Şakir ARSLANTAŞ

 

Son 25 yılda toplumumuz iyice çatal baş oldu. Şimdiye kadar Doğuya bakan insanlarımızın Batıya bakmaya istenmesi, sanki boynu alçılı bir adamın başını çevirmesini istemek kadar zor bir olay. Batıya bakılmasını isteyenler, ne tarihsel geçmişimiz ne de Doğu’da olan yeni gelişmeler konusunda kimseye görüş beyan etme veya söz söyleme hakkı tanımak istemiyorlar. Dünyanın en büyük ekran gazetesi olan Facebook’ta bile kimin başına ne geleceği pek belli olmuyor.

 

Olay bir:

Birkaç ay önce, Sofya’da çıkan “24 Saat” gazetesinde okumuştum. Bankadaki 4.2 milyar levanın nasıl kayıplara karıştığını savcılığın bile bugüne kadar anlayamadığı ya da anlamak istemediği Korporatif  Ticaret Bankası’nda  (BTK) çalışan 200 genç kızın özel ödevi şuydu:  Bütün elektronik yayınları gece gündüz izleyip aleyhte yazılmış her söze anında ve en yoğun bir saldırı şeklinde yanıt vermek. Yani bankayı dış saldırılardan korumak! “Düşmanı” hemen ezmek! Yüksek maaş alan bu güzel kızlar halen işsizdir, çünkü paralar çalındı ve banka kapandı.

 

Olay iki:

Şu bizim isimlerimizin değiştirilmesine binlerce Türk ve Pomak hapislerde ve toplama kamplarında çürütülmesine (1970–1989 yılları arasında) kör ve sağır kalma yani hiç kimsenin kılına dokunmadan her şeyi geçiştirme işi Paskalya yumurtası gibi dikkatle korunurken birden çatladı. Facebook’taki yazılarında “suç işleyenler cezasını bulmadan adalet olmaz!” gibi çıkışlarıyla saygı gören kıdemli gazeteci Georgi Koritarov’un şahsi aracı evinin önünde yakıldı. Koritarov son dönemde telefon ihtarı almış ama kulak asmamıştı. “Türkleri savunma hevesinden vazgeç” dendiğini açıkladı.

Ya şu fasecook dünyanın en büyük gazetesi olalı ve hiçbir ülkede yeni gazetecilik kuralları diye bir şey olmaması gerçekten tehlikeli olmaya başladı. Yazanların hepsi yalan yanlış yazsa insanlar doğru olanı nereden ve nasıl öğrenecekler. Her şeyin ömrü varsa, insanları fikirlerinden dolayı zorlama vahşetinin ömrü ne zaman dolacak?

Yoksa bu iş modern zamanların ana kuralı mı! Koritarov, sen üzülme, gerekirse biz Türkler birer leva toplar sana yenisini alırız…

Bizden ötürü kimsenin zarar görmesine tahammülümüz yoktur.

 

Olay üç:

Bizim Lütfü aga Bulgar reotanın teli gibi yavaş ve zor ısınıyor. Bulgaristan Türklerinden olup Razgrat’ın Sevar köyünden eski traktörcü ve şair, isimlerimizin değiştirilmesi işinde başı çeken, yani döneklere baş olandı. Fakat en büyük oğlu Mehmet Karahüseyinov bu işi onuruna yediremedi. Bu ayıpla yaşanmaz deyip isyan etti. İsim değiştirilmesini protesto ifadesi olarak 1985’in Şubatının 2. günü polis kapısına dayanınca eşinin ve çocuklarının önünde kendini ateşe verdi. Mehmet Karahüseyinov kendini “Türk’üz ve Türk kalacağız!”  çığlıklarıyla ateşe verdiğinden bugüne tam 30 yıl geçti.

Bu olay, Bulgaristan’ın Avrupalı Geleceği İçin GERB partisi Genel Başkanı ve Başbakan Boyko Borisov tarafından, Doğu rodoplar’da Türklerin isimlerini zorla değiştirme zulmünü kınayan şimdiki anma töreni hareketlenmesi ve kitle mitinglerine hitaben yayınladığı 29 Aralık 2014 Bildirisinde  “bu olay unutulamaz ve isim değiştirme suçluları için zaman aşaması olamaz!” dedi.

Bu konuda dut yemiş bülbül gibi susan Lütvi ve hatta 2013 “Kartal Köprü” mitinginde, isimlerimiz değiştirilirken babası Komünist Partisi Merkez Komitesi Politik Büro üye adayı olan Dimitir Stanışev’in oğlu, Sosyalist Parti (BSP) Başkanı olan Sergey Stanişev’i “iyi oldu da bu işi yaptınız ve bize de iş çıktı” anlamında öptü. Anlaşılan son gelişmeler Lütfü aganın pabucunu fazlaca vurdu ki, basına açıklama yaparak kendi tavrını, suskunluğunu ve öpüşmelerini açıklamak zorunda kaldı.

 

Lütfü aga “isim değiştirme esnasında işlenen suçlar komünist rejimin işlediği suçlardır ve işlenmiş bir suç olarak bütün Bulgaristan halkına yüklenemez!” diyor. Fakat bu suçla ilgili BKP yönetiminden de yargılanan ve ceza alan kimse olmadı. Lütfü aga, bu ağır suçla ilgili halk suçlanıp yargılanamaz, derken, kimin tutuklanıp hapse atılması gerektiğine işaret etmiyor.

 

Lütfü aganın sakalı saçı artık ağırmış olsa da, gençliğinde Mestanlı’da Demokratik Güçler Birliği “CDC”nin levent üyesiydi. O yıllarda “CDC” lideri, Türklerin de oylarıyla Bulgaristan Cumhurbaşkanı olan J. Jelev geçen hafta hayata gözlerini yummazdan önce  “yapamadığınız işler arasında size huzur vermeyen nedir?” sorusuna şöyle cevap vermişti.

İşledikleri büyük suçlardan, isim değiştirme olayından ötürü BKP MK Politik Büro, MK Sekreterliği ve MK üyelerini yargılayıp cezalandıramadık, esef ediyorum” demişti.

 

Lütfü aga cenaze merasiminde Jelü Jelev hakkında “eski başkanımdır” diyemedi. Demiş olsa, HÖH-DPS’ciler hemen “başkanın oyduysa aramızda ne işin var” diyecekler diye korktu.

 

Aylar sonra verdiği demeçlerinde kendi boyunu aşamadı.

Adamcağız Bulgarca Fakültesi bitirmiş ve ırkçılar bizim anadilimizi sökmüş şimdi de ciğerimizi sökmeye çalışırken,  onun derdi varsa yoksa “ötekileştirme dili.” Ya bu işin dili, virgülü, noktası mı kaldı Allah aşkına!?.

2014 Aralığında devriliyorlardı.

Senin sağladığın 36 HÖH-DPS oyu olmasaydı, bütçe kabul edilemiyordu. Yani lam bur Lumpur gitmişlerdi. Demokratik kamuoyu hepsini tükürükte boğmaya dünden hazırdı. Bir daha meclis mangalına yapışamayacaklardı. Yeni bütçeye oy verip “aman düşmeyin bir yanınız kırılır,” deyen sen değimlisin?

İkili oynuyorsun ve hasıraltından su yürüterek kendini akıllı mı zannediyorsun Lütfü aga! İnce hesapların bu defa da çarşıya uymayacak, bilmem farkında mısın!

Parlamentonun içindesin. İndir gözlüklerini ve lütfen daha dikkatli bak. Görme özürlüysen kürsüye yakın bir koltuğa otur. Patriyotluk zırdelilerinin oyun kurucusu (PF) Başkanı V. Simyonov, meclis kürsüsünden inerken sağ kolunu Hitler varı düz kaldırıyor! “Geldik geliyoruz, hepinizi ezeceğiz!” diyor. Bu bir Nazi selamıdır. Bu adam faşist! Sen onun ağzına mama verip, sonra da yuttun diye poposuna vurup ödüllendiriyorsun ve halka “ben onun hesabını göreceğim” havaları atıyorsun.  Artık dünya eski dünya olmadığını çocuklar bile öğrendi sen hala göremiyor musun. Ya kardeşim sen kaç ay geride yaşıyorsun?

 

Olay dört:

Bir de şu var. Lütfen hazırla kendini Lütfü aga.

Strazburg Mahkemesinde Osmanlı 1915’te “soykırım yapmamıştır” kararı alırsa, o zaman ne yapacaksın? Sen 19 Ocak 2013’te Genel Başkan koltuğuna oturtulurken verdiğin vaadi şu “soykırım” olmuş tura bağlamıştın. Anladığımıza göre, yani sen şimdi ne “olmamıştır” kararı çıkarsa ne yapacaksın, istifa mı edeceksin! Seni düşünürken benim de saçım başım ağırdı. Kader ipi çok ince!

 

Olay beş:

Kuşkusuz insanın kendini yok etmesi hele öz geçmişinden vazgeçmesi çok zor bir iş.  Babasından ve üyesi olduğu partinin cinayetlerinden, yasa dışılıktan, vahşetten, insanların davranışlarında hayvanlaşmasından utanan, vicdan isyanını söndüremeyen ve ibret olsun diye kendini çocuklarının ve eşinin, tüm toplumun gözü önünde yakmak her birimizin göstere bileceği bir cesaret değildir. Lütfü aga 30 yıldan beri bu olayı hiç anmamıştı. Şimdi Boykodan sonra ayıp olmasın diye gündeme getirdi de arkasını getirmedi, çünkü parlamento kürsüsünde dost sandıkları dikildi karşısına ve “HER AGA! GİZ ĞPLİS “DC” AJANI OLDUĞUNU UNUTMA!” demeye başladılar. Öyle çıkıyor ki, adam kendi halkına karşı ajanlık bile yapmış ama yine de yaranamamış!

 

Olay altı:

Bizim toplumu ikiye bölen nedir?

  • Gizli polis “DS” sistemine ajanlık yapmış ve yapmamış olanlar mı?
  • Ajan dosyası olan ve ajan dosyası olmayanlar mı?
  • Ajanlar, hainler ve dönekler mi? (Ajan olmayan olmadığına göre bu da olabilir.)
  • Bulgar olan ve Bulgar olmayanlar mı?
  • Rusofiller ve Rusya yanlısı olmayanlar mı?
  • Bulgarlık ve Müslümanlık mı?
  • Totalitarizmin devam etmesini isteyenler ve demokrasiden yana olanlar mı?
  • İsim değiştirme suçlularının yargılanmasını isteyenler ve istemeyenler mi?
  • AB ve NATO yandaşları ve AB ve NATO düşmanları mı?
  • vs. vs. bölünme çizgileri ve bunların her biri her gün derinleşiyor. Artık 10 bin leva için insan öldürüyorlar. Belki de bir gün gelecek ve bu ince işin fiyatı 1 levaya düştüğünde bizi de öldürecekler… Ölümden korkmayanlar sağ olsun!

 

Olay yedi:

Georgi Koritarov’un otomobili  hala söndürülemedi, tütmeye devam ediyor.

Çevreciler toplanmışlar adamın başına ve “şehrin içinde bu kadar duman çıkaramazsın, anakentimiz boğuluyor” diyorlar. Toplum boğuluyor ama gören yok. Duman dediğin hiç olmazsa uzaktan görünüyor. Bu kadar dumana bir fiş kesilmesi de demokratik ve çevreci toplumda “olacak o kadar!” İsimlerimizi değiştirenlere ve o kadar insanımızı katledenlere bir ceza bile kesilmedi. Buna ne diyorsunuz?

Araba yanarken, düşünelim diyorum….

 

Reklamlar