Bir Otobiyografi

Musa VATANSEVER

 

Bulgaristan’ın yeni tarihi 5 kuşak geriye dayanır.  Kuşakların ortalama 25 yılda yenilendiği esas alınır. 1878 – 2015 arasında 137 yıl olduğu hesabına göre,  70 yıllık iki ömür tarihimizi baştanbaşa belirler. Biz bu kadar genç bir Cumhuriyetin öz vatandaşlarıyız.

İnsan ömrü yaşadıkları ülkelerin tarihi gibidir. Fikirlerimi Bulgaristanlı bir etnik azınlık önderinin hayat hikâyesiyle anlatıyorum:

 

ŞAKİR MAHMUDOV PAŞOV.

28 Ekim 1898’de Sofya’sının batı kesimindeki “Gorna Banya”da (Yukarı Hamam) doğdu. Osmanlıdan koptuktan sonraki ilk 10 yılda bizde kütük kaydı yapılmadığından, doğum tarihi kesin olmayabilir.

“Gorna Banya” Osmanlıda sıcak kaynak ılıcalarıyla ünlüdür. Bugün aynı marka şişelenmiş madeni sular yurt içinde ve dış ülkelerde içme suyu olarak satılıyor. Kaynak daha 19. yüzyılda şöyle bulunmuş: Osmanlı Süvari alayı atları o bölgede bakılıyormuş. Vitoş Dağının kuzeyinde, Lülin Dağının da doğusunda yüksek bir yayla olan bu yer, kış aylarında kalın kar kaplarken, don ve kar tutmayan alaca sahalar beliriyormuş ve atlar hep o alanlara toplanıyormuş. Dikkatleri üzerine çeken bu olay kazı yapılarak şifalı su kaynaklarının açılmasına sebep olmuştur. Sonra büyük hamlar, çeşmeler, tedavi merkezleri, hanlar ve konaklar kurulmuştur. 1878’de Sofya’nın düşmesiyle Gorna Banya da Rus egemenlik alanında kalmış ve Şakir Paşov işte bu yerleşim yerinde doğmuştur.

Müslüman nüfus tarafından 2 kez milletvekili seçilen ve Sofya parlamentosuna oturan Şakir Paşov 20. yüzyılda Bulgaristan Çingene azınlığında en büyük saygınlık kazanan kişidir. Bugün de Şakir Paşov ismini işiten ve kim olduğunu bilmeyen yoktur.

Doğduğu mahalledeki Türk ilkokulunu bitirdikten sonra Sofya Demir Yolu Teknik Okulunda okudu. Demiryolu işçisi oldu. Bulgaristan işçi hareketinin öncü müfrezelerinden olan demiryolu işçileri sendikal hareketine katıldı. Genç yaşta Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) saflarına alındı. Balkan Savaşından sonra Birinci Dünya Savaşı arifesinde Türkiye’ye kaçmak zorunda kaldı. Geçen yüzyılın başında yürütülen ve Bulgaristan’ın da katıldığı savaşlarda son tüfek patlayınca Sofya’ya dönen Şakir Paşov Çingenelere örgütlü direniş yürütme yolunu açtı. Lider olarak sivrildi. Örgütleyiciliği tuttu. Teşkilat Türk dilinde “Terbiye” gazetesini onun öncülüğünde çıkardı. Gazetenin başyazılarını hep o yazdı. 1934 yılında Bulgar büyük burjuvazisi tarafından gerçekleştirilen askeri darbe örgütü ve gazetesini yasaklandı.

Şakir Paşov Çarlık yıllarlındaki mücadelesini şöyle yazdı:

“1923’te Sofya’nın “Üç Bunar” işçi mahallesinde seçimleri örgütledik. “Dimitir Petkov” sokağındaki seçim bürosuna gelen BKP lideri Geori Dimitrov’a saldıran faşist grupları bizim gençler dağıttı. Parti önderini tramvaya uğurlarken, Dimitrov bana şöyle dedi: “Şakir gün gelecek biz iktidar olacağız ve sen de etnik azınlık yöneticisi olarak yüksek görevler alacaksın!” İşte o beklenen 9 Eylül 1944 geldi.  1919’dan başlayarak 1944’e kadar bütün gençlik yıllarım anti-kapitalist ve anti-faşist mücadele içinde geçti. Başkent Çingenelerini adalet ve hürriyet fikirleriyle eğitip davaya kazanmak zordu. “

Ş. Paşov 1945’te Büyük Millet Meclisi’ne  Sofyalıların temsilcisi olarak girdi.

Meclis arşivindeki evraklarda onun Rusya Ekim Devrimi’nin etkisiyle 1918’de Bulgaristan İşçi Partisi  (dar sosyalistlere) üyesi olduğu yazıyor. Geçen yüzyılın başında Sofya Çingeneleri Bulgar işçi örgütleri yanında yani sol cephede yer aldı. “Rönesans” sinemasında yapılan bir toplantıdan aralarında para toplayıp “Aslanlı Köprü” meydanında BKP Merkez Yönetim binasının satın alınmasına katkıda bulundular. 1922’de Sofya’yı ziyaret eden Alman ve Avrupa işçi hareketi lideri Klara Tsetkin aynı sinema salonunda Bulgar işçi sınıfı temsilcileriyle görüştü. Toplantıya Şakir Paşov delege grubu başkanı olarak katıldı. Bir konuşma yaptı.

Bulgaristan’da 1923’te anti-faşist Eylül Ayaklanması gerçekleşti. Gerici güçlerle kapışmalar katılan Ş. Paşov kovuşturmadan kaçtı ve Kuzey Batı Bulgaristan’ın Köstendil kasabasına saklandı. Orada 1 yıl kaldı. Sonra başkente döndü. İllegal faaliyet yürüttü. Çingene parti örgütünü yeniden politik sahneye çıkardı. Çiftçiler ve komünistler arasında Tek Cephe kurulması çalışmalarına katıldı. Aynı yıl Bulgar İşçi Partisi adayı olarak milletvekili seçildi. 15 Nisan 1925’te Çar II. Boris’i öldürmek amacıyla Sofya merkezindeki “Tsveta Nedelya” kilisesinde suikast düzenlendi. Bir ayin esnasında kilise kubbesi havaya uçuruldu. Birçok illegal partiliyle birlikte o da tutuklandı. Aylarca içerde kaldı. Evi arandı. 3 ay sonra serbest bırakıldığında gece gündüz takip edildiğini sezdi ve Türkiye’ye bir daha kaçtı.

Birkaç yıl Türkiye’de kaldıktan tan sonra, 3 çocuklu ailesini orada bırakıp Bulgaristan’a döndü. 9 Eylül 1944 darbesinden bir gün sonra Sofya’da “Vrabça” sokağında bulunan BKP Merkezine gidip yeni idareyle çalışmak istediğini beyan etti. Şahsi katılımı ve yönetimi altında 6 Mart 1945’te Bulgaristan Çingene Azınlığının Faşizme ve Irk Ayrımına karşı ve Kültürel Kalkınma Uğrunda Umum Mücadele Teşkilatı kuruldu. Teşkilat memleket çapında örgütlendikten sonra Vatan Cephesi’ne katıldı. Aynı yıl birinci Vatan Cephesi hükümetinin kurulmasıyla Umum Azınlık Dernekleri Birliği çerçevesinde Çingene Azınlığı Başkanlığına atandı.

O yıllarda Çingene nüfusun kültürel kalkınması için yoğun bir hamle başladı. Ş. Paşov “Roma” tiyatrosu kurdu. 1946’da “Romano esi” (Çingenelerin Sesi) gazetesi çıktı. Çingene azınlığın futbol takımını kuruldu. Bulgaristan koşullarına uygun Çingene alfabesi hazırlandı.

Çingenelerin Sesi” gazetesinde editör olan Yaşar Sotirov, bir azınlık lideri olarak kabul edilen ve ünü ülkede dalgalanan Ş. Paşov’u şöyle tanıttı: “Milattan sonra 7. yüzyılda Hindistan Kralı biz Çingeneleri tüm tüm dağıttı. O zaman onlara yol gösteren köylü önder Berko olmuştu. Asırlar sonra Bulgaristan Çingenelerini daldıkları sonsuz uykudan, demokrasi, hürriyet ve adalet davasına uyandıran çin Şakir Mahmudov Paşov oldu.” Bu yazıdan ve Ş. Paşov’un isminin Dimitrov ve Stalin’in isimleriyle yan yana işitilmeye ve yazılmaya başlayınca devlet politikası rota değiştirdi.

Azınlıklardan kimsenin halk önderi olarak yükselip ünlenmesine tahammül göstermeyen sosyalist iktidar Çar polisiyle işbirliği yaptığı gerekçesiyle Şakir Paşov’u 7 Nisan 1949 günü Bulgaristan Çingenelerinin Kültür ve Eğitim Birliği Başkanı görevinden aldı ve hapse attı. O yıllarda konuya değinen bilinen yazar Radoy Ralin, “Roma” tiyatro grubunun Viyana turnesi esnasında fazla para harcanmasını tutuklamaya gerekçe olarak gösterdi. Ş. Paşov ise, poliste yaptığı itirafta, Viyana turnesine çıkmazdan önce zamanın başbakanı Georgi Dimitrov’un kendisiyle görüştüğünü ve devlet ödeneğinden özel ihtiyaçlar için verdiğini açıkladı.

1956’da serbest bırakılan ve aklanan Ş. Paşov Sofya’da “Dokuz Eylül” Çingene Halk Evi yönetimine alındı. Ne var ki, ardından yapılan müzevirlikler sonucu 1959’da yine tutuklandı ve “Dobruca”ya 3 yıl sürgün edildi. 1960’ta yine aklandı ve salıverildi. 1976’da BKP MK ona “Faşizme ve Kapitalişme Karşi Etkin Savaşçı” unvanı verdi. Hayatındaki bükümlere rağmen Ş. Paşov bir politikacı, etkin ve sevilen bir önder, bir gazeteci ve yazar olarak boş durmadı. “Çingene Tarihi” ve “Beyaz Çingene Güzeli” adlı sahne oyunu gibi eserler kaleme aldı. Fakat 1970’lerden sonra Çingenelerin özel bir tarihsel kültürel yaşamından söz etmek ve Çingene piyeslerini sahneye koymak zor olmuştu. O yıllarda Çingenelerin adları değiştirildi ve kültürel hakları budandı, asimile etme yelkenlerine rüzgar dolmaya başladı.

Şakir Paşov’un otobiyografisini araştıran ve yazan gazeteci Lilyana Kovaçeva yayınlarında şu satırlara yer verdi:

Bulgaristan Çingenelerinden biri olup, lise öğrenimi olan ve onların önderliğini yapan tek kişidir. Sevilen ve sayılan, bu etnik azınlığı ardından sürükleyebilen yeteneklere sahip biriydi. Her zaman parlak ve imrenilen bir şekilde giyinen, konuşmaları kulakları okşayan Şakir Paşov Çingene azınlığının bağrına bastığı kişilik sahibiydi. Onun başına gelen çelişkili olaylar, Bulgaristan gerçekliğinin kısa dönemli virajlarına ayak uydurma gereğinden ve doğal zorluklardan kaynaklandı. O, Bulgaristan Çingene topluluğunun uyanmasında, örgütlenmesinde ve aydınlanmasında büyük rol oynadı.

Onun hayat yolunda çok önemli olaylardan biri, 9 Eylül 1944’ten önce ve sonra yani hem faşizm döneminde hem de sosyalizm yıllarında sürgün edilmesidir. Bu da Bulgar devlet mekanizmasının hep aynı şekilde çalıştığına önemli bir kanıttır. İki defasında da Dobriç’e bağlı Rogozina köyüne sürülmüştü. Onun hayatını anlatan bazı başka araştırmacılarsa “Belene” ölüm kampında kaldığına işaret etti. 83 yaşında yani 1981’de hayata gözlerini yumarken yakınlarının anlattığına göre, o Çingene azınlığın isimlerinin değiştirilmesi ve kültürel katliama uğramasını ağır yaşadı. 1970’ten sonra BKP politikasından hayal kırıklığına uğradığını gizlemedi. 1972’de Pomakların kimliklerine yapılan şiddetli saldırılar, tutuklama ve aile sürgünleri, devamlı gerilen politik duruma rağmen Şakir Paşov’un evinde oturma odasına Çar III. Boris’in ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün resimlerini çerçeveletip asması ziyaretçilerin dikkatini hep üzerine topladı. Şakir Paşov devamlı arayış içinde olan bir politikacıydı. Sofya sokaklarında faşist ruhla zehirlenmiş gençlerin nümayiş ettiğini gördükçe yüreği burkuluyordu. O Bulgar yurtseverliğinin güçlenmesinden yana tavır alırken, milliyetçilikten kaynaklanan öteki düşmanlığını anlamakta güçlük çekiyordu. Oysa Bulgar ulusal uyanışı içinde, Nisan 1876 Ayaklanmasının hazırlanmasında ve at üstünde savrulan kılıçların dövülmesinde en büyük emek Çingenelerindi. Osmanlı ümmeti içinde iyi yaşayan Çingene milletin Bulgar faşizmin tırmanmasıyla sıkıntılarının artması onun canını sıktıkça sıkmıştı. Ne var ki, 1930’lu ve 40’lı yıllarda aştıkları dar boğazın 1970’ten sonra başka bir kılıkla karşılarına çıkması da anlaşılır gibi değildi. Resmi politik ideoloji ile pratik politika birbirini tutmuyordu. Sosyalizm darcığına doldurulan eritme politikaları, faşizmin Çingene nüfusu gaz kamaralarında yakıp eritmesi kadar ürperticiydi.

28 Şubat 1947’de BKP MK Politik Bürosu onun lehinde şöyle bir karar almıştı. Başbakan Vılko Çervenkov, İç İşleri Bakanı Anton Yugov ve partinin en yüksek politik organının diğer üyeleri tarafından imzalanan ve Halk Meclisi arşivinde korunan bir belgede aynen şöyle deniyor:

Dimitır Ganev yoldaş milletvekilinden istifa etmiştir. Büyük Millet Meclisi’ne Şakir Paşov (Çingene) yoldaşın girmesi uygun görülmüştür. Liste sıralamasında istifası kabul edilenin ardında olan Georgi Vrabçenski ve Hristina Bradinska’ya milletvekili olmaktan vazgeçmeleri teklif edilsin ve gereği görülsün.”

Bu kararın ekine “Şakir Başov’un 1920 demiryolu işçileri grevine katıldığı ve tutuklandığı” belgelenerek dahil edilmiştir. Başka bir gizli belgeyi kaleme alan kişi ise, “Ş. Paşov’u 1931’de tanıdığını, Sofya “Üç Bunar” (dar sosyalistler) örgütünden olduğunu, 1923 Eylül Ayaklanmasına ve “Sveta Nedelya” kilisesi suikast olayına katıldığını, tutuklandığını, daha sonra ezik düştüğünü ve bu yüzden olacak 1931 seçimlerine etkin katılmadığını” jurnal etmiştir.

Bulgaristan’da muhbir dosyalarının açıldığı bir dönemdeyiz. Anlaşılan dosya işi yeni değil. Dünya dünya olalı insanlar birbirlerini hep gammazlamışlar. İşine doğru dürüst ve namusluca bakan, her zaman halkın yanında olan kişilerin başına belanın nereden ve nasıl geleceği belli olmuyor. Şakir Paşov’un defalarca tutuklanması, hapis ve sürgün edilmesi, aklanması, milletvekili olma şerefine layık görülmesi çok çelişkili bir biyografinin bazı sayfalarıdır.

Halka hizmet etmenin sonunda her zaman huzurlu bir yaşam yoktur. Hayatın içinden gelen ve liderliğe yükselen Şakir Paşov’un 1918’den başlayarak mücadele içinde pekişmiş ve bilinçlenmiştir. Bu hayat yolunu belirleyen noktaların aslında muhbirlerin yazıp çizdiği satırlardan başka bir şey olmadığı – bugün mecliste ertesi gün “Belene” ölüm kampında ya da sürgünde veya yurt dışında kaçak – zorlu bir hayatın acılarını gün ışığına seriyor.

Gizli polis “DS” dosyalarından bir kısmı artık açıldı. Geçmişlerinden utananlardan bazıları yerin dibine girdi. Şehirleri terk edip köylerine çekilenler, dış ülkelere kaçanlar, gidip de gelmeyenler pek çoktur. Bu biyografiyi size sunmakla, eskiden olduğu gibi bugün de Bulgaristan’da hayat çok zor deyenlere katıldığımı, zamanın geçmesiyle değişen fazla bir şey olmadığını, devlet işlerinin eski hamam eski tas devam ettiğini, adına demokratikleşme denen toplumda da insanların izlenip dinlendiğini anlatmaya çalıştım. Vaktiyle Şakir Paşov’un  sudan nedenlerle meclisten yaka paça atıldığı gibi, dün (24.2.2014) Bulgar meclisinde GERB partisi milletvekili, meclis sağlık komisyonu başkanı, daha önce Askeri Akademi Başkanı olan General-Profesör  Stoyan Tonev istifaya zorlandı. Gerekçe, hastaları soymak için mekanizmalar icat edip yıllardan beri uygulaması ve milyonlarca leva çalmasıdır. Akademi içindeki araştırma bir sinyal üzerine yapılmıştır. Demek bazı sinyaller işe de yarayabiliyor…

Halkımızın otobiyografisini ve bu duruma gelmesinin temel nedenlerini birlikte düşünelim ve çöküşün, kısıtlamaların, yalanların, dalaverelerin yolunu kesmek ve dirilmek için gerektiği yerleri uyaralım. En büyük isteğim, Bulgaristanlı Türk, Pomak ve Çingene ve tüm Müslüman azınlıkların 21 yüzyıl hayat yolunun 20. yüzyıl hal tercümesine benzememesidir. Bu hepimiz için geçerlidir. Şakir Paşov’un hayatı bize de ibret olsun.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir