Tarih:  06 Ekim 2019
Yazan:  BGSAM
Konu:  Bugünkü yönetimin ana ödevi statükoyu korumak ve yaşatmaktır.

Penceremde bir kaktüsüm var. Yaz sıcaklarında ben suladım o şişti. Güneşte gerilen balona benzedi.  Diken uzattı, piç çıkardı. Misket büyüklüğünde 5 koltuk doğurdu. Onları kestim ve saksıya batırdım. Dikkatimi çekiyor su aldıkça onlar da şişiyor. Makasımın keskin olduğunu fark eden ana kaktüs artık yüzümü güldürecek gibi, çiçek açma hazırlıklarında. Bu kadar su içtikten ve tıraştan sonra iyice uzayan dikenlerin arasından gelen renklerse ilgi odağımda… Tomurcuksa henüz beyaz tüy yummacığı aşamasında.

Doğa kuraları politik partiler için de geçerlidir. Politik iradeyi dile getiren partiler, bizde taşıma su ile büyüdüler. Bu yöntem demokrasi koşullarında geçerlidir. Örneklemek için 1990’lara dönelim.

1980’li yıllarda Bulgaristan için en tepedeki kişi, Sovyetler Birliği ve SBKP – Sovyet komünist partisi önderi M. Gorbaçov yaklaşan çöküşü hissetmişti. Birleşik Amerika  Başkanı Ronald Reygan’ın 1989-92 yılları arasında  Kabine Şefi olan Jems Baker’e  Sofya’dan şu şifreli haber iletilmişti:

M. Gorbaçov Doğu Avrupa ülkelerinin iç işlerine karışmayacağını açıkladı. Partilerin eski yönetimlerinin değiştirilmesini teşvik ediyor.”

Sofya’daki ABD Büyükelçiliğine gelen cevapta şöyle deniyordu:

Sosyalist sistem hızla çöküyor. Bu işin altını kazmak için ciddi örgütlemeliyiz.

O zaman bu sorunun anahtar noktası insan haklarıydı.

29 Eylül 1989 tarihinde  Jems Baker ABD Dış İşleri Bakanı sıfatıyla Washington’da Birleşmiş Milletler ofislerinden birinde  Bulgaristan Dış İşleri Bakanı Petır Mladenov ile görüştü. Bulgaristan’da özellikle Türk sorunu olmak üzere, insan hakları sorunlarını konu ettiler. Resmi haberde, “Türk sorunu, Doğu ve Güney Bulgaristan’da Türk ve Pomak nüfusun toplu halde yaşadığı bölgelerde otonomi ilan etme denemesi sonucunda oluşmuştur.” Dendi. Resmi haberde “bu konuda Bulgar tarafın Amerikan önerilerini koşulsuz kabul ettiğine” yer verildi.  Bulgaristan’da 10 Kasım 1989 darbesinin yapılmasına ancak birkaç hafta kalmıştı. Yeni Sofya yönetimi böylece ABD yönetimi önünde ilk kez kesin boyun eğmişti. Fakat hainlere inanan yoktu. İkiyüzlülerden yalnız ihanet doğabilirdi. (Onlar çok yakında kaktüs filizleri gibi birer birer budanacaktı.)

Bulgaristan değişiklik istekleriyle gelen zehri hangi köklerden emdi hiç düşündünüz mü?

Memleketimizde demokrasisinin kılcal damarları karanlık geçmişin çok derinlerindedir. Kaktüslerin Amerika’dan Bulgaristan’a dikenleriyle geldiği gibi…

Bulgar devletini temsil edenler daha 1970’li yıllarda dış ülkelere çıkardığı ticaret şirketleriyle uyuşturucu kaçakçılığı ve terör örgütlerine silah ve para akıtma işlerinden palazlamaya başlamıştı. Bulgar özel sermayesi Batı ülkelerinde oluşurken Bu ülkelerinin gizli servisleriyle yakın ilişkiler kurulabilmişti. Neticede oluşan, fikirsiz, iradesiz ve gelişim azmi olmayan,  Bulgar kızıl burjuvazisi devlet yönetiminin değiştirilmesini kabul etti. Düne kadar düşman olduğu güçlere sadakat olarak Vatanımızı tepsi içinde sundu. Bu güçler, onların çocukları ve torunları o zaman İsviçre’nin göl ve ırmak kenarlarındaki köşklerde oturuyordu. Şimdi de orada ikamet ediyorlar.

1970’li ve 1980’li yıllarda Pomaklar ve Türklere kan kusturan Bulgar totaliter rejimi, sosyal güvenceleri olması gereken toplumsal düzeni ayakaltına almış ve Batı tarafından para sızdırılan ve beslenen yarı feodal sivil toplum örgütlerine iktidarı kalaylı tepsi içinde sundu. Karşılığında devleti temsil etme hakkını eline geçirmiştir.  O zaman Bulgar toplumunda, 78’i BKP MK ve Politik Büro üyesi ile “DS”  Generalleri çevresinden olmak üzere, toplam 200 milyoner vardı. Onlar bizi sınıra zorlarken zenginleştiler. 3 ile 5 bin leva maaş alanların toplam sayısı da 20 binden fazla değildi. Bugün aynı analizde, memleketimizin para kaynaklarının 200 ailenin elinde bulunduğunu, 200 bin Bulgar vatandaşına her ay 9 bin leva maaş aldığını, pek bir iş yapmadan maaş alanların ise toplam 420 bin kişi olduğunu basından biliyoruz.  Bu paraların bir kısmı hala Batı fonlarından gelmeye devam ediyor. Benim kaktüsümü suladığım ve onun da şiştiği gibi, bu tabaka günümüz Bulgar toplumunun yönetim katı kaymağını oluşturmaktadır. Bulgaristan’ı temsil eden zümre onlardır.

27 Ekimde yapılacak seçimlerde ana amaç ve ödev “yeren memnun alan memnun bazıları için tıkır tıkır işleyen şimdiki Bulgaristan düzenini korumak” ve hayatını uzatmaktır. Statükoya hayat hakkı tanımak işte budur.  Kaktüsün dikenleri arasından açmak isteyen püskül ise, sinyal olarak, 26 Temmuz 2020 tarihinde emekli maaşlarına % 6.6 zam yapılacağı haberidir.

Şunu özellikle vurgulamak istiyorum. 1944 öncesi Bulgar Çarlığında valiler gibi belediye başkanları ve muhtarlar da atanıyordu. Bu seçimlerde 1 222 köyde seçim yapılmayacak, çünkü insanları parmakla sayılacak kadar azalmış ve muhtar yardımcıları atanacak. 1990 yılından beri Belediyelerin mali imkânları da sürekli budanıyor. 1990’da yerel vergilerin % 70’i belediyelerde kalırken, şimdi ancak % 23’ü kalıyor ve belediyeler her bakıma merkez idareye bağlı iş görmeye çalışıyor. İnşaat alanında yapılan ihale paralarından % 50’sinin rüşvet olarak geri verilmesi ise çok acıklı bir durum olduğu gibi, geleceğimizi felç ediyor.

Şunun iyice anlaşılması gerekir. Kendilerini sağ gösteren sol adayları yeniden değerlendirmek gerekir. Bu değerlendirme adayların bildikleri şarkı ve türküleri söyleterek olur. Görülecektir ki, muhtar ve belediye başkanı adayları partizan türkülerinden başka şarkı türkü bilmiyorlar,  hepsi emir kulu tipler, taş kafa, yıllardan beri çalışmamıştır. bTV televizyonunun sabah saatlerinde il merkezlerinden yaptığı belediye başkanı diyaloglarını izliyorum, “sen daha fazla çaldın, bana engel oldun” kavgası almış yürümüş, belediyeciliğin ateşi tamamen sönmüştür.

Sofya’da Milli Kültür Evi (NDK) bahçesine Seçim Çadırı kuran BSP- Moskova Sofya Belediye Başkan Adayı Maya Manolova çadırı artık 3 defadır kesiliyor. Bu da genç kuşağın gerçek değişikten yana olduğuna bir işarettir. Rusofob hareketi uyumuyor.

Yazılarımızda Türkçe eğitimi sorunlarının belediye okullarında muhtar ve belediye başkanlarının girişim ve yardımlarıyla çözülmesini istiyoruz. Çok iyi de, bu olamaz çünkü okulun yalnız bina, pansiyon ve bahçe mülkü olarak belediyenindir. Okul programlar (mevzuat)  Eğitim Bakanlığında hazırlanıyor, müdür ve tüm öğretmen, eğitmen ve hademelerin maaşları Sofya’daki bakanlıktan gönderiliyor. Bakanlık duruma yüzde yüz hakimdir ve çocuklarımızı karanlıkta tutuyor. Muhtar ve belediyecilerin yapacağı bir şey yoktur.

Bu durum Todor Jivkov totalitarizmi zamanından kaldığı gibi korunmuştur. Daha kesin bir ifadeyle penceremdeki kaktüs gibidir. Dikenli kaktüsü eliyle tutabilen birini henüz görmedim. Totalitarizmin kalıtı da öyle korunuyor bizde. Örneğin. Siz kendi kendinize şu soruyu hiç sordunuz mu? Daha doğrusu şu olayı biliyor muydunuz?  Ömründe halktan yana bir iş yaptığı işitilmemiş birisi olan ve işe yaramazlığının ödülü olarak “profesör” unvanı kazanan, “multak” Vejdi Raşidov Kültür Bakanı olduğu yıllarda Sofya’da lüks bir park içinde  “SOSYALİST SANAT MÜZESİ”  kurdu. Bu müze Boyko Borisov hükümeti yıllarında yoksul halktan toplanan vergilerle inşa edildi. Todor Jivkov, Georgi Dimitrov, Lenin, Stalin, Rus Generalleri, Lüdmila Jivkova ve daha birçok bugün Bulgaristan’da yıkılması istenen anıtı, büst ve heykelli toplayı bu parka diktiğini ve bunların maaşlı kişilerce korunduğunu biliyor muydunuz? Bu noktadan çekilirseniz Sofya merkezindeki  “Rus Asker Anıtı” veya “Çar II. Aleksandır” anıtının kaldırılması için halk oylamasına gitmek isteyenlerin neden çekindiğini ve korktuğunu anlamanız da kolaylaşır.

Bir sorum daha var. 2009’dan beri Bulgaristan diktatör Todor Jivkov’un  yakın koruması Boyko Borisov tarafından iyi kötü yönetilirken,  totaliter liderin  torunu, İvan Slavkov ve Lüdmila Jivkova’nın oğlu Todor Slavkov da Başkent Büyük Şehir Belediye Başkanı adayı oldu. Babası Slavkov’un 1990’da kurduğu  “Bulgaristan İleri” (Napred Balgaria)  partisi onu önce Sofya Büyük Şehir Belediyesi Başkan adayı gösterdi.  “Bu seçimi kazanamasam da 4 yıl sonra başkanım” diyor. Özel eğitim almış, sakal salmış, halka inmiş, boynu bükük, kafayı dik, bir görseniz. Demek istediğim Bulgaristan’da perde ardı hazırlıklar arasız devam ediyor…

Seçim haberlerini sıkı izlerken, Başbakan ve GERB partisi lideri B. Borisov’un bu seçimleri 2. Turda kaybedip GERB partisi içinde İkinci Kişi olarak biçimlenen şimdiki Sofya Büyük Şehir Belediye Başkanı Fındıkova’dan usulüne uygun bir şekilde kurtulmak isteyişini görebiliyorum.  Aslında bu “memleketin yarısını dedem Jivkov kurmuştur” sözleriyle böbürlenen torundaki  “hakkımı isterim” uyanışı artık her yerde sezilirken, fakirliği bir tabaka daha dibe çökertip “ekmek isteyenler Todor Slavkov’a oy versin!” hareketini başlatabilir. Biz Washington ve Brüksel’in eski komünistlerden, yeni faşistlerden, kimliksiz ve lümpenlerden çekinmediğine tanık oluyoruz. Bu memlekette her şey olabilir. Zaten “korumalara ve itfaiyecilere üst kata çıkmayın” diyen Eflatun “Platon” değil miydi?

Bizimkiler 2 rakıdan sonra saat 21’de her akşam ekranda şoumen Slavi Trifonov’u izlerken masayı yumruklayıp “çalga” müziğine göbek sallamadı. Hayatın zevki, tadı, tuzu ve uyku hapı bu değil miydi? Bu müziğin dünya yıldızı Aziz, “ bundan böyle Bulgaristan’da hiçbir zaman çarkı söylemem” dedi. Türkiye’de ve Almanya’da hayranlarını stadyumlar almazken, bir Müslüman Çingene yıldızın şarkılarını Bulgarca söylemesine bile tahammül edemeyenlerle diyalog kurmak istemeyenler ordu oluyor. Çok tuhaftır.  Slavi Trivonov ve orkestrası “Ku Ku bend” Aziz’in eserlerini Bulgarca söyleyebilir, ama besteci ve sanatçı Aziz kendi eserlerini vatanında söylemekten vazgeçirildi. Bu ülkenin adı Bulgaristan’dır. Aziz’in onuru belki de Sliven (İslimye) kadın hapishanesinde doğmuş olmasından güç alıyor.

Slavi Trifonov 4 Ekim 2019 tarihinde “Böyle Bir Parti Olamaz!” adlı yeni parti kurdu. 2016’da yapılan referandum isteklerini değiştirmeden yeşertti.  Siyasetten anlayanlar her çiçeğin ömrünün bir mevsim olduğunu bilir ve kuruyan çiçeklerin kaktüsler gibi dikenleştiğini de bilir. Soruyorum: Sl. Trifonov “çöpçüler partisi” mi kurdu? Çünkü bizde çöpün eskisi yenisi olmaz. Çöpçü

için her çöp kelepirdir. Partisinin bu işe de el atacağını ve Sofya’da çöplerin artık paketlenmiş, poşetlenmiş, cam, kâğıt ve gıda atıkları şeklinde gruplaştırılacağını açıklayan Trifonov, Ahmet Doğanla ortak “Kurt” lakaplı oyuncuya rekabet için mi itiliyor fikri geçti aklımdan. Çünkü bizdeki siyasi hiyerarşide önce çöpçülerle, ardından rüşvetçilerle, dolandırıcı ve yüksek bir kademe olan belediye meclis üyeleriyle iyi anlaşmadan Halk Meclisine girebilmek imkânsızdır. A. Doğan bütün giriş çıkışları halen tıkamıştır.

 

1990’dan önce bu kapının nasıl açıldığını yazımın başında anlattım. İlk cümlelerde Türk ve Pomak hak ve özgürlüklerinden hatta bölgesel otonomiden söz ettik de, önümüze çiğnesen çiğnenmez, kırsan kırılmaz bir plastik kemik attılar ve 30 yıldan beri geveliyor ve salyalarımızla besleniyoruz.

 

Doğrusunu isterseniz BSP ve GERB gibi partilerin kurulmasına yol vermemek için tescil edilen ama artık 2. Seçim GERB’e yapışan Demokratik Güçler Birliği (CDC) partisinin tay durma yıllarını anımsayalım.

 

2 Şubat 1990 tarihinde Jems Baker resmi bir ziyaret için Sofya’da gelmişti. Daha uçak alanında “sosyalist parti ile iş yapmayacağız, demokratik güçlerinizi tanıyalım” dedi. Sofya’nın o yıllarda en temsili oteli olan “Balkan” Şimdiki (Shereton) salonlarında resmikabul düzenlendi. Resmikabule gelenler sakallı ve elbiseleri ütüsüz kişilerdi.  Konuk Baker, Bulgar demokrasisi temsilcilerini görünce US Büyükelçisi Sol Polanski’ye dönerek “ayakkabılarını boyamayı unutmuş vaks acılar sürüsü” dedi.  Konuğu selamlayan hapisçilerden P. Gogov oldu. O, “Komünistlerin ciltleri soyulmalı ve duvarlara asılmalı” sözleriyle ünlenmişti.

 

Bu ilk görüşmeden sonra US Büyükelçisi Polanski’nin Beyaz Saraya gönderdiği şifreli telgraf artık yayınlandı. Bulgaristan demokratik eliti hakkında yazılanlar şunlardır:

 “Aç çocuklar. Düşük bir düzey. Kimlik sahibi ciddi lider yok!”

Simyonov: “Psişik hasta, ancak emin bir köpek olabilir.”

Muhalefet sözcüsü G. Spasov: “itici bir tip, geri zekâlı.”

Trençev: “İlkel anti-komünist, çok gururlu.”

Dertliev: “saygın bir kişi, fakat otoritesiz partilere yakın duruyor. Bu da onu bir günlük politikacı durumuna getiriyor, kullanılıyor.

Jelev: “Bilimle uğraşsa daha hayırlı olur.”

Beron: “Akıllı biri ama otoritesizler arasına düşmüş, politikaya karışmış”.

Kuşlukov: “Orduda suçlu bulunup içeri düşmüş. Yönettiği üniversiteli hareketi neo-faşisttir.”

Bulgaristan’daki toplumsal düzen değişikleri gereğine işaret eden raporda Demokratik Güçler Birliği adıyla tanıtılan muhalefetin değişik felsefe ve görüşlerin derlenmiş şekli olduğuna vurgu yapılırken, Pomak ve Türk azınlığın durumu yazılmıştır.

Bu gelişmelerden sonra US Merkezi İstihbarat Örgütü (CİA) Demokrasiyi destekleme fonu üzerinden Bulgaristan’a 1990’da 2 milyon Dolar gönderdi. Bu paradan 233 000 Doları “Demokrasya” gazetesine, 615 000 Doları da 10 Haziran 1990’da yapılan seçimlere ayrıldı. Diğer partiler CDC il örgütlerine, seçimlerden sonra parti örgütlerinin güçlendirilmesine ayrıldı. O zamanın sloganı “Zaman Bizimdir” altında birleşenlere Almanya da mali yardımda bulunmuştu.

Seçimlerde sosyalistler oyların % 47’sini, CDC de % 36’sını aldı. Bulgaristan değirmeni o zaman taşıma suyla dönmeye başladı ve durum değişmeden devam ediyor.

Seçimlerden sonra öğrenciler hareketlendi. Bu eyleme 100 bin US Dolar ödendi. Toplum toparlanamadı. Sosyalistler reform yapmayı, CDC kadroları da sorumluluk üstlenmeyi öğrenemediler ve 30 yıl önce oluşan bugün de kokuşmaya devam ediyor. Ne ana partiler ne de koltuk değnekleri memleketimizi bunalım girdabından kurtara bilecek durumda değildir. İşte böyle bir ortamda seçime gidiyoruz.

Okuyanlara teşekkürler.
Paylaşınız.

Reklamlar