Yorum

İbre Yön Değiştiriyor

Osman BÜLBÜL

Tarih: 22 Ocak 2017

Çukurdayız.   Hem baharda hem de güze iki seçime hazırlanın.

 

Siyasette “radyo” çağı geçti, şimdi TV çağındayız, en güçlü araçsa cep telefonları ve internet. Büyük siyaset çok derinlere gizlenmiş, “üst aklın” yerini bilen olmasa da, siyasetin iyi ve kötü günlerinde güneşte terleyen ya da yağmurda ıslanan hep sıradan insanlardır.

Siyaset ise fırına verilmiş börek değildir. Türkuaz kutu içinde çikolatalı pasta gibi sunulsa bile, herkes tarafından beğenilmeye bilir, kimileri çikolata sevmez, başka bir bölümse tatlı görmek bile istemez.

Biz bugünümüz için siyasetin ibre değiştirdiği gün derken, neyi mi kastediyoruz?

Önce söyleyeyim, Bulgaristan’da henüz değiştirmiyor. Bugünkü Bulgaristan siyaseti, 2014’te NATO ve 2007’de Avrupa Birliği (AB) üyeliği ve aynı zamanda Rusya ile tatlı flört hevesi 3. Cumhurbaşkanı Georgi Pırvanov zamanında mayalanmıştı. 4. Cumhurbaşkanı Plevneliev bu politikanın Batılı, Atlantikçi – Avrupa ayağına birkaç kofa beton döktü. Şimdi seçilen Radev’in önünde şöyle bir soru var, acaba ben şu NATO-culuğa ve AB ayağına birkaç kofa daha beton mu dökeyim yoksa Putin’e biraz daha sıcak mı gülümseyeyim. Tabi biz Bulgaristan Türkleri bu büyük politikada ayakaltı olduğumuzdan söyleyecek pek fazla sözümüz yok.

Ben dün akşam Viyana’da Trump’un balosunu izledim ve yerlilerin sevindiklerini mi yoksa endişeli mi olduklarını pek anlayamadım. Adam dünyanın en zenginlerinden biri! Üç beş kadın değiştirmiş. Ondan memnun olmayanlar bağırsa da haykırsa da işitmek bile istemiyor. Ne düşündüğü muamma!

Büyük siyaset yani adına küresel ya da uluslar arası siyaset dediğimiz olay, ya küçük bir siyasetin büyütülmüşü, ya da tarihte olmuş bir siyasi olayın başka koşullarda tekrarıdır.

Dünya 20. yüzyıla çok başlı ama cephe siyasetiyle girmişti. Zaman hammadde kaynaklarının paylaşılması, Asya ve Afrika ülkelerinin sömürülmesi ve ana kentlerde asalakça yaşama dönemiydi. Herkes 1919 Versay Anlaşmasıyla yeni kurulacak dünya düzeninin ebediliğini düşünmeye yatkındı. Dünya’ya tek başına hakım olmaya uyanan ABD kendi topraklarında savaşmamıştı. O, kendi toprakları dışında savaşma stratejisini Osmanlıdan kopyalamıştı. 1529’da Birinci Viyana Kuşatmasını gerçekleştiren Kanuni Sultan Süleyman tek başına bütün Avrupa’ya gözdağı vermişti. Şimdi öyle olaylar olmuyor.

Silah patlatmadan dünyaya hakim olma planlarının birincisi. Parasal hâkimiyet.

Bu bir stratejik yönelim olup ülke paralarının dolarla dengelenmesini ve dünyada dolar hakimiyeti kurulmasını hedeflemiş olup 5 yılda bir herhangi bir yerde savaş başlatmayı ve birbirine karşı kışkırtılan taraflardan her ikisini de silahlandırmayı öngörmüştür.

1970’li yıllardan başlayarak dünya siyaseti bir kişi tarafından oynanan bir satranç oyunu gibi görülmüştür.Afganistan’ın iç işlerine karışılmış; Türkiye’de askeri darbeler yapılmış;  Ayatollah Humeyni’nin Fransa’dan İran’a götürülüp TUDEY gibi sol partileri ve sivil toplum örgütlerini yok ettirilmiş; Irak lideri Saddam Hüseyin kışkırtılıp Kuveyt’i istila ettirilmiş; Irak’a saldırılmış, istila edilmiş ve terörizm yuvası haline getirilmiş, Kürk sorunu kışkırtılmış, “Arap Baharı” ateşi yakılmış ve bugünkü Suriye trajedisi yaşanıyor, tabanından göç seli fışkırmıştır.…

Bu arada 1989’da Çinli üniversiteli, aydın ve işçilerinin Tiananmen Meydanında kurşunlanması gibi olaylar dünyayı çok önemli bir dönüşüme götürmüştü.

İdeoloji gömüldü.

Çin lideri Mao Ze Dung dünyayı avının geçmesini bekleyen kaplan olarak anlatırken, önce formül değişti. Dın Tsya o Pin dünyayı bir kedi olarak gördü. Önemli olan kedinin sıçan tutmasıydı. Sıçanın rengi önemli değildi. Kırmızı, beyaz, kahverengi olması önemli değildi. Kırmızı komünizm, kahverengi faşizm vb olması önemli değildi ve Çin Birleşik Amerika ile işbirliğine sarıldı. Önemlidir: 1970’li yıllarda yani bu siyaset başladığında ABD dünya Gayrı Safi Milli Hâsılası’nın (GSMH) % 50’sini üretirken, içi kemirildi ve 2020’de yani 3 yıl sonra bu oranın % 15’le dibe vurması bekleniyor. Özet: Emperyalizm savaşlarda yenilerek değil içinden kemirilerek bitirildi.

İdeoloji gömüldüğünde yeni doğan ne mi oldu?

Amerikan Doları altına endekslemekten vazgeçti. Finans dalgalanmaları ve çöküş kapısı açıldı.  Ve bugün artık AVM’lerde üzerinde US Dolar ve Euro resmi olan tuvalet kâğıdı satılıyor. Moskova’da otel masraflarını TL ile ödeyebiliyoruz. Çin değerli taşları ve altını dünya parası yapmakta ısrar ediyor. İtalya Euro sisteminden çıkıp Liraya dönmeye çalışırken. İngiltere Pundu’nu Euro ya yendirmedi. Hollanda brexit hazırlıklarına başlamış. Bulgaristan da Euro’ya geçmedi vs.

Amerikanın içten kemirilmesi siyasete nasıl yansıdı?

İkinci Dünya savaşından sonra siyasi ibre lider devlet olarak Birleşik Amerika’ya işaret etti.

Sovyetler Birliği zafer uğruna en fazla biz savaştık deyince amerikan konserveleri ve teknolojisi olmasaydı Naziler Sibirya’ya kadar uzardı diye düşünenler çoğalmasın diye Berlin Duvarı çekildi. Soğuk Savaş yıllarında ikiye bölünen dünyada en basit bir ifadeyle “emek verimliliği yarışını” kaybeden sosyalist sistemi oldu. İdeolojisi ve para birimi çökünce ufuk karardı. 1990’dan bugüne dünyanın bu çöken sistemin kırıntılarıyla geçindiğini yazsam yanlış olmaz. Ne ki, bu kırıntılar artık bitti.  Çöküş ve savmaz bunalımlar dediğimiz ve 2008’den sonra iyice gemi aza alan siyaset ibresi hep Doğu Batı çizgisinde oynadı.

Sözünü ettiğim ibreyi artık Güney ve Kuzey kutbu arasındaki mıknatıs sahasında oynarken göz önüne getirebilirsiniz. Fakat dünyayı bir de politik etki alanları olarak düşünelim. Çünkü yeni titreşim yeni alanlarındaki etkin çelişkilerin etkisiyle oluşuyor. Dikkatleri üzerine toplayan,   ibrenin birden bire eski dengeden çıkıp yeni bir alanda oynamaya başlamasıdır. Biz bugün artık ABD Başkanı Trump’ın oval salona girmesiyle Doğu-Batı ekseninde titreşen ibreyi izliyoruz. Güç kaynağını da Kuzey Güney ekseninde gerçekleşen olaylarla açıklıyoruz. Bu güç kaynakları ise şunlardır: Çin bankalarına 1970’lerden beri US Dolar topluyordu ve artık elinde ABD kadar doları var. İki, Çin, Rusya, Hindistan, İran, Brezilya ve artık Türkiye’de davet edildi, gibi ülkelerin Şanghay Birliği’ni oluştu ve ABD gücünden daha büyük bir güce sahiptir. Yeni gruplaşmanın etki alanı ve gücü ABD ve müttefiklerinden baskın çıktı ve ibre yön değiştirdi. Trump’ın görev başı yapmasını dünya basını “Amerika dağılacak ve NATO bitecek” başlığıyla karşıladı.

Son yıllarda Amerikan emperyalizmi boş mu durdu?

Hayır, boş durmadı. 1945’ten 1980’lere kadar uyguladığı uzun değnekli Sam Amca siyasetini yürütecek maşalar yetiştirdi. Bu eğitim, önce Afganistan’da Bin Ladin’in yönettiği “Taliban”, “El Kaide”, “DEAŞ” vb kamplarında yapıldı. Fakat ABD’nin işi hep aklan gitmedi. Diş ülkelerde yürüttüğü hiçbir savaşı kazanamadı. Vietnam, Lagos, Kam boca’da yenildi. Afganistan ve Irak’tan çekilmek zorunda kaldı. Orta Asya ve Yakın Doğuya çöreklenmek istedi yapamadı. Çin ve diğer dünya karşısında ekonomik ve ticari olarak küçülmeye başlayınca yeni talan alanları ararken  11 Eylül 2001’de Washington yönetimi  “terör kurbanıyız” sayfasını açtı ve artık 16 seneden beri kendi eğittiği, silahlandırdığı ve para ödediği terör örgütleriyle sözde savaşıyor. Bu ikiyüzlülük Afganistan ve İrak savaşlarında, MAGREB ülkelerine saldırıda – “Arap Baharı”nda yaşandı ve bugün Suriye faciasında DEAŞ, PYG ve PKK terörüyle devam ediyor. ABD uluslar arası terörün imha ucunu Türkiye halkına karşı yöneltmekle güvenli bir dost kaybetti. Türkiye Cumhuriyetinin Avrupa, Balkanlar, Karadeniz ve Yakın Doğu üzerinde artan etkisi dikkate alındığında ABD’nin ciddi bir hezimete uğradığı gün gibi ortadadır. Bu arada, “Arap Bahari”nda olduğu gibi terör maşaları aracılıyla hükümetler ve rejimleri devirme siyasetinin 15 Temmuz 2016’da Türkiye’de toslaması da çok anlamlıdır, çünkü 1919’da olduğu gibi yüz yıl sonra da emperyalizmin 2. defa Türkiye’de yenilmesi mazlum halklara örnek ve esin kaynağı olmuştur.

İbreyi Kuzey-Güney’e değiştiren mazlum halkların hareketlenmesidir.

Emperyalizm ile Müslüman mazlum halklar arasında alabildiğine kızışan ve hatta adına “Küçük Üçüncü Dünya Savaşı” denen bugünkü kapışmada Güney Doğu Asya, Orta Asya, Yakın Doğu ve Afrika’dan 64 milyon insanın kuzeye yani Eski Kıta – Avrupa’ya doğru yola çıktığını, kitlesel bir hareketlenme yaşandığını görüyoruz. İbre değişimini Kuzey – Güney alanına çeken de işte bu saldırı savaşları insanları yenidünya arayışıdır. Bu insan selinde dikkati çeken, hiçbir sığınmacının, savaş kaçağının, devamlı ilerleyen insan selinden ayrılıp ara duraklarda kalıp oralarda bir yerlerde barınmak istemeyişidir. Bir istisna 4 milyon kişinin bugün Türkiye’de duraklayıp İslam dünyasının en gelişmiş ülkesi olan Türkiye’de huzur bulduğu vurguluyorum. Tarihin acı birikimlerine havza olan Avrupa’nın çıplak elli, sırtı kundaklı, aç susuz insan sellerinin dikenli tel örgülerle, çoban köpekleriyle silah gücüyle durdurulamayacağını hala anlayamamış olmasıdır. Geçen hafta Balkanların karlı tipili yollarınca yalınayak yürürken Belgrat’ta duraklayan ve tren garı halelerini işgal edenler bugün artık Viyana’da belirdi. Bu mazlum insanların Avrupa’nın hangi noktasına varınca zafer bayrağı dikecekleri belli değil. Binlerce hamile sığınmacı Bayan Eski Kıta’nın geleceğini taşıyor bağırlarında…

ABD’nin Asya ve Yakın Doğu politikası Güneyden Kuzeye akışı ve Trump’u doğurdu.

Ceo-politik ibreleri değiştiren savaşlar, doğal afetler, kıtlık ve zulümdür. Hareketlenen kitle tabanı sürekli bombalanan dünyanın çöküşe itildiğine en inandırıcı kanıttır. Artık kimse feci bir yola girildiğini inkâr edemiyor. Sığınma hakkı isteyenler için yeni “Auşvits”, “Lindenau” ve toplu sayıları 49 olan gaz kamaralı ölüm kampları kurulamaz. Evet, dünyanın en uygar ve en insancıl din ve medeniyetinin taşıyıcıları olan Müslümanların insan olmadığı gibi saçmalıkları yeniden işitmeye başladık. Bu sesler Bulgaristan sol ve sağ aşırılarının faşistlerin ağzından da çıkıyor ve bu gidiş durdurulmalıdır.

Viyana “Schiller Kitapçısından”  Frank Schirmacher’in “Das Ego” (Ben) kitabını aldım. Yazar, “ahlaksız bencilliği” konu etmiş ve yeni bir Soğuk Savaş ile çok özel eksiklikleri olan bir ekonomiyi konu etmiştir. Dünya 2008’den beri düzensiz ve ahlaksızlığı yaşıyor. ABD ve AB’nin Rusya’ya yaptırım uygulamasıyla İkinci Soğuk Savaş’ın perdesi kalktı. Suriye Savaşında yakın ve uzak ülkeler yeni müttefikler ve ötekiler olarak bir daha cepheleşti. Çok başlı yeni bir dünya doğdu. 1919’da tüm emperyalist dünyaya kafa tutan Türkiye 21. yüzyıla dirilmiş, düzenli, inanmış liderli ve dönüşerek, azimli girdi. Herkesin yaşadığı bunalımları yaşamak zorunda olsa bile, 15 Temmuz 2016’da şahlanarak mazlum dünyaya Deniz Feneri olmaya devam etme azmini ortaya koydu.

Amerika büzülmeyi seçti.

Bu hafta büyük törenle yemin eden ABD yeni Başkanı Trump, itiraf etmese de, Amerikan gemisini limanda demirli teslim aldı. Amerikan halkı onun bir gemi aslanı olmasını istemiyor. Halatları sökmeye acele eden de yok gibi. Gidecek liman da yok aslında. Göçler Avrupa’nın sosyal yapısını yıktı. Güney Amerika’da güç toplayan dalga Amerikanın sosyal yapısını da çökertebilir. Cennet çökerse bir daha kurulamaz. Toplumun orta direği olan orta kesim eski durumun yaşamasından yana olduğunu gizlemiyorlar. Trump gemiyi nereye sürecek?

Bulgaristan ibresi.

Bulgaristan’da Cumhurbaşkanı değişti. O da ne yapacağını bilmiyor. Çünkü makam “Mercedes” ine binse, halk ona birinci vitesi takma imkânı vermiyor. Etrafı kuşatılmış. 2.5 milyon seçmen siyasi sistem değişikliği istiyor.  Halk iradesi her zaman birey iradesinden güçlüdür. Tarihi yaratan, yaşayan ve yazan halktır. Halka rağmen hiç bir şey yapılamaz. Bir de şu var, Bulgaristan NATO ve AB üyesi olsa da bu iki üyelik halkımızı beslemiyor.  Şu an hem Doğu hem Batı hem de Türkiye etki alanlarının kesiştiği yerde olduğumuzdan bizim ibre titremiyor gibi, üç yörüngede dönmemizse olanaksızdır. Sanki kuytudayız. Batı yörüngesinden çıkıp Moskova yörüngesine girmeyi denemesek daha isabetli olacak. Çünkü elimiz kolumuz bağlı, hareket de edemiyoruz. Zaman kazanmamız gerekiyor. Güneş yalnız bizim için değil, her zaman bütün dünya için doğuyor. 2017 için yalnız şunu yazabilirim: Hem baharda hem de güz aylarında iki erken seçim olacak. Seçimle durulmak. Biz siyasi olarak durulmak zorundayız.

Viyana’da dostlara selamlar.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

one + 13 =