Yorum

KADİR CANPOLAT İLE BULTÜRK BAŞKANI RAFET ULUTÜRK RÖPORTAJI -3-

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Türkiye’nin Libya politikasına bakışınız nedir? Türkiye’nin mavi vatan konusuna bakışınızı öğrenebilir miyiz?

Cevap Rafet ULUTÜRK; Türkiye’nin MAVİ VATAN’ı Türk Milletinin geleceğidir. Gençlerimize vatan toprağı gibi Mavi Vatan’ı da iyi öğretmeliyiz. Yeni sloganımız Vatan toprağından da suyundan da kimseye vermeyiz veremeyiz. “Türkiye’nin savunması ileri hatlardan başlar” fikrine dayanıyor. Türkiye’nin toprağı kadarına ulaşan mavi vatan ortaya çıkmıştır, bunu gençlere çok iyi anlatmalıyız. Türkiye’yi zirveye ulaştıracak olan budur. Kim ne derse desin bu konuda Türkiye kendi çıkarları karşısında kimseye boyun eğmeyecektir. Yeni Büyük ve Güçlü Türkiye meydana çıkmış ve tüm dünya güçleri ile (İrak’ta-ABD; Suriye’de-Rusya; Libya’da-Fransa vs.) savaşmaktadır. En önemlisi de kendi askerleri ile Tarih yazmaktadır. Diğer devletler gibi paralı askerlerle değil.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Mavi Vatan haritası, gençlerimize çok iyi öğretmeliyiz; Türkiye’nin Libya ile anlaşmayla bölge ülkelerini mat etti. AB ülkelerinde de büyük bir panik yarattı. Öncelikle şunu söylemek icap eder ki, Türkiye bu hamleyle Doğu Akdeniz’de bir oldubittiye müsaade etmemiştir. Kendisine yönelen kuşatmayı baştanbaşa yardı. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, İtalya, İsrail, Mısır ve diğer tüm ülkeler Libya üzerinden Doğu Akdeniz’de mevzi kazanmaya ve/veya var olan mevzilerini tahkim etmeye çalışırken, aynı zamanda bir Akdeniz ülkesi olan Türkiye bu sürece kayıtsız kalamazdı. Nitekim kalmadı da. Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki bağlantıyı da kesmiş oldu. Orta Doğu’da, Balkanlar’da hatta ve hatta Akdeniz’de Rus varlığını da düşünürsek Kafkasya’da güven, huzur ve sükûnu tesis etmek istiyorsak büyük devlet reflekslerine, ferasetine ve vizyonuna sahip olmak zorundayız. Bu da tarihi hafızayı tazelemeyi, tarihi tecrübe ve birikimlerin sunduğu projeksiyonla dış politika yapmayı beraberinde getirmektedir. “Libya’da ne işimiz var?”,“Suriye’de ne işimiz var?”, “Azerbaycan’da ne işimiz var?” diyenler, çok değil bir asır öncesine dönerlerse ne işimiz olduğunu anlayacaklardır.

Libya ile anlaşma tüm komşuların ve sömürücülerin hesaplarını darmaduman etti. Bu anlaşmalar Mısır, İsrail ile devam etmesi beklenmektedir…

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Türkiye’nin Suriye politikalarına görüşünüzü merak ediyorum.

Cevap Rafet ULUTÜRK; Evet Suriyeli milli kimliği de Osmanlı ümmetinden çıkmıştır. Suriye halkının emperyalizme karşı milli kurtuluş savaşı Büyük Atatürk’ün emperyalizme karşı verdiği dünyada birinci başarılı Ulusal Kurtuluş Mücadelesi esinlidir. Türk ve Suriye hakları kardeştir, davaları ortaktır. Suriye halkı kültür tarihi zengin, farklılıkların uyumundan güç alan bir medeniyet geliştirmiştir. Emperyalizm uşağı saldırgan İsrail’e 20. asrın ikinci yarısı savaşlarında Ruslardan tank top, uçak ve savunma sistemleri almak zorunda kalınca, onları Akdeniz limanlarına ve topraklarında üs kurmaya davet eden Şam hükümeti, tarihinin en büyük yanlışını yapmış ve halkını sonu görünmeyen bir savaşa sürüklemiştir. İçine düşülen dipsiz kuyudan önce İŞİD çıkmıştır. Suriye’ye çöreklenmiş yerlileri topraklarından kovmuştur.

Ülke mezheplere bölünmüş, PKK ve PYD gibi terör örgütleri emperyalizm destekli Türkiye’ye saldırılarını şiddetlendirmiştir. Roja’yı başkent ilan etmiştir. Bölge, bir yere en fazla silah yığılmış bir saldırı üssü haline getirilmiştir. Bunalımın kaynaklarından biri olan iki aşamalı Irak savaşını izleyen bu gelişmeler, PKK Kürt terör devleti hayaletine kesin cevap verme gereğini doğurmuştur. Bu 3 harfli örgütlerin ömürleri sona gelmiştir, inşallah çok yakında bunun üstesinden Büyük Türkiye gelecektir.


Türkiye devletinin terörle kesin mücadele davasında dış operasyonlar 2016’da başladı. Günümüze kadar çok büyük operasyonlar gerçekleştirildi. Amaçları terörü durdurmak, barış ve huzur sağlamak ve savaş kaçaklarının evlerine dönmelerini sağlamaktı. 4 milyon Suriyelinin Türkiye’ye sığınması 50 milyar Avro gider yaratmış ve sorunlu olmuştur.

Emperyalist devletler destekli terör örgütlerinin milli devletlerle başa çıkamadığı bilinir. Suriye kaynaklı ve PKK saldırıları 35-40 yıldan beri devam ettiğinden ve neden olduğu kötülüklerin tüm sınırları aştığından kökünün kesin kazınmasına geçildi. NATO üyesi olan Türkiye, Batı ve Doğu kaynaklı PKK / PYD terörüne sınır dışı savaş açtı. Türkiye Suriye’de Rusya’yı, İrak’ta ABD’yi ve Libya’da da Fransa’ya derslerini verdi.

Başarılı operasyonlar, daha önce bölge ve dünya savaşlarında kullanılmayan elektronik sistemler, uzay gemisi, İHA ve SİHA sistemleri, elektronik ayarlı “Fırtına” topları ve diğer araçlar Türkiye devletini Yakı Doğu’nun sorun çözen güçlü devleti ve coğrafik bölgenin en güçlü devleti olarak kanıtladı. Kullanılan silahların %80 yerli üretim olması ise Türk Cumhuriyetleri ve İslam Dünyası odağına çekti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin saygınlığını kat kat arttırdı ve Türk Dünyasının liderliğine yükseltti. İnşallah Büyük ve Güçlü Türkiye kısa bir zamanda Türk Birliğini ilan eder ve tüm Türk Dünyası ve AB devletlerinden de bu çatının altına katılımlar olacağı kesindir.

Türkiye, Atatürk ülküsü, ülkede barış ve dünyada barış ilkesine bağlı, Suriye’nin topraklarında gözü olmayan ve Suriye’nin dağılmasını hiçbir zaman istememiş olan bir komşusudur.

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Yunanistan’ın Ayasofya karşıtlığı için ne diyeceksiniz? Avrupa’nın ve dünyanın Ayasofya karşıtlığını nasıl değerlendireceksiniz?

Cevap Rafet ULUTÜRK;“Ayasofya” Hıristiyanlığın yükseliş devrinde (537) kurulan bir kültür ve din simgesidir. Bizans İmparatorlarında I.Justinianus (527-565) emriyle kurulmuştur. Bizans hükümdarı 1. Yüstünyen’in dünyevi bilgeliği yasaklayıp yerine Hıristiyan din ve felsefesine kale olarak Ayasofya Ortodoks Patriklik Bazilikası Ayasofya’yı bina ettirmesi, aslında yuvarlanıp giden hayatı arkadan kovalarken kendini ona uydurmaya bocalama merkeziydi. Hayatın algılanamamasına cevap olarak gelen Buyruğu Hıristiyanlığı çatlattı ve dağıttı. 1453 fethi, Ayasofya’ya bir şafak oldu. 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti istiklal ve egemenliğini ilan eden büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK, aynı zamanda İstanbul’un ikinci kurtarıcısıdır. İstanbul’u İngiliz pençesinden kurtaran da Atatürk’tür. Ayasofya dinlerin Kültürüne katkısı vardır. İmparator’un eski Yunan felsefesi eserlerinin okunmasını yasaklamasından sonra, Platon’un toplu eserleri 14. Cilt halinde 9. yüzyıla kadar Ayasofya’da saklanmıştır. Kendi yargı sistemi olmayan Ortodoks Hıristiyanlıkta medeniyet matrisi olarak Roma yasaları uygulaması, 17. yüzyılda Batı Avrupa’da Tanrı’nın Kiliseden çıkmasına kapı açmış ve laiklik, toplum sözleşmesi ve anayasal düzen hayat hakkı kazanmıştır. Osmanlı çağında “Ayasofya Camii” İslam medeniyetinin Rumeli’ye yerleşip Avrupa’ya uzanmasında önemli rol oynamıştır.


Son 86 yılda “Ayasofya” dini ihtiyaçlar için kullanılmamıştır.

Ne yazık ki, Avrupa devletleri, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminde Türkiye’ye Avrupa medeniyeti yolundaki hamlelerini doğru değerlendirememişti.

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Türkiye’nin dış politikası sizce nasıldır?

Cevap Rafet ULUTÜRK; Türkiye Cumhuriyeti dış politikası devletler hukukuyla uyumlu, sabırlı, ilkeli, çök yönlü ve çok katlıdır. Türk halkı iradesinin ifadesi olan bu dış politika “Ülkede barış ve Dünyada barış” ilkesine dayanır. Türkiye devleti uzak ve yakın hiçbir ülkeye savaş açmamıştır. Komşularının daha fazlası Osmanlı devletinden ayrılmış olsa da hepsiyle iyi komşuluk, dostluk ve işbirliği ilişkileri başta gelir. Bakmayınız bu gün etrafımızda herkez düşman diye propagandalarına inanmayınız. Bu gün tüm çevremizde hatta Osmanlı coğrafyasında tüm halk Büyük Türkiye’ye hem saygı hemde sevgileri büyüktür. Bu gün oralarda yöneten kuklaların zincirleri ABD-İngiltere’ye bağılı olduğu için onların emirlerine uymaktalar. Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikası bir ulusal dış siyasettir. Dış siyaset merkezlerinin tez, konsept, öneri ve yönlendirmelerini kabul etmez. Uluslararası güvenlik kurallarına bağlı kalarak dost ve müttefik ülkelerin ricası üzerine terörle birlikte savaşma kapsamında 12 ülkede barış gücü bulundurur. Türkiye yine 3 kıtaya yayılmaya başlamıştır. 21. yüzyılda barış ve güvenliğin güvencesi olan Kuzey Atlantik Paktı NATO üyesidir. Devlet güvenliği konusunda başkasına güvenmeyen Türkiye devleti, bir güvenlik kalesidir.

1990’lı yıllarda eski Yugoslavya’da Müslümanlara karşı soykırımın durdurulmasında, katillerin cezalandırılmasında, Batı Balkanlarda barış ve huzurun sağlanmasında ve yeni milli devletlerin tanınmasında Türkiye’nin paha biçilmez katkısı olmuştur.

Yıllardan beri 4 bin Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği eden Türkiye, bölgede terör örgütlerinin başını ezen ve barış çabalarına öncülük eden devlettir. Türk dünyasında medeni yenilenmeye, Latin Alfabesi, yeni ortak değerler ve teknolojik atılımlarla öncü ve doğal gaz ve elektrik enerjisi üretim, taşıyıcı ve dağıtıcı en güvenilir ülkedir. Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi ve eski sömürgeci Avrupa devletlerinin dünyayı 20. Yüzyıl kuralları ve hukuk anlayışıyla yönetme yöntemlerini eleştiren Türkiye’yi destekleyen devletlerin sayısı yıldan yıla artıyor ve bu gelişmeler Türkiye Cumhuriyeti’ni bölgesel bir bölgesel güçten, etkisi artan küresel güce – Büyük Türkiye Cumhuriyetine taşımaktadır. Bu gün Türkiye meclisinden Afrika teskeresi çıktı bunu görmeliyiz bizler dünyada gönül köprüleri kuruyoruz bu da zamanla ortaya çıkacaktır. Bu gün yapılanlar ileride hepimizin göreceği durumuna gelecektir. Yakın Doğu, Balkanlar, Avrupa Birli, Afrika ve Rusya Türkiye ’siz olamaz olamaz. “Corona -19” salgın bunalımında 120 dünya ülkesine yardım gönderen ve insanları bu öldürücü salgından kurumak için yeni yeni laboratuvarlar çalıştıran, hastaneler açan, aşı geliştiren ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olması gurur vericidir.    


 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; TBMM’de bulunan Partilerin politikalarına bakışınız nedir? Ak Parti, CHP, MHP, İYİ Parti, HDP.

Cevap Rafet ULUTÜRK; Türkiye’de siyasi hayat, Osmanlı toplum yapısı ve devleti ile emperyalist istilacıların yadsınması ve yerine Türk milli iradesinin siyasi devlet yapılanması ortamında doğmuştur.

9 Eylül 1923’te Halk Fırkası “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik” ve “Laiklik” gibi dört temel ilkeyi toplumsal hayata taşımış ve 1935’te bunlara “Devletçilik” ve “Devrimcilik” ilkeleri de eklenmiştir. Tarihin ve var olma mücadelesinin bağrında toplumu yeniden üretme ve güçlendirme gereği olarak fışkıran bu ilkeler, Türk halkının özelidir, toplumsal dikey yapılanmanın sarsılmaz ve yıkılmaz sütunlarıdır. Burada önemli olan laiklik demokrasinin teminatıdır. Devrimcilik adaletin ve özgürlüklerin teminatıdır. Türk siyasi zihniyeti “Mülkiyetin, adaletin temeli olduğunu”, parlamenter demokrasiyi, yasaların üstünlüğünü, çoğulculuğu ve insan haklarını da esas ilkeler olarak Türk siyasi yaşam ve devlet hamuruna başarıyla karmıştır.

Cumhuriyet halkın kurabildiği en yüksek ve adıl devlet sistemidir. Bugün Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle yönetilen Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyeti büyütme yolunda çakılıp kalmamış, başkanlık sistemine geçerek dünya ülkeleri arasında cumhuriyet yönetim sistemini seçenlere örnek olmaktadır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi demokrasinin yetkinleşmesi koşullarında en üstün yönetim biçimi olup diktatörlük ve totalitarizme seçenektir.

96 yaşında olan Türkiye’nin siyasi partileşme yolu tek partili ve çok partili gibi aşamadan geçmiştir. Medeniyetler ve toplumsal düzenler gibi siyasi partiler de geçici olgulardır. Tarih tek kamaralı ya da iki katlı parlamentoların da ülkelerin gereklerine göre büyütülüp küçüldüğüne işaret eder. Örneğin Bulgaristan bugün Yüce Meclis toplayıp milletvekili sayısını 240’tan 120’ye düşürmeye çalışırken, TBMM’inde vekillerin sayısı son seçimde büyümüştür.

Türkiye Cumhuriyeti’ndeki siyasi partilerle ilgili görüşümü de şöyle ifade edebilirim.


Siyasi partiler toplumsal ihtiyaçların ürünüdür. Türkiye’nin İstanbul, İzmir gibi büyük liman şehirlerinde işbirlikçi, komprador güçlerin Türk sanayileşme ve serbest Pazar ilişkileri, modern finans ilişkileri ve tarımın kooperatifçi birimlerde teknolojik devrim yapma yolunu açmak için siyasi sahneye Milli Görüşün devamı olarak çıkan, 14 Ağustos 2001’de kurulan Ak Parti, bu ufku bir perde daha genişleterek bu yeni sosyal ve üretim ilişkilerini Doğu ve Güney Doğuya taşıma misyonu yerine getiriyor.

Bu atılım Türkiye’de yeni bir sosyal, ekonomik ve siyasi doku oluşturdu. Türkiye, kendi içinde Büyük Güçlü Türkiye, bütünleşmiş Türkiye anlamında böyle kuruldu. Bunun bir anlamı da ticaret sermayesinin milli sanayi üretiminde ve tarımda dönüşerek endüstriyel bağımsızlık ve egemenlik getirdiğini görüyoruz.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan yönetiminde dünya ekonomisinin bunalımlı bir döneminde gerçekleştirilen bu atılım modernleşmenin en perspektifli dallarını kucakladığı gibi milli savaş sanayini de bünyesine alınca 83 milyon nüfusu ve 4 milyon sığınmacıyı rahatça besleyebilen bir Türkiye ortaya çıktı. Buna paralel 2 bin kilometre çevresine de gıda ve giyim, hammadde ve makine pazarı, kara ve hava ulaşımı merkezi oldu.

Yeni kuşağın anlamlı öğrenimle yetişme ufku oldu.

Bağımsız Türk devletleriyle yeni düzeyde buluşan Türkiye Cumhuriyeti kendiliğinden Türk dünyasına öncü ve ilham kaynağı oldu.


Balkanlarda ve Yakın Doğuda Osmanlı’dan ayrılan fakat ciddi anlamda bir türlü millileşemeyen ve devletleşemeyen soylar, kavimler ve halklar da bunalımlar girdabından kurtuluşa son çare Türkiye devletine sarılmada buldu.

Şu da var. Emperyalist devletlerin Yakın Doğu halklarının kaynaklarına sahip olmak için 20. Yüzyıldan günümüze taşan “Arap Baharı” ve “medeniyetler arası savaşlar” gibi uydurma teorilerin ateşlenmesi de Türkiye devletini halkların güvenliğini ve uluslararası barışı tehdit eden baş belası terörizmle mücadelede güvenli kale yaptı.

Osmanlı devrinde 300 yıl savaşsız, huzur içinde yaşayan bölge halklarının 20.Asın sonlarında ve 21. Yüzyılın başında yaşadıkları savaş ve terör felaketleri Türkiye’yi Bölgesel Büyük Güçten, dünyanın bugünü ve yarınlarının oyun kurucusu dünya devlerinin arasına taşıması, biz soydaşların dünya görüşümüzü de güçlü etkilemiştir.

Bizden herhangi birimiz, Bulgaristan’dan gelirken, Türkiye’de AK Parti yönetiminde muhafazakâr – liberal bir dev atılımın içine düşeceğimizi asla düşünmemiştir.

Bu arada Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneğimiz BULTÜRK’ün de 2002’de kurulmuş olması ve AK Parti yönetiminde büyüyen Türkiye’yi gelişirken tanıması çok yararlı oldu. Bulgaristan’da bir tek Komünist Partisi vardı, Türkiye’de de Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu işitiyorduk, isim olarak radyolardan Büyük Atatürk’ü ve davasını, rahmetli Turgut Özal’ı, rahmetli Alpaslan TÜRKEŞ’i ve rahmetli Bülent Ecevit’i de biliyorduk. Bulgaristan, milli kurtuluş mücadelesi, bağımsızlık ve egemenlik hamleleri yaşamamış, 2 defa Rusya esaretine bir de Almanya çizmesi altına düşmüş ve saygı ve insanlık dolu milli şuuru gelişememiş olan bir yer. Toplum ve siyasi yapısı, insanların dünya görüşü tamamen farklı bir küçük ülke olarak biliyorduk. Buna rağmen, insanımızın gönlünde Atatürk Partisi olarak bildiğimiz CHP’ye devlet kurucu bir parti olarak, dünya halklarına örnek demokratik bir düzen kuran bir parti olarak doğal bir sıcaklık ve yakınlık vardı ve vardır. Fakat bu gün hala Atatürk’ün partisi dememiz pek mümkün görünmemektedir. Çünkü bu gün aldığı kararlar ve sözcülerin açıklamaları Türk halkına değil de daha çok dış güçlere yaramaktadır.


Fakat soydaşlar olarak muhafazakâr-liberal ve sosyalist veya sosyal-demokrat bir dünya görüşü arasındaki 2020 nüanslarıyla bir analiz ve sentezden sonra çıkartmalar yapsak, gülünç duruma düşeriz.

Kuşkusuz seçim sonu tablolarına bakıldığında AK Partinin sağ kanat partisi olmasına rağmen oylarının %46’sını fakir kesimden, CHP’nin ise orta ve zengin kesimden alması, acil cevap bekleyen bir soruyu da doğuruyor, diyebilirim!

Milliyetçi Hareket Partisi MHP biz soydaşlar için, Türkiye koşullarında bir devlet partisidir, milliyetçiliği Türk kimliğinin gönlündedir, ideolojisi birleştirici, toparlayıcı ve sürükleyicidir. Bizler, Sayın Devlet Bahçeli’nin söylediklerini sorgulamayız. Gerçekleri konuştuğuna kesin inanırız.

Aynı sözleri, Türk toplumdaki sağ sol kesişmesinin göbeğindeki İyi Parti ve kurucu lideri Sayın Prof. Meral Akşener için de söyleyebilirim.

Ben de kendisini daha ilk miting söylevinde sevmişim.


Batı Trakyalı olması, bir muhacir kızı olarak böyle net birikimli ve her sözü isabetli ve yerinde söylemesi olmuştu. Özellikle Cumhurbaşkanlığı adaylığında sergilediği saygın görüşler kamuoyu takdirini kazanmıştır.

Biz dernekler direk olarak siyasetin içinde olmadığımızdan dolayı Halkların Demokrasi Partisi HDP hakkında söyleyeceklerim şunlar olacaktır. “Biz aynı kardeşleşmiş köklerden gelmişiz. Ağacı kurutma çabalarınızı kınıyoruz.” Bu dünyada her şey gibi siyaset de değişkenlik bir sonsuzdur. Bu gün büyük önder Sayın Erdoğan başkanlığında ve TBMM siya iradesi doğrultusunda yürütülen iç ve dış siyasetin doğruluğuna ve Türk Milletine yararlı olduğuna inanıyorum.

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Derneğiniz BULTÜRK ve BGSAM (Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi) bu güne kadar ne yaptınız?

Cevap Rafet ULUTÜRK; Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği BULTÜRK, Türkiye’de tescil edilmiş olan, fakat Bulgaristan’da kalan kardeşlerimizi ve anavatandaki soydaşlarımızı temsil eden bir dernektir. İsmindeki “kültür” kavramı, ata-vatanda kalan halk kültürümüzle anavatanda geliştirdiğimiz kültürel değerleri Türk kültürüyle harmanlayarak geliştirmek ve halkımıza geri dönmektir. “Hizmet” sözünün anlamı da budur.

Biz, İstanbul /Beyazıt / Çemberlitaşta’ki Balkan Derneği’nin devamıyız. Onun yalnız yazar ve şairler kulübü olarak faaliyetlerini arşivimize alarak, halk kaynaklı ve halka dönük bir Bulgaristan Kültür üst yapı kuruluşu olarak, ayrıca da bir hizmet merkezi olarak geliştik. Hedefimizde Bulgaristan tarihini, Bulgar halkının maneviyatını, varsa doğru dürüst yanlarını ve kırılmalarını, Osmanlı geçmişiyle birlikte Müslümanları da söküp vatanlarından dışarı atma ve besledikleri ırkçı milliyetçilikle ne hedeflediklerini, neden millileşemediklerini, neden saygın bir devlet, hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları, azınlık hakları, ulusal kültür oluşturma ve başka konularda sürekli tökezlediklerini.

Onları isim değiştirmeye, din yasaklamaya, Türkçe konuşanlara ceza kesme, okul kapatma, mezarlıkları sürme, örf ve adetlerimize saldırma, Balkanların en barışçı insanları olan bizlere zulüm ederek, binlercemizi sürgün edip içeri atarak maneviyatımızı ayaklanmaya ve kitlesel göçe zorlama nedenlerini açıklamayı hedef seçtik.


Biz Son 20 yılda halkımızın yaralarını sarmak, onu yeniden uyandırıp gerçeklere yöneltmek, kimlik davamıza, hak ve özgürlüklerimiz için daha derli toplu daha bilinçli ve örgütlü mücadeleye hazırlandık.

Bu çalışmalarımız sözlü, kâğıda basılı ve elektronik yayınlarımızda başladı ve devam etmektedir. www.bulturk.org.tr ; www.bghaber.org  

Bu amaçla Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi BGSAM kurduk. BULTÜRK derneği olarak 15 kitap yayınladık.

“Bulgaristan Türklerinin Sesi” adlı dernek gazetemizin Eylül’de BULTÜRK Gazetemizin 160.Sayısını çıkartık. “ www.bghaber.org ” Bulgaristan’dan aktüel haber ve yorum internet yayınımız Türkçe ve Bulgarca yayınlanıyor. Bulgaristan Türkiye ve Avrupa’da Türk aydınlarının buluşma merkezi olduk.

Okur kitlemiz yıldan yıla arttı. Bulgaristan karma bölgelerinde 20 binden fazla okuyucularımız var. Köşe yazalarımızın yazılarını ayrıca değerlendirip BGSAM olarak kitaplaştırıp eylül 2020 itibarı ile artık 73. Eserimizi çıkartmış bulunuyoruz. Bunları her okurumuzun okuyabileceği şekilde yayınladık.


Bunları bu internet sayfamızdan da tüm dünyaya ulaştırıyoruz;

https://sites.google.com/view/bgsam-kitaplar/2020?authuser=0

Türkiye, Bulgaristan ve AB ülkeleri dışında Kanada ve ABD’de de okur kitlemiz çoğalmaya başlamıştır. “BGHABER ajansımız” dünyaya açılmıştır. İnternette yayınladığımız sayfamızla ilgi büyük ilgi oluştu. Burada Bulgaristan Türklerinin geçmişimizi, madalyonun arka tarafını ve geleceğimize ilişkin tahminleri bizim sitemizden öğrenmesi gurur vericidir. Bulgaristan ile ilgili aktüel ve güncel analizlerimizi de yazarlarımızın görüşlerini gün gün yayınlıyoruz.

Ayrıca benim de “Türk Dünyasında Bir Bulgaristan Türkü 50 yıl mücadele” başlıklı birinci kitabımla Bulgaristan Türklerinin haklı mücadelesini ve kimlik özelliklerini Türk Dünyası’na taşıma çalışmalarımı da anlattım. “Bulgaristan Türklerinin Kimlik Mücadelesi” başlıklı ikinci kitabımda ve yaklaşık bir buçuk asırlık Bulgaristan Türklerinin kimlik kavgasını, gidişi dönüşe nasıl dönüştürebildiğimizi, öz kimliğimizi başarıyla yeniden üretebildiğimizi ve Büyük Türkiye’nin davamıza katkılarını anlattım.

Bu yayınlarla birlikte yüzlerce yıldönümü kutlamamız, konferans, panel, senpozyumlar, bilgilendirmeler ve görüşme düzenledik, kır gezilerinde, Balkanlarda yerleşik nüfus arasında derin gelenekli, kök bağları en güçlü, en kabiliyetli ve umut yüklü insanların biz olduğumuzu anlattık, emellerimizi sanat eserlerine yükledik.


Şu dönem uzaktan Türkçe öğrenme programları, teşvikli yöntemler, çocuklarda Türkçe özeni doğurma ve teşvik etme yolları geliştiriyoruz. Bulgaristan Türk edebiyatını genç kuşağa aktarma ve halk kültürümüzü devretme temel ödevlerimizde biridir. Yayınlarımızı her zaman ve her yerde bulabilir ve izleyebilirsiniz. İzleyenlerin bilmediklerini burada bulabildikleri söylemeleri bizi memnun ediyor. Ayrıca bizi takip edenlerin hızla değişme sürecine girdiğini ve ilgi artışıyla taraftar grupları oluştuğunu görebiliyoruz.

Bu güne kadar Bulgaristan Türkleri için yapılmış çabalar ve derin bilgi birikimimizden Türk siyaseti ve konuyla ilgili yöneticilerin daha fazla faydalanacağına inanıyoruz. Sivil toplum örgütü olarak bu çabalarımızı ve bilgi birikimlerimizi toplumu aydınlatmak amacımızla aşağıdaki medya ortamlarında paylaşmaktayız:

BULTÜRK–BGSAM-WEB SİTELERİMİZ;

 

  1. Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği (BULTÜRK)
    BULTÜRK Derneğinin Resmi İnternet sitesi www.bulturk.org.tr,
  2. BGHABER Bulgaristan konusunda analizler, makaleler ve haber sitesi:
    BGHABER: www.bghaber.org, Bulgaristan ile ilgili Aktüel İnternet Sitesi 
  3. BULTÜRK Bulgaristan Türkleri Sesi Gazetesi: Yayınlanmış Gazeteler

https://sites.google.com/bulturk.org.tr/e-bulturk/anasayfa?authuser=0,

  1. BGSAM – İnternette BG Stratejik Araştırma Merkezi’nın çıkarttığı Kitaplar: –https://sites.google.com/view/bgsam-kitaplar/ana-sayfa?authuser=0 
  2. BULTÜRK Gazete Haber Sitesi: www.bulturk.net

GAZETE:https://sites.google.com/bulturk.org.tr/e-bulturk/anasayfa?authuser=0

  1. BULTÜRK Derneğinin Yayınladığı Kitaplar;

https://sites.google.com/bulturk.org.tr/bulturkyayinlari/ana-sayfa?authuser=0


Türk dünyasına hizmetten başka hiçbir siyasi ve iktisadi beklentisi ve amacı bulunmayan bir sivil toplum örgütü sıfatıyla BULTÜRK olarak her türlü katkıda bulunmaya hazır olduğumuzu tekrar belirtmek isteriz. Bizi takip edin Bulgaristan’da olan bitenin nabzını tutmak isterseniz, gerçekleri öğrenmek isteyenleri davet ediyoruz.

 

  • Soru: Bulgaristan’da yaptınız anketin etkisi oldu mu?

Cevap Rafet ULUTÜRK; Hem Bulgaristan’da hem de soydaşlarımız arasında Türkiye’de 2010 – 2014 – 2017 – 2019 yıllarında yaptığımız anketlerden çok güzel tespit ve öneriler aldık. Büyük katılım coşkusu yaşandı. Basın yayın stratejimizi yapılanmasında, elektronik yayınlara yönelmemizde, genç kuşağa yönelmemizde, geleneksel kültürümüzle birlikte güncel olaylara ağırlık vermemizde ve ülkenin her ilinde ve merkez belediyelerinde muhabir ağı oluşturmamızda çok faydalı oldu.

Bulgaristan’da kalan kardeşlerimizin ruh halini de yakından duyumsayabildik. Ekonomik sorunlarını görebildik, sağlık sektöründe ve eğitim öğretim alanından sorunlarla ilgili doyurucu bilgi sahibi olduk. Anket sonuçları hedeflerimizi biçimlendirdi.

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Bulgaristan gençlerinin durumu nedir? Hayal edebiliyorlar mı?

Cevap Rafet ULUTÜRK; Bir insanın hayal edebilmesi uyurken uykuda sayması gibidir. Düşünde Bulgarca sayan birisi, Türkçe hayal edemez ve Türkleri anlayamaz. Bu benim şahsi fikrimdir. Bulgaristan Türklerini zorla ve birden olmazsa – bu 20 yıl denemesiydi – 21. yüzyılda gitgide Bulgarlaşmaya itme bir milli siyaset olarak devam etmektedir. Bulgarların millileşmesi Osmanlı bağrında başladı, uyanış ve milli mayalanma ve dirilişlerini 18. ve 19. yüzyıllarda yaşarken, 19. Yüzyılın sonlarında ve geçen yüzyıl bu süreç çok şiddetlendi ama tamamlanamadı.

Birinci Dünya Savaşından sonra felaket yaşandı.


Ne var ki 1925 ve 1934 askeri darbeleriyle bu süreç, milliyetçiliğin son aşaması olan – ırkçılığa yönlendi. Tarihlerinde ilk kez Bulgaristan’da İtalyan faşizmi ve Alman Nazilerinin etkisiyle taban örgütlenmesi gerçekleşti – “Radnik”, “Bradnık”, “Kubrat” ve başka isimlerle Bulgaristan’da Nazi örgütleri kuruldu. Olay liselerde mayalandı ve programlı, hedefli ırkçı harekete dönüşürken hepsi bir ağzdan “Yahudiler, Çingeneler ve Türkler ülkeyi terk etsin!” dedirtiler.

1934-1944 Müslüman Pomakların isimlerini değiştirme ve İslam’dan vaz geçmeyenlere iş vermeme, evlenmelerini yasaklama gibi olaylar aynı aşırı milliyetçiliğin ürünleridir. Pomak kardeşlerime çocuklarını kurtarmak yardım etmek isterlerse tek önerim olacak çocuklarınızı Türkiye Türkçesini öğretiniz. Gelecek Türkiye Türkçesi bilenlerin olacaktır.

Demek istediğim, Bulgarlar “bilinç ve kimlikleri dışardan taşınır” özlü Alman teorisi temelinde 1934’te hazırladıkları Müslümanlarla ilgili devlet stratejisine temel ettiler. 2 700 okulumuz kapandı. Bulgar okulunda Türkçe derse girme derdine katlandık. Önce ders arasında Türkçe konuşmak yasaklandı, ardından sokakta ve kamu yerlerinde Türkçe konuşmak yasaklandı ve sonunda Türkçe söz edene ceza kesilmeye başlandı, Türkçe kitaplar, planlar, kasetler, feslerden sonra, şapkalar toplandı.

Bir tek Türk gibi duyumsamayı ve Türkçe düşünmeyi yasaklayamadılar. 1939’da Çar III. Boris işlerin sarpa sardığını, faşist gaddarlığın kükremesiyle azınlıkların komünistlerin tarafına kayacağını görünce faşist örgütleri yasakladı. Fakat Bulgar devleti ilk defa baskı ve zulümle bilinç ve kimlik değiştirmeyi denemiş oldu.

1963’ten başlayarak bu yaklaşım Komünist devlet yönetiminde önce gizli, sonra üstü kapalı ve sonunda açık saldırı ve soykırım denemesi şeklinde stratejik program haline geldi. Bu amaçla Müslümanların önce maddi varlığı yok edildi. Manevi hayatı devlete bağlandı. Okul programlarına sıkı milliyetçi, gerçeklerin çarpıtılmasından oluşmuş bir şovenizm öz akıtıldı.


Bu durumda Türkçe bilmemizi ana sütümüze, dinlediğimiz ninnilere, nenelerimizin hikâyelerine ve dedelerimizin kulağını çekmesine, köy yaşamı, tütüncülük ve hayvancılık dilimizin Türkçe olmasına borçluyuz.

Bulgaristan Türk edebiyatının oluşması, kültürümüzün kendini kuşaktan kuşağa ev ortamında da olsa yenileyebilmesi tarihsel zaferlerimizden biridir. Edebiyatımız Bulgaristan Müslümanlarının kendi kaderlerini kendi belirleme çabalarını dile getirmiştir.

Bugün araba geçer izi kalır anlamında varız anlamındadır. Gençlerimizin % 70’ı Batı ülkelerine işe çıktı ve kazandıkları paralardan bir kısmını yakınlarına göndererek Türklüğümüzü yaşatıyorlar, evlerini onaran ve yeni ev yaptıranlar var. Gurbetçiler devlete el açmadan yaşama yolu açtılar.

Kısacası insan simgelerle, sözlerle, kavramlarla hayal eder. Türkiye sanal dünyası Hızır gibi yardımımıza yetişti. Türkçe yazamayan ama söz hazinesi zengin, Türkçeyi iyi konuşan bir kuşak yetişti. Biz bugün internet aracılıyla onun hayallerini besliyoruz. Hayallerinin hamalı olmasını önleyip onları kanatlandırmaya çalışıyoruz.

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Bulgaristan’da azınlıkların sorunları ne durumda?

Cevap Rafet ULUTÜRK; Bulgaristan’da Türkler, Pomaklar, Romenler, Tatarlar, Müslüman Millet (Çingeneler), Gagavuzlar, Makedonlar, Ulahlar olmak üzere 9 azınlık var. Bunların tüm yöneticileri azınlıkları değişik zamanlarda eritilerek, kimlik yitirerek devletin Bulgarlaştırma makinesine salındı. Müslümanlar kimlik kıyımı makinasını 12 defa durdurduk. 29 Aralık 1989 tarihinde Müslümanlar Sofya Parlamentosunu kuşatınca devletin terör makinası isimlerimizi ve din haklarımızı geri kusmak zorunda kaldı. Dilimiz, anadilde okul hakkımız, kültürel kimlik hakkımız ve azınlık kimliğiyle yaşama haklarımız makinanın içinden çıkaramadık içinde kaldı.

Bu sorunun kısa cevabı şudur: Bulgar devletinin en büyük sorunu azınlık kimliklerinin resmen tanınması sorunudur.

Azınlıkların da en büyük sorunu budur. Bu sorunlar Bulgarların daha öte millileştirilmesini durdurmuştur. Devlet stop etmiştir. 8 Ekim tarihinde yayınlanan Avrupa Konseyi (AK) geçici bildirisi de somut olarak Makedon ve Çingene kimliklerinin tanınması konusuna adanmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Konseyi’nin (AİHK) bu konuda Sofya hükümetine uyarıları var.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (Strazburg AİHM) Bulgaristan’da vatandaşların ve azınlıkların bireysel ve kolektif hakları azınlık ve milli kimlik haklarıyla ilgili 44 karar aldı. Bulgar yargısı bu kararların hiç birini uygulamadı. Bazıları için tazminat ödediler. Kimse tazminat almak için dava açmamış, yıllarca mücadele etmemiş, hapis yatmamıştı.

Bulgar devleti azınlık kimliklerinin tanınmasında milli güvenlik için tehlike görüyor. Azınlıkların doğru dürüst eğitimle öğrenimli, meslekli, aydın kimlikli yetişmesinde de aynı tehlikeyi görüyor. Azınlıkların kendi dillerini öğrenmesinde, kendi dillerinde rüya görmesinden ve hayat etmesinden bölücülük doğacağından korkuyor.

Bulgaristan’da yaşayan Makedon hapislilerinin “OMO –“İlinden” örgütü Makedon kimliğinin meşrulaşması konusunda Strasburg AİHM’de 6 dava kazandı, ne bireysel ne de ortak Makedon kimliği henüz tanınmadı ve artık Bulgaristan ile Kuzey Makedonya Cumhuriyeti (KMC) arasında bir sorun haline geldi. Bulgaristan Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nde yaşayan Bulgarların milli kimliklerinin ve azınlık haklarının tanınmasında ise direniyor, fakat buna karşılık Bulgaristan’da Makedon yaşadığını kabul etmiyor. Aslında Bulgarlar 1945’te bunu kabul etmişlerdi. Bulgar Bilimler Akademisinde Makedon dilinin bir halkın resmi dili olduğuna ilişkin savunulmuş doktora tezleri dahi var. Eğer sorun çözülemezse, Bulgaristan aralık ayında MKC’nin Avrupa Birliği üyelik dilekçesinin görüşülmeye açılmasına veto koymak istiyor. Kimlik sorunları Bulgaristan’da siyasi, manevi ve kültürel hayatı dondurmuştur, Bulgaristan Türk gençliği de dondurulmusluğun içindedir. Bizim Bulgaristan’da ana sorunumuz Kimlik sorunumuzdur.

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Bulgaristan’da demokrat Bulgarlar Türklere sahip çıkıyorlar mı?

Cevap Rafet ULUTÜRK; Bulgaristan Türklerinin hepsi demokrattır. Bir defa dindar olanlarımız Bulgaristan’da komünist dönemde Tanrı kiliseden zorla çıkarılırken lanetleyerek terk ettiği yere bir daha dönmediğinden, Doğu Ortodoks Kilisesinin durumu ortadadır. Memleket dinsiz kalmasın inancıyla modern dünya görüşü, ahlak ve insan sevgisi yaşatanlar Müslümanlardır. Bulgaristan Türkleri arasında deist ya da ateistler daha çok aydınların içerisinde bulunmaktadır. Komünist baskının İslam kültürünü yasakladığı dönemlerde maneviyatı yavan kalanlarımız da İslam’ın son din olduğunu, Peygamberimizin hepimizin resulü olduğunu,  Allah’ın af edici olduğunu ve en önemli erdemimizin inanarak hayır etmek olduğunu bilir. İnanan vatandaşlar olarak Bulgaristan Müslümanları hak ve özgürlükler ateşinden geçtikleri, kin ve nefretle yaşamanın günah olduğuna inandıklarından dolayı, farklı olanın da insan, ama zehirlenmiş bir toplumda yetişmiş, yardıma muhtaç İnsan olduğunu görebildiği için demokrattır ve ayrıcalıklıdır. Bulgar günahkârları ancak Türk demokratların haklılığını tanımasından temizlenebilirler!

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Bulgaristan’da Türkleri öldürenler cezasını çektiler mi?

Cevap Rafet ULUTÜRK; Hiçbir anayasada ve ceza kanunlarının hiçbir maddesinde – Türklere karşı işlenmiş suçlar suçtan sayılmaz yazmasa da – memleketimizdeki uygulamada bu böyledir.

Açılan hak arama davalardan hiç biri sonuçlanmamıştır.

Haklı davaların sonuçlanmasını engelleyen Bulgar savcılığına karşı açılan davaları kazananlara da – savcılık yüzünden davanın zaman aşımına uğramasından hak edilen bir tazminat ödenmiş ve dosyalar kapatılmıştır.

Soykırım suçluları hal bugün bile iktidardadırlar.

Bu olayı, 30 yıldan beri Moskova ve özellikle KGB arkalamıştır. Hak ve Özgürlük Hareketi de bu konuda ses çıkar(a)mamıştır. Adil olmayan barışın ardına ve şahsi çıkarlarının adına gizlenmiştir. Bulgar devleti Türkler konusunda toplumda ağır basan Türk düşmanı ırkçı-faşist ayarı boz(a)mamıştır. Geleneksel hedeflerinden ödün de vermemiştir.

Belki de bu daha önce bilmediğimiz Bulgar başkalarını git gide manen tüketme uygulamasıdır.

Özünde bireylerin ve azınlıkların kendi kimliklerini belirleme hakkına hayat hakkı tanımamak olduğunu artık görebildik. Bu konuda Avrupa Birliği, Konseyi ve Mahkemelerinin azınlıkların kurtarıcısı olmadığı da gün gibi ortadadır. Şunu ilave etmek de yerinde olur. Avrupa Brüksel beyni, Bulgaristan gibi kenar üyelere, Alman “Der Spigel” dergisinin de yazdığına göre, yeni sömürge ülke gibi bakıyor ve idareci komiser olarak atanan Başbakanlar ve hükümetin işlerine karışmak ve adaletsizliği durdurma görevini üslenmek istemiyor.

En önemli olan da, Bulgar millileşme çağının 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla tüm illetleri, kötülükleri ve zulüm aletleriyle taşınmış olmasıdır.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 + 10 =