Kurtlar Sofraları

Tarih: 04 Eylül 2018

Yazan: Dr. Nedim BİRİNCİ

Konu: Bulgaristan’da sistem değişikliği kapıda

 

Bulgar politik mafyasının doğuşu

Bundan 24 yıl önce 80. Bulgar hükümeti düştü. Başbakan Prof. Lüben Berov tarafından kurulup (1992 – 1994) yönetilen bakanlar kurulu, III. Bulgar devleti tarihindeki ilk Müslüman Türk partisi olan Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin (HÖH) hükümet kurma süresi içinde oluşturulmuş, Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) –DPS arasındaki ilk ortaklıktı.

O yılların en güçlü siyasi birliği olan Demokratik Güçler Birliği (CDC) Berov kabinesinin devirmek amacıyla 6 defa gensoru vermişti. Oluşmakta olan siyasi mafya tarafından da desteklenen kabinede, bugün de devam eden BSP-DPS ortaklığı oluştu ve pekişti.

Bulgar politik gözlemcilerine göre, Berov iktidarı, Bulgar oligarşisini ve politikacılar, iş çevreleri ve gizli servisler arasındaki bağları mayaladı.

Siyasi yorumcular, o zaman Moskova “Berov” adlı ajanını iktidardan indirdi ve “Reneta İnjova” adlı Bayan ajanı geçici Bulgar kabinesine başbakan atadı,” diye yazmıştı.

Bugünkü yorumlar ise şöyle “Böylece, Moskova bir kez daha olmak üzere Bulgaristan’daki durumu kayıtsız şartsız kontrol altında tutuğunu defalarca kanıtlamış oldu. Başbakan Jan Videnov, İvan Kostov, Smeyon Saks Koburg Gotski ve Stanişev hep onların adamıydı. 10 yıldan beri Başbakan olan Boyko Borisov da aynı uydu siyaseti izliyor.”

Son 20-25 yılda ülkede totaliter komünist düzen kalıntıları – devletin kolluk kuvvetlerinde görev yapmış, gizli istihbaratta çalışmış, ekonomik ve sosyal imkânların devlet ve kamu elinden özel sektörde belirli kişilerin eline geçmesini gerçekleştirmiş ve yerli ve yabancı mali oligarşi ve mafya ile bütünleşmiş kişilerin – toplam 100 aile – eline geçmesini sağladı.

24 yılından beri bu mafya – oligarşi kütlesi hem Bulgaristan’ın varını yoğunu soydu, hem de Avrupa Birliği (AB) fonlarından gelen paralara el attı. Bu talan olayında (siyasi mafya grubu) BSP – GERB ve HÖH parti yönetimi birbirine kenetlendiler. Olaya bir ağaç gibi baktığımızda, tacında GERB, etraf dallarında da BSP ve HÖH yönetiminin sallandığını görürüz.

2017’nin Mart seçimlerinde, demokratik ortamda siyasi bünyede hiç birinin yeri olmaması gereken sözde “Yurtsever Cephe” de birleşen 3 aşırı milliyetçi Bulgar partisi de iktidar ağacında dal budak saldı.

Şimdiki durumun adına  “Kurtlar Sofrası” diyorum. Bu sofraya ancak ve yalnız davetliler oturabilir. Sofra başı – başbakan – bile davet edilenlerden biridir.  Bulgar “Kurtlar Sofrası” resmi olmayan ve resmi olmak üzere, iki ayrı salonda bulunan iki sofradır. Şöyle ki resmi olmayan sofradan beslenenler birbirini tanımayan kişilerdir, onlar bir araya gelmezler, yedikleri ve içtikleri, kullandıkları imtiyazlar kete ring sistemi usulünce örgütlenmiştir. Bunu benzetmeli hayal ettiğimizde, gözlerimizin önüne bir üzüm salkımı geliyor. Her üzüm tanesi kendi payını alıyor, öteki tanelerin özümsediği payı bilmiyor, taraflar birbirinden hesap soramıyor, denetim sistemi yok, olsa bile kimsenin tanımadığı, nerede olduğu, yetkilileri bilinmeyen “üst akıl”, “kulis” ya da “perde arkasındaki” gizemli güçler tarafından yönetiliyor. Bu tabloda, adı olan, hayal edebildiğimiz ama gözle göremediğimiz “Gizli Kurtlar Sofrası, aslında bir kör sofradır.” Bu sofrada halen BSP ve HÖH partileri de yer alıyor.

Bulgaristan Bakanlar Kurulu’nun elektronik donatımlı, lüks koltuklu elips masası resmi “Kurtlar Sofrası” dır.  Bu kör sofrada 2017 Mayısından beri GERB partisi ile ortaklık kuran sol ve sağ aşırı milliyetçi 3 siyasi parti yöneticileri, bakanları ve milletvekilleri yer alıyor. Avrupa Konseyi bu 3 aşırı milliyetçi partinin üçüne de “faşist” dedi. Fakat Brüksel’den gelen her buluttan sanki bize yağmur düşmüyor. İstedikleri buluttan rağmen yağıyor, beğenmedikleri bulutları ise füze fırlatıp dağıtıyoruz.

Örneğin, memleketimizdeki azınlıkların eğitim, sağlık, kültürel haklarının tanınması, hatta etnik azınlıklarımıza “kültürel otonomi” hakkının tanınması gibi 1985 Helsinki Senedinden beri Bulgaristan’ın da imza altına aldığı insan haklarına, etnik azınlık haklarına ilişkin tüm uluslararası anlaşmaları bir yolu bulunun “Kör sofrada” uyum sağlanarak hep rafa kaldırıldı. 2004’te NATO’ya, 2007’de AB’ye girerken de Bulgaristan’dan insan hakları ve etnik hakların tanınmasında problem yoktur senedi (Deklarasyonu) sunuldu ve sanki sorun “çözüldü.” 29 yıldan beri süregelen su gizemli süreçlerde, memleketimizde insan haklarının ve azınlıkların eğitim ve kültürel haklarının tanınmasının engellenmesinde HÖH fahri başkanı, “gizli kurtlar sofrasının daimi üyesi” Bulgaristan halkının milli çıkarlarına ihanet edenler listesinde birinci yerde yer alan Ahmet Doğan’ın tavrı ve tutumu yıkıcı ve yok edici oldu. 22 yıl Sofya meclisinde HÖH meclis grubu başkanlığı yapan, sonunda birkaç yıl HÖH Genel Başkanlığı da yapan, şimdiki DOST Genel Başkanı Lütfi Mestan’ın ve bazı milletvekilleri ile partinin siyasi yönetiminde söz sahibi olan bazı kişilerin halkımızın yüzüne gül suyu sıkma, gözüne de kül atma isindeki rolleri çok büyük olmuştur. Bu üyelerin ve vekillerin hepsinin isimleri ve Gizli Kurtlar Sofrasındaki rolleri biliniyor, zamanı geldiğinde açıklanacak ve halkımıza duyurulacaktır.

Konumuza devam edelim: Bulgaristan’ın imzaladığı ve uygulamak zorunda olduğu uluslararası anlaşmaları – 1945’te imzalanan faşist örgütlerin kesin yasaklanması ve yenilerinin kurulmasını yasaklama anlaşmasını -uygulamama yolları hep Gizli Kurtlar Sofrasında karşılıklı paslaşmalarla bulunmuştur. Bizdeki faşist güçlerin şimdiki sloganı “Bulgaristan Her şeyin Üzerinde!” dir. Bu bir Nazi sloganıdır. Şefleri olan Başbakan Yardımcısı Valeri Simyonov, Meclis kürsüsünde sağ kolunu kaldırmaya başladı. Bu da yüzsüzlüğün çelengi oldu.

Gizli kör sofra paslaşmalarda halkımız lehinde hiçbir iş görülmemiş, sadece kişisel avanta dağıtımı yapılmıştır. Örneğin son paslaşmada V. Simyonov’a Turizm Bakanlığı da vaat edilirken, A. Doğan’a da Çevre Bakanlığından “dere diplerinin temizlenmesi” tesis edilmiş ve banka hesabına 500 000 000 (beş yüz milyon) leva havale edilmiştir. Bu para için A. Doğan Bulgaristan Türklerinin hak ve özgürlüklerini istemeyeceklerini ipotek etmiştir. AB raporlarında Bulgaristan 28 üye devlet arasında dalavereci, rüşvetçi bir devlet olarak gösterilse de, tedbir alınmamış, rüşvet kanalları tıkanmamıştır. Tutuklanan, yargılanan, içeri giren, cezalandırılan vs olmamıştır.

Bulgar hükümeti, besbelli işine gelmediği için, “Ataka”, İç Makedon Devrim Örgütü” – VMRO ve “Bulgaristan’ı Kurtaralım Cephesi” faşist partilerini ve onların erken seçim ortaklığı yaparak 2016’da oluşturduğu “Yurtsever Cepheyi” yasaklanmadı, onlar dağıtılmadı, savcılık felakete gidişi görmezlikten geliyor. “Bizi sokmayan yılan bin yaşasın” formülü uygulanıyor. Aslında Bulgar aşırı milliyetçi, Nazi kafalı kofları ve faşistlerin oligarşi ve mafyaya sanki direk zararı yok. Buradaki mantık şudur. Bir ağacın alt dalları taç olamaz. İktidar bu dalların öncelikle Müslüman Türklere zararı dokunduğunu düşünerek, görmezden geliyor ve büyümelerini özendiriyor.

2018’in ilk yarısında Bulgaristan anayasa ve yasa dışı, hiç kimsenin duyup okumadığı kurallarla yönetildi. Daha 1 Ocak 2018 sabahı Başbakan Borisov vites değiştirdi ve “otoriter” yönetim – kanun dışı yollardan ve usullerle tek kişilik yönetim –  uygulamaya başladı. İzlenime göre, o hazne, devlet bütçesi ve maliye bakanlığının kasa anahtarlarını topladı ve cebine soktu. Bizdeki yasalara göre,  başbakanın bütçe dışı – örtülü ödenek tipinden – ödeme yapma veya para dağıtma hakkı yoktur. Öyle ama meslekten bir itfaiyeci olan, Başbakan B. Borisov duman çıkan yere parayla yama yaptı ve yangınları söndürdü. Harcanan paranın hakkı hesabı yok. Avrupa Konseyi toplantılarını koruyan 3 500 polis de sofrada, konuklar (2 500 kişi) 6 ay sofradan kalktı sofraya oturdu. Bu fatura da açıklanmadı.

Ağustos ayı tatil ayı iken ve devlet yönetiminin herhangi bir yerden duman çıkmasını beklemediği günlerin birinde, Sofya – Svoge Karayolunda meydana gelen bir araç kayması sonucu 17 kişinin hayatından olması, resmi kör sofrada oturanlardan, İçişleri Bakanı, Yerel Yönetim ve Bayındırlık Bakanı ve Taşımacılık Bakanının koltuklarında sözde “gönüllü” kalkmalarına neden oldu. Kuşkusuz bu kararı Başbakan kendi başına, kimseyle danışmadan aldı. Ne ki, onun “faşist” üçlüyle ortaklık anlaşmasına göre “danışmadan” bakan atama ya da kovma hakları kısıtlıydı. Faşistlerin başı olan Başbakan Yardımcısı V. Simyonov – gerici güçlerin arasında en kuduz olanıdır – “Ortaklık Bozuldu” dedi.

Aldığı cevap –Ortaklık bozulduysa kalk git olunca – gece gündüz indir bindir hesapları yapıldı ve “yola devam” kararı alındı. Yeni Bakanların isimleri gelecek hafta açıklanacak. Bulgar halkı bu işe getirdiği yorumlarda, zaman rakı kaynatma zamanıdır, kazan altı ocağa o odunun yerine şu odun un atılması, durumu değiştirmez, önemi olan kazanın altı tutmasın, rakının kokusu değişmesin dedi.

Eski durumda yeni olan, 15 Profesörün Bulgaristan’da köklü siyasi değişikler için bir referandum yaparak siyasi sistemi değiştirmek istemesidir. Ne ki bizim profesörler emekli maaşlarına ve kendi maaşlarına % 100 zam yapılmasını istemeyi bile unutmazken, köklü bir siyasi sistem değişikliği, anayasa değişikliği, seçim sistemi değişikliği derken köklü bir eğitim ve sağlık sistemi yenilenmesi, temel insan haklarının ve azınlık haklarının tanınması gibi ana problemleri listeye almamışlar. BULTÜRK olarak bizim mutlaka kendileriyle görüşmemiz ve referanduma mektupla katılma, dış ülkeden mektupla oy verme, bu halk oylamasına dış ülkelerdeki vatandaşların da yüzde yüz katılmasının sağlanmasını garantileme, vatandaşlık haklarımızın yenilenmesinde öne sürülen engellerin tamamen silinip atılması gibi isteklerimizi kendilerine iletmemiz ve uygulanması için yasal olanak sağlanmasını istememiz gerekecektir.

Bu arada Cumhurbaşkanı Radev de hükümet içi değişikler ile ilgili son demecinde “adaletsizlik”, “yoksulluk”, kuralsızlık” ve “demografik çöküş” var ve yeni bir seçime girmemiz gerekiyor dedi.

Bu arada Gizli Kör Sofrada ve Kurtlar Sofrasında tabaklar, tavalar inip kalkıyor, marka viski dolu kadehlerle “Şerefe” diyenler bunalımın keyfini çıkarıyorlar.

Olayları bizimle birlikte izleyen usta şairimiz şöyle anlatıyor.

İnsanı insan yapan değerler mahvoluyor!
Herkesi canım kardeş kabul eden sinemde
Günlerdir onulmaz acılar depolanıyor!
Sağcıdır, solcudur, siyasi oyunlar bunlar
Hangisi fukaraya el verdi söylesene!

Dereler akıyor, ardında kalıyor kumlar
Hayat hem dertsiz geçiyor halâ böylesine!
Acım budur dostlar, bir türlü insan olmadık
Kocaman yürek bizde de var diyelim artık!
Kula kul olmayı tarihe hınçla fırlatıp
Gerçek insanlık vasfını giyelim artık!

03.09.2018 – Silistre
Naim BAKOĞLU

Bakalım görelim.
Lütfen paylaşınız.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir