Yorum

“Özgürlüğün” Bedeli

Ayşe HACIOĞLU

Tarih: 04 Mart 2018

Konu:  Rusya Bulgaristan’ı kurtardı mı?

Bulgaristan’da iken evimizde, arkadaşlar arasında,  3 Mart konuşulduğunu hatırlamıyorum. 3 Mart’ı hiç konuşmadan, konu etmeden yaşayabildiğimize göre, pek önemli bir tarih olmasa gerek. Bulgaristan’ın vatandaşların hepsini toplayacak ve yüreklendirecek bir milli bayramı olmaması üzücü bir şey. 140 yıldan sonra toplum parçalanmış, 3 Mart törenlerinde “Şipka” tepesinde bir tek Türk, Pomak ve Çingene yoktu.

140 yılda cevabı bulunamayan sorular var.

“93 harbi”, (1877–1878 Rus – Osmanlı Savaşı,) Bulgaristan’ı kurtardı mı, köleleştirdi mi? Temel, ana ve başat yani yanıt bekleyen soruların sorusu budur. 2018’de de memleketimizi ve halkı ikiye parçalamıştır. Doğrunun doğrusunu söylemek gerekiyorsa, bu toplumsal parçalanmışlığımız dünden değildir. Bu illetin kökleri 1878’den çok öncelere dayanır. 1773’te Rusya ile Osmanlı arasında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşmasından ateş almıştır.

O tarihten sonra Rus Çarları Bulgar halkının ruhunu ele geçirmeye heveslenmiştir. Çocukları alıp papaz okullarında eğitmişler, gençlerden haydut yapmaya gayret etmişlerdir. Bu sinsilik 1876 Nisan Ayaklanmasına ve Plevne Savaşına kadar devam etmiştir. Bu hain işin adı Bulgarları boğazlamaktır. Bir halk olarak onları ufaltarak küçük kırıntılar halinde birbirlerine düşürmektir. Daha 1864 yıllarında eli saban tutan, tohum saçmayı beceren, örs ile çekiç arasında nal kesen, ahlak bile Bulgar aileler Tuna boylarından, Balkan köylerinden toplayıp Rusya steplerine götürüyormuş. En büyük kitle bugünkü Moldova’nın Besarabya stepine iskân edilmiştir. O gün bu gün o ailelerin ocağında yanan odunlarla Türk, Osmanlı, İslam düşmanlığı bakırı kaynatılmıştır. Aynı zamanda Vatan yanı Bulgaristan özlemi canlı tutulmuştur ki gereğinde Rusya Çarları bu topluluktan asker toplamış ve Balkanlara sürmüştür

Bu konu Bulgar klasikleri tarafından dikkatle işlenmiştir.

Bu gerçeği Todor Balkanskı, İvanHaciyski, Georgi Sava Rakovski, Filariyon Makereopolski Zahari Stoyanov ve başkaları kitaplarında bulabilirsiniz. Burada ince bir nokta var. Örneğin klasik Zahari Stoyanov’un toplu yapıtlarını Bulgaristan kütüphane ve kitapçılarında siz de görmüşsünüzdür. Son yıllarda ortaya çıkan şöyle bir gerçek var. Z. Stoyanov’un Rusya ile ilgili, 1877–78 Rus Osmanlı Savaşı konusunda yazdıkları, Bulgar halkını “yeni kölelik” tehlikesine karşı uyarışları, hep basılmamıştır, toplu yapıtlarından çıkarılmıştır. Külliyatın dışında kalmıştı. Büyük yazar “Osmanlı Köleliği”, “Türk Köleliği” gibi değimlere karşı çıkmış, “Osmanlı egemenliği” değiminin kullanılmasını önermiştir. Osmanlı’da “kölelik” olmadığına, “Osmanlkı’da kölelik düzeni olmadığına”  işaret etmiştir. Bu arada özellikle de  “Rus-Türk” savaşı değiminin yerine “Rusya ile Osmanlı İmparatorlukları” arasında yürütülen bir savaş olduğunu ve bu savaşın “Bulgaristan için bir kurtuluş savaşı olmadığını” defalarca vurgulamıştır. Klasik eserlere konu olan, Rus Çar rejimlerinin baskılarıyla vatan toprağından, Bulgaristan’dan koparılan bu ailelerin yolu Sibirya’nın kültür tarımına kısır bozkırlarına kadar uzanır.  Bunları anlatmamın nedeni, yaklaşık 200 yıl önce Bulgar toplumunun bilinçli olarak, aldatılarak göçe zorlanarak ruhen çatlatıldığını, ayrılıktan beslenen,  özgürlüğü çelik kafes içine hapsedilen yaralı bir toplum oluşturulduğunu göz önüne çıkarabilmem içindir. Bu olay 3 Mart 2018 kutlamalarında da kendini belli etmiştir.

Yalana dayanan psikolojik yapılanma.

1878’de, bugün Bulgaristan Türklerini rahatsız etmek için ”Rus-Türk Savaşı” denen Osmanlı ve Rusya İmparatorlukları arasındaki savaşta, “gönüllü” olarak tarif edilen Bulgarlar, Rus bozkırlarından, Besarabya’dan toplanan Bulgar gençlerdir. Onlar, kafalarına “memlekette kalan kardeşleriniz eziliyor” yalanlarıyla kaldırılmışlardır. “93 Harbi”nde, Rusya, Bulgar ırkını esir alarak köleleştirdi. Topraklarını zorla işgal etti. San Stefano Anlaşmasında “Bulgar’dan söz etmeyen” Rusya diplomatlarından başka hiçbir şey beklenemezdi. Kendi ülkelerinde hiçbir Bulgar’a özgürlük tanımamıştı. Anlaşmada İŞGAL büyük harfle yazılmıştır. İşgalcilerden 50 bin Rus askeri Bulgar topraklarında kalacak ve ilk dönemde 2 yıl boyunca tüm masrafları işgal edilen topraklarda yaşayan Bulgarlar, Türkler, Pomaklar, Çerkezler, Nogaylar, Çingeneler, Ermeniler ve Yahudiler tarafından karşılanacaktı. Bulgaristan halkı istilacıları beslemek, onlara bakmak ve tüm ihtiyaçlarını itiraz etmeden karşılamak zorundaydı

“Rusofil” = “Rubleci”.

1877–78 savaşından önce halk arasında “Rusofil” (Rusya’yı sevenler) ve “Rusofob” (Ruslardan nefret edenler) gibi derin bölünme oluşmuş ve bu parçalanma savaştan sonra giderek şiddetlenmiştir. Yeni ortamda “Rusofil” ile birlikte “Rubleci” lakabı da kullanmaya başlanmış ve işgal ortamında bu “hain” kişilere karşı nefret duyulmaya başlamıştır. Halk işgalcilere, talancılara yardım edenlerden uzak kalmaya çalışmıştır. Yeni gelişmelerin Bulgar milli çıkarlarına ters olduğu görüşü yerleşmiştir. “Rusofil” ve “Rubleci” yakıştırmaları bugün de kullanılmaya devam ediyor.  Örneğin aşırı milliyetçiliğiyle ünlü “Ataka” partisinin lakabı “Rubleci” partidir.

Kurtarıcı” = “Esir eden

Bu 2 kavram da Plevne harbinden önce ilk kez, Bulgar Milli Devrimi ideologlarından Georgi Rakovski’nin eserlerinde belirmiştir. O, “Orman Yolcusu” eserinde bu konuya değinir, bir yandan Bulgar ailelerin Rus propagandası yalanlarına kanarak Besarabya’ya göç etmesine kesinlikle karşı çıkarken, biz kendimiz kurtuluş yolunu bulamazsak bu defa da “kurtarıcının kölesi oluruz” uyarısında bulunur.

Dünya tarihinde “kurtarılan” bir halkın köleleştirilmesini örneklemek zordur. Çünkü “işgal etmek” – “kurtarmak” değildir. Rakovski eserlerinde “kurtarıcının” “esir eden” olabileceğine defalarca işaret etmiştir.  Osmanlı ile savaşa Romanya Kralı’ndan toplam 50 bin kişilik 2 kol ordu alan Rus Çarı II. Aleksandır, buna karşılık Bulgarların yaşadığı işgal bölgelerinden Kuzey Dobruca’yı be Niş bölgesini, Bulgar halkına danışmadan elden çıkarmıştır.  Bunlar yeni köleliğin ilk belirtileri olmuştur.

Ruslar tarafından “kurtarılmak” = “ebedi borçlanmak”.

Moskova ve bütün Rusya Papazı Kiril, “Şipka” Tepesinde yaptığı konuşmada, 140 yıldan beri tekrar edilen “Biz sizi kurtardık” masalını bir daha tekrarladı. Bulgaristan Cumhurbaşkanı Remen Radev ise, “iyi oldu da bizi kurtardınız” anladında teşekür etti, ama Bulgaristan halkının özgürlüğünü, topraklarını geri almak için Rusya’ya toplam 64 milyon US Dolar tutarında altın ödediğini hatırlatmadı. Aslında gerçekleri halktan gizlemek, halkın bilmesi gereken her şeyi yarım söylemek, halkı aldatmak demektir. Osmanlı’da güya “köle” olan Bulgar halkı bu 64 milyar US Doları nereden bulmuştur. Bu tazminat, Bulgar devletinin, topraklarının ve özgürlüğümüzün, Rus köleliğinden kurtuluşumuzun bedelidir. Ve bu paranın içinde tüm Müslümanların alın teri vardır.

Tarihi olmayanların geleceği olmaz.

Bu yüzden palamızı pırtımızı toplayıp, iki kofa suyla ocağımızı söndürüp göçe kalkışmamız, kanımızla, alın terimizle satın aldığımız ata topraklarımızı tekmeyle itmemiz anlamına da gelir ki, yalnız Birinci Dünya Savaşında Bulgaristan Türkleri cephelerde 9 653 ceset bırakmıştır. Bu bakıma bize Asker Anıtlarımızı diktirmeyenler, Okul ve Belediye duvarlarına yazdığımız şehit isimlerimizi sökmeleri, şehitler için kurduğumuz çeşmeleri yıkmaları, mezar taşlarımızı toplatmaları, kırmaları, üzerlerindeki ay yıldızları ve isimleri silmeleri çok anlamlıdır. Her şeyi “olan oldu, artık unutalım” diyenlerin aklında olan budur. Bizi vatanımızdan soğu durup kovmak, anılarımızın içine etmek, bizi köksüz bırakmaktır. Eğiridereli büyük şairimiz Naci Ferhat, her şeyi yap ama “soy kökünü kesme” demişti.

Biz ne zaman bilinçleneceğiz!!!

Biz hala yüzümüze vuran kar tanelerine sevinen bir milletiz. Serinletiyor, deyip avunuyoruz.

Şiirlerinde “Şipka” savaşını konu eden ve “dedemi öldürürenlere, kurtarıcımsın” deyemem çığlığı atan şairlerimizle gurur duymuşumdur. Bu sene, İstanbul Başkonsolosluğunda “3 Mart Zaferini” kutlayan ellerinde kadeh güleç yüzlü kardeşlerimizi “bTV” ekranında görünce çok üzüldüm. Şu unutma ve unutturma iletinin nasıl bir motorla çalıştırıldığını düşündüm! Bulgaristan’da Rus köleliğinin devam etmesi için 26 Mart seçimlerinde sınırda “annelerimizi döven” , otobüslerimizi durdurarak seçme ve seçilme hakkımızı elimizden almaya çalışan, özgür vatandaşlar toplumu kurmamız yolunu kesen bugün “Rublacıları” ile el el verenlere şaşıyorum. Halkım adına üzülüyorum. Bu dernekler ne iş yapıyor. Bu boş kafalılar bizi birleştirmek isteyenler değil de kimlerdir!? İdeolojisi olmayan bir halk hiçbir zaman başarılı siyaset yapamaz. Biz sanki her şeyi unuttuk ve “kçle olmaya” hazırız!

Bizim kimseye merhamet borcumuz yoktur.

100 sene anlatan ve Bulgar halkının ve Bulgaristan’da yaşayanların beynini yıkayan Moskova propagandası, hiçbir konuda ödün vermemiştir. 21. yüzyıl hedefinde Bulgaristan’ı “satın almak” ve bizi ve tüm Bulgar halkını “vatansız bırakmak” işini “hukuka uygun sonuçlandırmak” hedefine saplanmış görünüyor. Karadeniz kıyımızı 40 km içeri Ruslaştırmak planı uygulanıyor. Kendi dillerinde “anklav” dedikleri, Kamçiya ırmağı boyunda “Ruslardan başkalarına giriş yasak” kapalı mıntıkalar yaratıldı. İçerde Rusça konuşukuyor, Rus yemekleri yeniyor, “Votka” içiliyor ve hayal kuruluyor. Rusça radyo ve TV programları, okulları var. Bir memleketi parça parça satmanın adının ne olduğunu bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa o da şu “satılan bizim vatanımızdır.”  Ve biz 3 Mart törenlerinde kadeh kaldırarak “vatansız kalmamızı kutlamaya” devam ediyoruz. Bir halkın büyüklüğünü görmezden önce “hiçliğini” görmek iyi olur. Biz “hiç olma” yolunu seçmişiz. Çok acı! Durunuz!

Bulgarlar, geç de olsa uyanmaya başladı.

Bu yıllarda Bulgar halkında “biz 1878’de işgal edilmişiz” bilinci ve direniş iradesi uyanmasın diye çok güçlü baskı uygulanmış, tüm eğitim bu yalan üzerine kurulmuştur. Bulgar halkında “minnettarlık ve bağlılık” duyguları uyandırılarak, bu durum beslenmiş ve ülke amansız sömürülmüş, talan edilmiştir. Okullarda “O Şipka” şiirini ezberinden söyleyemeyenler sınıf geçemiyordu. Baştan aşağı yalan ve uydurma olan “Esaret Altında” kitabını sınıf odalarında sesle okutuyorlardı. Bir halkın kimliğinde vaz geçmesine 14o yıl yetmedi. Onlar saldırılarına devam ediyorlar. Vatan konusunda Bulgarlarla gölgelerimiz henüz birleşmedi.

Bu işler daha ilk başta yalana oturtulmuştu.

Osmanlıya karşı saldırı ve işgal savaşının ilanı Rus Çarı II. Aleksandır’ın bir Manifesto ile duyurulmuştu. 12 Nisan 1877 tarihli bu belge Kişin ev’de yayınlanmıştır. “Balkan Yarımadasında yaşayan Hıristiyan nüfus” kavramı Rus Çarı’nın sıcak denizlere inme planlarını gizlemek için kullanılmıştır.

Yalanın en okkalısı ise, saldırı savaşının bilançosunda ortaya çıktı.

“93 Harbi” ile  ilgili Rus İmparatoru tonlarca kuyruklu yalan söylemiştir. 1877 – 1878 Savaşında 200 000 /iki yüz bin/ Rus askerinin öldüğü saçmalığı bunlardan biridir. Bir defa 1877 baharında Tuna nehrini geçen düşman askerinin toplam sayısı 193 000 /yüz doksan üç bin” kişidir. İşgalci güçlerin kayıplarını yazan “Şipka” adlı kitabın yazarı Dyanko Karacov (Dekars), işgalci güçlerin toplu  kayıpları – ölenler, ordudan kaçanlar, kaybolanlar, boğulanlar, yaralılar, soğuktan donanlar vb toplu sayısının 48 808 /kırk sekiz bin sekiz yüz sekiz/ kişi olduğunu yazdı. Bu eserde, Rus Ordusunun günlük kayıtlarından alınan deliller ve rakamlar yer almıştır. Birinci el veriler işlediği için  en inanılır olarak kabul edilmiştir.

İkinci olarak, Rusya’nın dış ülkelerdeki anıtlarından (bu arada Bulgaristan’daki anıtlarından)  sorumlu olan Rus Prof. Kaşurko, /09 Ekim 1996 tarihli, Sofya’da çıkan “Duma” gazetesi sayı 239/ çıkan bir yazısında, Osmanlı imparatorluğu ile savaşta Rusya’nın 22 391 (yirmi iki bin üç yüz doksan bir) kişi kaybettiğini açıkladı. 100 yıl boyunca kara propaganda yapıldığı ortadadır. Bulgar halkı kandırılmıştır.

San Stefano Antlaşmasıyla ilgili ise, şu yalan çarpıcıdır.

Bir defa San Stefano Antlaşması imzalanırken görüşmelerin hiç birine bir tek Bulgar temsilci katılmamıştır. Bu anlaşmanın imzalanmasından önce, Rusya ile Batının Büyük güçleri arasında imzalanmış olan ön sözleşmeler yürürlüktedir. En önemlisi de San Stefano Anlaşması Bulgar halkı için köleleştiricidir. Bu Anlaşmada “Bulgaristan” sözü geçmiyor. Bu Anlaşma’da Bulgaristan topraklarının 50 bin kişilik bir Rus kolordusu tarafından işgal altında bulundurulacağı ve bu topraklarda Tuna Rus Eyaleti kurulacağı maddelerde işlenmiştir.

Yeni kitaplardaki değerlendirme.

Doğu-Batı yayınevi, 2004 yılında, tarihçi Dimitır Marinov “Stefan Stanbolov ve En Yeni Tarihimiz” eserinin 274. sayfasında şöyle yazdı:

Biz ise ne elde ettik? 3 milyon halk olarak kurbanlar verdik, asırlardan beri birikimlerimizin ve değeri milyarlarla ölçülemez varımızın yoğumuzun hepsi savaş küllerinin altında kaldı. Elimize geçen nedir? Beşe bölündük. Seçtikleri parçayı istediklerine hediye ettiler. Gösterişli bir himaye!”

Büyük sayıda Bulgar’ın ve Türkün can feda etmesine, şehit düşmesine neden olan bu saldırı savaşından sonra Bulgaristan topraklarına yüzlerce “kurtarıcı” Rus anıtı, kiliseler dikildi. Bulgar askerlerine toplu anıt dikilmedi. “Şipka” ya Osman Paşa Anıtı dikilmedi. Bunun dışında işgal güçlerinin Bulgaristan’da kaldığı ilk iki yılda, Bulgar’dan, Türk’ten, Pomak’tan ve diğer etnik azınlıklardan toplanan vergilerden Ruslara 10 617 250 Ruble ve 43 kopek (on milyon altı yüz on yedi bin 250 Ruble ve kırk üç Kopek) para ödendi. Bankacıların hesaplamalarında belirttiğine göre, o yıllarda (1879 – 1880) bu paranın değeri 64 ton (altmış dört ton) altına eşittir.

3 Mart bizi birleştirdi mi yoksa parçaladı mı?

Şu sebepler başta olmak üzere, 3 Mart tarihi Bulgaristan’a milli bayram olmamalıdır.

  1. 3 Mart, asırlardan beri Bulgar halkının mezarını kazan, düşman bir devlet tarafından işgal edildiği tarihtir.
  2. 3 Mart, Bulgaristan topraklarının ve halkının en gaddar bir biçimde parçalandığı bir tarihtir. Bu konuda, Bulgar düşünür Dr. Stefan Çomakov şöyle demiştir: “Boyunduruk altında bulunan bir halk kurtarılabilir, fakat parçalanmış bir halk asla birleştirilemez.”
  3. Bulgaristan’ı ve Bulgaristan nüfusunu soyup soğana çevirme gibi konularda Rusya günümüzde de Bulgar düşmanı ve mezar kazan bir siyaset izlemeye devam ediyor.
  • Bulgaristan’a verdiği yakıtlara yüksek fon uyguluyor;
  • Makedonya konusunda Komintern-Sırp siyasetinden vaz geçmiyor.
  • Bulgar mallarından çok yüksek gümrük alıyor.
  • Sırpların beslediği OMMO-İlinden örgütünü destekliyor. Vb.

4. 3 Martın milli bayram olarak kutlanmasını, Bulgar ulusal çıkarlarını göz ardı eden Bulgaristan düşmanı Rus partileri tarafından destekleniyor.

Rus işgalini ebedileştiren 3 Mart kutlamaları Bulgaristan halkını birbirine düşürüyor, bölüyor. 3 Mart gerçek Bulgar milli Bayramı olamaz. Milli Bayram olarak 24 Mayıs veya 6 Eylül yasallaşmalıdır.

Paylaşmaya unutmayınız.

 

 

 

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

one × one =