Yorum

Üçüncü Savaş Çoktan Başladı

ertas cakr Ertaş ÇAKIR

Bu savaşta yeni olan düşmana düşman yaratmaktır.

Üçüncü Dünya Savaşı daha 1989’da başladı diyenlerle hep alay edildi. Kendilerine bu işlerde uzman havası verenler, “abi siz medya savaşı ile gerçek savaşı birbirinden ayıramıyorsunuz” diyerek otorite yapmaya çalıştılar. Ama post modern savaşın aşamaları var: birinci aşaması medya savaşı, ikincisi global savaşta lokal ocaklar ve üçüncü aşama da siber savaşlar diyemediler.

Demek oluyor ki Üçüncü Dünya Savaşı artık 17 yaşındadır. Bu gerçeği anlaşılabilir bir şekilde anlatabilmek için geçen asrın savaşlarına kısaca bakmamız gerekir, çünkü tüm savaşlar birbiriyle direk ya da dolaylı bağlarla bağlı olduğu gibi bir yerer kadar da birbirinin devamıdır.

Birinci Dünya Savaşı, 1914-1918 yılları arasında yapılsa da, aslında Osmanlı devleti ile Avusturya, Lehistan, Venedik arasında imzalanan 1699’da Karlovça Antlaşması ile biçimlenen Osmanlıyı Avrupa’dan atma zihniyeti ve stratejisinin bir devamıdır. Bu anlaşmayla Osmanlı devletinden şu parçalar koparılmıştı:

  1. Temeşvar ve Banat Yaylası dışında kalan bütün Macaristan ve Erdel Avusturya’ya verildi.
  2. Hırvatistan’ın bir bölümü Avusturya’ya verildi; Sava ırmağı sınır oldu.
  3. Podolya ve Ukrayna Lehistan’a verildi.
  4. Dalmaçya kıyıları ve Mora, Venedik’e verildi. Korint Osmanlılarda kaldı.

Rusya, Karlofça Antlaşması imzalanırken barışa yanaşmamıştır. Amacı Kırım’a doğru ilerlemektir. Osmanlılar, Karlofça Antlaşmasıyla ilk defa toprak kaybına uğradı.

Osmanlı karşısında askeri üstünlük sağlamış olan Batı devletleri ve öte yandan Rusya Osmanlıyı parçalama ve paylaşma hesapları yapmış, savaş hazırlığı görmüşlerdir. Adını “Hasta adam” koydukları dünya imparatorluğundan sen mi daha fazla pay alırsın yoksa biz mi daha fazla alırız kavgasına düşen emperyalist devletler taktik ve stratejilerini hep bu noktada yoğunlaştırırken kâh birbirine girmişler, kâh birlik olmuşlardır. 1773 Küçük Kaynarca, 1878 San Stefano (Yeniş Köy), 1878 Berlin Anlaşmaları bu serüvenin adımlarıdır.

200 yıl süren Osmanlıyı Avrupa’dan atma savaşı, 1915-1916 yıllarında Çanakkale Savaşı’nda Türkleri Anadolu’dan söküp atma ve Anadolu’yu paylaşma şeklinde şiddetlenmiştir. Bu bakıma Dahi komutan Mustafa Kemal Atatürk yönetiminde gerçekleşen Türk Halkının Ulusal Kurtuluş Savaşı dünya tarihini değiştiren bir rol oynarken, sömürge halkları emperyalizm boyunduruğundan kurtulma ya uyandırmış ve cesaretlendirmiştir. Emperyalizmin Çanakkale yenilgisi dünya halklarını uyandırdı ve ulusal devletler çağını aştı.

Bulgaristan Türk Müslümanları açısından Balkan Savaşlarında ve Birinci Dünya Savaşında Balkanlardan Anadolu’ya göçler, yani bugünkü Güney Doğu Avrupa’nın Türküleştirilmesi siyaseti devam etmiştir.

İkinci Dünya Savaşı, dünya hammadde kaynaklarının yeniden paylaşılması içim emperyalist devletlerarasında yürütülen bir savaştır.

Bu büyük savaşta ve ardından 45 yıl devam eden Soğuk Savaş’ın “Berlin Duvarı’’nın düşmesi, sosyalist sistemin çökmesi ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasıyla dünyada global stratejik durum değişti. Bir defa emperyalist devletler Müslüman Dünyasına hakım olmadan dünya egemenliği kuramayacaklarının farkına vardı. Afganistan ve Irak birinci savaşı bunu kanıtlamış oldu.

Olay şöyle ki, 1989’da Batı ve Doğu emperyalist devletler ortak düşman ilan ettikleri İslam ve Müslüman Dünyası’na karşı bir bütün olarak çıkıp savaşma konusunda anlaşmış oldular.

Üçüncü Dünya Savaşı’nın özellikleri:

İslam dini, kültürü, tarihi ve medeniyetini kötüleme şeklinde başlatılan bu medya savaşı kâhinleri, dünyanın yeni bir bunalıma girdiğini ve 1990’dan sonra düğümlenen dünyanın sorunlarının ideolojik, politik ve ekonomik çözümü olmadığını, çözümün medeniyetler çatışmasında gizlendiğini iddia ettiler. “Medeniyetler Çatışması” eserini yazan Amerikalı siyaset bilimcisi Samuel Huntington, emperyalist devletlere düşman olarak Arap Dünyası’nı, İslam’ı, İslam medeniyetini göstermekten geri durmadı ve fitili ateşledi.

Başta İngilizler olmak üzere Batı dünyasının mazlum halklarla savaşlardan ortak birikimi vardı ve varılan ortak sonuçlar da çarpıcıydı. 1956 Süveyş Savaşı;   1966 Cezayir Savaşı, Ardından gelen Tunus, Afganistan ve Birinci Irak Savaşı vb üçüncü dünya ve özellikle de İslam ülkelerine emperyalist devletlerden asker gönderildiğinde halkın birleştiği ve ulusal direniş cepheleri oluşturduğu ve sonunda her defasında ulusal devletler kurulduğu doğruladığından,  Müslümanlarla mücadele taktiğini değiştirmek gerektiriyordu. Yeni saldırılar hazırlanırken şu değişiklik yapıldı. Emperyalizmin yok etmek istediği İslam devletlerinde “terörizm” adlı ana düşmana iç düşman yani ortak düşman oluşturma yolu seçildi. Bu stratejini ana taşeronu olarak “Al Kayda” doğdu. İngilizler Irakta “DEAŞ” adlı “İslam Devleti” projesine can verdi. Emperyalizmin yaratıp silahlandırdığı “yerel ve uluslararası terörizm” Arap devletleriyle Yakın Doğu’ya asker göndermeden savaşma ve bölgeyi pes etme planının bir zaferidir.

Bu planın ilk halkası 1980’lerde Türkiye’de baş gösterdi. Etnik temelli ve ulusalcı bir bölücü örgütlenme olan PKK, tüm devletler tarafından “terör” örgütü olarak ilan edilmiş olsa da, Çanakkale’de tam 100 yıl önce toslayanların, Anadolu’yu parçalama planları kursaklarında kalanların ayakta tuttuğu ve kışkırttığı bir yapılanmadır. Eğer biz bugün PKK’yı beli kırılmış ama kudurmuş görüyorsak, – ABD, Rusya, Fransa ve Britanya – dört memeden birden emmekte olmasından, eline daha modern silahlar verilmiş olmasındandır. Bu işte İsrail’in rolü de az değildir.

Yalnız havadan bombalamakla ve silahlandırdıkları “teröristleri” kollayarak, yerli diktatörleri destekleyerek “demokrasi” adına yürütülen bu “medeniyetler çatışması” aslında pos modern bir emperyalist saldırı savaşıdır. Bu savaşın ana hedefinde, aslında Osmanlı devletinden ayrılmış olan Arap devletlerinin Türkiye Cumhuriyeti örneğinden ilham alarak ve onun önderliğinde yeni çağ istemlerine uygun bir medeniyet yolunda birleşerek ilerlemeleri yolunu kesmektir. Bu sinsi ve iğrenç amaçlar Libya devletini yıktı, Mısır halkını Sisi diktatörüne yenik düşürttü, Suriye’yi bölüp parçalamak ve diktatör Esat’ı ayakta tutmak için elinden geleni yapıyor. Bu noktada altı çizilmesi gereken 1989’dan beri Moskova, Washington, Paris ve Londra’nın ununu aynı değirmende öğütmesidir.

Bu arada, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünleşerek pekişmesinden ve Büyük ve Güçlü Türkiye hayalinden korkanların Kürt etnik azınlığını kışkırtması, Türkiye’yi yıpratmak için PKK taşeronunu işe koşmaları ve bunu bir ideolojik gevezelik zannedip gerekli tedbirleri zamanında almayan Ankara hükümetlerinin de ara sıra oyuna getirilebildiği dikkati çekiyor.

İster Karlovça’dan beri deyiniz, İster Çanakkale’den bu yana deyiniz, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2002’den beri dimdik ayakta duran AK Parti iktidarı, Cumhurbaşkanı Sayın R. Tayyip Erdoğan ve Başbakan Sayın Ahmet Davutoğulu yönetiminde yeni güçlü ve görkemli bir atılım başlatmıştır. Eğer Büyük Atatürk Emperyalizmin ve taşeronu Yunanların Anadolu’yu ele geçirme yolunu 1915’te Sakarya’da kesmesinden buyana güç biriktiren bir diriliş artık Avrupa Birliği merkezi Brüksel’e baştı.

Osmanlı tarihinde bile olmayan bir olay meydan geldi. Artık 2 defa olmak üzere T.C. Başbakanı Davutoğulu, Türk diplomasisi Brüksel’de 28 Avrupa Birliği devletini, hükümet başkanlarını karşısına alıp anlaşmalar imzaladı. En önemli olan da Türkiye hükümeti, Türk devleti ve diplomasisi bu anlaşmalara imza atarken ardından çok güçlü bir devlettin iradesini ifade ettiğinden hiç kimse şüphe etmiyor.

T.C. ile AB’nin bütünleşmesinden korkanlar Atom Santralleri kurma, kendi silahımızı kendimiz üretme, Trakya Kanalı, Kırklareli Uçak Alanı vb dev tasarımlarımıza, turizmimize engel olmaya çalışsalar da, gözle görülen köy kılavuz istemez, Suriye bunalımı, sığınmacılar sorunu, terörizmle mücadele gibi dünya siyasetine damga vuran sorunları Türkiyesiz çözemediklerini kabul etmek zorunda kaldılar.

Bu açıdan bakıldığında, artık bir tek Müslüman’ın bile Batıya mı Doğuya mı baktığı, ne düşündüğü, kimden yana tavır aldığı önemli oldu. Her Müslüman için savaş Bulgaristan’da da alabildiğine kızışıyor. Moskof ajanı Ahmet Doğan’ın 17 Aralık 2015 çıkışı, HÖH partisi içinde darbe yapması, “Müslüman azınlığı Moskof saldırısdıyla tehdit etmesi”, “Bulgar milli menfaatlerini Moskof enternasyonal egemenlik planlarından bağımlı kılmasının en kısa ifadesi, orada yaşayan her kardeşimiz üstüne planlar yapıldığına son kanıttır. Türkler Türkiye’ye bakar korkusu bacayı sarmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda, Sakarya ve Çanakkale’de dedelerimiz Atatürk Ordularında savaştı, bugün de Türkiye’nin son düşmanlardan arındırılması için Diyarbakır, Nusaybin, Mardin cephesinde beraberiz. Vatan bölünmez en güçlü silahımızdır. Şuna inansınlar Türk olan Türk’ten ne taşeron, ne uşak ne de hain olur. Biz her yerde kardeşlik dünyasının en sağdık erleriyiz. Bu savaş  da bitecek ve yeni medeniyette mutlaka buluşacağız.

Devam edecek.

Bulgaristan Haber

Bulgaristan Haber

Bulgaristan'dan Güncel haberler
Bulgaristan Haber

Bulgaristan Haber yazıları (Tümü)

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

15 + 6 =