Yorum

Yalan + Yalan = Yalan

Şakir ARSLANTAŞ

 

Kabul etsek de etmesek de, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları dünya kaynaklarının yeniden paylaşılması için yapılmıştı. Her savaştan sonra imzalanan BARIŞ SÖZLEŞMELERİ birkaç yıl dostluk ve anlaşma bayramı olarak kutlandıktan sonra giderek sönmeye başlar. Bu noktaya işaret ederken bir de ülkelerin tarihinde hiçbir anlam taşımayan hatta olumsuz rol oynayan anma törenleri ve kutlamalar da var. Üstüne üstelik başka devletlerin utkularını kendi milli bayram günü yapan ve asırlarca kutlayan halklar da var. Mesela, Bulgaristan’ın Rusya İmparatorluğu ile Osmanlı İmparatorluğunun 3 Mart 1878’de San Stefano Antlaşmasını imzaladıkları günü, Bulgaristan’ın Milli Bayramı olarak kutlandığı gibi.

 

Dikkatinizi çekerim, Bulgar Parlamentosu Başkanı Tsetska Tsaçeva 10 Aralık 2014 günü Pleven kentinde “bu şehri Osman Paşa askerlerinden korurken ölen Rus Çarı II. Aleksandır askerlerinin ruhunu yaşatan sönmez ateşe”  çelen koydu. 1877–78 Osmanlı Rus Savaşında Rusya’nın bir saldırgan olduğu, Pleven Savaşında şehri koruyan ve Bulgarları savunan güçlerin Osmanlı birlikleri olduğu, hatta bizi savunun paşam diye ricada bulunan  yerli Bulgar zenginlerin ve Papazın Osman Paşaya 3 torba altın verdiği dikkate alınırsa, bu savaşta ve bu şehirde Bulgar halkının umut bağladığı gücün Osmanlı Ordusu ortaya çıkıyor. O zaman bu anıt neyin sembolüdür ve bu çelekle verilen mesaj nedir!

 

Bazı eski Bulgar tarih kitapları dışında, Dünya Tarihinde, Avrupa ve Balkanlar Tarihinde II. Aleksandır Ordularının Tuna Irmağı’nı geçip Bulgaristan’a girmesi o zaman başlayan Rusya’nın Osmanlıya karşı başlattığı büyük savaşın bir halkası olduğundan, bir saldırı savaşı olarak kabul ediliyor. Yine bu savaşta Varna üzerinden Bulgaristan topraklarına giren Rus birlikleri de aynı amaçla hücum etmiştir. O zaman benim doğduğum “Drındar” köyünden geçen Rus piyadeler “Suvorovo” kasabasında karargâh kurup Şumen’e saldırmıştır. “93 Harbi” adıyla bilinen bu saldırı savaşında Bulgaristan toprakları savaş sahnelerinden yalnız biridir. Kafkaslar üzerinden Erzurum’a kadar uzanan Rus askerlerinin Osmanlı İmparatorluğu topraklarını parçalayıp sıcak denizlere inmek olduğu herkesçe bilinir.

 

Üzerinden 136 yıl geçen bu saldırı savaşı sonucunda, 3 Mart 1878’de San Stefano (Yeşilköy) Barış Sözleşmesi imzalandı. Ardından olaylara başka açıdan bakan Batılı Büyük Devletlerin topladığı Berlin Konferansı’nda 1 Temmuz 1978 tarihli Berlin Antlaşması imzalandı. Osmanlı devlet sınırları yeniden çizildi. Bulgar Prensliği kuruldu. Böylece 500 yıllık beraberlikten sonra, Rusya Çarlığının Osmanlı Sultanlığına açtığı bir saldırı savaşı neticesinde Bulgaristan yavaş yavaş olmak üzere, Padişahlık sınırlarından ve düzeninden ayrılarak bağımsız bir devlet oluşturmaya doğru koptu. Dolaşa gide gelen günümüzün Bulgaristan Cumhuriyeti’ne gelindi.


 

O zaman bu zaman köprülerin altından çok su aktı. Dünya değişti. Yukarıda işaret ettiğim gibi İki Dünya Savaşı yaşandı. Hatta Birinci Dünya Savaşı sonunda Bulgar Ordusu Rus birliklerine karşı süngü bile taktı. İkinci Dünya Savaşın’da Bulgar askeri Rusya cephesine gitmedi ama ilk aşamada Hitler Alman yası’ndan yanaydı, sonra Hitler Ordularını kovalayanlara katıldı. Durum böyleyken, Pleven’de halen çürümüş kemikler üzerine ateş yakıp, etrafına çelenkler ve çiçekler yığmak, yeni kuşaklarca zor algılanıyor. Mesela bu yıl Berlin “Treptov” Parkındaki  Sovyet Zafer Heykeline Rus Büyükelçisi çelenk koymadı. Bizim örneklerimizle analiz etmek gerekiyorsa, Cumhurbaşkanı Rosen Plevneliev, yine şu 136 yıl önce yaşanan savaşın anısına düzenlenen Koca Balkan’ın Şipka Tepesi 3 Mart kutlamalarında Çar II. Aleksandır’ın Rus Orduları hakkında “Bulgaristan’ın kurtarıcısıdır!” demedi. Gün gibi parlayan gerçekler Rus ordularının Osmanlıyı kovdukları topraklarda kendilerine egemenlik bölgesi yarattıkları görülüyor. Dolayısıyla bir boyunduruktan boşanan Bulgar halkı başka bir boyunduruğa girmiş oluyor ki, bunun adına hangi sıfatı uygun bulursanız onu ilave edebilirsiniz. Birbirine ters benzetmeler kullanıldığında tabii birisi asılsızdır.

 

Büyük bir savaşın hedefleri ve sonuçları belli olduğunda, “93 harbi”nde olduğu gibi, yan neticelerden herhangi biri, örneğin (Bulgar topraklarından bir kısmının Osmanlı düvelinden koparılması gibi) büyük sonuçlar çıkarıp, birey olan genel ya da özel gösterildiğinde,  zaman gerçekleri aşındırıyor ve hakikatler gün yüzü gördükçe, önem kazanıyor. Bu anlamda 3 Mart’ın ulusal bayram olma gerekçesi yetersizdir.

 

Kuşkusuz tarihi hep canlı tutmak, çarpıklıkları yaşatmak, önemsizi dev gibi büyütmek “imparatorluk politikalarında” stratejik önem arz ediyor. Bu açıdan bakıldığında Moskova’nın Bulgaristan’la ilgili 136 yıldan beri süren “himaye ve yönlendirme siyaseti” kendi kendini çok iyi anlatıyor. 136 yılda tam bağımsız bir devlet olamadık. Rusya bizi mesela enerji alanında kendinden tamamen bağımlı kılmaya devam ediyor. Kullandığımız akaryakıtın % 80’nini Rusya’dan almamız buna kesin ve tamamen inandırıcı bir kanıttır. Politik açıdan Bulgaristan’ın bağımsızlığına Moskova’nın bakış açısı dikkat çekicidir.

 

Rusya Liberal Partisi Lideri Vladimir Jerinovski bir TV demecinden Bulgarlar hakkında “siz bize sonsuza dek minnet beslemek zorundasınız, biz sizi Osmanlı’dan kurtardık” dedi. Ağızdan düşen baklanın içinde öz olan, 2005’te NATO’ya üye olan, 2007’de Avrupa Birliği’ne katılan Bulgaristan’ın öncelikle enerji alanında bağımsız bir politik yönelim aramaya başlamasıdır. Moskova’da geçen dönemde eli kolu bağlı durmamıştır. Ülkemizi artan yakıt bağımlılığında tuttu. Bizden yaptığı ithalata yüksek gümrük mevzuatı uygulayınca dış ticaretimizi felç etti. Ortak üretimlerden 1000 lisansı birden geri alıp endüstri üretimimizi yakın zamanda bir daha ayaküstüne kalkamayacak şekilde çökertti. Benzer sonuçları her yerde görüyoruz. Bulgaristan’ın Batıya bütünleşmiş olmuş sanayi kurması uzun zaman ister.

 

Politik olarak Bulgaristan’dan çekilmemekte ayak direyen Moskova, Geçiş Döneminde siyasi dengeleri kendi gölgesinde tutabildi. En fazla bel bağladığı politik güçlerden 3 kez ortak iktidar kuran Sosyalist Parti (BSP) ile Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH-DPS) liderleri devleti kişisel menfaatler lehinde çalıştırmayı alışkanlık haline getirince halkın gözünden düştüler. Artık iktidar koltuğuna tırmanamaz duruma geldiler. Moskova’nın Bulgaristan’daki çıkarlarını yemlemek için 50 yıl sonra 2001’de geri çağrılan ve Başbakan koltuğuna oturtulan II. Simiyon Sakskkoburgotski efsanesi de saman ateşi gibi yanıp söndü. Bilinen 3 politik gücün (BSP, HÖH ve II Simiyon Ulusal Hareketi) ve Moskova uşaklığı kulaklarından akan “Ataka” partisinin de katıldığı erk ortaklığında olup bitenleri ince eleyip sık dokusak birçok olumsuzlukla yan yana bir de eli iş tutan, sağlıklı, genç ve öğrenimli kadroların önce birer ikişer otobüsle ve ardından seller halinde Batı devletlerine paketlendiğini izledik. Hatta bu amaçla parlamentoyu evi haline getiren milletvekillerimizden R.Atalay’ın oğlunun kurduğu Otobüs Şirketi sıcak para toplamada gişe rekoru kırdı.


 

Amerika’ya, Kanada ve Avustralya’ya gitmeye zorlananların hikâyesi bambaşkadır. Hedef, ülkeyi aklı başında, elinden iş gelen, dürüst kadrosuz bırakmaktı. 2.5 milyon Bulgaristan vatandaşından birçoğunun bir daha geri dönmemek üzere vatandan uzaklaştığı dikkate alındığında, sinsi hedeflere ulaşıldığına tanık oluyoruz. Bugün parçalanmamış, sıla acısı çekmeyen, özlem ateşinde kavrulmayan bir tek ailemiz yoktur. Tüm tüm dağıldık. Köyler boşaldı, kasabalar ihtiyar dolu. Gençler emekli olmaktan korkuyor, Çünkü çalışırken yoksul yaşayanlar emekli olunca sefiller kategorisine girip 7 yılda pes ediyorlar. Memleketin insansızlaştırılması öyle planlanmış ki, akıllara durgunluk veriyor.

 

Öncelikli olarak Hak ve Özgürlük Hareketinin son 15 yılda Hıristiyan Çingene mahallerine yönelip önem vermesi, Avrupa Birliğinden gelen paralarla beli tutan şoparları yemlemesi ve Çingene nüfus artışına patlama dönemi yaşatarak, Brüksel’den aç, susuz, evsiz, elektriksiz, kara cahil, işsiz, yoksul çingeneleri Bulgar toplumuna entegre edeceğiz, yalnız yoksullukla değil, sefaletle de baş ederiz, herkesi aynı şeyleri yemeye alıştırmak için sosyal yardım paketleri dağıtıyoruz, yemek yerken bile müzik çalıyorlar, yeni kültür modellerine öncelik verdik gibi saçmalıklarla yüz milyonlar ceplemeleri ve kimseye çıtlatmadan bu paracıkların altından girip üstünden çıktıktan sonra “ne süt içmiş, ne de süt dökmüş” havaları esmesi artık baygınlık getirdi. Çingene mahalleleri bağımsız getto durumunda, elektrik su parası ödemiyorlar, yaktıkları odunlar çalma kapma, yediden yetmişe okula yazılmışlar, tabii derse giren yok, ama Eğitim Bakanlığının “fakirlere öğrencilere yardım paralarına” bel bağlamışlar.

 

Bu örneklemeyi yaparken biz Moskova’nın Bulgaristan’a yönelik enerji stratejisinin “halkın başını dersiz bırakmama” fıkralarından yalnız birine değindik. 2013 ve 2014 yıllarında başka çok önemli 3-4 fıkra daha uygulandı ve çıkan dumandan halk iyice bunaldı. Birisi “Bulgar nüfus 2051’de yok olacak” saçmalıydı.  İkincisi de “Güney Akım” gaz bor hattından yılda 2 milyar Euro kira alırız umuduydu. Halen yarım kalmış bir iskeleti andıran  “Belene” Atom Elektrik Santralinde üreteceğimiz elektrik enerjisiyle Balkanların elektrik kralı olacaktık. Halen ülkemiz üzerinden geçen ve Yunanistan’la Türkiye’ye doğal gaz ileten borudan aldığımız aylık 130 milyon US Doları da hayal ettiklerimize eklediğimizde “bey gibi yaşarız” havası oluşuverdi. İnsanın işi ters gidince olmuyor işte. Şu Putin Ankara’dan hayal dünyamıza biber gazı sıktı.

 

Ne yazık ki, insan hem sağa hem de sola aynı zamanda gidemiyor. Bir defa NATO ve AB seçeneğimizle biz, Bulgaristan olarak Moskova’ya resmen “boşandık” – “sen öteye biz beriye, bak işine” demiş olduk. Bu, 136 yıldan sonra Rusya yörüngesinden çıkmak yani her bakıma bağımsızlık istediğimizin ifadesi olmakla birlikte ve bir de “aramızdan kara kedi geçti ve bu iş bitti” anlamındaydı. Fakat Moskova’nın kafatasında “bunlar bensiz bir şey yapamaz” çivisi vardı. Gerçek olan hayal edilenden farklı olsa da, Moskova bize “siz benden devamlı hamilesiniz”, başka bir değişle “siz bana her zaman ve her yerde mecbursunuz” demez mi!  Bunun böyle olduğunu Putin “Güney Akım” konusunda Ankara’da verdiği demeçte doğal gaz borusunu “Kuzey Karadeniz’den değil, Doğu Karadeniz’den geçireceğim” açıklamakla kesin ortaya koydu. Boru Varna’ya değil, Samsuna çıkacaktı. Bu haberin “şok” etkisini “felç” izleseydi şaşmam.

 

Olay Bulgaristan’da yeşeren “kısmetimizdeavantadan yaşamak varmış” umudu üzerine atom bombası gibi düştü. 2013 Şubatında Borisov hükümetini düşüren elektrik faturaları olmuştu. Çıbanbaşı olan enerji politikası, yani Rusya’nın Bulgaristan’daki enerji hâkimiyeti, hatta bir karanlık dumandan başka bir şey olmayan Ulusal Enerji Siyasetimizdi. Ağızda sakız olan KTB bankasının çökmesi de büyük hayallerin boşa çıkması sonucudur. Bu bankaya “Güney Akım” kuruculuğu için 3–5 milyar gelecekti. İki para birbirine karışmasın diye bankanın içi boşaltıldı. HÖH-DPS lider takımının ağzı sıkı olduğundan bu işi onlara havale ettiler. Şimdi İcra Müdürü L. Mestan bile yutkunamaz oldu. Sanki hepsinin içinde birer kazık var. Her konuda fikri olanlar boş boş bakıyor. Üzerine bastıkları Bulgar Milli Menfaatleri olduğu için hesap vermek zorunda kalacaklar. Anlaşılan bu defa duvarın dibini fazla kazdılar, üzerlerine yıkılabilir.


 

Putin Ankarada belirdiğinde, kamuoyu, 1 ay önce kurulan hükümet, sandalyesine henüz ısınamayan Başbakan Borisov afalladı. Sanki lazerle kesilen şerit değil, Bulgaristan gelecek umutlarıydı. Birden bire açılan boşluğa göçük mü desem, hendek mi desem, dipsiz kuyu mu desem, neyse işte ortalıkta öyle bir krater belirdi ki, Bulgaristan’ın bütün çöpü toplansa dolmaz. Başbakan Borisov Meclise gitti. “Ben bu işi Brüksel’e gidip hemen düzelteyim, bana özel yetki verin” dedi. Ama, bu söz bizim “nerde çokluk orada….” Hepsi başka tarafa baktı ve oy veren olmadı.

 

Çiçeği burnunda Başbakanımız onları dinlemedi. Brüksel’e gitti geldi ve “Bulgaristan Avrupa’nın En Büyük Enerji Üssü Olacak” dedi. Tabii büyük kuyuya büyük taş, aç adama büyük çanak dolusu çorba ve büyük somun, yalana susamışa olana ise kocaman ve tatlı bir yalan lazım. Başbakanın Brüksel’den getirdiği yalan bizim yalanlardan daha büyük olduğundan herkes hemen rahatladı. Önemli olan boş kalmamak!

Yakıtın büyük politika ve tam bağımsızlık olduğunu anlamaya başlayanlar uyanıyor.

Kimse kimseyi aldatmasın. Bizden yararı olmadığında Moskova yüzümüze bakmaz.

 

İkinci bölümde Bulgar Bağımsızlığında Moskova Ajanlarının Köstekleyici rolüne değineceğiz.


Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eleven + 20 =