Çifte Arşın

Avşin BALKAN

Tarih: 18 09 2017

Konu: Bize olunca “yok”, kendileri için “var”

15 Eylül’de Bulgaristan’da da okullar açıldı. Bu yıl ders yılı açılırken 2 temel sorun ortaya çıktı:

Birincisi,  Bulgar devleti ülkedeki çok etnikli çok kültürlü bir eğitim öğretim siyasetini kabul etmemesi ve okul mevzuatında etnik azınlık ihtiyaçlarını karşılayan değişikliklere gitmemesidir. Hatta tek dilli Bulgar eğitim programını dayatmada daha baskıcı adımlar atıldı. Bulgar eğitim sistemini kabul etmeyen, Çingene çocuklarının zorla okula toplanmasına geçildi. Aynı zamanda 4 yaşındaki azınlık çocuklarının anaokullarına toplanması süreci başladı. Bu zorlamanın amacı da okul öncesinde çocuklara anadillerini değil, birinci dil olarak Bulgar dilinin öğretilme çabaları vardır. Böylelikle 1878’den beri ilk kez ve bu defa Avrupa Birliği’nden sağlanan kaynaklarla Bulgar dilinin azınlık topluluklarına daha okul öncesi dönemden başlayarak kesin dayatma çabalarının bir adım daha tırmandırıldığına tanık oluyoruz. Çocuklarımızın anadilimizde örgütlenecek anaokullarında eğitilmesi gibi bir temel konuda, bu defa da tamamen pasif kalan, Hak ve Özgürlük Hareketi (DPS), DOST partisi, Halkın Demokrasi ve Hürriyet Partisi (HDHP) vb kuruluşlardan tepki yine gelmedi. Bulgar aşırı milliyetçilerin entegre etme maskesi ardında gerçekleştirdiği asimilasyon siyaseti artık 4 yaşa kadar indi ve devlet baskısıyla gerçekleştiriliyor.

İkinci olarak da, Bulgar devletinin Bulgar çocukları için olağanüstü büyük bir duyarlılık içinde olduğuna yine son günlerde tanık olduk.  Ukrayna’da yaşayan, toplam sayısı 350 bin olan, Bulgar azınlık var. Kiev hükümetin ülkede yaşayan Rus, Leh, Macar, Bulgar, Moldavan  çocukların anadilde eğitim öğrenim haklarının kısıtlayan bir yasa kabul etmesi oldu.

Bu yasaya ilk sert tepki Bulgar Cumhurbaşkanlığından geldi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Bulgar Sosyalist Partili (BSP) temsilcisi İlyana Yotova  2017 / 2018 ders yılının ilk gününde verdiği demeçte şöyle dedi: “Ukrayna’da kabul edilen ve orada yaşayan Bulgar azınlığı çocuklarının anadilinde eğitim ve öğrenim görme haklarını kısıtlayan yasasına karşı Sofya hükümetinin tepkisi gecikti.”

Geciken tepki, Kiev Meclisi (Rada) ülkede yaşayan azınlık öğrencilerinin Ukrayna okullarında anadillerini öğrenme haklarını kısıtlayan bu yasayı onaylamasınadır. Yotova, Ukrayna Cumhurbaşkanı Proşenko’dan bu kanunu veto etmesini (onaylamamasını) istiyor. (Bulgaristan açısından bakıldığında, Cumhurbşkanı Yardımcısı Yotova’nın tepkisi acaba Ukrayna’nın iç işlerine müdahale değil midir?)

Bilindiği üzere, Ukrayna’da, Macar, Romen, Moldovan, Leh ve Rus azınlıklar yaşıyor. Yeni yasada, bu azınlıkların anadillerini öğrenmesini yasaklayan Kiev hükümeti “azınlıkları asimile ediyor” Bulgaristan’da 170’lı yıllardan beri “azınlık okullarının kapandığını, azınlık dillerinde eğitim verilmediğini” kabul etmiyorlar. Bu çifte arşın değil midir?

Uygulanan Bulgar eğitim siyasetinin ardından “Bulgaristan’da etnik azınlık yok” iddiası yatıyor. Aynı zamanda Bulgar hükümeti Brüksel’den Çingeneleri “Bulgar ulusuyla bütünleştirmek” yani onların asimilasyonu için 2014-20119 dönemi için 7 milyar 200 milyon Euro para alıyor. Bu “Bulgaristan’da Çingene Yok, Türk Yok, Pomak Yok, Ulah Yok, Gagavuz Yok, Tatar Yok vb “ siyasetinin inkarıdır. Bu siyasetin para karşılığında çöktüğüne en büyük kanıttır. Ülkenin iç istatistiklerinde 340 000 (üç yüz kırk bin) Çingene, Avrupa Birliği’nden para isterken 1 200 000 (bir milyon iki yüz bin) Çingene var. Bu da çifte arşın değil mi?

Bulgar Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yotova, “Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Proşenko ana dilde eğitim-öğrenimi yasaklayan kanunu veto koymazsa, Polonya, Macaristan ve Romanya ile birlikte, Ukrayna Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmak için Brüksel’le başvuruda bulunduğunda, veto haklarını kullanarak, “azınlıkların anadilde eğitim hakkını tanımadan, AB’ye giremezsin hazırlıklarına başlamayı öneriyor.

Bu konuda HÖH Genel Başkanı Karadayı dut yemiş bülbül gibi susuyor. Münasebet almıyor. Ukrayna’nın iç işlerine karışmazdan önce, “kendi kelimizi kaşıyalım” demiyor. Güncelleşen sorun Bulgaristan’daki azınlıklar için can alıcı bir sorunudur. Gelin el ele verelim de önce kendi sorunumuzu çözelim, diyen yok. Bulgaristan Türklerinin okulları 1957’de devletleştirildi. Ardından Bulgar okullarıyla birleştirildi. Türkçe eğitim ve öğrenim yasak, önce şu bizim sorunu çözelim, diyen yok.

Son gelişmeler, Bulgaristan’da 2017 / 2018 ders yılında okula giden 770 bin öğrenciden 75 bini Türk evlattır, 200 binden fazlası da azınlık çocuğudur. Önce onların devlet okullarında ve devlet eliyle anadilde eğitim ve öğrenim sorunu günceldir, can alıcıdır, acil çözülmelidir. Çözüme ders kitapları ve eğitmen öğretmen eğitimiyle başlanabilir.

Anadilde eğitim öğrenim sorunumuzu 2007’de Bulgaristan Avrupa Birliğine girerken çözemedik. Yazık oldu. Elimize önemli bir fırsat geçmişti. Kullanamadık. O zaman, Bulgaristan Türk azınlığını ve tüm diğer etnik azınlıkları “temsil ettiğini” iddia eden ve Bulgar devletine bu yalanı kabul ettirmeyi başaran HÖH Genel Başkanı Ahmet Doğan, bizim adımıza ama bize sormadan, halkımızın ve diğer azınlıkların onayını almadan, kendi başına hareket ederek, Bulgar hükümetinin AB başvuru dosyasına “Bulgaristan etnik topluluklarının azınlık sorunu gibi bir problemi yoktur” Deklarasyonu ekledi. Bu bildirge durumu yansıtmıyor. Sahtedir. Bulgar nüfusunun yarısı azınlıklardan oluşuyor ve çok ciddi ayırım görüyor ve öz kimliklerini hedef alan aritme siyaseti uygulanıyor. Bu bildirge Bulgaristanlı Tük Kimliğimizi karanlığa itti. Hak arama yolu kapısına anahtar vurdu. Bulgaristan azınlıkları olarak Avrupalı kimliğimizi baltaladı. Bu konuda anahtar Doğan’ın elinden alınmalıdır.

Şimdi öyle oldu ki, Bulgar devleti 2017 / 2018 ders yılı için çocukları okula toplamaya kapı kapı polis gönderiyor. Çünkü eğitim dışı kalan ve manevi alanda yerinde sayan, doğru dürüst saymayı bile öğrenmeden hayata giren genç etnik nüfus kendisi için olduğu kadar devlet için de tehlike arz ediyor. Çingenelerin % 40 oranında okul görmemiş getto-mahalle kitlesi 2017’de sosyal hayat ve ekonomi dışı kaldı. Tütün üretiminin durması Türkeri köylerine kapadı. Azınlıklar her bakıma kendi içlerine sıkışıyor.

Arkada kalan 138 yılda Bulgaristan’da yaşayan hiçbir azınlıktan Bulgar kimlikli vatandaş yetişmedi. Karakaçanlar biler etnik kimliklerinde direniyor. Çocuklarının okulda anadil eğitimi almasında direniyor. Etnik törelerini yaşatıyorlar. Yok olmak istemiyorlar.

Azınlık bireyleri ile Bulgarlar arasında aynı değerleri paylaşan yok.  Azınlıklar azınlık haklarını istiyor. Bulgarlarsa size “bizim tanıdığımız bireysel haklar” yeterlidir demekle işi kapatıyor. Bireysel haklar “köleliği” kabul etmektir. Bireysel haklar “göç” hakkıdır. Bizim bir topluluk olarak yaşayabilmemiz v etnik ve kültürel kimliğimizi yeniden üretebilmek için etnik topluluk ve kültürel otonomi haklarımıza ihtiyacımız var. İnsanlarımız bu haklarımıza kavuşacağımıza inanıyor. Örnek, AB ülkelerinde çalışan işçilerimiz Rodoplara Deliorman ve Gerlovo’ya yeni evler kuruyor.

Ne ki, anadilinde okuyup yazması olmayan, ulusal tarihini bilmeyen, içinde yaşadığı topluluğun ahlakıyla, hayat sevgisiyle, gelenekleriyle yetişmemiş bir kişi eksik eğitimli, eksik kültürlü kişidir. Kendi geçmişini ve bugünkü özünü tanımayan bir azınlık öğrencisi farklı bir milletin tarihi, kültürü ve uygarlığıyla övünemez. Şimdiki durumda Bulgar eğitim sistemi hedefsiz kimlikler eğitimin etnik kimlik üzerinde eritme tehlikesi doğurduğundan dolayı, ana-babalar çocuklarını dış ülkelere çıkarıyor, orada okutmaya çaba gösteriyorlar. B nedenle olacak 2016 / 2017 ders yılında 20 bir öğrenci okula gitmemiştir. Öyle anlaşılıyor ki, getto-mahalle halkının Bulgar eğitim sisteminde sunulanlara sanki asla ihtiyacı yok. Okula gidenlerde ilgisizlik var. Öğrencilerden % 48’i Bulgarca okuduklarını anlayamıyor. Hesap yapamıyor. Bu da, Bulgar eğitim sistemine olan ilgisizliğin temelinde olan bir nedendir. Bulgarca eğitim çocukları kucaklamıyor. Bulgar liselerinden mezun olup da hemen iş bulma olanakları yok gibi olduğundan, eğitime olan ilgi kendiliğinden köreliyor.

Bu arada, Bulgaristan Türklerinin son kalelerimizi ayakta tutma davası da giderek daha büyük önem kazanıyor. 1878’de Osmanlıdan ayrılıp Bulgar Prensliğine katıldığımızda Bulgaristan Türklerinin 2 700 okulu vardı. Şimdi dünyevi ders programlı (müfredatlı) bir tek Türk oku yok. Birkaç kuran kursu, 3 imam hatip lisesi ve bir İslam enstitümüzle yetinmek zorundayız.  Üstelik bunları ayakta tutabilmemiz için iç kaynaklarımız yetersizdir.  Son derece gerekli olan dış kaynaklarımız ise, yasal yollardan kesilmek, engellenmek isteniyor. 2017’de aşırı milliyetçiler son irfan ocaklarımızı yeni yasalarla söndürmeye çalışılıyor. Bu işlerin başında olan, adına sözüm ona “Yurtsever Cephe” adıyla siyasete soyunan faşist şoven grup, meclisteki aktifliğini çok arttırdı. Mart 2017’de üçüncü siyasi parti olunca şımardı. Saldırılarını sıklaştı.

Sofya Meclisi Diyanet Komisyonunda İslam, Türk ve Müslüman düşmanlığı kaynıyor.  Din okullarımızı kısırlaştırıp ve yasaklamaya çalışıyorlar. Neymiş efendim, Bulgar milli güvenliği için tehlike dinsel eğitimden geliyormuş. Yeni bir saçmalık. Huzur ve güvenliğimiz için temel tehlike kaynağı ülkemize çöreklenmiş Amerikan askeri üsleri görmek istemiyorlar. Dünyadaki değişikleri de görmek isteyen yok. ABD’nin kendi elleriyle yarattığı silahlandırdığı DEAŞ örgütlenmesine karşı savaşarak Yakın Doğuya “kurtarıcı” olarak yerleşmeye çalıştığını algılamak istemiyorlar. Batı ülkelerindeki hergele sürülerinden DAEŞ saflarına paralı savaşçı gönderdiklerini itiraf etmek istemiyorlar.

Bulgaristan’da yer altında çalışan askeri fabrikaların 2016’da Yakın Doğu ateşine 1 milyar 200 milyon Euro tutarında silah ve bomba gönderildi. Savaş meydanına silah ve mühimmat gönderenlerin barıştan söz etmeye hakkı yoktur. Silah üretip terör güçlerine gönderen ülkelerin yıktıkları evlerin yerine ev yapmak, evinden, köyünden ve kasabalarından, vatanlarından kaçmak zorunda kalan insanlara kucak açmak, sığınma olanağı sunmak zorunluğu vardır. Bu dünyada hiçbir şey tek taraflı değildir. Ben azınlıklara kendi okullarında okuma, kendi kültürleriyle yaşama hakkı “tanımam, sığınmacı almam formülü” artık geçerli akçe sayılamaz. İnsanlık sömürgecilik sayfasını kapadı. Eski sömürge ülkelerinden halk kitlelerinin ana kentlere, metropollere akın ettiği çağda yaşıyoruz. Öyle silah üretip satarak, savaşa katılmadan savaş araçları ticaretinden para kazanarak ve barıştan dem vurmak, sığınmacıları kovarak huzurdan ve güvenlikten söz etmek makbule geçen bir tavır değildir ve olamaz.

 

Bu tavır ayrımcılıktır. Biz ayrımcılığa karşıyız. Bu bir hasetliktir. Bulgaristan örneğinde bu anormallik ve hastalık durumundadır. Mağdur insanlara karşı kıskanç bir tavırdır. Bizde toplumun her alanından ayrımcılık, hasetlik hakimdir. Türklerin Türkçe, Çingenelerin Romence, Arapların Arapça öğrenmesini kıskanmak akıl fikir bozan bir tavırdır. AB’den Çingene sorunlarını çözmek için milyarlarca Euro alıp da bir modern (bayındırılmış, okullu, klinikli, kültür evli vb)Çingene mahallesi kurmadılar. Çingenlerin çalışacağı ve kendileri tarafından  yönetilecek bir fabrika kurmadılar. Bir hayvan çiftliği, bir tarim işletmesi kurulmadı. Paraların üstüne hep oturdular.

Sığınmacılar için Avrupa fonlarından para geliyor. Hiçbir yerde Arapça kursu, Arap çocuklarına ana okulu inşa edilmedi. Mesleği olmayan sığınmacı gençlere meslek kursu açılmadı. Bulgaristan Türklerinin yaşadığı bölgelerde ise, Türk kültür merkezleri, Türk  okulları, Türk hamamları, Türk çarşıları açılmasına izin verilmiyor. Bu hasta bir tavırdır. Avrupa Birliğinde böyle başka bir anormallik yok. Osmanlı daha 1476’da Kırım Tatarlarına Bulgaristan’a gelip Tatar Pazarı kurmalarına izin vermiş. Bugünkü Tatar Pazarcık (Pazarcık) şehri Osmanlı iyi komşuluğunu ve hoşgörüsünü yaşatan bir eserdi. Tatarlar Bulgaristan’a Meriç nehri vadisine çeltik üretimini getirmiş ve ilk çeltik değirmenlerini kurmuşlardır. Bugün de bu diyar “Osmancık” Pirinçleriyle ünlüdür.

Tek uluslu ve yalnız Bulgarca konuşulan bir Bulgar devleti kurmanın toplumu çökerttiğini kabul etmeseler de bu bir gerçektir. Azınlık yaşam kurallarının ve özgün kültürünün ayakta kalmasına para ayırmayan devlet, eğitim sisteminde asimilasyon siyaseti uygulamak için 2014-2020 dönemi için Avrupa Birliği’nden 7 milyar 200 milyon para alıyor. Bu imkanlara rağmen izlenen eğitim siyaseti tamamen tek taraflıdır, yanlış ve buruktur. Ancak hasetlik ve çelişki üretiyor ki, Haziran ayında Stanimaka (Asenovgrat) olaylarına hepimiz tanık olduk. Çözüm olarak getto-mahalleye polis karakol kulübeleri yerleştirilmesi gülünç bir çözüm oldu.

Bulgaristan’da dış finans kaynaklı Alman, İngiliz, Fransız, İspanyol ve Rus anaokulları, ilk ve ortaokullar, liseler ve İngilizce eğitim veren üniversiteler var. Bu kolejlerin paraları Fransız, Alman, İngiliz, Rusya ve başka ülkelerin eğitim ve kültür bakanlıklarından, büyük bankalardan geliyor. İngiliz Bankaları adada okumak isteyen Bulgar öğrencilere uzun vadeli kredi veriyor. Onlara özel ilgi gösteriyorlar. Eğitip geri gönderiyorlar.

Amerikalı milyarder George Soros Bulgaristan’da da vakıflar açtı. Doğu Avrupa ülkelerinden Gürcistan ve Ukrayna’da “turuncu devrimler” kışkırttı. Türkiye’de “Gezi” olaylarını finanse etti. Sofya’da Yeni Bulgar Üniversitesi gibi Yüksek “eğitim” merkezleri çalıştırıyor. Her yerde ve her konuda kafa karıştırıyor. Macar gençleri Soros Üniversiteleri kapansın “kafa karıştırıyor, düşmanlık aşılıyor” dediler. Sökmedi. Baş edemediler.

Bizdeki Soros Kurumları, Bulgar kamuoyunun dünya görüşünü karıştırdığından, demokratikleştirme yoluna yön değiştirttiğinden madde, devlet ve etnikler arası çelişkileri kızıştırtıyor. Gerçek adalet ve demokrasiden yana olmuş olsalardı, Soros Filibe (Plovdiv) Şeker Mahalleye ya da Sofya’da “Filipovtsi” getto-mahallesine ya da Varna’da Asporuhovo’da 2 etnik okul diker, çocuklara 3 öğün bedava yemek, okul araç gereçleri, anadilde kitap sunar, spor alanlarında çalışmalarını özendirir ve öğretmenlere yüksek maaş ödeyerek azınlıklardan aydınlar ve başarılı kişilikler eğitirdi. Nerede!? Durum her geçen gün daha da gerginleşiyor.

Son 27 yılda derinleşen ayrımcılık öyle sonuçlar verdi ki, haklarımızı arama davamıza öncülük edecek avukatımız yok. Gece mumla arasan davaya girecek bir iki Türk avukatımız, avukat ofislerimiz yok. Hukuksal alanda hak ve özgürlük davası elimizden tamamen kayıyor. Bulgaristan Türklerinden hukuk tahsil edenlerin hepsinin ihtisas alanı Anayasa hukukudur. Öyle ki hiç biri 1879’dan beri kabul edilen Bulgar Anayasalarından hiçbir hakkında, bu anayasalar “köle” devri anayasasıdır, hemen değiştirilmesi grek, diyebilecek durumda değildir.

2017’den beri Bulgaristan Türklerinin yaşadığı yerleşim yerlerinde 3 okul onarılması için Japonya Büyük Elçiliği ödeme yaptı, diğer eğitim ve öğretim yardımları da ancak Türkiye Cumhuriyetinden gelmiştir. Bulgar “Yurtsever Cephe” faşistleri, Bulgaristan’daki Alman, İngiliz, Fransız, İspanyol ve İtalyan okullarının kapatılmasını istemiyorlar. Hıristiyan Ortodoks Din Adamlarının Moskova ve Kiev Din Akademilerinde okumasını yasaklamak ya da bu Yüksek Ruhani Okulları mezunlarının Bulgaristan’da görev almasını yasaklamak istemiyorlar. Sofya’da faşistlerin derdi, Müslüman Din Adamlarının Türkiye, Ürdün, Mısır ve diğer Müslüman ülkelerin Yüksek Teoloji Merkezlerinde eğitim ve öğrenim kurumlarında öğretmen görevi almasını önlemektir.

Bulgar devletinin ve özellikle aşırı Bulgar milliyetçilerinin söylevinden öğrendiğimize göre, “Çingenelerin yaşadığı getto-mahallelerdeki vatandaşların “İslamlaşması” toplumun aşırı uçlara kaymasına ve “ulusal güvenlik” için tehlike oluşturmaya başlamış. Şu iyi bilinmelidir ki, 1878’de Bulgaristan’da yaşayan Çingenelerin % 90’nı Müslümandı. 1989’a kadar 100 yıl camiye gitmeleri yasaklanarak, 1962 ve 1982’de Müslüman kimlikleri değiştirilmek amacıyla isimlerinin değiştirildi. Yaşam tarzları bozuldu. Şimdi “gürültülü” olduğundan dolayı düğünleri, festivalleri yasaklanıyor. Kültürlerinin yasaklanması sonucu manevi dünyadan uzaklaştırılmaları sonucu, okula gitmeyen, kuran kurslarına gidemeyen, sohpet toplantıları yapamayan, sefalet içinde yaşamayı kabul etmeye, köleliğe zorlanan bu vatandaşlar, ekonomik ve sosyal nedenlerden ve Manevi körlük ve çaresizlikten kurtulmak için birlikte hareketlenmeye başladılar. Gerçek nedenleri görmek istemeyen faşistler için her şeyin nedeni ya İslam ya da Türklük olmaya devam ediyor. Halkın fakirliğini, işsizliği, getto-mahallelerdeki çaresizliği, gelen kış, hiçbir ailenin odun-kömür alamadığını görmek, işitmek, bilmek istemiyorlar.

Son durum. Sofya Meclisinde Türk ve İslam okullarına dış ülkelerden yardım yapılmasını yasaklamaya çalışanlar aktif durumdadır. Bulgaristan’da yüksek eğitim – öğrenim görmemiş hocaların Bulgaristan’daki İmam Hatip Okullarında ders vermesi yasak getirmek istiyorlar. Aynı zamanda Sofya Yüksek İslam Enstitüsü öğrencilerinin yükseköğrenim diplomalarını tanımıyorlar. Bulgaristan’da bu sorunlarla, Bakanlar Kuruluna Bağlı Diyanet İşleri Ajansı ve Eğitim-Öğretim ve Teknoloji Bakanlığı ilgileniyor. Meclisteki Diyanet Komisyonu Başkanı, “Yurtsever Cephe” faşistlerinden İskren Veselinov’un açıkladığına göre, Türkiye Cumhuriyeti, Suudi Arabistan ve İslam Kardeşleri örgütünden gelen mali yardımların kesilmesinde ısrarlıdır. Veselinov, dış ülkelerden yardım ve bağış gelecekse, “Sofya Diyanet Ajansından geçmelidir, yasal durumumuz bunu gerektiriyor,” diyor. Fakat AB’den 2014’ten beri Çingeneler için gelen 7 milyar 200 milyon Euro’nun “şeytan aldı götürdü, geri getirmedi” masalına benzediğine değinmiyor. Dış ülke ve kurumlardan azınlıklar için gelen yardım paraları hedefe ulaşmadan talan ediliyor. Bulgar aşırı milliyetçileri Müslümanlara “tolerans” göstermek istemediklerini, sert davranmak istediklerini açık açık beyan ediyorlar.

Sonra başına gelecekleri bildiği için, özel korumalı “saray” inine kapandı ve şimdi hiç kimseyi görmek istemiyor.

Bulgaristan Türk çocuklarının 2. Kuşak hayatını karartı. Biz 10 yıldan beri bunu en önemli sorunumuz olarak anlatmaya çalışıyoru<z.

Biz, Ahmet Doğan bir haindir dediğimizde. Halkımızın istikbalini baltaladığı için o gerçekten bir haindir diyoruz ve Bulgaristan Türkleri ile ilgili tüm haklarının elinden alınmasında, bizimle ilgili her hangi bir söz söylemesine imkân vermememiz için çağrıda bulunuyoruz. Çünkü bizde her şeyden “Doğan Haini” sorumlu olduğu sürece, ilk ve son imzayı o attıkça, hiçbir başarıya oluşamayız. Onun için Türkiye Cumhuriyetinde seçimlerde oy kullanan soydaşlarımızın yarısının Doğan’ın ihanet aracı HÖH-DPS partisine oy vermemesini kutluyoruz. Bu hareketin güçlenmesini ve HÖH-DPS’nin TC seçim sandıklarından tek oy alamadığı seçim gününü yaşamak istiyoruz. Doğan 28 yıldan beri bizi aldatıyor, yaşlıları uyutuyor, evlatlarımızın geleceğini karartıyor. Avrupa’nın en sefil insanları olduk. Bu onun hain siyaseti sayesindedir. Oysa Balkanlarda en iyi yaşayan etnik azınlık bizdik.

Eylül ayı dernek çalışmalarının, aydınlanma ve bilinçlenmesi etkinliklerinin başladığı aydır. Hepinize başarılar dilerim.

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir