Yorum

Gagauz toplantısında

Rafet ULUTÜRK

Öncelikle bu toplantıyı organize eden Oya CANBAZOĞLU’nu tebrik ediyorum.

Sayın dostlar, değerli misafirler, Hoş Geldiniz. Sefa getirdiniz.

Bugünkü konumuz: “DÜNDEN BUGÜNE BALKANLARDA VE BULGARİSTAN’DA GAGAUZ TÜRKLERİ”

Sizin için özel olarak gelen, konunun uzmanı konuşmacımız:

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Misafir Öğretim üyesi Doç. Dr. Olga Radova Hanımefendiye Hoş geldiniz.

Bilirsiniz tarihçiler tarih yazıp anlatır, edebiyatçılar şiir dizer okur, biz dernekçiler ise, hele son zamanlarda, haddimizi aşarak, sanki SİYASETE gönül verdik.

BULTÜRK yönetimi olarak siyaseti hep, soydaşlarımız ve Bulgaristan’da kalan kardeşlerimiz açısından, barış ve huzur açısından anlatmaya çalıştık.

34 ülkeden Türkleri tek çatı altında buluşturan, Dünya Türk Gençlik Birliği etkinliklerine katıldığımda birkaç defa Gagavuz Yerine, Kıpçak köyüne, 6 Ocak 1906’da kurulan Gagauz Devletinin başkenti KOMRAT’ a gittim, devlet ve hükümet yönetimi yetkilileri, milletvekilleriyle görüştüm, etkinliklerine katıldım. Mitinglerinde hep Türkçe konuştular. Türkçe şarkı türkü söylediler. Gagauz kardeşlerimizin evlerinde kaldım, ev dilleri de Türkçe, dostluklar kurdum, o sıcak yürekli, alçakgönüllü insanlara sizin selamlarınızı ilettim.

Gagauzlar, Türkçe konuşan dev bir dünyada, küçücük ama çok önemli bir inci, bir çağlayan, şırıltısı gönül okşayan bir mucizedir.

Bilmem farkında mısınız, biz Türkler yeni bir sürecin içindeyiz.

Birçok yerde, Gagavuz Yeri de bu arada, köklerimize dönüyoruz. Kendimizi, benliğimizi, soy kimliğimizi arıyoruz. Bunları bulduğumuzda bir çatı altına toplamak ve bir daha asla dağılmamak üzere birleşmeye çalışıyoruz.

Macaristan, Bugac’ta geçen hafta Hun-Türk Kurultayı başladı. Bu büyük bir meydan kurultayı oldu. 180 bin katılımcı, 27 Türk boyunun 10 soy kimliğini simgeleye bayrak altında toplandı.

Bugün burada konuşurken şahsen benim için Gagauz kavminin Selçuk Bayrağı,  Hunların, Oğuzların, Büyük Selçukluların, Avşarların, Akkoyunluların, Kıpçakların, Peçenek veya Kırgızların, Osmanlı Türklerinin soy kökü Kayı Boyu simgeli bayrak altında mı çadır kurdukları hiç önemli değildir.

Önemli olan tarih boyu Avrupa’yı titreten o dev Türk kimliğinden ayrılmaz, kopmaz bir parça olmalarıdır. Önemli olan Bizans başkenti surlarını 2 defa zorlayan Atila’nın bir devamı olan ve Fatih Sultan Mehmet’in zaferlerinden olmaktır.

Macar Ovasında dalgalanan Hun-Atila bayrakları arasında biri dikkatimi çekti.

Volga–Dnepır ırmakları arasında (Azak Denizi ile Karadeniz arasındaki düzlüğe) Büyük Bulgar Devleti kuran, bundan 1370 yıl önce ölen, bir kabri Ukrayna’da, biri de Deliorman, Balpınar’da (Kubrat kasabasında bulunan) Bulgar Hanı Kubrat’ın Mezar Taşındaki simge Kayı Boyu, yani Osmanlı Türk simgesidir ve geçen hafta Macar ovasında Han Atila bayrağından sonra ikinci yerde dalgalanması çok önemlidir.

Bu cümleden olmak üzere, bizim için, bir de şu ayrıntı çok önemlidir. Han Kubrat’ın oğlu ve aynı zamanda Han Atilla’nın 9.Kuşak torunu olan Han Asparuh’un da Tuna’yı geçip Bulgaristan’a ayak bastığında başının üstünde dalgalanan bayraktaki simgenin de aynıydı.  Hatırlatmak amacıyla söylüyorum: Bu simge, iki yanında birer çizgi, ortasında çatal, bugünkü İYİ Parti ve Bulgaristan’da da Bulgar ırkçıların kullandıkları semboldür.

Konumuza dönelim. Merkezi Avrupa’nın Macar-Bugac Ovasına Atilla’nın Bayrağı bundan 1600 (bin altı yüz) yıl önce, V.Asırda dikilmişti. O zaman Avrupa ve Asya tek İmparatorlukta, tek bayrak altında birleşmişti.

Geçen hafta Asya’dan gelen 300 atlı ve 500 okçu bu tarihi olayı 180 bin kişi önünde canlandırdı. Avrupa tarihi zengin kıtadır. 100 yıl, 30 yıl, 7 yıl, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları yaşadı. Viyana, Waterloo, Stalingrat Savaşları hep bu kıtada olmuştur.

Fakat Atila’dan sonra Avrupa halkları 180 bin kişiyi bir meydanda görmemiş, yer ve göğün böyle coştuğuna tanık olmamıştır. Bu kurultayda, biz Bulgaristan Türklerini Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) temsil ederken, Gagauz kardeşlerimiz de kendi heyetleriyle katıldılar.

Aktüel olay, bizim çalışmalarımızda bir ufuk olan, Büyük Davamızın – Dünya Türklerini Birleştirme Davamızın yeni bir adım atmış olmasıdır. BULTÜRK, soydaşlarımızı ve Bulgaristan Türklerini bu defa da temsil ederken, yeni bu örgütlü etkileşimde sesini duyurmuş oldu. Gagavuz devletinden gençleri de katıldılar. Bizim TURAN ülkümüzü, Sayın Bilal ERDOĞAN yönetiminde her yıl İstanbul’da düzenlenen Türk Dünyası ETNOSPOR Kültür etkinliklerinde izleme imkânı bulduğunuzu umuyorum.

GAGAVUZLAR bizim kader kardeşlerimizdir.

Bulgaristan’da onlara Varna, Şumnu, Balçık ve Kavarna’da rastlayabilirsiniz. 1980’lerde yüreklenen, Dobruca ve Deliorman köy ve kentlerinde kızışan, Bulgaristan Türklerinin Türk Kimliği mücadelesinde Gagavuz kardeşlerimizin de yer aldığını biliyorum.

GAGAVUZ SÖĞÜTÇÜK köyü, Bulgarcası Bılgarevo, Bulgaristan Gagavuzlarının BAŞKENTİDİR. Sayılarına gelince. Bizde rakamları yazmak Bulgar’ın elindedir.  Her kaynak farklı veriyor. 20 binden 35 bine kadar giderken, 2001’de yapılan sayımda, Bulgaristan’da  “540 Gagauz yaşıyor” dediler. Bu istatistik oyunları bize geçmez.

Tabii ki, korku içinde yaşayan Gagauz kardeşlerimiz başımıza bir şey gelmesin endişesiyle kendilerini BULGAR yazdırıyorlar. Ne var ki, sayıları giderek artıyor. Bana soran olsa, Bulgaristan’da en az 540 Gagauzov isimli kardeşim var, derim.

Başkent Komrat’a geçiyorum.

Gidip gördüğüm Gagavuz Yeri’nde 3 şehir ve 28 köy var.

Başkent Komrat’ta 24 bin nüfus yaşıyor.

Çadır-Lunga Şehrinde 20 bin ve

Vulganeşti şehrinde 15 bin nüfus var.

Gagauz Meclisinde 34 milletvekili görev alıyor. 2014 seçimlerinde biz tüm engellemelere rağmen Sofya meclisine 38 milletvekili göndermiştik, BULGARİSTAN TÜRKLERİ KÜLTÜREL OTONOMİSİ ilan edemedik.

Amma Gagauzlar 1990’dan sonra bir iki atılımda GAGAUZ DEVLETİ kurdular. Batı Karadeniz kıyılarında Hıristiyan ve Müslüman Dünya içine sıkışmış Gagavuzlar adlı önemli bir soy, bir menşe yaşadığı 19. Yüzyılın ikinci yarısında keşfedildikten sonra, büyük ilgi gördü.

Özerklik istiyoruz! Sloganı ilk defa 1990’da yükseldi.

Sayın Doc. Dr. Radeva dışında tüm bilim adamları, kazan dolusu altın arar gibi, GAGAUZ konusunu eşmeye başladılar. Kısa bir sürede birçok doktor, doçent, kıdemli Gagauz uzmanı, Profesörler çıktı.  Onların yazdıkları cilt cilt kitapları sıksak içinden şu 3 ana tez çıkar:

  1. Gagavuzlar, Türkleşmiş Bulgarlardır.
  2. Gagauzlar, Ortaçağ Türk kavimlerinden oluşmuş bir Türk topluluğudur. Burada araştırmacıların birkaç alt tezi vardır.
  3. a) Gagavuzlar Proto-bulgarlardır.
  4. b) Gagauzlar, kumandır.
  5. c) Gagauzlar, Selçuk Türkleridir.
  6. d) Gagauzlar, Oğuz Türkleridir.
  7. e) Gagauzlar, yukarıda adı geçen kavimlerin şu ya da bu şekilde karışmış olan bir topluluğudur.
  8. Gagavuzlar, Yunan kökenlidir.

 

Önemle şunu söylemek istiyorum, 1957’de Moskova, kendi alfabeleri olmayan Gagauzlara 4 harf ekleyerek Kiril Alfabesini dayatmıştı. 12 Kasım 1989’da özerkliği ilan eden, Ağustos 1990’da ise Bağımsız Gagauz Cumhuriyetini ilan etti. Gagauzlar 1990-1994 yılları arasında özerk bir cumhuriyet iken bağımsızlıklarını koruyamamış, Moldova toprakları içinde “Gagauz Yeri Özerk Bölgesi” olarak adlandırılmıştır.

Bağımsızlığı elde eder etmez, 10 Ocak 1993’te Gagauz Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu Kiril Alfabesinin Gagauz diline uygun olmadığı gerekçesiyle Latin Alfabesine geçme kararı aldı, Gagauz okullarında resmen Latin Alfabesinde eğitime geçildi. Biz bunu yapamadık. HÖH partisi 2 defa hükümet ortağı oldu fakat hak ve özgürlük, Türk kimliği davamıza ihanet çizgisinden ödün vermedi, caymadı.

Gagavuzlar da büyük soykırım yaşadılar.

Geçen yüzyılın başında açlık çektiler. 1918’de Romanya’ya bağlandılar. Geçim sıkıntısından Özbekistan, Osetya ve Kabardın Balkar bölgesine ve hatta Arjantin ve Brezilya gibi Latin Amerika ülkelerine göç ettiler, Gagavuz Türkçelerini konuşamaz duruma geldiler, geleneklerinden ödün verdiler.

Demek istediğim bizim başımıza gelenlerin hepsi onların da başına geldi.

Ne var ki yılmadılar. Anadil kavgasında başı çeken öğretmenler oldu. Köylerde öğretmen seminerleri açarak halkı aydınlattılar. Biz bunu yapamadık. Öğretmenlerimiz, hocalarımız göç kafilelerinin hep başında yer aldı, emekli olunca da pişti ve kağıt oynamaya koyuldular. Köyüne dönüp aydınlık ocaklarına kıvılcım davasını üslenmek istemiyorlar.

Bu konuda derinleşmek istemiyorum.

Fakat Bulgaristan Türkleri arasında pasifler, vurdumduymazlar ve dernek çalışmalarına katılmayanlar ordusunun büyümesine de göz yumamayız…

Biz Bulgaristan Türkleri, “Siz Bulgar’sınız!” ya da “Türkleştirilmiş Bulgarlarsınız!” saçmalığını çok dinledik, çile çektik, büyük kurbanlar verdik, yıllarca ezildik, zulüm gördük, hapislerden, toplama kamplarından, sürgünden geçtik, ayaklandık, laftan anlamadılar, hainleri başımıza lider yaptılar, devlete yüz çevirdik ve yarım milyonumuz üç ayda ANAVATANIMIZA geldik. Bu çok ciddi bir süreçtir. Her şeyin başındayız. Türk dünyası uyanıyor. Biz de uyanmalıyız.

Biz ayı sevgisi istemiyoruz.

Barış, özgürlük, insan hakları, adalet ve demokrasi savaşçılarıyız….

Bir insanın 2 anası, 2 vatanı, 2 cenneti olamaz. Bunların hepsi doğup büyüdüğümüz memleketimizde bizi bekliyor.

Derneğimizin kalbindeki motor bizim olan her yerde Türklüğü yaşamak ve yaşatmaktır.

Biz, dış ülkeye kovulmuşların vatandaş hakkını değil, tüm insan haklarımızı, kutsal olan her şeyimizi, VATANIMIZI istiyoruz.

Biz küçülmek değil, büyümek için mücadele ediyoruz.

Bu toplantıyı düzenleyen başta Sayın Genel Sekreterimiz Oya CANBAZOĞLU’na ve emeği geçenlere teşekkür eder saygılarımı sunarım.

Teşekkür ederim.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 + 7 =