“Bulgaristan’da Geçiş Dönemi” Bulgaristan Başbakanlarını bir tanıyalım:

– Andrey Lukanov Moskova’da doğdu ve yetişti,
– Prof. Lüven Berov Rosofildi;
– Jan Videnov Moskova’da yetiştirilmişti;
– İvan Kostov Kiev’te özel eğitim almıştı;
– II. Simeyon Saks-Koburg-Gotski KGB ajanıydı;
– Sergey Stanişev Rus asıllıydı.
– Boyko Borisov’un karier yolunun açılması için 2008 ‘de Rusya Federasyonu Komünist Partisi Genel Sekreteri Züganov, BG Cumhurbaşkanı G. Pırvanov’a telefon açmıştı.

Bulgaristan’daki durumun karakteristiği

Yaşı artık 100’ü aşan, Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) uzmanlarından, Sofya “Kliment Ohridski Üniversitesi” Siyasal Bilimler Fakültesi doçenti Dr. V. Vasev, kitapçı raflarına dizilen “Zaman Dışı Olmak” (Bezvremie) eserinde, 1990’da başlayan ve günümüze kadar uzanan 30 yılı şöyle karakterize etti:

Halkımız için kayıp zaman!

Bu değerlendirmeye “Bulgaristan Türkleri için de boşa geçen zaman!” diyorum.

Dr. Vasev, “Geçiş Döneminde” yaşananların anlam taşımadığına, normal zaman kesiminde hiç birine gerek ve yer olmadığına vurgu yaparken, yeni feodal, yeni komünist Bulgar elitinin har vurup harman savurduğu yıllara “kayıp zaman” demiş. Muhbir-Ahmet Doğan’ın “liderliği” de kayıp zamanda yaşanmış, üstelik “Bulgar Etnik Modeli” de zaman içinde bir boşluk. Bulgaristan geçmişi “vakum” ortamında değerlendirilmeye devam ederse, postacının pullu kaşeli bir mektupta “soya dönüş süreci, soykırım, isim, din, dil, kimlik değiştirme gibi olaylar yaşanmamıştır” haberleri getirmesine şaşmamamız gerekir. Faşist ve komünist geçmişi reddetmek 1990’dan sonra yeni paketlenmiş eskiyi koymak anlamına gelmemelidir.
Kökü kazınmamış geçmiş yanlıdır.

Birinci anayasanın 61. maddesi, 2 asır önce yazılmış, Amerikan eyalet yasalarından kopya edilmiştir. Bu yasal “doğruyu” kabul ettirmek için, Bulgaristan’da binlerce yazı ve yorum kaleme alındı, hepsi basıldı, emsal mahkeme kararı da yayınlandı, hiç durmadan kalpazanlık yapıldı, yapılmaya da devam etmektedir.

Gerçek ise şudur: 142 yıldan beri hiçbir köle Bulgaristan’a gelip vatandaşlık istemedi. Avrupa’ya yürüyen savaş kaçaklarının Makedonya yolunu seçmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin hayal kırıklığına uğramasınlar diye Suriye sığınmacılarının Bulgaristan yolunu kesmesi çok anlamlıdır.

Bulgaristan, 1878’de Rusya, 1886’da Alman, 1944’de Sovyet, 1990’da Batı ve 2007’de Avrupa Birliği (AB) esareti altına düştü.

2020’de AB’nin en yoksul, en fakir ve en ezilmiş ama umutla nefes alıp veren bir ülkesi “sömürge” durumuna düştü?

Cevap vermekte zorlandığım soru budur!
Sömürge ülkelerin bağımsızlığı ve egemenliği olmaz. Şu günlerde ülkede büyük bir endişe yaşanıyor. “Covid-19” zararlarını kapatmak ve ekonomik ve sosyal bunalımı aşmak için Avrupa Birliği’nin 27 üye ülkesine dağıtmak için ayırdığı 750 milyar Euro’dan “hukuk üstünlüğü olmayan ülkelere yardım edilmeyeceğini” açıklandı.

Hukuk üstünlüğünün kıstasları nedir?
Bulgaristan yalanla yönetilmeye devam edilmektedir.
Ayrıca Bulgaristan, AİHM’de hakkında açılan davaların hepsini kaybetti, imzaladığı uluslararası antlaşmaların insan hakları, azınlık hakları maddelerini uygulamıyor. Soykırım denemesi kurbanlarının tazminat davaları 30 yılda sonuçlanmadı. Bulgaristan “hukukun üstünlüğü” sınavını verebilecek mi?
Ülkeden 29 milyar ABD Dolarları kaçırıldı, hesap soran yok!
Böyle bir ortamdan ancak katil başı, kaçakçı veya dolandırıcı şebekesi şefi çıkar. Yani hırsızların yolu açık…

Kıyaslamalı analiz:
Bulgaristan tablosundaki özellikler.

Amerikan ırkçı toplumunu kuran ve günümüzde birer birer anıtları yıkılan “köle sahibi beyazlar”, 264 yıl önce “konuşan iş aleti-köle”  sahibi olma yasal hakkını kaybederken, yüklü “tazminatlar” almışlardı. Mahkeme kararıyla yapılan bu ödemelerin gerekçesinde “hareket edebilen mülkiyetten” olduklarından dolayı yazıyordu.
Beyaz zenginlerin yitirdiği, siyah mülklerini azarlama, sömürme, hor görme, itip kakma, insan haklarından tamamen yoksun hayvandan farksız köle olarak yaşamaya zorlama hakkıydı. Amerikan hukukunun böyle bir tazminat ödetmesi daha önce eşi görülmemiş bir ikiyüzlülüktü. 2020’de Bulgaristan vatandaşlarının “köle” durumuna itilmesi gibi…

Kölelik devri yaşamamış Osmanlı da taşınmaz sahibi, kendi toprağını işleyen, esnaf, tüccar ve işçi olan Bulgarların yaşayış biçiminden, dil, din ve kültürel haklarının kısıtlanmış veya sözde “zülüm” görmüş olmasından hiçbir tazminat hakkı doğmamıştı.

Tırno’va Anayasasının 61. Maddesi tam bir ikiyüzlülüktü.

1879’da 390 bin Müslüman Prensliği terk etti. Belirttiğim üzere, Bulgaristan’a gelen ve vatandaşlık isteyen “köle” olmadı. Sığınmacılara ve savaş kaçaklarına vatandaşlık satıldı. Makedonlar zorla Bulgar yapıldı. Memleketten kovulan Türklerin vatandaşlık hakkı ise yakına kadar ellerinden alınırken, taşınmazları gasp edildi, yurda dönenler mülklerini talan edilmiş, hatta bir çoğu yerinde bile bulamadılar.

İnsan ayrımı, ırk, cins, cilt, milliyet, yaş, öğretim, politik inanç, din, maddi durum, sosyal mensubiyet üzerinden yapıldığından, bu kavramların dışında olan her şey ayrımcılık, ırkçılık, milliyetçilik, sahte gösteriş, yalan dolan ve küstahlıktı. Yüzbinlerce ihbarda bulunuldu. Bulgaristan’da insan hakları suçları hep cezasız kaldı.

Halk ya da meclis oylamasıyla yürürlüğe giren daha sonraki 3 Anayasa’da “köle” sözü yer almadı. Biz, Bulgaristan vatandaşlarının “klasik kölelerden” farklı yanlarımız var.
Akıl körelten işlerde çalıştırıldık.
Okuduğumuzu anlamadığımız okullardan diploma aldık. Hileden korktuk ticarete el sürmedik.
Dualarımız yetmez bir de tövbe ederiz.

264 yıl önce Amerika’da siyasetin ciddi bir şey olduğunu anlamayan kalmamıştı.
Amerikan demokrasisinde seçme ve seçilme hakkı kazanan siyah derililerin devlete ortaklığı askıdaydı. Zencilerin ve beyazlarının kimlik ateşi ayrı ayrı ocaklarda yanmaya devam ederken son isyan patladı.

Bulgaristan’da Prenslik döneminde 1882’den başlayarak Osmanlı’dan kalan maddi miras yıkılıp temelden kazınmaya başlandı. Sofya’daki 29 Türk mahallesinden, Vidin’de nüfusun % 80’ini oluşturan Türkler- ’den, Razgrat’ta 18 camiden, Rusçuk Türk maneviyatından iz bile kalmadı. Fakat bunlardan bahseden yok. Mezarlıklar bile sürüldü. Yüzlerce cami kiliseye dönüştürüldü. Plevne’de toplu mezarlar açıldı, Osman Paşa’nın şehitlerinin kemikleri toplandı, Londra değirmenlerinde öğütülüp ısız ormanlara saçıldı. Sofya kabristanlığımızın üstüne Meclis Binası kuruldu. Şipka Tepesine Süleyman Paşa anıtı hala kurulamadı.

1934’ten sonra perde değişti.

Bulgaristan’da Türkleri bezdirip, yıldırıp, çıldırtıp kurtulma stratejisi hazırlandı. Çok gizli bir belge olarak saklandı ve adım adım uygulandı. Hemen ardından Müslüman maneviyatına saldırılar şiddetlendi.
2 700 okuldan 404 okul kaldı, medreseler, tekkeler, Türk evleri, kütüphaneler, Mevlevihaneler ard arda kapandı.

Monarşi rejiminde Bulgar hükümetinin Türk azınlığını boğmak için nasıl bir politika izlediği yıllar sonra ortaya çıktı.

1954 yılında Milli Eğitim Bakanı Demir Yanev şöyle yazmıştı:

“Bulgar Burjuva yönetimleri, Türk halkını tam cahil bırakmak için canla başla çalıştı. Milli Eğitim Bakanlığı arşivlerinde öyle belgeler var ki, bunlar, faşistlerin Türk halkına karşı izlediği cahil bırakmak politikasına tanıklık etmektedir. Teftiş Komisyonunun 1937 yılı raporunda Türk okullarıyla ilgili olarak şu satırlar yer almaktadır”:

  • Krallık idaresindeki Türk azınlığı eğitimini mümkün olan en aşağı düzeyde bırakmak için bütün yasal tedbirler alınmalıdır.
  • Türk azınlığı gençlerine bilgilerin en basiti verilmeli, Türk okullarında dini eğitime daha geniş yer verilmesine dikkat edilmelidir.
  • Türk özel okullarına Bulgar öğretmenler pedagojik amaçla değil, istihbarat amacıyla atanmalıdır.

1944 yılında Bulgaristan’da yalnız 404 Türk Okulu bırakılmıştı. “Bunların 376’sı ilkokul, 27’si ortaokuldu. Türk çocuklarının ancak %15’i okula, cami diplerindeki okullara gidebiliyorlardı.
Bu okullarda çok zaman oturacak sıra bile bulunmazdı, çocuklar yerlere oturuyorlardı. Ders kitabı yoktu. Yarı cahil hocalar Kuran’dan parçalar ezberletmekle yetinirlerdi.”

Saygılarımla
Okuyanlara sağlıklı günler ve teşekkürler
Paylaşınız.

Reklamlar