Seyhan ÖZGÜR

Artık neredeyse 2. (ikinci) yıl yazılarımla sizi arıyorum, sayın okurum seni, senin ilgi alanını bulmaya çalışıyorum. Hafta sonunda okurlarımla ilk yüz yüze temasım oldu. Sizi görebilmem benim için çok büyük bir mutluluktu. Çünkü her yazma heveslisi fikirlerini dökerken okurunu hayal etmeye, bulmaya, onunla diyalog kurmaya çalışır. İnsan teması adreslidir. Kimin için yazdığını bilen, kolay yazar.

Önce şuna işaret edeyim. Yazılarımı kendi adıma olduğu kadar, BULGARİSTAN STRATEJİK ARAŞTIRMA MERKEZİ adına yazdığımı bilmenizi isterim. Hedef kitlemiz siz soydaşlarımız, siz Bulgaristan dışında yaşayan Bulgaristan Türkleri ve Bulgar Üniversitelerinde okuyan Türkiyeli öğrencilerimiz.

BULGARİSTAN STRATEJİK ARAŞTIRMA MERKEZİ www.bghaber.org sitesinde ve “Bultürk” www.bulturk.org gazetesinde www.kircaali.eu  ve http://www.thaber.bg/ de yayınladığı yazılarımızla hedef kitlesi arıyor. Amacımız artık bu yazıların okunmuş olarak, yani sesli de sunarak Türkçeyi iyi konuşan ama kavram anlamlarını anlayabilmede problemleri olan okur ve dinletici kitlesi oluşturarak size daha da yayılmak olacaktır. Ayrıca bütün bu araştırma yazılarını kalıcı olarak el altında bulundurabilmeniz için 2013’te birinci cildini bastığımız yayıncılığımıza seri olarak devam etmek istiyoruz.

Biz BULGARİSTAN STRATEJİK ARAŞTIRMA MERKEZİ araştırmacı yazar grubunda gönüllü görev alan, serbest vaktini bu uğraşıya her gün çoğalan şu an 8–9 arkadaşız.

Başkanımız BulgaristanTürkleri Kültür ve Hizmet Derneği Başkanı Sayın Rafet Ulutürk olmak üzere, hepimiz Bulgaristan’dan gelen soydaş ailelerdeniz. Bulgaristan, Vatanımızla ilgimiz kesilmemiştir, Bulgar günlük ve periyodik yayınlarını, orada çıkan kitapları imkânlar dâhilinde okuyoruz, davet edildikçe seminer çalışmalarına katılıyoruz, büyük sayıda aydın soydaşla temas halindeyiz, onların her sözü, her fikri bizim için çok değerlidir. Şahsen ben yazarlar grubumuzun birkaç kişiyle daha genişlemesini, Bulgar tarihini, Bulgaristan Türkleri tarihini iyi bilen, birkaç şairin ve öykü masal meraklısının da aramıza katılmasını arzu ediyorum, bunları da aramızda konuşuyor ve çevremizde bunları da araştırıyoruz böyle şanslıları aramızda görmekten memnun olacağımı peşin ifade ediyorum.

Belki dikkatinizi çekmiştir, BULTÜRK beni Gaziosmanpaşa Belediye Seçimlerinde AK Parti Meclis Üyeleri listesinde aday gösterdi. Bulgaristanlı bir genç olarak ilk kez ANAVATAN’DA bir göreve aday gösterilmiş olmam beni çok etkiledi. Adaylığımı destekleyenlere önceden teşekkürlerimi sunarım. Çok mutluyum. Sizin için Türkiye ve Türk Dünyası için çalışacağım!

Şimdi geçelim günün konusuna:

Ben sizlere birkaç yazımda, Bulgaristan’da yani bizim göbek bağımızın atıldığı, ata mezarlarımızın bulunduğu, asırlık birikimimizi bırakıp geldiğimiz ülkede son 24 yılda olup biteni ve bugünkü durumu ÇATIŞAN FİKİRLERİN DALGA KÖPÜKLERİNE İŞARET EDEREK ANLATMAYA ÇALIŞACAĞIM. Hepimiz, ilerlemenin zamanını doldurmuş olanı reddedip, yerine yeni olanı çağırmakla birlikte, aynı zamanda çelişkilerin çatışması, zıhniyet kavgası olduğunu da iyi biliyoruz.

Şöyle diyelim, Sevgililer bile kavga etmeden anlaşamıyor.

Onların sarmaş dolaş olmasından ise, dünya, yaşam yenilenerek sürüyor…

Karga dilinden anlasam, size “gak gak” derken gün boyu bir şeylerin kavgasını veren bu karakuşların, acaba ne zaman çiftleştiğini gören var mı aranızdan diye sormak isterdim.

Biliyorum, yanıtınız  “Hayır hiç görmedik!” olacak. Gören de yok zaten.

Kara tüyleri, gece karanlığının en koyusu kadar kara olan bu varlıklar, HAYATI DEVAM ETTİRMEYİ, TAZE KANLI GENÇ KUŞAĞI YAŞAMA ÇAĞIRMAYI NE ZAMAN GRÇEKLEŞTİRİYOR?

İzleme imkânınız oldu mu? Siz hiç karga yumurtası, karga yuvası, kuluçkaya yatmış karga gördünüz mü? Yumurtaların üzerine hangisi yatıyor acaba, dişi mi erkek mi, onu da bileniniz yok tabii. Ben de bilmiyorum. Hem de karga bir göçebe kuş değil. Yaz kış hep etrafta, bir yerlerde…

Onların hayatı sanki bir muamma!

Başka bir çeşit sorayım, Afrika’da karıncadan aslana tüm hayvanların gece gündüz hayatını, ne yiyip içtiğini filmleştirerek en ufak ayrıntılarına kadar anlatan kameramanların KARGANIN HAYATINI, örneğin yavrusunu nasıl beslediğini hiç izleyebildiniz mi?

En çok karganın Moskova Ovası’nda olduğu söylenir.

Ruslar uzaya çıktı ama karga yaşamını anlatamadı.

KGB casusları dünyayı Halaç etti, fakat gel gelelim karga psikolojisine çözemedi. Olağanüstü değil mi! Aslında asıl sır küpü, KGB, MOSAD, SİA, Mİ 6 değil, bizi her yerde rahatsız eden şu gag gagcılar.

Etrafımız karga dolu. Bizim stratejik araştırma merkezi yazar arkadaşlarım da, özel olarak LEŞ KARGALARI demeden yazı yazamaz oldular.

Uzatmamın nedeni, doğal olaylar başka, sosyal konular başka demek istememdir.

İnsanoğlu dünyaya doğanın sırlarını çözmeye çağrılmış savına katılıyorum. Hani bazılarımız babalanırken “ben şunu yaparım, ben bunu yaparım” derken el kol işaretleri yapar ya, öyle olmuyor işte.

Bugün yaş kar yağıyor, hadi git de bahçe arılarını sandıktan çıkar bakayım, yapa bilir misin?

Cevap vermenize gerek yok. Ben de karıncaların Allahın yarattığı ve gece gündüz koşarak topladıkları nimetlerden hiçbir şey yemediğini, ancak onların üzerine sıkılan özel bir eksimle çürümeleri esnasında meydana gelen küfle beslendiklerini yeni öğrendim ve dilimi yuttum.

O kadar çok çiçek koklayan bal arılarının burunlarının koku almadığını, topladıkları çiçek polenlerini yemediklerini, insanın icat edemediği ve onların doğuştan bildikleri BAL FABRİKASI’ da işledikten sonra tatmadıklarını düşündükçe, hayrete düşmemek elde değil.

Fakat bu SOSYAL OLAYLARDA böyle değil.

Sosyal yaşamı yaratan insanın kendisi olduğundan, bu ortamın işlevlerini düzenleyen, kuralları koyan da, o kendisidir. Bu düzenlemenin mümkün mertebe daha iyi çalışır durumda olmasına Eski Yunandan günümüze birçok MEKANİZMA icat edildi.  Modern anlatımda ARAÇ, KALDIRAÇ ve başka deyimlerle ifade ettiğimiz bu MEKANIZMALAR, sosyal ve politik dilde Parlamento, Adliye, Yargıtay, Yüksek Mahkeme, Bakanlar Kurulu, Bakanlıklar, Enstitüler, Kurumlar v.b. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı makamından önce nice Emirlik, İmparatorluk, Krallık, Çarlık vb. gördü dünya insanı.

MEKANİZMALARIN birçoğu sınıflara, katmanlara, zümrelere, partilere, hiziplere, topluluklara ayrılan insanların birbirleri üzerinde egemen olmasında, baskı ve terör uygulanmasında, istilacı akınlarda kullanılan ordular, polis, jandarma, komando birlikleridir.

Tutuk evleri, hapishaneler, sürgün kampları bu baskı araçlarının emrinde bulunur.

Örneğin biz geçen sene Sofya polisini yeni kalkan mihverli gördük, Kiev “meydanında” sıfırın altında 15-20 derecede gerçekleşen bir devrimde donmuş kafaları ısıtıp eritmenin ne kadar zor olduğunu görebildik.

Ve ben bu satırları yazarken, senin için 2013 yılında en kötü olan olay nedir diye sorsanız, “İstiklal” caddesinin kapanması ve en çok sevdiğim “Mefisto” kitaplığına aylarca uğrayamam oldu, derim.

Ama ne yapalım bazen de yeniyi hayata çağıran, kendisi biber gazıyla zehirlenip TOMA sularında yıkanarak dünyaya geliyor. Hayat işte böyle bir şey, hergün yeni bir şeyler öğreniyoruz.

Bu noktaya değinmemin nedeni, bundan sonra açmak istediğim konulardır:

Şimdi şurada, sizlere bir tümce daha söylemek istiyorum.

İzninizle, açıp anlatmak istediğim kuramların örneklerini, Bulgaristan Türklerinin hayatından, Bulgaristan’da, Hak ve Özgürlük Partisinden ve özellikle de 25 yıldan beri bu partiye liderlik etmekle geçinen ve her sözümü ispat etmek şartıyla, halkıma, her birimize ve ayrıca da Bulgaristan’a, Vatanımın bugününe ve geleceğine çok büyük zararları dokunan Ahmet Doğan’ın söz ve icatlarıyla donatarak yazacağım.

Her satır için hakkımda dava açılabilir. Kendimi savunmaya hazırım.

Bu bölümde çok kısa olmakla, yeni-liberalizmi ele alalım.

Yeni- liberalizmin ne olduğunu öğrenmek için Püsküllü oğlu’nun “Türkçede yabancı sözler” sözlüğüne bakmanız yeterlidir.

Bu teori, Amerika’da, İngiltere’de, Fransa’da yani eski sömürgeci devletlerde icat edilmiştir.

Yüzyıllar önce Afrika’dan toplanıp, dişlerine bakılarak satılan zenci kölelerin isyanlarında, Amerikan İç Savaşı’nda ve İngiliz Sömürgeciliğine karşı Vatan uğruna zencilerle beyazların silah arkadaşlığında, asırlarca kızışan itaatsizlik direnişlerinde, Marten Lüter King’in kurşunlanmasında vb. su alan bir kavganın ateşinden doğmuş bir teoridir. Anlatacağım tarihe OLUMSIZLAMA yasası açısından baktığımızda, köleliğin reddini, insanın pazarlarda hayvan gibi satılmasının sosyal sahneden atılmasıdır. Anayasa ve yasalarda insanların eşit yaşama hakkı ve evrensel insan hakları gibi birçok devrimsel kazanımlarla gerçekleşen evrimi görebiliriz. Başka bir değişle, dedesinin dedesi Kenya ormanından köle olarak alınan Barak Obama, en az 300 (üç yüz)  yıl süren bu evrim sürecinin sonunda, bugün Amerikan Başkanı koltuğuna oturmuştur.

Siz hemen bunda kötü olan nedir demeyin lütfen!

Sözümüz Barak Başkana değildir. Amerikan Temsilciler Meclisinde ve Senatosundaki papyonlu zencilere, siyah CİA servis müdürlerine, Genel Müdürlere, İngiliz Lortları arasında Hindierin olmasına vb. diyeceğim yok tabii. Onlar seçilmiş yeni-liberallerdir. Milyonlar adına yiyip içenlerdir. Bizim Yeni Saraylı Ahmet Doğan Bulgaristan’ın yeni-liberalidir.

Halktan ne kadar uzaklaşırsa Bulgar’ın gözünde değeri artar.

Bu, balon patlayana kadar devam edecektir.

Yeni- liberallerin icat ettikleri teori “eşitlik” kuralıdır. Yani fakirlikte, yoksullukta ve sefillikte eşit olma teorisidir. Anlatamadım galiba, bir defa ekonomi literatüründe fakirlik çizgisi var, fakirlik çizgisinin altında olan tabaka yoksullardır, onların da bir altında olan ve can çekişen tabana sefillerdir.

Biz bu yıl Avrupa Birliği ülkeleri arasında hem fakirlik, hem yoksulluk, hem de sefillik cetvellerinde son sıradayız. Bir de en fazla işsiz ve en kara cahil kitle bizdedir. Nüfusumuzun % 48’i okuduğunu anlayamaz, işittiğini kavrayamaz durumdadır. Bu kokuşmuşluk ortamında YENİ SARAYLI DOĞANLAR kokudan nefes darlığı geçirmemek için ana kentlerin dışına, dağ evlerine, kış konaklarına taşındı. Hayat onlara kolaylıklar sunmada kendisiyle yarış ediyor.

Cep telefonları, tabletler, bilgisayarlar TV programları…

Bu durumu, doğal ortamdan bir örnekle açmamız gerekiyorsa, tavuk ve horoz örneğini hatırlayabiliriz. Herkesin bildiği üzere,  tavuk uyanma sinyali olmayan bir hayvan olduğundan, sabah sabah horoz ötmesini bekler. Horoz ölmeden dünekten inmez, yemez, yumurtlamaz. Tavuğun sinyal sistemi horoza bağlıdır. Bizim yeni liberaller de insanların hepsini üç kategori halinde olsa da, fakirlik çizgisi altına ittiler ve ellerine baktırıyorlar. Bu örneği en iyi tamamlayan bir husus, bir önceki parlamento seçimlerinde Ahmet Doğan’ın Sırnitsa köyünde yaptığı konuşma’da söylediği sözlerde dile gelmişti.

Bu kesin demeç ve yeni liberal söylev biçimini, “NOVA TV” programında araştırmacı gazeteci Benatova’nın Varna’ya bağlı Drındar köyünde Ahmet Doğan’ın annesidir. Yani Bulgaristan Türklerinden ilk yeni liberalin anası olan Demire hanımla mülakatında dile geldi:

Bir defa, Benatova’nın “Nasıl yaşıyorsunuz?” sorusuna, Demire hanım “Eskiden çok daha iyi idik” diyerek cevap verdi. Röportajda, bu cevabın ardına hemen A. Doğan’ın kürsüden yaptığı konuşmadan şu sözleri eklendi: “İKTİDAR BENİM ELİMDEDİR. BULGARİSTAN PARALARININ DAĞITIM ENSTRÜMANI BENIM. MİLLETVEKİLLERİ HAYSİYETSİZDİR. İŞLER BANA BAĞLIDIR!” bu sözler olayı anlattığı için, yorumsuz kaldı.

Evet, yeni liberaller ülkemizde erk tanımayan, yasa saymayan, yürütmeyi asmayan, tüm erki ellerlinde toplamış bulunan oligarşi tabakası oluşumudur ki, HOROZ ONLARDIR, onlar ötmeden tavuklar, yani sefiller dünekten inemez, kümesten çıkamazlar.

Evet, aranızdan sen bu yaşta nasıl olur da bu kadar, kötümser, baktın ve karamsar olabildin, deyen olabilir. İzin verin de bir örnek daha vereyim:

Bu yeni liberaller, YENİ SARAYLI DOĞANLAR ata yadigârında kalan kardeşlerimize “KAPALI KAVANOZDAN KOMPOSTO İÇİRİYOR. Herkes yalnız ağız sulandırıyor. İşte örnek, YENİ SARAYLI DOĞAN, BİR YENİ LİBERAL olarak, hadi diyelim “komşu dikkatini çekmesin, kem gözlere yem olmasın” diye anacığına fazla para göndermiyor da, her şeyi köyüne yani “herkese”, yani “halka” hizmete adıyor. İşte, İngiliz Sarayı gibi lise, İşte kuzey Bulgaristan’da en büyük ibadethaneden büyük cami, işte atık ve temiz su kanalizasyonu, yeraltı tesisleri, işte Kirli Su Arıtma Tesisi, al sana kent tipi köy. Fakat lise 2005’ten beri açılmıyor ve hiç açılmayacakmış, camide cemaat yok, temiz su borularının bağlanacağı havuzda su yok, atık su boruları ise yıllardır arıtma tesisine bağlanmamış, köyün içinde bir tuvalet yok.

Al sana köy-kent örneği, kapağı kapalı ekşi vişne komposto kavanozu. İç içebilirsen! Bu kapak asla açılmayacak. Doya doya bak. Baktıkça ağzını sulandır. Tükürüklerini yutarak karnını doyur…

Bu hiçbir zaman açılmamak üzere kapanmış bir kavonoz. Bu lisede kimse okumayacak, bu çeşmelerden kimse su içemeyecek, bu kanallar da yarın dolduğunda etraf koku içinde kalacak ve boşalan köyün camisi hiçbir zaman dolmayacaktır. Bulgar yeni liberalizminin vitrin örneğinden kimseye fayda yok. Bu işlerin yapılması için para alınmış, paralar yarısın ceplenmiş, yarısı çalınmış, kalan kısmiyle de asla halkımıza hizmet vermeyecek işler 25 yıldır yapılmış ve devam etmektedir.

SORU:     Hangi noktada eşitiz!

CEVAP:  VİTRİN SEYREDERKEN!

YORUM: YENİ SARAYLI DOĞANLARIN halkıma getirdiği  e ş i t l i k,

Fakirlerin daha da yoksullaşma, yoksullarınsa daha da sefilleşme yarışında eşit olmalarından başka bir şey değildir.

Bu eşitliğin başka hiçbir anlamı yoktur ve olamaz.

Ve yeni liberal- Doğancı  ve gerçek demokrat hayat çelişkilerinin çatışmasından doğan ve yazı dizimin birinci bölümüne yansıyan  kirli ve zehirli, dalga işte budur.

Her şey bu kadar basittir. Devam edecek.

Reklamlar