Yorum

Dil, Kimliğin Oluşturucusu ve Taşıyıcısıdır

Hamiyet ÇAKIR

Bulgarlar ne kadar çırpınsa da Bulgarca bizim için artık bir ara dil olarak kalacaktır. Bizim birinci dilimiz, anadilimiz, Türkçemiz, Avrupa dilimiz de (şimdiye kadar hep İngilizce olacağına inanıyorduk, fakat “brexiten” ten sonra alınmış yeni bir karar yok) İngilizce olacaktır.

Avrupa’da çok sayıda lehçe (ağız) ve dil konuşulmaktadır.

AB dillerinden biri Türkçemizdir. Bulgaristan’da bir etnik azınlık dili olarak bakılsa ve önemsenmemesi için devlet ve sağ-sol uç siyasetçiler olağan üstü büyük gayret gösterilse de, anadilimiz bizim en kıymetlimiz, göz nurumuz, asla vazgeçemeyeceğimizdir. Dağıstanlı şair Resul Hamzatov, 1982’de Sovyet idaresi Dağıstan’a saldırınca, “anadilimi bırakın iki gözümü alın” demişti. Anadilini bilmeyen bir adam taş kafadır!

Bir defa bir ülkenin yalnız bir dili olduğu baştan sona yalandır. Bir ülkede birçok dil konuşulabilir, esas dil anadildir. Avrupa Birliği’nde ortak kabul edilmiş bir dil olmadığından, belki de gelecekte herkesin kabul edip konuşacağı dil İngilizce olabilir, o zaman Bulgarca bir ara dil olacaktır. Fakat bu henüz kesin değildir. Çünkü devlet dili, devlet kurabilen ve devlet yönetebilen bir milletin dilidir. Bulgarlar millet olarak henüz oluşup biçimlenemediler. 1989’da Bulgar devletinin en sert ve diktatör idarecisi T. Jivkov Müslüman Türkler tarafından devrildi. 2019 Şubat’ında Çingene (Romen) toplumsal azınlığın iktidar ortağı aşırı milliyetçi ırkçı Bulgar siyasi güçlerini temsil eden VMRO şefi Karakaçanov’u istifaya zorladığını görüyoruz. Başka bir azgin milliyetçi sürüsü başı olan Valeri Simyonov ile Krasimir Karakaçanov GERB partisinin 3. Hükümetinde, her ikisi de Başbakan Yardımcısıydı. Demek oluyor ki, art arda olmak üzere, artık istifa eden V. Simyonov’tan sonra, K. Karakaçanov da hükümetten düşerse, 10 yıldan beri hükümet olan Başbakan Borisov, bir azınlık Müslüman Güç (Romenler) tarafından devrilecektir ki, bu artık Bulgar toplumunda başı çeken (öncü)  güç (topluluk) sorununu gündeme gelecektir. Herkese yenilen bir güreşçi başpehlivan olamaz. Dayatsalar dahi halk kabul etmez! Bu gelişmeler,  Bulgaristan’da bir Anayasa değişikliğine gerekçe olur. Bulgaristan’da devlet dilinin hangi dil olacağını veya kaç dilin (hangi azıklık anadillerinin) devlet kurumlarında işlev göreceğini, yani (ikinci resmi dil olacağını) ve kendiliğinden olmak üzere, çok kültürlülüğü gündeme getire bir faktördür. AB’nin şu an geçerli Anayasası’nda birliğin ortak diline işaret edilmemiş, herkesin bilmesi gereken bir dil diye bir şey yoktur. Brüksel’de Genel Kurul oturumlarında konuşmalar tercüme edilmekte ve birçok dil işlev görmekte, konuşmacılar kürsüden anadillerinde ya da temsil ettikleri ülkenin dilinde yapılmaktadır.


2000’li yılların başında, daha Bulgaristan AB’ye davet edilmezden önce, Avrupa’nın klasik ve derin bilgi birikimli üniversitelerinden en saygın bilim adamı, filozof ve yazarlarından 20 kişi arasında konu paylaşımı yapılarak,  AVRUPANIN GELECEĞİNİ NASIL GÖRÜYORSUNUZ sorusuna yanıt aranmıştır.

Ünlü yazar Umberto Eco, yaşanmamış tarih üstüne yazılsa kurgu olur varsayımına katılmayarak “bir ırmak bin sene aynı yataktan akmışsa, önümüzdeki 100 yüz yıl da aynı yataktan akar” inancıyla, 21. yüzyıl Avrupa’sını çok dilli ve çok kültürlü olarak hayal etiğini yazmıştır. 20 bilim adamının 20’si de “her halk topluluğu anadilini koruyacaktır, sonucuna varmıştır. AB içindeki her azınlık anadilini korumalıdır. Bulgar devletinin Türkçemizi yaşatarak geliştirmemiz ve edebiyatımızı da yüceltmemi için mali yardımda bulunmak zorundadır. Ne yazık ki bunu yapmıyor. Dil bilimciler ve filozoflara göre, “kendi dilini konuşmak, kimliğin vazgeçilmez bir kaynağıdır.”

İnsan tek başına dil ve kültür geliştiremez, kendi geçinmesi için gerekli olan üretimi bile yapamaz. İnsan sosyal bir varlıktır.

Bizler BULTÜRK olarak, “Büyük Göçle” Bulgaristanlı Müslüman/Türk kardeşlerimize karşı kültürel soy kırım yapıldı derken tam olarak bunu kastediyoruz. Biz, Bulgaristan karma bölgelerinde yaşayan Türk öğrencilere serbestçe ve devlet okullarında ana dil eğitimi verilmemesini protesto ederken, ana dilini bilmeyen bir öğrencinin ara dili (Bulgarcayı) ve Avrupa dili olarak İngilizceyi öğrenmede sorun yaşayacağını belirtiyoruz. Dilimiz şimdi Türkiye kitle iletişim araçlarımızdan, ziyaretlerimizden ve yeni temaslarımızdan besleniyor. Anadilimizi öğrenmemiz bütün sorunların arasında en can alıcıdır. Türkçe konuşanların Bulgaristan’da neden cezalandırıldığı artık anlamışsınızdır. Biz Türk’üz ve Türk kimliğimizi oluşturan ve nesilden nesle taşıyan anadilimizdir. Dilimizi koruyamazsak biz biteriz.

Bulgaristan’da dilimize, insan haklarımıza (seçme ve seçilme hakkımıza), Türk kimliğimize karşı saldırılar şiddetleniyor, düşman zihniyetin dayattığı sınırlandırıcı, kısıtlayan ve yasaklayan yasalarla elimiz kolumuz bağlanmaya, zihnimiz köreltilmeye çalışılıyor.


14 Şubat 2019’da meclis Türkiye’de soydaşlarımızın seçme ve seçilme haklarımıza sandık sayısı uygulayarak kısıtlamayı kaldırmadı. GERB ve BSP milletvekilleri “vergilerini Türk devletine ödüyorlar” gerekçesini öne sürdüler. Aşırı milliyetçiler, “Türkiye AB üyesi değil” dediler. Sanki Amerika’da, Kanada’da, Avstralya’da yaşayan ve çalışan Bulgar gurbetçiler vergilerini Bulgaristan’a ödüyorlar. Yerel seçimde haklarımızı kullanma önerilerimiz de kabul edilmedi. Köylerimizde evimiz var, ev vergisini, su, elektrik, çöp ve yol vergilerimizi ödememiz yetmiyor, bir de aynı köyde 6 ay yaşamamız isteniyor. DPS-HÖH’ün 26 milletvekilinden başka 240 kişilik Bulgar meclisinde bizi hiçbir Bulgar vekil oyu ve konuşmasıyla desteklemedi. Bu bizi düşündürmelidir. Türkçeyi mısmıl öğrenip Türk kültürümüze dört elle sarılarak, meclise 60 milletvekili çıkarıp arabayı devirmeliyiz.

Bu böyle gidemez. Biz ata-vatanımızda her gün biraz daha boğulmak üzere boğazlanmışız….

Diller devamlı zenginleşir ya da kısırlaşır. Bu Türkçemiz için de geçerlidir. Örneklersek, 1972’de basılan Rusça Türkçe sözlükte 47.700 sözcük varken, bu sözlüğün yenisinde 64 bin sözcük var ki, bu da iki dilin hızla geliştiğine bir işarettir. Bir dilin zenginliğini gösteren bir de klasikleşmiş temel eserleridir. Victor Hugo’nun “Sefiller” romanı 42 bin sözcükle yazılmışken, Yaşar Kemal “İnce Mehmet” romanı 44. 500 sözcükle kaleme almıştır. Bu da Türkçemizin zenginliği ve bir dünya dili olduğunu kanıtlamaya yeter de artar.

Remi verilere göre, Türkçe Bulgarcadan yalnız 20 kelime alırken, Bulgarca Türkçeden 3 500 kelime almıştır. Araştırmacı yazar Turhan Raziev, Bulgarca’daki Türkçe sözler üzerinde yaptığı son çalışmasında, bu sözlerin toplam sayısının 7 200 olduğunu yazdı.

Bulgaristan’daki Türklerin ata-vatandan ana-vatana zorla göçe zorlanmaları bu yoğun etkiyi azaltmıyor. Trakya Enstitüsü’nden açıklandığına göre, göç faciasının tablosu şöyledir:


“Bulgaristan, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra en çok göç aldığımız ülkedir. 1923’ten bu yana Bulgaristan’dan Türkiye’ye, 1 milyona yakın Bulgaristan Türkü göç etmiştir. Özellikle 1989-1993 yılları arasında 350 bin kişi Türkiye’ye kovulmuştur. Bu göçler, Bulgaristan AB’ye  girene kadar devam etmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan bugüne kadar ise, toplam 1 milyon 736 bin 465 Türk, Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmiştir.”

Anadilimizde yayınlarımızı yıllarca sıkı yasaklayan, yazarlarımızın romanlarını basmasına izin vermeyen Bulgar hükümeti dilimizi kısırlaştırmaya ve sözcük zenginliğini sürekli azaltmaya ve insanlarımız aralarında – nesiller arasında iletişim kopukluğu yaratmaya çalışmıştır. Bu amaçla Türkiye’deki yakınlarımızla mektuplaşmalarımız yasaklanırken, kaset, CD ve DVD dinleme, Türk filmi seyretme yasaklanmış, sanatsal karanlık yaratılmıştı. Bunun adı dil zulmüdür.  Anadil çekisi Hak ve Özgürlük Partisi döneminde devam etmiştir. 2018 Ramazan’ında iftar gecelerinde, Türkçe ışığı uzun bir aradan sonra halkımızın gönlüne aydınlık taşımaya başlamıştır.

Olayın daha iyi anlaşılabilmesi için şu örnek uygundur.

1989 Ağustosunda 500 bin kişinin sınırı geçtiğini ve ardından 150 bin kardeşimizin geri döndüğünü biliyoruz. Bu dönüşün neden, dil ve kültür uyumsuzluğuydu. Dilimizin ve dolayısıyla kültürümüzün baskı altında ezilişi, kısırlık doğurmuştu ve uyum sağlanmasında problem yaşandı. Yani ruhumuz sakatlanmıştı.

Aktarmak istediğim bir konu da, kültürün sözlü olarak aktarıldığı gibi, yazılı olarak da aktarılabilmesidir. Bizim Osmanlıdan devraldığımız Müslüman/Türk kültürü vatan bildiğimiz ata topraklarımızda, Çarlık döneminde, yüze yakın gazete ve dergiyle, okullarda ve değişik derneklerde yaşatılır ve genç kuşaklarla dünya kültür hazinesine aktarılırken, büyük savaştan sonra da 10’dan fazla yazılı yayın organı bu davaya hizmet etmiştir. En başta Nazım Hikmet olmak üzere, seçkin Türk yaratıcılar Bulgaristan Türk ahalisine modern Türkçeyi direk görüşmelerde etkileyici sunumlarla aşılamıştır. Edebiyat yazılarımıza giren şöyle bir anı vardır. Nazım, Deliorman köylüleriyle 1951’ye yaptığı ilk görüşmelerinde kendi şiirlerini okumuş ve bir köylü Türk kadını ayağa kalkarak “Ben sizin okuduklarınızın hepsini anladım” demişti. Büyük Atatürk insanlarımızı “Türkçe düşünmeye öğretirken” büyük Nazım da geneli somutta anlatışıyla ve fikirleri emsalsiz yalın sunuşuyla Bulgaristanlı Türk lehçelerine İstanbul Türkçesi mayası (şerbeti) serpmiş ve bu tutmuştur. Daha sonra Nazım Hikmet’in toplu eserlerinin 8 cilt olarak Sofya’da basılması ve Bulgaristan’da satılması Türkçemizi adeta fışkırtmıştır. Biz, bugün artık, 1990’a kadar oluşan Bulgaristan Türkleri Edebiyatına asil, temel, oturmuş yaratıcılığımız olarak bakarken, yeni bir sayfa açıyoruz. Bu sayfadaki büyük özellik Atatürk’ün Türkçemize bahşettiği kendi kendini yenileyerek zenginleşen anadilimize diyalektik düşünme modülü takarak yeni doruklara yönelmektir. Yaratıcılarımız yaratmadan, şairlerimiz satırları dizmeden, bestecilerimiz bestelemeden, yazarlarımız yazmadan, hepimiz her gün okumadan biz karanlıkta boğulmaya mahkûmuz. O günümüzü bekleyenler o kadar çok ki, şaraplarını mahzenlerde yıllandırıyorlar. Bayram etmeye hazırlanıyorlar. Fakat onlar o güne varabilirlerse bizim artık anadilimiz olmayacak ve aralarında bayramlaşamayacaklar. Çünkü bayramlaşma ancak anadilde olur. Türk’üz ve Türkçemizi öğrenmeliyiz!!!


Okuduğunuz için teşekkür eder dostlarınızla paylaşmayı unutmayınız…

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

18 + 13 =