Avrupa Birliği

Tarih:  26 Haziran 2018

Yazan: Nedim AKIN

Konu.   Büyük ve Küçük Gerçek.                  

Dünyada küçük ve büyük gerçekler var. 2018’in ilk 6 ayında Avrupa Konseyi (AK) Başkanlığı Sofya’da yapıldı. Başbakan Boyko Borisov AK Sofya görüşmelerine başkandı. Küçük işler yapıldı. Büyük işler hayal edildi. 2018 yılı 2017 yılının devamıydı. 2017 yılında Avrupa Birliği komünizmle mücadele için 26 milyar Euro harcadı. Bu resmi rakamın faturasını görmedim, fakat harcandığına herkesten fazla inanıyorum.

Sosyolojik araştırmalar, (Barometre BG) AK Sofya toplantılarına % 62 “olumlu, % 22 “olumsuz” dedi. Bu durumda 2019 yılında yapılacak AB parlamento seçimlerinden alınacak sonuçlar şöyle olabilir: GERB % 53,2 (6-7 milletvekili); BSP % 28,6 (5-6 milletvekili); sözde “yurtseverler” % 16,9 (3 milletvekili) ve DPS % 14,9(2-3 milletvekili).

Büyük konular:güvenlik”, “rüşvet”, “göçmenler” , “sığınmacılar”, “savaş kaçakları”, “AB dış sınırlarında güvenlik”, “iç sınırlarda güvenlik”, “bunalım”, “bataklık”, “kulis” ve “sahnedeki oyun” gibi kavramlarla anlatıldı. Batı Balkanlar konusu 10 yıllık bir aradan sonra politik gündeme taşındı. NATO ve AB’nin Batı Balkanlara yerleştirilmesine çok çaba harcandı. Aynı zamanda, 28 yıl önce Yugoslavya Federatif Cumhuriyeti’nden kopan Balkan devleti arasındaki çeliştiler sanki daha da derinleşti. Balkanların Avrupa’dan kopmaz bir parça olduğu tezi şimdilik tutmadı.

Bulgaristan’da (küçük gerçekler için )kullanılan kavramlar ise şunlardı: “güvensizlik”, “yoksulluk”, “rüşvet”, “Çingene cinayetleri”, “işsizlik”, “sınır ihlalleri”, “sınırdaki tel duvar”, “dış göçler” “özürlülerin sorunları”, “insan hakları”, “azınlık hakları”, “Müslümanlar”, “duruşmalar” “protesto nümayişleri”, “zamlar”, “şoför direnişleri”, “polis istekleri”, “Çingene protestoları”, “getto isyanları”, “ses kirliliği”, “sağlık, eğitim ve sosyal problemler”, “gensoru” vb.

 

Son 6 ayda gerçekleştirilen en güçlü protesto gösterileri şunlardı:

  • Sofya’da meclis önünde polis, itfaiyeci, gardiyan gösterileri: Bu eylemler İç İşleri Bakanlığına karşılıksız verilen 100 milyon leva ile durduruldu.
  • “Bansko” kış sayfiyesine ikinci teleferik istekleri.
  • Madenci eylemleri. Yer altı işçileri 20 yıl mesaiden sonra emeklilik hakkı istediler. Birçok maden kapandı.

–  Sağlık işçileri direnişleri. Hastane ve kliniklerin kapanmasına son verilmesini istediler. Hemşire ve ebe, sağlık personeli maaşlarının yükseltilmesi be hastane borçlarının bir defalık olmak üzere Sağlık Bakanlığı tarafından ödenmesinde direndiler.

–   TIR şoförleri direnişleri. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un dayattığı yeni trafik kurallarını protesto ettiler. Bulgar bütçesinde 3. Kalem TIR taşımacılığıdır..

–  Otobüs şirketleri sahipleri Finans oligarşi çatısı altına girmeyi kabul etmediler. 720 otobüs Sofya’yı kuşattı.

–  Özürlü çocukların annelerinin Meclisi kuşattı kuşatma. Sosyal işler Bakanı ve Bakan yardımcısı istifa etti. Sorunlarının bir türlü çözüm bulmayışı sosyal gerginlik yarattı. Ülkede 97 bin özürlü çocuk var ve sorunlarının çözülmesi için toplam 300 milyon leva gerekmektedir.

Halk direnişlerinin merkezi Sofya oldu.

Şairler “halk bunaltıldı” dedi. Bu tanımın anlamı Bulgaristan’da yaşayanları etkiledi.  İki ucunu bağlamakta güçlük çekenler Avrupa Konseyi‘nin gözü önünde “biz yoksulluktan bunaldık” dediler.  AK heyetleri etkilenmedi. Bulgar halkı sefillikten ve çaresizlikten sıkıntıya girmiş ve içine düştüğü bunalımdan çıkması için AK kolları sıvamadı. Eğitimin dijitalleşmesiyle bunalım derinleşiyor. Bunun anlamında, bir insanın, bir yönetimin ve bir halkın söylediğini bilmez olması, unutmasıdır. Sesiz kitle kurumsal yaşamın dışında kalıyor.

Şöyle bir sorun daha var.  Avrupa Birliği kendisi derin bunalım içindedir. Bunalımın nedenlerini görmemiz gerek. “Bunalım” sözünün daha net anlaşılabilmesi için, “dağılıyor”, “parçalanma süreci derinleşiyor” gibi değimlerle değiştirilmesi gerekir. 2016’da İngilizlerin ayrılma kararıyla birlikte, siyasi sözlüklere “breksit” girdi. 2019’da kadar göçmenler, kaçaklar ve sığınmacılar sorunları çözülemezse, Afrikalıların lastik botlarla Avrupa’yı istila etme akınları durdurulamazsa, İtalya AB’den çıkacağını açıkladı. Gelen kopmanın adı henüz konmadı.

Bunu önlemek için 9 AB ülkesi NATO dışında ortak müdahale gücü oluşturmak istiyor. Bu ülkeler, Fransa, Almanya, İspanya, Portekiz, Hollanda, Avusturya vs dir. Bu silahlı güç, parçalanma ve dağılma eğimini askeri müdahale ile önleyecektir.

Aynı zamanda AB, merkez ve etraf (çevre üye ülkeler) şeklinde ikiye bölünüyor. Merkezde ancak Almanya, Fransa, İspanya, Belçika ve Avusturya kalıyor. Polonya, Macaristan, Çekler ve Slovenler dörtlüsü artık gruplaşmış durumdadır. Bulgaristan yalnızca Romanya ile kenarda kalmaktan korktuğundan dolayı Batı Balkanlardaki 6 eski Yugoslavya ülkesinin AB ve NATO’ya çekilmesi siyasetini canlandırdı. Almanya’nın diretmesiyle Avrupa’daki sığınmacıların para karşılığı Arnavutluk’a yerleştirilmesi gündem oluyor. Çelişkili bir durum! Sığınmacıları dünkü gün davet edenler, bugün istemiyorlar. Afrikalılar için Libya’da “sığınmacı merkezi” kurulacaklarmış… Macron, sığınmacıların eski kıta dışında adalara çıkarılmasında ısrar ediyor.

AK Sofya Toplantısında yeni büyük bir çatlak da Almanya’da belirdi. ARD televizyonu Başbakan An. Merkel’in istifasını istedi. Şimdiye kadar TV sunucuları Başbakanların istifasını istememişti. Sunucu “Avrupa Dayanışması”, “Merkel gitsin” dedi. Konu sığınmacılardı. Berlin hükümetinde Hıristiyan Demokrat ve Hıristiyan Sosyal Birlikleri (CDU/ CSU) temsil eden, Bayan Merkel’in istifası düşündürücüdür.

Bütün bu gelişmeler TV’lerde gösterilen filmlerin % 60’ının Türk filmi olduğu, kitapçılarda satılan çağdaş konulu eserlerden % 12’sinin Türkçeden çeviri olduğu, Tarih kitaplarında Osmanlı devrinin birkaç bölüm aldığı, ülkede 2,2 milyon Müslüman vatandaşın yaşadığı, 2 binden fazla cami ve mescit olduğu, en sevilen tatlının baklava, en sevilen çorbanın işkembe ve paça çorbası olduğu vs ile belirlenen bir ortamda gerçekleşti. Ne ki hiçbir belgede Türk, Bulgaristan Türkleri, Türk kültürü vb değimler kullanılmadı. Bu kültürün taşıyıcısı Bulgaristan Türkleridir, denmedi. Onların anadillerinde edebiyatı, öz tarihleri var. Biz “hoşgörü”, “merhamet”, komşuluk sözlerini onlardan aldık, demediler. AK delegelerinde hiç biri Türk köylerimizden birini ziyaret etmedi. “Verin de şöyle bir ekşimiş ayran içeyim” demedi. Onlara “Güller vadisindeki güllerin, Türkler tarafından getirilip dikildiği, gül yağını ilk Türklerin damıttığı” anlaşılmadı. 30 yıl önce 280 bin ton tütün üreten bu vatandaşların bugün işsiz ve aç olduğu anlatılmadı. Oysa Bulgaristan’ın küçük ve büyük gerçeği onların nefes almasıdır.

Ne ki, 24 Haziran seçimlerinde büyük önder Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin kesin ve görkemli zaferinden sonra durum ve söylev birdenbire değişti. Bulgarlar istediklerini ama söyleyemediklerini Sofya’da yaşayan ve siyaset analizcisi geçinen, Iraklı Dr. Muhammed Halef’e şu şekilde söylettiler: “Türkiye ile ticaret ve işbirliği istiyoruz. Başkan Erdoğan büyük lider! Türkiye bölgesel büyük devlet! Fakat Müslümanlar konusunda Bulgaristan’ın iç işlerine karışılmayacak…”

Dış politika yorumcularından Zornitsa İlieva ise TV Avrupa’da, M.K. Atatürk’ün “Bulgaristan komşu ve dost ülkedir” sözlerini anımsattı. Bugünkü Türkiye’nin bir gözüyle Asya’ya bir gözüyle de Avrupa’ya, Bulgaristan’ın ise iki gözüyle de Batıya baktığını belirtti.

AK Sofya dönem toplantısı “Güney Akım”, “Belene” 2. Nükleer Elektrik Santrali gibi sorunlara çözüm getirmedi.

Son 6 ayda Sofya’da en fazla tartışılan konu “göç dalgasına çare bulmak” oldu.

Kanzler Bayan Merkel’in 4. hükümeti yıkılınca, ardından 3. Borisov hükümetinin yıkılması endişesi yayıldı. Anlamı, güze erken seçimdir. Türkiye sınırından kuş uçurtmayacağına söz veren B. Borisov, kamaralı dikenli tel duvarlı sınır duvarı için AB’nden 160 milyon Euro aldı. Ne var ki, kaçakçı köstebekler telin altını deldiler. Türkiye sınırından Sırbistan sınırına kadar köstebek yolu açtılar. Parasını ödeyen sığınmacılar memleketimizden gece karanlığında, polislerimizin şekerleme yaptığı aralarda kayıtsız geçip Sırbistan’a kadar uzayabiliyorlar. Böylece, kaçak gelen yabancının ilk kaydı Bulgaristan’da yapılmadığından, geri çevrilme ve Sofya hükümetinin onları “sığınmacı olarak kabul edip yerleştirme” yükümlülüğü işlenmiyor. Bu uygulanma, Dublin Anlaşmasına göre geçerliyken, iltica süreci başvuru şartları mülteci, sığınmacı ve göçmen hakları ve bunların geri iadeleri ile ilgili çözülemeyen sorunlar yeni bir sözleşmeye kapı açmış bulunuyor. Avusturya ve Macaristan gibi ülkeler tek bir yabancıya vatandaşlık tanımayacaklarını ilan etti.

AK dönem toplantısında, bu sorunların görüşüldüğü en önemli zirve Varna’da yapıldı. T.C. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Avrupa Konseyi Balkanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Cloude Juncker görüştüler. Sığınmacıların ve savaş kaçaklarının Türkiye’de tutulmasını sağlayan Antlaşmanın kusursuz uygulanması ve Ankara hükümeti tarafından izlenen Yakın Doğu siyaseti yüksek değer aldı. AB’nin çözemediği göç ve sığınmacı sorunlarından kaynaklanan sorunların sıkıntısız ve zamanında etkin çözümünde kilit ülkenin Türkiye olduğu belirtildi. Terörle mücadele ve sığınmacı siyasetinin başarılı bir şekilde Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan tarafından çözüldüğünü taraflar kabul ederken, 24 Haziran seçimlerinden sonra, Batı basınında, muhalefet lideri Muharrem İnce’ye oy verenlere AB ‘yi vizesiz ziyaret hakkı tanınması gibi tek taraflı yorumlar belirmesi dikkat çekti. “Bild” ve “Spigel” gibi dergiler konuya yer ayırdı. Bizi bölmek ve birbirimize düşürmek isteyen zihniyetin yeni boynuzları sivriliyor. Bu bir tuzaktır.

Konumuz, AK Sofya dönem toplantısı olduğundan dolayı, şu ya da bu gazete ve derginin öne attığı görüş veya önerinin ağırlığı ve geçerliliği konusunda şunları yazmak istiyorum. Bir defa, AB üyesi 28 devlet ile TC. Başbakanı Ahmet Davutoğlu hükümetinin 2015’te imzaladığı Antlaşma yürürlüktedir. Savaş kaçakları durdurulmuş ve vatanlarına geri dönme koşulları sağlanması için Afrin’in “Zeytin Dalı” harekâtından sonra, Münbiç operasyonu devam ediyor. Göçmen sorunlarının ancak T.C.’nin bölgesel liderliğinde çözülebileceği dünya kamuoyu tarafından kesin kabul ediliyor.

AK Sofya dönemi toplantıları ile AK Parti, Sayın Tayyip Erdoğan ve MHP ‘nin 24 Haziran büyük seçim zaferi, bütün Avrupa’da olduğu gibi Bulgaristan’da da TÜRKİYE imajını değiştirdi. Seçmenin % 86 sandığa gitmesi Türkiye’yi demokratik dünya içinde kale durumuna getirdi. Dünya kamuoyu, Türk halkının gerçek liderinin Sayın Recep Tayyip Erdoğan olduğunu bir daha kesin gördü. Ve yine bu ikili seçim 2018 yılında meydana gelen çok önemli dünya olaylarının başına dizildi. Türk halkı her şeyden önce güvenli Türkiye, her şeyin üstünde hiçbir vatandaşının saçının tek teline dokunulamaz, bağımsız ve egemen, Yeni Türkiye dedi. Türk devleti bir jeo-strajik ve jeopolitik güç oldu. Ekonomik olarak dünya onuna girmeyi hedeflemesi Avrupa’da nefes kesti.

AK toplantılarında 21. Yüzyıla damga vuran İpek Yolu tartışmaya açılmadı. Bu projenin güvenliğinin bölgesel güçlerle sağlanacağına işaret edilmedi. Kafkaslar’da, Akdeniz bölgesinde, Yakın Doğu’da, Karadeniz’de ve Balkanlarda bu bölgesel gücün Türkiye Cumhuriyeti olduğuna da işaret edilmedi. Fakat basında çıkan yazılarda Türkiye’nin Avrupa ve Yakın Doğu açısından güvenlik kalesi bir merkez güç olduğu belirtildi.

Basında “Türkiye tılsımı” kavramına rastlandı. Anlamında hem bölgesindeki devletleri ve halkları koruyacak, onların ekonomik kalkınmalarına motor olacak, hem de adalet güvencesi olacak Büyük Yeni Türkiye olduğu açıklandı.

Yazılarımızın dip notu yoktur. Çünkü aktüaliteyi yansıtıyoruz. Türkiye dünyanın kaderini belirlemeye başlıyor.

Devam edecek.

Lütfen paylaşınız. BGSAM internet sayfası “www.bghaber.org” sizin yayınınızdır.

Reklamlar