Yorum

Bilinmesi Gerekenler

Ahmet TÜFEKÇİ
Tarih: 27 Temmuz 2020

Bizimle yaşamayan, bizimle yatıp kalkmayan bir tarih, bizim değildir. Gizli tarih de bizim değildir. Her şeyi bilmeliyiz ki, dara düştüğümüzde işimize yarasın.

Biz, Bulgaristan Türkleri artık neredeyse 150 yıldan beri Bulgar devletinde ve toplumunda en önemli unsuruz.
Bizsiz orada ne devlet, ne millet, ne de medeniyet olunur… Bugün, bu önem ve canlılık günceldir.

Biraz geriye baktığımızda, 1878 Berlin Anlaşması maddelerinde Bulgaristan Müslümanlarının haklarıyla ilgili özel maddeler olduğunu hemen görürüz. 1909 ve 1913 yıllarında Bulgar Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasındaki imzalanan ikili anlaşmaların PROTOKOLLERİ özel olarak Bulgaristan Müslümanları haklarının korunmasına ve hayatlarının İslam medeniyet kurallarına göre düzenlenmesine adanmıştır. Okul sorunlarımız devletler arası konu olmuştur.

1919 yılında Fransa Neulliy’de imzalanan Barış Anlaşmasında Bulgaristan Müslümanlarına Birleşmiş Milletler Gözetiminde otonomi hakları tanınması yer almıştır. Haklarımızın temelinde kültürel varlığımız vardı.

1925 Ankara Anlaşmasıyla Bulgaristan’da ata toprağında huzur bulamayan Türkler için Türkiye Cumhuriyetine göç kapısını sonuna kadar açılmıştır.

Demek oluyor ki, Bulgaristan Türkleri ülkenin iç ve dış siyasetinde, imzalanan ikili ve uluslararası anlaşmalarda oğlan-üstü önemli yer almıştır.

Bu arada İkinci Dünya Savaşından sonra Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Harry S. Truman ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Başkanı Josef V. Stalin tarafından izlenen siyasette ve yapılan görüşmelerde de BULGARİSTAN TÜRKLERİ birçok kez günden oluşturmuştur.

***

Moskova’da İkinci Dünya Savaşı sonrası gizli devlet arşivinden birçok belge artık ilgililer tarafından görülebiliyor. Bu belgelerden birisi,  29 Temmuz 1949 tarihinde Moskova’da (bundan tam 71 yıl önce) Bulgaristan Türkleri ile ilgili J.V. Stalin ve Bulgaristan parti ve hükumet yöneticisi Vılko Çervenkov arasında yapılan yapılan bir heyetler arası görüşmedir. Bu gizli görüşmeye, Bulgaristan adına İç İşleri Bakanı Anton Yugov ve parti yöneticilerinden Georgi Damyanov katılmıştır. Sovyet heyetine de, Stalin’den sonra Sovyet hükumetini yöneten Mareşal Georgi Malenkov, bir dönem yine Sovyet hükumetini yöneten Mareşal Nikolay Bulganin ve bir dönem Sovyetler Birliği Dış İşleri bakanı olan Andrey Vişinski katılmıştır.

Tarihsel dönemin nitelikleri:

Geçen yüzyılın 40’lı yıllarının sonunda ve 50’li yıllarının başında genç Bulgar devletinin ile güçlü Birleşik Amerika arasındaki gerginlik en yüksek noktadadır. Birleşik Amerika’nın Sofya Büyük-elçisi kovulmuş ve iki devlet arasındaki ilişkiler kesilmiştir. (İki devlet arasındaki diplomatik ilişkiler 10 yıl sonra yeniden tesis edilecektir.) Birleşik Amerika tarafından finanse edilen ve örgütlenen “özgürlük savaşçısı” çeteleri Bulgaristan’a girerken büyük sayıda Bulgar sınır askeri öldürülmüştü. Bulgarlar boyun eğmiyor ve olaylardan ders çıkaran Amerikalılar, direk saldırılarla Bulgarları dize getiremeyecekleri sonucuna varmıştı.

Yeni durumda Birleşik Amerika makamları, tarımda kooperatifçilikte hareket ederek,  hemen Bulgaristan Türkleri üzerinde araştırma, soruşturma ve inceleme çalışmalarına başlamıştır. Daha önce birkaç parti göç olmuş, fakat savaştan sonra yükselen “güç dalgası” yoktu ve iş gücüne ihtiyaç duyan sosyalizm koşullarında yeni göç dalgası beklenmiyordu. Ne var ki, 1950’den sonra, dış satımda en büyük kalemi TÜTÜN olan Bulgaristan ekonomisinin toparlanmasını engelleyip çökertmek niyetlerini harekete geçirmiştir.
1950-1956 yılları arasında Bulgaristan Başbakanı olan Vılko Çervenkov, Türklerin öncelikle ekonomik nedenlerle olmak üzere, ülkeden göç etmelerini istememiştir. Fakat aşağıda göreceğiniz üzere, Stalin bu konuda farklı bir görüşte olup, devlet sınırından 25 kilometre içeride “Türk ajanları” olmamasını isterken, farklı bir görüşte olup sorunun kesin çözümünde ısrarlıdır.

Moskova görüşmesinde, Başta İç İşleri Bakanı Anton Yugov olmak üzere, Bulgar parti ve devlet yönetimi farklı görüşte olduklarını korkarak ifade etseler de, sonunda razı olmuşlardır.

Stalin, Bulgaristan’dan 250 bin Müslümanın kovulmasında ısrar etmiştir. 3 Ağustos 1950’de BKP Merkez Komitesi Politik Bürosu göç konusunda 270 n.o.’lı kararıyla görüşünü açıklamıştır. Belirli bir süreden sonra anlaşılan Stalin, Bulgaristan Türklerini göçe zorlamakla yanlış yaptığını fark etmiş olacak ki, 26 Nisan 1951 tarihinde BKP Merkez Komitesi Politik Bürosu 103 no’lu bir Protokol kabul ederek, komünist partisinin Türk ahalisi arasında çalışmalarına ağırlık vererek Türklerin isteklerinin yerine getirilip göçü durdurma kararı almıştır. Göçü durdurmak için ahalinin ikamet ettiği bölgelere yatırım akarken, Türklerin kültürel hakları bütünsel tanınmıştır.

29 Temmuz 1949 tarihinde Moskova’da Stalin ile yapılan gizli görüşmenin, “Çağdaş Bulgaristan’ın Politik Tarihi” II. Cilt, (1948-1953), “Arşif Devlet Ajansı” 2018 yılında halka açılan belge arşivinden alınmıştır:

“… Çervenkov, son zamanda Türkler, Türkiye’ye göç etme istekleriyle hareketlendiler. Bu hareketlenme dış ülkeden gelen ajanlar tarafından kışkırtılıyor…. Türklerden daha fazlası iyi tütün üreticileridir. Bu sebeple biz onları Bulgaristan’dan kovamayız, dedi.

Stalin yoldaş, tütünü düşünmeden, bu Türkler göç ettirilmelidir, dedi.

Yugov, şu an Türklerin Bulgaristan’da yaşadığı bölgelerin çıplak olduğunu ve gittiklerinde her-şeyin yeni başta kurulması gerekeceğini, söyledi. Türkleri göçe zorlamanın aynı yılın güzünde başlaması üzerinde görüş alış verişinde bulunuldu.

Stalin yoldaş, Türkiye Türkleri alacak mı? Sorusunu yöneltti.

Yugov, Bu da pek belli değil, dedi.

Stalin yoldaş, Türkiye hükumetinden bu konuda görüşleri sorulmalıdır. Bu nedenle göçü bekletilebiliriz, dedi.

Yugov, Bu durumda önce 25 kilometrelik devlet sınırı şeritteki Türkler göç ettirilmelidir, ilavesinde bulundu.

Stalin yoldaş,  devlet sınırında casus olmaması gerektiğinden, bu kararın doğruluğunu onayladı.

Stalin yoldaş, Bulgaristan’da nüfus fazlası var mı sorusunu yöneltti.

Yugov, Topraksız büyük oranda insan var cevabını verdi ve Türklerin göç etmesi tütün üretimini zor duruma sokar, ilavesine vurgu yaptı.

Stalin yoldaş, Bulgaristan’da Türkler gittikten sonra da tütün yetiştiriciler olacak, sizin Türklerden serbest kalmanız gerekecek dedi ve Bulgaristan’ın merkez bölgelerinde yaşayan Türklerin tavrından ilgilendi.

Yugov, güler yüzlü davranmasalar da, kötü bir şey de yapmıyorlar, yanıtını verdi. Stalin’in sorduğu bir soruya cevaben, Bulgaristan Büyük Halk Meclisinde birkaç Türk milletvekili var, dedikten son, özellikle Şumen bölgesindeki Türk gençlerin demokratik dalganın heyecanı içinde olduğunu işaret etti.

Stalin yoldaş, 9 Eylül 1944’ten sonra Türklere toprak dağıtıldı mı? Sorusunu yöneltti.

Yugov olumlu yanıt verdi.

Stalin yoldaş şöyle dedi: Türkler, Türkiye’ye gitsinler. Orada akılları başlarına gelecektir. Orada büyük farkı kavrayacaklardır.  Ardından da Türklerle Bulgarlar arasında karma evlilik olup olmadığından ilgilendi.

Yugov, bu tüp evliliklerin Bulgaristan’da az olduğunu söyledi ve Bulgaristan’da 150 bin Pomak da yaşadığını ve onlardan sınır bölgelerinde yaşayanlar olduğunu belirtti ve onların da ülkenin iç bölgelerine göç ettireceklerine vurgu yaptı.

Stalin yoldaş, Türkler sınır boylarında sizi rahatsız ediyor mu? Sorusunu yöneltti.

Yugov, olumsuz yanıtladı ve Türklerin anti-Bulgar kampanyayı basın üzerinden yürüttüğünü söyledi.

Stalin yoldaş, Türkler bunu özel olarak Amerika Birleşik Devletlerinin hoşuna gitmesi için yapıyor dedi ve Büyük Savaşta İngiliz Başbakanı Churchill (Çörçil) ile görüşmelerinde, onun kendisine, Türkler radyoyu ciddiye almıyor, dediğini hatırlattı.

2 saat süren görüşme böylece sona etmiştir.

İlk baskısı (1944-1953 Belgelerde Doğu Avrupa Rusya Arşivi’nde” II. Cilt (1949-1953) ilk kez yayınlandı.

Alıntı: Публ. във: Восточная Европа в документах российских архивов 1944-1953. т. 2 (1949-1953)

***

Yukarıda da yazdığım gibi, bu olayın üzerinden 71 yıl geçmesine, 2 kuşak değişmesine, 1951 yılı göçü, 1968-1978 yılları göçleri ve 1989 Büyük Göçü yaşanmasına rağmen, hatta ardından 1 milyon kardeşimizin çifte vatandaş (T.C. ve BG. Vatandaşı) olmasına karşın, GÜNÜMÜZDE Bulgaristan’ın EN AKTÜEL, EN ÖNEMLİ SORUNU BULGARİSTAN TÜKLERİ VE MÜSLÜMANLARI SORUNUDUR.
2021 seçimlerine giderken bu sorunun önemi artacaktır. Çünkü Bulgaristan’da kırılma dönemine girmiş bulunuyoruz.

Bu sorun en başta İslam ve Hristiyan Medeniyetlerinin Bulgaristan’da son 600-700 yılda kaynaşa-mamasından kaynaklanır. Her iki uygarlığın da Avrupa sivilizasyonuna yönelmiş olmasına rağmen, yönelimde birleşip birbirine yol verecek olgunluğa ulaşamamış olmalarından tökezlenir. Büyük dış güçlerin hem yerli Türkler, hem de yerli Bulgarlar üzerindeki yoğun baskılarının şiddet ve yaptırım toplamaya devam etmesinde düğümlenmiş bugün.

Bulgaristan Türklerinin dilsiz, dinsiz, tarihsiz, geleneksiz ve kimliksiz bırakılmasının, şehitler vererek soykırım yaşamalarının temel nedeni, İslam medeniyetinin yanlış okunmasından, taze kanlı yaşam gücünün bir dehşet kaynağı olarak algılanmasından,  bu kudreti düşmanca çabalarla söndürme çabalarında arayıp bulmalı, görüp anlatmalı ve halkımızı bilinçlendirmeliyiz. Bu siyaseti yürüten A. Doğan çetesinin de zamanı doldu.

Bu konuyu bir Türkün işlemesinden her defasında “Türk milliyetçiliği” suçlaması doğmuştur. Karşımızdakiler her zaman gereceği kabul etmez, doğruyu tanımaz, iyilik ve hayırı görmez davranmışlardır. Kendileriyle diyalog bile kurulamamıştır.

1878’den bu yana kendini “üstün ırk” görme ve diğerlerine (Türkler de bu arada) “üsten bakma” hastalığına yakalanan Bulgarlar, eleştiri kabul etmez, öğüt dinlemez, karşısındakinin varlığını tanımaz, onu hiçe sayan bir tavır kullanmışlardır.

Bu konuyu şimdi, hele Temmuz 2020 tarihinden başlayarak, farklı bir ufukta ve bambaşka bir açıdan görebiliyoruz. Her şey “eski hamam eski tas” farklı olan neymiş? Diye sitem eden kardeşlerime, şu başımızdaki harama doymazların, iyilik anlamaz olduklarını bir örnekleyerek devam etmek istiyorum.

  • İlk resmi önderimiz olan BKP MK “Türk Şubesi” şefi olan Ali Rafiev, Moskova’da kendileri tarafından yetiştirilmişti, Bulgaristan Türk kültürünü yok ederken ona da kıydılar.
  • Yine Moskova’dan gelen Salif İlyazov aynı şubeyi yönetirken, Bulgaristan Türk Kimliğine kıymaya kalktılar ve önce onu yok ettiler.
  • Şimdi ise sıra Ahmet Doğan’dadır. A. Moskova’da yetiştirilmedi, fakat Moskova aklıyla Bulgaristan’da yetiştirilip Bulgaristan Türklerinin başına püskül edildi.

Bulgaristan’ı kendilerinin sayanlar, Bulgaristan Türklerine köle gibi bakan – Ruslar, Amerikalılar, Almanlar ve diğerleri – artık A. Doğan’a el kaldırdılar.

Süreç başladı. Şöyle ki,  nasıl örgütlendiklerini anlatmak için özel olarak hatırlatıyorum. Gözbebekleri olan yıllardan beri altın kafeste tuttukları Ahmet Doğan’ın duası srtık okundu. İşitiyorum özel koruma kiralamış, beş para etmez. 7 Temmuz 2020 tarihinde Burgaz ili “Rosenets” kıyısına bir lastik motorlu botla çıkartma yapan ve Bulgaristan çapında sözde anti-mafya ateşi yakmaya sayunan  “Demokratik Bulgaristan” eş başkanı Hristo İvanov, saldırıdan önce Batı Büyükelçiliklerini bilgilendirmiş ve hatta İMF Başkanı Bayan Kristalina Georgieva’ya özel haber iletmiştir.

Şimdi size yalnız Doğan değil, Boyko Borisov da dahil, son 30 yılda, bataktan çekilen ve Bulgar politik sahnesine çıkarılan tüm liderlerin, hiç istisnasız ihanetçi kadro yetiştiren kuyudan aynı vinçle çekip çıkarıldığını, yolu şaşıranların ve hoburluktan patlama haddine varanların, bazı konularda çok ileri gidenlerin, yine aynı şekilde sahneden alınıp çamurlu sokağa bırakılış yöntemini, bu işlerin mutfağında (Sofya “Boyana” Sarayında) 10 yıl baş uzmanlık yapmış, Sofya “Kliment Ohridski Üniversitesi” Psikoloji Kürsüsü Dekanı, Prof, Dr. Lüdmil Georgıev’in 22 Temmuz 2020 tarihli “Pogled. İnfo. bg.” medyasına “Hak ve Özgürlük Hareketinin Bulgar Politikasındaki Rolü ve Partiyi Bekleyen Değişikler” başlıklı söyleşisinden aynen aktarıyorum.

“ Soru: Parlayıp sönen Bulgar kadrolar nerede yetiştirildi?

Yanıt: Geçiş, daha 1989 Kasımından önce BKP MK ofislerinde hazırlandı. Bu işleri, Moskova’ya sıkı bağlı,  Başbakan Andrey Lukanov ve “DS” devlet güvenlik örgütü yüksek rütbeli subayları yönetiyordu. Şekil değişikliğinin (transformasıyon) politik olanın ekonomik olarak dönüştürülerek, BKP MK ve “DS” yönetimindeki yetkililerin yakınları üzerinden yapılacaktı. İnanılmaz gibi olsa da, bu süreci Başbakan İvan Kostov (1997-2001) tamamladı. 1989 dönüşümüyle beliren Demokratik Güçler Birliği (CDC) İvan Kostov’la sönerken, sağda beliren boşluğun doldurulması gerekiyordu. Bunu kim yapacaktı? Yine BKP ve “DS” yöneticileri tabi ki.

Madrid’den (2001) getirilen II. Simeyon’un /Çar sülalesinin devamı ve mirasçısı olarak/ “Anayasal Krallık veya Cumhuriyet” referandumu yapması gerekiyordu, fakat o bazı mülkler, konaklar, saraylar için öz davasını sattı ve aptallık yaptı.

BSP partisinin HÖH-DPS ve II. Semeyon partisi ile birlikle 2005-2009 ortak iktidarından onra, Bulgar iktidarının Bulgaristan Komünist Partisi ve milli istihbaratında üçüncü ve dördüncü kademe kadrolara ve eski milis güçlerine (polislere) yönetimi Boyko Borisov başkanlığında terk etmek gerekti. GERB partisi, eski MKP MK kadrolarını koruyan, huzur sağlayan ve hizmet sunan saflardan seçilmiştir.

Bu açıdan bakıldığında gerçek demokrasi diye bir şey yoktur, halkın yaşam düzeyinin ve kalitesinin yükseltilmesi için bir şeyler yapılmamıştır. İktidara gelenlerin hepsi aç sırtlanlar gibi soyguna soyunmuştur.

Soru: Son protesto gösterileri ve siyasi olaylarda HÖH-DPS partisi Cumhurbaşkanı R. Radev konusunda oldukça sert bir bildiriyle çıktı. Neden acaba?

Yanıt:  Ben HÖH-DPS partisini yakın tanıyan bir kişiyim. 1990 yılların sonunda şahsen A. Doğan tarafından “HÖH partisinin etnik niteliğini kırmak ve partiyi daha geniş yapılı bir partiye dönüştürmek amacıyla parti merkezinde göreve davet edildim.  Ben bu ödevi başarılı gerçekleştirmek amacıyla yıllarımı verdim ve 2009 olağan meclis seçimlerinde parti 625 bin oy aldı. Bu oylardan 200 bini Bulgar etnik çoğunlukta alınmıştı. Parti etnik sınırları aşmıştı.

Fakat tam o zaman, sözünü ettiği istihbarat generallerinden biri, o yılların etkili çevresi olan MONTEREY çevresindendi, onlar arasında eski “DS” kadrolar toplanmıştı. İkinci general ise, İç İşleri Bakanlığı üniformalı kadrolarından ve o zamanlar Sofya’nın varoşu olan, şimdiki başbakan Boyko Borisov’un da yaşadığı “Bankiya” kasabasında toplanan milis (polis) generallerden ve sıradan subaylardan olmak üzere, iki generaller-subay grubu birleştiler.

Bu birleşme, 2009’da seçimlerden sonra oldu. Ben de aralarında, HÖH-DPS partisi kurmayında çalışan birçok Bulgar aydın, tepki olarak,  partiden ayrıldık. Generaller, HÖH-DPS partisinin küçük, içine çekilmiş, büyük istekleri olmayan,  kapalı bir etnik parti olarak kalmasını kararlaştırmışlar ve istiyorlardı. İsteklerimiz büyüyordu. Şöyle bir örnek verebilirim. 2003 yılında, Sofya Belediye seçimlerinde, HÖH-DPS listesinin başında iki defa Sofya “Kliment Ohridski”Üniversitesinde Rektör olmuş,  Prof. Dr. M. Semov bulunuyordu. Aydın kişiler DPS-yi seçmişti. Tabii 2009’da partinin gelişme yolları tıkanınca, bu kişiler hayal kırıklığına uğradılar ve geri çekildiler.

Soru:  A. Doğan kullanıldı mı?

Yanıt: 1990 yılında, 1991’de ve 1992’de A. Doğan ve arkadaşları Bulgaristan’da “etnik barışın” güvencesindeydi. O zaman soykırım denemesinden, Büyük Göçten intikam almak isteyenler vardı. Doğan önlerine çıktı ve “rövanş olmayacak”, partimiz var, yükselmek isteyen ancak parti içinde yükselebilir, konu kapanmıştır, dedi ve Bulgarları kurtardı. Bu olayda, A. Doğanla milli Bulgar istihbaratı arasında bir sözleşmeye vardığını sanıyorum, bu sözleşmenin bir tarafından ülkede etnik barışın Doğan kanalıyla sağlanması, öte yanda da Bulgaristan’ın karma bölgelerinin kişisel kullanım için, kişisel zenginleşme ve politikada istediği gibi güç yenileme ve kişisel kullanım için Doğana bırakılmıştı. Siyaset % 99 pazarlıktır ve bu siyasi pazarlık da böyle olmuştur.

Bazı olayları hatırlatmak istiyorum. 2001’de II. Semeyon hükumeti “Boyana” – DPS Sarayında kuruldu. 2005 yılında Üçlü Koalisyon da yine “Boyana” DPS Sarayında kuruldu. 2006 yılında, “Gizli Polisin Ajan Dosyalarını Açma  Yasa Tasarısı” hazırlama ödevi bize verilmişti, komisyon üyesiydim, o zaman hükumet ortağı olan, BSP ve II. Simeyon Partisi temsilcileri böyle bir kanun tasarısı hazırlanmasına sert tepki göstermişlerdi. Fakat o bugün çok ağır bir ruhsal sarsıntı geçiriyor. Bunun nedeni ise, 1990-1993 yılları arasında “öç almak isteyen” Müslümanları gemleyen ve hak arama davasını durduran A.Doğan’ın BULGAR HALKI TARAFINDAN TANINMAMASINDAN kaynaklanıyor. Kenarda kalmasını sindiremedi.  O zaman A. Doğan “bu yasa çıkmazsa, biz hükumet ortaklığından ayrılıyoruz” demişti. Böyle detaylar da var. Ajan olan yalnız ben değildim, demişti.

O zamanlar geri de kaldı. Şimdi böyle bir problem, tehlike yok. Boyko Borisov, HÖH-DPS partisini iktidara almama şartıyla Başbakan oldu sözünü tuttu.

Soru: HÖH-DPS partisinin şimdiki dönemde ilişkileri nasıldır?

Yanıt: Son yıllarda Bulgaristan’da olup bitenden sorumlu olarak hep HÖH-DPS gösterildi.  Şu unutulmasın HÖH-DPS olmasaydı, sosyalist parti asla iktidar olamazdı. 2005 yılında kurulan Sergey Stanişev ve 2014’te kurulan Plamen Oreşarski kabinesinde, DPS olmasaydı, sosyalistler asla hükümet olamazdı.

Bulgaristan’ın bugünkü yürekler acısı durumundan suçlu olanlar, Boyko Borisov’u iktidara taşıyan generaller çevresidir.

Şu iyi bilinmelidir. Bulgar halkı bir polisi, bir itfaiyeciyi, bir sopacıyı, bir muhafızı Başbakan koltuğundan görmek istememekte haklıdır. Şu da var. Borisov’un Bulgaristan Başbakanı olmasından BSP de sorumlu ve suçludur. Çünkü II. Simeyon hükumetinde ( 2001-2005)  İç İşleri Bakanlığı Genel Sekreteri görevine B. Borisov’u öneren, BSP yönetiminden, eski istihbarat Generali Brigo Asparuhov’tur. Bu konuda BSP’nin halktan özür dilemesi gerekir. BSP’nin Bulgaristan’ı yönetebilme şansı yoktur.

Soru: GERB partisi yolcu mu?

Yanıt: Evet GERP partisinin zamanı doldu. Fakat o eski generallerin ve Boyko Borisov’un zamanı dolduğu gibi A. Doğan’ın da zamanı doldu.

Yedek, çıkış yolu olmalı. Şu an meydanlarda gösteri yapanlardan biri de seçilebilir. Bulgaristan’ın artık daha okumuş, daha inandırıcı konuşan ve güven sunan bir lidere ihtiyacı var. Göstericilerin örgütlenmesi ve lider çıkarması gerekiyor.

Sonu gelenlerin çekilmesi gerektiği gibi, yenilerin de tarihsel misyonu üslenmeleri gerekecektir.”

***

Bulgaristan partilerine akıl verenlerin olayları böyle görmesi tabii ki bir şey değiştirmiyor. Çünkü onlar, Bulgaristan geçmiş ve geleceğini belirleyen olayların ortasında Türk problemi, Türk özü, medeniyetler bağdaşmazlığı olduğunu görseler de, kabul etmek ve sonuç çıkarmak istemiyorlar. Şu da Bulgaristan’ı İslamsız, Müslümansız, Türksüz anlatmaya çalışsalar da, bunu yapamıyorlar. Önce, Bulgaristan Türklerinin ne temsilcisinin adı Ahmet Doğan’dır ne de Bulgaristan Türk kimliğinin adı Ahmet Doğan’dır. Önce bunu yani Türk kimliğimizi tanıyacaklar ve sonra diyalog başlayabilir. Öteki işlerin hepsi, indir, bindir yani boş işler…

Okuyanlara teşekkürler.

Paylaşanlara özel selamlar.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

twenty − nineteen =