Bir Mucize Bekliyoruz

BGSAM 29 Kasım 2018

Konu: Bulgaristan’da bu utancı dünyanın en büyük vinç gelse kaldıramaz.

 

Henüz utancından yerin dibine batan yok. Bir önceki “Hepiniz İstifa ediniz” (25 Kasım 2018) başlıklı yazımızda anlattıklarımız kumar masasında olsaydı, iflas eden tabancasını çekip kafasına sıkardı.

Ne var ki bu iş yürek ister.

Sonra Bulgaristan Diyaneti Baş Müftülüğü ve bu kuruma bağlı tüm vakıf mallarımıza gelen hacız ve satışın başlaması yeni veya kişisel bir olay olmadığından bu işlere bakmaktan geçinen “yüksek” memurlarımız kaşınmaya alışmışlar ve hatta uyuz olmuşlar, ne olursa olsun onların hiç birinin cebinden çıkan bir şey yok.

İşine bakmayanlar bir kaç idareci…

Telefondan paylaşılan bahaneler kabul edilmiş gibi. Aklı başında Bulgarlar “rezil” oluruz derken, aşırı milliyetçi medya dışında herkes bu hafta düşen karın altında kendine kuytu bir yer aradı. Haciz uygulayanlar “Bankya şehri ortasında bir ceset gibi duruyordu, değiş tokuş teklif ettik, Baş Müftülük kabul etmedi” gerekçesi ardına gizleniyor.

Bu tuzağı da eski “Baş Müftü Prof. N. Gençev kurdu” diyenler var. Ankara’dan da ses çıkaran pek olmadı. Çöken DOST partisi ve L. Mestan projesinin baş mimarı olan Aziz Pabuşçu, aşırı milliyetçi sözüm ona “Bulgaristan’ı Kurtarmak İçin Milli Cephe” partisinin faşist propaganda yapan “CKAT” TV programına yem oldu.

Hiç birinde olmayan yüksek bilince göre, ata mülkümüze, Türk Müslüman kimliğimizin maddi temellerine el konmuş da ne olmuş!? Haydan gelen huya gider! Biz kelepirin kıymetini bilemeyiz! gibi basmakalıp sözler sohbetlere tuz biber oluyor.

Uyut milleti al parayı

Yalnızca Arap Büyükelçiliklerine, İran Büyükelçiliğine, Rusya Federasyonu ve Birleşik Amerika Sofya Büyük Elçiliklerine girip çıksalar veya temasları (nabız yoklama işini) yürütseler veya haftada bir Edirne’ye uğrayıp hiçbir işe ama hiçbir işe yaramayan konferanslar dinleseler, bu işlere bakanların maaşları yine yürüyor.

Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev’e iftar verseler de Kurban Bayramı tebrikleri alsalar, Başsavcıya gülümseseler, DANS kurumunu muntazam bilgilendirseler ve ne sebeptense kaderi Hak ve Özgürlük Partisi Başkanlığıyla kesişen Mustafa Karadayı ile koltuklara serilip resim çektirseler maaşlarını yine alabilirler.

Onlardan istenen de zaten ve ancak bu… Bulgaristan Müslümanlarının kaderi kendi mezarını tespih çektikçe de durmadan kazıyor.

Minareden ezan sesi, camilerde Türkçe konuşma,  yüksek sesle dua etme, kahvede masal anlatma gibi Bulgaristanlı Müslümanlara son olmazsa olmazlarını yasaklamayı gündeme getiren ve ısrarla isteyen Diyanet İşleri Yasasında Yeni Değişiklikler Yasa Önerisi mecliste birinci tartışmadan “başarılı” geçti. Faşist hükümet ortaklarınca önerilen değişiklikler kabul edildiğinde, son hedef Bulgaristan Müslümanlığını musalla taşına yatırmak olacaktır.

Bulgar Papazlar bize el uzattılar

Doğu Ortodoks Hıristiyan Kilisesi temsilcileri Diyanet Yasası değişiklerine sert tepki gösterip, meclisten geri çekilmesini isteyerek, hiçbir koşulda onaylanmasını kabul etmezken, 25 Kasım 2018 (Pazar gün) Sofya parlamentosu önünde düzenledikleri kitle mitinginde Sofya, Plovdiv, Haskovo ve diğer kiliselerden gelen 7 papaz vardı. Bu Papazlar konuşmalarında ve Başbakan Boyko Borisov’a gönderdikleri açık mektupta, ülkemizdeki azınlık dillerin öğrenilmesine, devlet okullarında okutulmasına ve anadil ve ibadet dili özgürlüğü istediler.

Bu ulusal ÖZGÜRLÜK FORUMUNA Baş Müftülükten, Bulgaristan Müslüman Şurası Başkanlığından, Hanefi Baş Müftülüğünden, HÖH, DOST ve HŞHP ‘sinden hiçbir temsilcinin katılmaması dikkat çekti.

Öyle bir ortam oluştu ki, anadilimiz, okullarda zorunlu Türkçe okutulması işi, diyanet yasasının değiştirilmesine karşı tepki, dolayısıyla ezan sesimiz, camilerde anadilimizde konuşabilmemiz ve Türkçe eğitim öğretim davamızda Bulgar Ortodoks Kilisesi ve Katolik Papazlar bizim kendi kurumlarımızdan ileri konumda bulunuyor.

Ver gülüm ver

Öyle bir ortam oluştu ki, sanki Bulgaristan Baş Müftülüğü Çatalbaş duruma gelmiş ve hem Ankara ve hem de Sofya diyanetine ve para gelecek kaynakların hepsine büyük bir sempatiyle bakıyor.

Bu davaya ekmek parası için hizmet eden işgüzarlarımıza söyleyecek sözlerimiz var. Yasa değişikliği geçerse, Bulgar devleti Müslüman Diyanete zaten yılda 10 000 000 (on milyon) leva vermek istiyor. Ne var ki, 1984-1989 güya “soya dönüş sürecinden” önce de 320 müftü ve imama Bulgar devleti her ay maaş ödüyordu.

Bu paralar, dediğimizi yapacaksınız bunlar bizi dinlemeniz için verilen paralardı. Türk-Müslüman Halkına hainlik için hizmet etmenin karşılığı ödeniyordu.

Evet sonunda bütün camiler kapandı ve mezar taşları kırıldı. 1989’da kapı açılınca din adamlarımızın hemen hemen hepsi öte tarafa geçti. En önemlisi 1989 Mayıs Ayaklanmamızda halk önünde yürüyen tek din adamımız yoktur. Ne tesadüftür ki, o eski dönemde yaralanmış, şehit olmuş din adamlarımız da yoktur. Ama Ankara’ya gönderilen 30 bin mektubu yazanların yarısı kendileri olup hepsi sonradan “Belene” mağduru olmaya çalışmıştır. Maalesef gerçekler bunlardır.

Kur’a Kerim’i ezberinde bilmek hiç kimseyi hak ve özgürlük, adalet ve demokrasi savaşçısı yap(a)maz. Fakat aynı ezilmişlik, baskı ve terör koşullarında ibadet eden kardeşlerimizin birbirinin nefesini solumasından Bulgaristan Müslümanlarının özgürlük kavgası kıvılcımları alevlenmiştir.

Farkında mısınız bilmem ama ruhumuzu söndürüyorlar.

1989 Ayaklanmamızda ideolojik mayalanmayı halka indiren müftü ve imamlarımız olmadığı gibi, hainlik ruhuna esir düşmüş Ahmet Doğan ve tayfası da değildir.

Ne yazık ki biz bugün de aynı ruhsal ezilmişliği yaşıyoruz ve malımızı mülkümüzü icraya kaptırmak gibi son derece büyük yüz karamızı yerinden kaldırabilecek hiç bir vinç olmadığı gibi, halkımızın herhangi birilerine inanması da artık zor olacaktır. Bulgaristan’da bu gibi işlerle ilgilenecek kurum kalmamış acaba neden?

Bizim buradaki temel, ana ve başat ödevimiz Ata ruhunu ve mülkünü sahiplenmemizdir. Yani burası bizim de Ata toprağımız diyebilmek.

Başımıza gelen, lambayı yanık bırakıp, kapıyı kapamadan öteye gitmemizden kökten farklıdır. Biz ruhsal ve manevi varlığımızın maddi temellerini kaybedemeyiz! Böyle bir hakkımız yoktur, olmamıştır ve olamaz!

Son 30 yılda maneviyatımızı yok etmeye yönelik saldırıların başında anadilimize, Türkçemize yönelmiş şiddetli saldırılar başta geliyor.

Biz Türkler Bulgarcayı Bulgarlardan daha nitelikli ve düzgün öğrensek de, başarılı olma şansımız sıfırdır. Kendi anadilini konuşup yazamayan hiçbir kimse, her yani ırkçılık kokan Bulgaristan’da üstün başarıya uzanamaz.

Memleketimizde bu işin çok acı deneyimleri vardır.

Yetiştirdiğimiz doktorlar, mühendisler, öğretmenler, doktor ve profesörler alıp başını neden gittiler? Bunun temelinde yatan Bulgar ırkçılığıdır çok değişik kılıflı eğitim katliamı, kültürel katliam, seçkin aileler katliamı ve başka katliamlardır ve sistemli, devlet olarak planlı ve amaca yönelik gerçekleştirilmiştir. Bu süreç durmamıştır. Şu da var, tabi ki, gidenler kovuldukları için gitmişlerdir, kendileri istedikleri için değil.

Bu kavganın içinde Bulgarların Türk düşmanlığından başka bir de Türkleri Türk’e kırdırma özelliği vardır.

Bu saldırılar düşmanlık birikimi sonucudur. Çığ gibi gelen şiddet aşamalı yoğunlaşmıştır. Türkler Pomakların ve Çingenelerin başına gelenlere, onlarda Türklerin kıyılmasına bu nedenle iki tarafta bir birilerine yapılanlara seyirci kalmışlardır. Böylece Bulgaristan’da Müslümanları parçalamayı başardılar. Bu işin son mimarı Ahmet Doğan ve Lütfi Mestan’dır.

Son 30 yılın deneyimleri.

Türkiye’ye okumaya gönderilen 1 500 gencimiz neden geri gelmedi. Öğretmenlerimizden gittiler onlardan da dönen yok. Türkiye burada yetiştirdiğimiz umutlarımızı sanki yutuyor. Kanayan yara acımıyor.

Biz bu işi yine Bulgaristan’da çözmeliyiz.

Bulgar Anayasasında okumak serbest (mecbur değil) ifadesi var, bu değiştirilmelidir. Bu değişiklik yapılırken Bulgar okulunda okuyan etnik topluluklardan öğrencilerin kendi anadillerini okuyup öğrenmesi zorunludur maddesi getirildiğinde, sorun kendiliğinden çözüm bulacaktır.

Türkçemizin okul dışı dernek ve kurslarda öğrenilmesi geleneği olmadığından zorlanıyoruz, hem de bir başarı elde edemiyoruz.

Bu soruyu, siyasi sistem, anayasa değişikliği paketine almalıyız. Anadillerin zorunlu okutulmasını kabul etmeyen hiçbir partiye oy yok. 1990 -1991 deneyimi, A.Doğan’ın, anadilde eğitim öğretim, kolektif hak ve özgürlüklerimiz gibi konularda oynadığı iğrenç oyunu asla unutmamalıyız. Bugünkü sorunlarımızın kökleri işte oradadır.

Artık uyanalım ve yeni tuzaklara düşmeyelim

Daha önceki BGSAM yazılarımızda “SOYA DÖNÜŞ” SÜRECİ baş mimarlarına dağıtılan paraları, hepsinin doktor, doçent, profesör oluşunu ayrıntılı anlatmıştık.

Son 30 yılda Bulgaristan Müslümanları deresinden akan kirli sular arınamadı, ne de buharlaştı. “Bulgar Etnik Modeli” ve şimdi birden bire güncelleştirilen ve zavallı, biçare, dermansız insanlarımıza Avrupa Liberalleri ALDE projesiymiş gibi yutturulmaya çalışılan ve adına “Bulgaristan’da Türk Topluluğunun Kimliğinin Korunması, Yeniden Üretilmesi ve Geliştirilmesi” konsepti  (görüşü) adıyla sunuluyor.

Bu iş, Türk kimliğimizi hançerleyerek katleden zihniyetin cenazemizde dua edenler arasında baş yere taht kurmasından başka bir şey değildir. Bu, hep böyle olmuştur.

Yakın geçmişimize birlikte bakalım

Yeni hareketlenme geçmişimizden sahneler hatırlattı. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından hemen sonra böyle olmuştu. Sofya Radyosu’nun Bulgaristan Türklerine Mahsus Yayınları günde 5 saatte çıkarılmıştı. Bosna’da Aliya İzzetbegoviç Müslüman devleti kurarken, bizde Bulgaristan Türklerinin 1989 Mayısında hak ve özgürlükleri, toplama kampları, sürgün zindanları ve hapishane kovuşlarının boşaltılması için ayaklanmasından sonra 1996’da ikinci kez olmak üzere kültürel otonomi için hareketlenmesini gemlemeyi başaran Ahmet Doğan haini “kahraman” ilan edildi.

Yüksek devlet ödülleriyle ödüllendirildi. Türk kimliğine nefes aldırmama şartıyla ömür boyu çalışmadan sefa sürmek üzere saraya davet edildi.

Bugün de köşklerde besleniyor vs… Düşmanlarımızın en büyük zaferlerinden biri de Müslümanlarımızı parçalamasıdır. Çok etkin çalışmalar yürütüldüğüne kanıtlardan biri de, genelde Müslüman Pomakların yaşadığı Batı Rodoplar’da son yıllarda FETO-cu elemanların da çabalarıyla 50 binden fazla Bulgar dilinde din kitabı dağıtılmış olması ve böylece bu konu bölünmüşlüğün derinleşmesine hizmet etmiştir.

Faturasız ödemeler

Kuşkusuz gelecekte faturasız ödemen ve yeni ödevlerin de şartı şurtu olacaktır. “Geri verilen, yana kaydırılan ve masa altına düşen” paraların hesabı fuzuli kalemlerle oynanacaktır.

Baş Müftülük danışmanları arasında 30 yıldan beri yemlikte eşelenen, Londra’dan, New York’a, Ankara’dan, Mekke’ye, Kudüs ve Bakü’ye vb gitmediği yer kalmayan, ama en lüks arabalarla ve en lüks lokantalarda zaman geçirmelerine karşın, lüzumlu lüzumsuz kitaplar basan, emeklilikleri hep yetmeyen kadrolar var. Bu böyle olmamış olsa “çöp” paraları ödenmiş olurdu. Bu güne kadar yapılanlar bir araştırmadan geçirilmelidir… Hak edenler hak ettiğini almalılar.

Mucize bekleyenlere selam olsun.

Bulgaristan Müslümanları Baş Müftülüğü ve vakıf mallarımızın haciz yoluyla gasp edilmesi konusundaki gelişmeleri öğrenmek isteyenler bizi izlesinler. Saygılarımızla, Paylaşınız gerçekleri herkes öğrensin.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir