Dokuz Yüz Yıl (900)

Tarih: 21 Ağustos 2018

Yazan: İbrahim SOYTÜRK

Konu: Kaynağından Güç Alan Berrak Serüven!                          

Geç orta zamanda ve yeni zamanlardaki tarihsel maceramız Balkanlar’da – Trakya ve Ege’de geçti. Çavdar ve nohut kahvesi ile başladı. Kahveli medeniyet doğdu ve yaşamaya devam ediyor.  Batı uygarlığı köpüklü kahveyi ve telvede fal bakmayı öğrenemedi. Beğendiği her şeyin adını değiştirip özümsedi. Rengini, kokusunu ve tadını bilmediği “Yemen kahvesine”, “Viyana Kahvesi” dedi. Kanaya koydu “Mocca”, makinada süzdü “Filtreli” ekledi. Şekerli şekersiz sonradan geldi. Bir parça şeker özünü iki diş arasına alma kültürünü öğrenemedi gitti.

Türk İslam kültür ve medeniyeti Rumeli’ye eşeksırtında gelmedi, sırtta taşıyanlarca temsil edildi. Unutulmamalıdır! Biz bu coğrafyada İstanbul’un fethinden önce de vardık. Bu fetihle doğan Yeni Çağın yarattığı binlerce manevi eserde biz de vardız. İslam’ın Balkanları fethetmesinde yer aldık. 100 makam ve 300 ritimle geldik. Olayın yankılanması devam ediyor. Akıncı ve Mohaç türküleri yaşıyor.

Asırlar önce Avrupa’ya akan ve Viyana Kalesi’ne çarpan dalga geri dönmek üzeredir.  Yukarı Tuna boyunda her gün “Kaffe Zeit” – Kahve Vakti – geldiğinde fincanına bakıp kabarcık sayanlar o dalganın dönüşü hayaline ürperiyor.

Uygarlaştırma serüvenimizin Batı macerasında 300 yıllık kahve huzuru bireyden kişi yaratan anlayışın biçimlendiği döneme rastlanır. Türk milleti olarak biz, İslam medeniyetini yoğururken içine kendi tuz, renk ve zevklerimizi de katabildiğimiz inancıyla yaşıyoruz. Üstelik Balkan İnsanı Kimliği ve Batı medeniyetini mayalayıp biçimlenmede çok önemli katkılarımız olduğuna inanıyoruz. Ve yine altını çizmeden geçemeyeceğimiz, İslam’ın taşıyıcısı olan Türklük Balkanlara derin kökler salarak Batıya doğru uzanışı gerçekleştirmeseydi, bugün yerel, ulusal, bölgesel, kıtasal ve küresel tarihte gündem olamazdık.

900 yıldan beri içtiğimiz suyun berrak kaynağı, Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulması ve Hilafeti sözü geçer duruma getirmesiyle akmaya başladı. Yoluna bent çekmek isteyen geçmişi zengin, sınırları Balkanlar’da Tuna’ya, güneyde Suriye’ye dayanan Bizans 1071’de Malazgirt’te ezildi. 26 Ağustos 2018’de yıldönümü kutlamaları var. Olayın önemi üstüne Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN konuşacak.

Ezilen (1071) – Bizans – çok büyük, tecrübeli, azametli, lakin yorgun ve belki de şevksiz ve heyecansızdı. – Bu tespit, o zamanlar nargile falına bakanların fokurdayış sesinden okuduklarıydı.

Malazgirt fetihten iki önemli şey doğmuştur:

1) İSLAM COĞRAFYASINDA SİYASİ BİRLİK

2) BATI FETHİ AKINI BAŞLAMIŞTIR.

Fetih hareketinin asıl hedefi, kitleler halinde Batıya akan Türkmen boylarının yerleşik düzene geçeceği yerlere yönelmesi oldu. Tarihin kon göç sayfası kapandı.  Yeni coğrafyanın bir kısmı yol boyunca Anadolu ve yolun ucuna yayılmış, bozkırın şartlarıyla mukayese edilemeyecek kadar zengin ve yaşamaya cazip imkânlar barındıran Rumeli enginiydir. Akınlı hareketlilik ve yığılan birikim Bizans üzerinde son derece büyük bir baskı uyandırdı. Zamanını dolduran dev Bizans’ı yıpradı. O zaman Konstantinapol’de Türk Kahvesi kaymağının özelliğini henüz bilmeseler de, tarihin çöküşü anlamında kullandığımız kaymak dönüşü, cezvenin üzerinde artık biçimlenmeye başlamıştır.

Güneşin battığı yere yönelen akıncılar her zaman akarsu vadilerince ilerlediler. Sarp dağ geçitlerinden geçerek de üstlerine geri döndüler.  Esas amaç, fethe hazır hale getirilmek istenen bölgelerdeki direniş unsurlarını yumuşatmak ve orayı muntazam ordunun fethinden sonra anavatan edinerek yerleşebilecek ve ebediyen kalınacak bir yer haline getirmekti. Akınlar başarılı, her an olabilir nitelikteydi. Düşman yavaş yavaş ama sürekli bir şekilde aşındırılıyor, psikolojik gücü ise Türk akınlarına karşı ümitsiz ve çaresiz bir noktaya doğru itiliyordu. Selçukluların dev gücü Doğu’da Bizans sınırlarını her gün biraz daha aşındırıp aşıyordu.

Zaman Selçuklu ve Bizans arasındaki nihai hesaplaşmaya doğru süratle akıyordu. Tarih 1071’di. Bizans Ordusu Romanos Diogenes komutasında Malazgirt Ovasında Selçuklu ordusunun karşısında harp düzeni aldı. Selçuk akıncılarının Bizans kıtalarına ani bir saldırı yaparak Türk asıllı askerleri savaşta imparatorun yanında olmaktan alıkoyması ve Selçuklu ordusuna katılmaya ikna etmesi, cenk meydanında durumu değiştirdi. 40 bin Kuman – Peçenek Türk Selçuklu oldu.  Bu gelişmeler Selçuklu ordusunda büyük bir sevinç ve güven, Bizans askerlerinde ise karamsarlık ve düş kırıklığı yarattı. Bu savaşta Diogenes esir oldu. Ancak 400 yıl tarihi olan İslam, Bizans İmparatorunu kendine bağlamayı başarmıştı. Yapılan Selçuk-Bizans Antlaşmalara göre Bizans devleti Selçuk devletine tabi bir devlet haline geldi.

Bu tarihi savaştan sonra Selçuklu İslam kültür ve medeniyeti önce Anadolu’ya, ardından da ardından da Osmanlı döneminde Rumeli’ye bütün kudretiyle yerleşti. Malazgirt zaferine git gide dönüşerek bütün Anadolu’nun Müslümanlaşması da eklenmiştir. Olaylardan en çok rahatsız olan Roma Papası oldu. Müslümanları Asya’ya geri püskürtmek için Avrupa Katoliklerini ayağa kaldırdı. Daha sonra bu gelişme İslam dünyasının bütün yeraltı ve yer üstü zenginliklerini ele geçirmek şeklinde asırlarca devam etti ve ediyor.

1096 ile 1120 yılları arasında Anadolu, Suriye ve Filistin üzerine 8 Haçlı Seferi düzenlendi. Bunların ilk dördü Anadolu üzerinden karadan, diğerleri ise Akdeniz üzerinden gerçekleştirilmiştir. İlk seferler sonunda Antakya, Urfa ve Kudüs’te 3 Hıristiyan krallığı kuruldu. Doğu Akdeniz kıyılarında ve adalarda bir kısım arazi haçlılara geçti. Anadolu’dan geçen Haçlılar Selçukluların çok çetin mukavemeti ile karşılaştılar. Büyük kayıplar verseler de Haçlılar Filistin ve Suriye’ye ulaşabildiler. Sert direnişle karşılaşan Haçlılar sonuçta Orta Doğuya yerleşemediler. Neticede İslam Dünyası bu saldırıların hepsini başarıyla püskürttü. Kurdukları 3 krallık uzun ömürlü olmadı.

Ne var ki, Bizans ile Selçuklular arasındaki savaşlar bir asır daha devam etti. 1176’da İkinci Kılıçaslan Konstantinapol üzerindeki Anadolu galibiyetini bir daha kesin zaferle sonuçlandırdı. Böylece ve Haçlıların ve Bizans’ın Türkleri yeniden Doğu’ya sürme emelleri tamamen sönerken, Bizans İstanbul ve Marmara Bölgesine sıkışmıştır. Bu zaferlerle Türk hakanlar tarih değiştiren çok önemli dönüşümlere imza attı.

Bu gelişmeler sonucu yakın ve uzak halklar dünyanın geleceğinin Sünni İslam’ın zaferlerine bağlı olduğuna inandı ve Selçuklulardan sonra gelen Osmanlıyı egemen olarak kabul etti ve tanıdı.  Osman oğulları tarihsel gelişmelerin akışını şu sözlerle belirledi: “Biz bu ülkeleri silah kuvveti ile aldık. Bid’at bilmeyen temiz Müslümanlarız. Bu sebeple Allah bizi aziz kıldı.

Özetlendiğinde biz Türkler için Malazgirt’ten sonra anavatan coğrafyamız Alpaslan tarafından açılan topraklardadır. Nitekim bu toprakların bize anavatan olabilmesi, Alpaslan ile başlar fakat onunla bitmez, uzun asırlara yayılı, sabırlı, kararlı ve birbiri ile uyumlu gayret ve çabaların neticesidir. 1878’den sonra biz Bulgaristan Türklerinin Vatan mücadelesi yeni bir anlam kazandı. Ata toprağımıza dört elle yeniden sarıldık. Her taşı ve her çöpü için yeniden kurbanlar verdik.

Anadolu’nun anavatan olması!

Malazgirt’ten sonra ele geçirilen coğrafya daha ilk günden baştanbaşa bir vatan olarak hissedilmiştir. Anavatan olarak kabul edilmiştir. Bizim temel duygumuz ve değişmeyen büyük gerçekliğimiz de böyle doğmuştur. Büyük Selçuklu ile başlayan, Anadolu Selçukluları, Beylikler ve Osmanoğulları ile devam eden sürekli ve birbirinin devamı olan, biri diğerini bozmayan kapsamlı faaliyetler silsilesinin eseridir Vatan! Şüphesiz adı geçen bu tarihsel dönemlerde zafiyet ve istikrarsızlıklar ortaya çıkmıştır, ama bunların her yerde ve her zaman görülen toplumun doğal olayları olduğu unutulmamalıdır. Aynı dönemde Anadolu’da yüksek atılımlı bir gelişim süreci izlenmiştir. Bu atılımların birincisi Anadolu’nun Ortodoks Bizans’tan Sünni İslam Türk’e dönüşümü gerçekleşmiştir. İnsanların dünya görüşü ve kültürü sürekli zenginleşerek değişmiştir. Çok kültürlülük, karşılıklı hoşgörü yerleşmiştir. O zaman Vatan duyumsaması yerleşmemiş olsaydı bu atılımlar kimliksiz ve kişiliksiz kalmaya mahkûmdu. Bu topraklarda art arda yaşanan büyük felaketlerden biri Haçlı seferleri ise, ikinci dehşet de Moğol istilasıdır. Alpaslan güçleri dev Haçlı Ordularıyla Anadolu boyunca savaşmış ve onları zayıf düşürmüştür. Şu husus hiç gözden uzak tutulmamalıdır ki gerek haçlı seferler gerekse Moğol istilası İslam medeniyetine karşı girişilen yıkım ve imha teşebbüsleri zincirinden halkalardır. 600 yıl sonra bu serüvenin devam ettiğine bugün de tanık oluyoruz. Türkiye’nin ulusal güç sınırlarından taşarak bölgesel güç olması, küresel 20 dev arasına girmesi, Türkiye’nin katılımı olmadan çözülemeyecek olaylara bakışı değiştirmiştir. Neticede milli Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, İslam medeniyetinin devam ederek gelişmesinde Anadolu’nun sonuç belirleyen katkısı, alınmaz bir kale haline gelmesi dünyaca tanınmış ve takdir buluyor.

Bir defa İslam medeniyeti düzenle birlikte huzur ve ahlak getirerek,  Anadolu ile Batıya açılmıştır. Malazgirt zaferinin Anadolu’ya tesiri 2-3 asır devam etmiştir. Yeni medeniyetinin Batıya açılma süreci sırf Anadolu’nun fethi ile kalmamış, bu arz tarihi ve iktisadi yönden belli bir olgunluğa erişince Batı yolculuğu bu kez Osmanlılar ile Rumeli üzerinden Orta Avrupa’ya kadar devam edecektir. Bu dönemde bugünkü Bulgaristan toprakları barış ve huzur içinde Türkleşmiştir.  Osmanlıların gerçekleştirdiği 6 asır süren bu yolculuk, İslam ve Türk medeniyetini her an dünya siyasetinin gündeminde tutmuş, bu medeniyet son asırlarda dünya siyasetini yönetmeye ve yönlendirmeye teşebbüs eden Batı kamuoyunun en önemli meselesi olmuştur. İslam medeniyetinin Alpaslan’la başlayan Batı Macerası Anadolu’da başlanmıştır. Osman oğullarıyla semeresini vererek Batı medeniyetinin evirildiği coğrafyalarda hükmünü ve tesirini icra etmiş ve böylece kazandığı derin ve engin tecrübeleriyle günümüze kadar gelmiştir.

Malazgirt törenlerinin anlamı budur.

Malazgirt berrak bir tarih kaynağıdır. Yeniden yükselen bir akın dalgasının başlangıç noktasıdır.

Yazımızın 2. Bölümünde Kosova Savaşını ve Osmanlının Balkanlara yerleşmesini ve Balkan İnsanı Kimliğinin oluşum ve biçimlenmesini anlatacağız.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Paylaşmayı unutmayınız.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir