aksehir-den-sivrihisar-a-sert-aciklamalar-4561735_oKonya’nın Akşehir İlçe Belediye Başkanı Abdülkadir Oğul ve Nasreddin Hoca ve Turizm Derneği Başkanı Ahmet Güvendik, Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Mahur Tulum’un Eskişehir’in Sivrihisar ilçesindeki Ulu Cami’nin kütüphanesinde bulunan mezar taşı ve taş sandukaları inceledikten sonra bir taşın üzerinde yazıyı istinaden ‘Nasreddin Hoca’nın mezarını bulduk’ iddiasına tepki gösterdi.

Konu ile ilgili olarak Nasreddin Hoca Türbesi’nde sivil toplum örgütü başkanlarının da katılımıyla bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda konuşan Akşehir Belediye Başkanı Abdülkadir Oğul, yıllardır Nasreddin Hoca’nın kendi şehirlerine, ülkelerine ait olduğunu iddia edenlerin olduğunu belirterek, “Nasreddin Hoca’yı kimi Kastamonulu, kimi Kayserili yapmış, kimi de Ahievran’ın Nasreddin Hoca olduğunu iddia etmiştir. Bulgarlar Peter ismindeki hayali fıkra kahramanı ile Araplar Cuha’nın fıkralarının Nasreddin Hoca fıkraları olduğunu ileri sürmüşler, Rumlar Nasreddin Hoca’yı Türklükten çıkarıp Rum yapmışlar, Uygurlar Nasreddin Hoca’nın kendi topraklarında doğduğunu iddia etmişlerdir. Nasreddin Hoca’yı Semerkantlı, Türkistanlı, İranlı, Çinli, Özbek gösterenler de vardır. Bilindiği üzere Nasreddin Hoca evrensel bir şahsiyettir ve tüm dünyayı saran bir şöhrete kavuşmuştur. Bunun başlıca nedeni, gerçek bir halk insanı olan Hocamızın, tüm halklar tarafından feyz alınan bir şahıs olmasıdır. Hocamızın paylaşılamamış olmasını doğal karşılayabiliriz. Ancak bunun boyutu sadece fikri açıdan olabilir. Nasreddin Hoca, dünyaya yaydığı felsefesini, ilim gördüğü bu topraklardan yaymıştır. Zira yüzyıllar geçmiş olsa da Akşehirli olan Nasreddin Hoca’nın izlerini burada hala taşımaktayız” dedi.

“YILLARDIR NASREDDİN HOCA İLE İLGİLİ İDDİALAR ORTAYA ATIYORLAR”

Yıllardır Eskişehir’de, Sivrihisar’da şöhretli bir şahsiyete sahip olmak için Nasreddin Hoca ile ilgili iddiaların ortaya atıldığını belirten Başkan Oğul, “Bu mesnetsiz iddialar birkaç gün medyada yer alsa da, Akşehir’deki o çevresi açık, demir kapısı ve kapının üzerinde kocaman kilit olan Nasreddin Hoca Türbesi’ni bir türlü ortadan kaldıramazlar. Nasreddin Hoca Türbesi’nin bir Selçuklu Mezarlığı içinde olduğunu, Akşehir’in bir Selçuklu şehri olduğunu, bu türbenin Selçuklular döneminde yapıldığını, değişik zamanlarda restore edilerek günümüze kadar geldiğine dair kayıtların mevcudiyetini göz ardı etmektedirler. Nasreddin Hoca 1208-1284 yılları arasında Selçuklular döneminde yaşamıştır. Nasreddin Hoca’nın ilk sandukası ahşaptır. Aynı dönemde yaşayan Nasreddin Hoca’nın da hocası olan Seyyid Mahmud Hayrani’nin ve Hacı İbrahim Veli’nin sandukaları da (Türk İslam Eserleri Müzesi’ndeki, Danimarka ve Berlin’e kaçırılan sandukalar) ahşaptır. Şu anda basım aşamasında olan ve Akşehir Belediyesi tarafından Nasreddin Hoca Türbesi’nin tarihçesini anlatan kitabımız yayımlandığında bütün konuyu ayrıntılarıyla görmüş olacağız. Son günlerde, gündemi meşgul eden mesnetsiz bir iddia ortaya atıldı. Sivrihisar’da bir mezar taşı bulunmuş ve bu mezar taşı arkeologlarca incelenmeden, bilim adamlarınca tam okunmadan, araştırılmadan bir iddia ortaya atılmıştır. Nasreddin Hoca’nın mezarı bulundu, Nasreddin Hoca’ya ve kızı Fatma Hatun’a anıt mezar yaptıracağız, demeçleri vermek ne kadar doğrudur? Kaldı ki, Hocamız halkın içinde, mütevazi bir şekilde, gösterişten uzak yaşamış ve bu şekilde de vefat etmiştir. Nasreddin Hoca’nın felsefesini özümsememiş, sadece sansasyonel haberlerle turizmini canlandırma derdiyle bu beyanatları verenler, bunu da mı bilmezler” şeklinde konuştu.

“BİLİMSEL GERÇEKLERDEN ŞAŞMADIK VE ŞAŞMAYIZ”

Akşehir Belediye Başkanı Abdülkadir Oğul bilimsel gerçeklerden şaşmadık ve şaşmayız diyerek şöyle devam etti:

“Şimdiki Milletvekilimiz, dönemin Akşehir Belediye Başkanı Mustafa Baloğlu döneminde, 6-7 Temmuz 2005 tarihlerinde 1. Uluslararası Akşehir Nasreddin Hoca Sempozyumu düzenlenerek Nasreddin Hoca ile ilgili tüm inceleme ve araştırmalar bildiri olarak sunuldu. Bu bildiriler 556 sayfalık bir kitapla ölümsüzleştirildi. Yine 2008 yılında Atatürk Kültür Merkezi işbirliği ile 21. Yüzyılı Nasreddin Hoca ile Anlamak konulu uluslararası bir sempozyum düzenlenmiş ve kitaplaştırılmıştır. Bu sempozyumların hazırlanmasında büyük emeği geçen şu an Milletvekilimiz olan Mustafa Baloğlu’na bir kere daha teşekkür ediyorum. Sunulan bildirilerde Nasreddin Hoca’mızın Akşehirli olduğu, yaşadığı devir ve fıkralarının anlamları bilimsel anlatımlarla sunulmuştur. Bunun yanı sıra; konferanslar, paneller ve bilimsel birçok toplantıyla Hocamız Akşehir’de her yönüyle anılmakta ve anlatılmaktadır.

Basında yer alan ve Nasreddin Hoca’ya ait olduğu iddia edilen bu mezar taşı ile ilgili bizler de konunun muhatabı olan bazı önemli isimlerin görüşlerini aldık. Açıklamalarımızı, bilimin ışığında kesinlik kazandırmak kaydıyla beyan etmek görevimizdir. Bu iddiayı orta atan Prof. Dr. Erol Altınsapan’ın öncelikle belirtelim ki bu ilk iddiası değil, 2003 yılında o zaman doçentken yine Sivrihisar’da Fatma Hatun’un mezarını kurtarma kazısı yaparak çıkardığı kemiklerin Nasreddin Hoca’nın kızı Fatma Hatun’a ait olduğunu iddia etmişti. O zamanlar Nasreddin Hoca üzerine araştırmalar yapan ve ‘Nasreddin Hoca ve 1555 Fıkrası’ kitabının yazarı Dr. Mustafa Duman, ‘Sayın bilim adamı mezardan çıkan kemiklerin Nasreddin Hoca’nın kızı Fatma Hatun’a ait olduğunu hangi yöntemle belirledi acaba?’ sorusunu sormuştu ancak yanıt gelmemişti. Konu akademik çevrelerde pek ciddiye alınmadı ki kapanıp gitti.”

Sivrihisar’da bulunan taşla ilgili fotoğrafları inceleyen bilim adamlarının açıklamalarına da yer veren Başkan Oğul, “Basında yer alan fotoğraflardaki mezar taşını okuyan Atatürk Üniversitesi Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selami Bakırcı, Sahibu haze’l-kabr el-muhtac ila rahmatillah (1. yüzde yazılı olan), …r ed-din Hace … (kırık yer) ibn Şemseddin (2. yüzde yazılı olan) şeklinde okumuştur. Sayın Bakırcı ayrıca, “ed-din’ kelimesinden önce bir ‘ra’ harfi bulunmaktadır. Bu, ‘nasr’ kelimesinin son harfi olan ‘ra’ harfi olabilir. Bunun için bir engel yoktur. Bu takdirde isim tam olarak ‘Nasreddin’ olur. ‘ed-din’ kelimesinden önce ‘nur’ kelimesi de takdir edilebilir. Ancak sadece ‘nur’ okunur, denemez. Taşın ortasındaki kırık yerde de bir kelime olduğu görülmektedir. Bu kelime muhtemelen asıl ismin (yazıda önce gelen ismin,- örneğin Nasreddin) sıfatı konumunda bir kelimedir. Bundan dolayı ‘ibn’ kelimesi elif ile başlatılmıştır. Eğer ortada, yani kırık yerde sıfat olacak bir kelime bulunmasaydı o takdirde ‘ibn’ kelimesi iki özel isim arasında kalacağından elifsiz, yani ‘bin’ şeklinde yazılırdı’ şeklinde görüş belirtmektedir. Burada, mezar taşının kırık olan ve okunamayan ve baş kısmındaki ‘ed-din’ kelimesinden önce gelen ‘ra’ harfini görüyoruz. Bundan da ‘ra’ harfinden önce ‘nur’ ya da ‘bedr’ gibi kelimelerin gelebileceği muhtemeldir. Yani Şemseddin oğlu Nureddin ya da Bedreddin olması imkan dahilindedir. Görüşlerini aldığımız diğer önemli bir şahsiyet Hat, Ebru ve Kaligrafi Sanatçısı sayın Ömer Faruk Dere de, Prof. Dr. Selami Bakırcı hocamızın görüşlerine aynen katıldığını belirtti. Konya Müze Müdürü Yusuf Benli ise buna ek olarak, ‘Yazı karakteri hicri 610, miladi 1100’lü yılların sonunda yazıldığını gösteriyor’ diyerek konuya başka bir açıdan açıklık getirmiştir. Bunların yanı sıra Belediyemiz Kültür Yayınlarından Anadolu ve Dünya Bilgesi Nasreddin Hoca Kitabı ile Menakıb-ı Hoca Nasreddin kitaplarının yazarı Eğitimci Yazar aayın Mustafa Özçelik de, ‘Nasreddin Hoca, yüzyıllar öncesinde olduğu gibi bu gün de kendisinden feyz alacağımız önderimizdir. Böylesi haberler, O’nun felsefesinin ve akıl dolu mesajlarının üstünü örtmeye çalışmaktan öteye gitmez. Asıl yapılması gereken, Nasreddin Hocamıza Akşehir’deki mezarı başında bir Fatiha okumak ve O’nun ilmini ve felsefesini doğru olarak anlamaya çalışmaktır’ dedi” diye konuştu.

“SİVRİHİSAR’DAN YAPILAN AÇIKLAMALAR KOMİK VE ÖZÜR BEKLİYORUZ”

Sivrihisar’dan yapılan açıklamaların komik olduğunu ve bu konu hakkında özür beklediklerinin altını çizen Başkan Oğul, “Bu tür bilgiler, basına verilmeden önce bilimsel kongrelerde duyurulmalı ya da konuyla ilgili ciddi dergilerde yayınlanmalıdır. Sanat tarihçisi olan Prof. Dr. Altınsapan, Doçent Dr. Tulum’un bu sonuca vardığını ileri sürmektedir. Üstelik arkeolog veya sanat tarihçisinin sandukanın hangi döneme ait olduğunu ortaya koyması da gerekmektedir. Ciddiyetten ve bilimsellikten uzak olan bu iddianın yer aldığı, ‘Nasreddin Hoca’nın Mezarı Bulundu’ başlıklı, içi boş ve dayanaksız olan haberlerde yer alan Anadolu Üniversitesi öğretim görevlileri, akademik kariyerleri açısından bir skandala imza atarken; konunun netliği bile belli olmadan anıt mezar yapma hevesine giren Belediye Başkanı da komik bir duruma düşmüştür. Dolayısıyla, dayanaksız bu iddiaları ortaya atarak kamuoyunu yanlış bilgilendiren, bilgi kirliliğine neden olan kişilerin; bilim dünyasından, kamuoyundan ve Akşehirlilerden özür dilemesi yerinde olacaktır” dedi.

Nasreddin Hoca ve Turizm Derneği Başkanı Ahmet Güvendik de yaptığı açıklamada, 1959’da kurulan Nasreddin Hoca ve Turizm Derneği’nin her yıl 5-10 Temmuz’da Nasreddin Hoca adına Anma Törenleri düzenleyerek Hoca’ya sahip çıktığını belirterek, “Mesnetsiz iddialarla Nasreddin Hoca’mızı kimse Akşehir’den götüremez. Nasreddin Hoca’mız Sivricehisar köyünde doğmuş, burada yaşamış; fıkralarını Akşehir’de söylemiş, Akşehir’de vefat etmiş ve şu gördüğümüz türbede yatmaktadır. Nasreddin Hoca Türbesi, Selçuklu Mezarlığı’nın içinde binlerce ziyaretçisi olan bir türbedir. Bu türbeyi kimse buradan taşıyamaz ve taklidini de yapamaz. Nasreddin Hoca göle yoğurt çalmış, çevresindekiler yadırgamışlardır. ‘Hoca ya tutarsa’ demiş. Acaba Sivrihisar’da bir göl vardı da biz mi bilmiyoruz? 13. yüzyılda yaşamış her Nasreddin’in ya da bu adı taşıyan kimseleri kendi anlayışımıza göre, Nasreddin Hoca yapmak bilim adamlarına ne kazandırıyor bilmiyorum. Yıldırım Beyazıd’ın komutanlarından Mehmed’in 1393 yılında Nasreddin Hoca’nın Türbesi’ni tamir ettirip bu tamiri bir kitabe ile Nasreddin Hoca Türbesi’ne koyması, Nasreddin Hoca’nın tek ve gerçek türbesinin Akşehir’de bulunduğunu gösteriyor. Yakında yayımlayacağımız Nasreddin Hoca Türbesi kitabıyla türbenin tarihçesini tüm dünyaya

ve de Sivrihisarlılar’a öğreteceğiz. Belki Nasreddin Hoca’ya sahiplenmekten vazgeçerek, mesnetsiz iddialar ortaya atmazlar. Akşehirliler, Nasreddin Hoca’nın Akşehir Gölü kıyısında bugünkü Maarif ile Karabulut köyleri arasında Sivricehisar’da doğduğunu, Akşehir’de yaşadığını biliyor” diye konuştu.

Reklamlar