiz. Bu nedenle 16 Nisanda yapılacak referandumda yani Halk oylamasında GÜÇLÜ TÜRKİYENİN YOLUNU açabilmemiz, tüm engelleri ortadan kaldırabilmemiz için EVET demeliyiz.

Bizler Atalarımız gibi HAKKN VE ADALETİN YANINDA OLMALIYIZ.

GÜÇLÜ TÜRKİYE AYNI ZAMANDA GÜÇLÜ TÜRK DÜNYASI DEMEK VE TÜRK DÜNYASININ SORUNLARININ HALLEDİLMESİ DE TÜRKİYE’NİN GÜCÜ ORANINDA OLACAKTIR.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin temellerinde kanı olan soylarımız, biz Bulgaristanlı, Rumeli-Balkanlı Türkler, geleceğimiz açısından kutlu bir gün olan, 16 Nisan 2017 Pazar gününde Anayasa değişikliğine ve Başkanlık sistemine “EVET” diyenlerin başında, alaylarında ve denizinde olacağız.

Yolumuz, “BÜYÜK ve GÜÇLÜ TÜRKİYE” yoludur.

1815’ten beri suyu çekilen büyük ırmağın yatağını gelecekle doldurma yoludur. Başarısızlıklara son verme ve zaferlere yeniden açılma yoludur. Bu muzaffer yolda toplumumuzun BABASI, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkanı, 21. yüzyıl yıldızı, Türkiye halkının, hepimizin, Türk ve İslam Dünyasının büyük önderleri Sn.Devlet BAHÇELİ ve Sn.Recep Tayyip ERDOĞAN’a inanıyor ve güveniyoruz!

Bunun için Biz Balkanlar “EVET” diyoruz.

Bu nedenle Güçlü Türkiye’ye EVET diyoruz ve tüm katılımcılar bir daha cani gönülden teşekkür ediyorum. Türkiye’de bu Halk Oylaması Vatanımıza ve tüm Türk Dünyasına hayırlı ve uğurlu olmasını cani gönülden dileriz. Sağ olun var olun Allaha emanet olun.

Share