Bilmekte Yarar Var

Çeviri Fakti. Bg’de yayınlandı.

Tarih: 07 Mayıs 2018

Hazırlayan: Şakir ARSLANTAŞ

Konu: Yönü değişmezse Türkiye bizi içine çekecek. Türkiye bizi Osmanlı nüvesinde varoş olarak görüyor.

Bulgaristan’ın eski Moskova Büyükelçisi Vasil Vasilev’in Sosyalist Parti (BSP) milletvekili ve Cumhurbaşkanı siyasi danışması Prof. Dr. İvo Hristov ile söyleşisi TV “Evrocom” de yayınlandı. 

Vasil Vasilev: Son dönemde Bulgaristan’da ve dünyada durumun değiştiği görülüyor. Türkiye’nin Avrupa’da artan etkisini Rusya Federasyonu’nun dikkatle izlerken endişe etiğini, Vladimir Putin’le 40 dakika süren dört göz arası özel görüşmesinden sonra verdiği demeçte Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in ifade edişi dikkat çekti. Size göre, bu gelişmenin anlamı nedir? Bu yalnızca Avrupa için mi geçerlidir, yoksa bu Bulgaristan da bu işin içinde midir?

Prof. İvo Hristov: Doğru olan ikincisidir. Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinde mantığa uygun sistemli sorunlar olduğu biliniyor. İki bloklu dünyanın, NATO ve Varşova Antlaşması’nın çökmesinden ve SSCB’nin dağılmasından sonra, Türkiye jeopolitik statüsünü hiç zaman kaybetmeden değiştirdi. Bir yandan Türkiye NATO Güney Doğu Kanadından Merkeze kaydı ve bugün artık kendi çevresi olan bir devlet oldu. Bu değişikliği Ahmet Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” eserinde de görülebilir.

Türkiye Bulgaristan’a Osmanlı nüvesinin çevresindeki bir ülke gözüyle bakıyor. Türklerin konu ettiği, Yeniz Osmanlı Projesinde, Balkanlar, Karadeniz Bölgesi, Kafkaslar ve Yakın Doğu iç kesimdir.  Bu bakıma, Putin’in Bulgar Cumhurbaşkanına diplomatik bir şekilde söyledikleri bir kırmızı sinyaldir. Bulgaristan’da kendi başına düşünebilen bir elit var mı, varsa böyle bir tehlikenin var olduğunun bilincinde olan elitin kendi başına geliştirdiği bir fikir var mı? Yok!

Vasil Vasilev: Bazı kişiler farkında olunca, önlemler almaları gerekirdi. Çünkü bu Demokles kılıcı gibi Bulgaristan’ın üzerindeki problemdir. Örneklersek, NATO dağılabilir hipotezi gerçekleşirse, ne olabilir? Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerden söz ediyoruz. Ya da başka bir değişle Türkiye NATO’dan çıkarsa ne olur?

Prof. İvo Hristov: İkisi de olası hipotez. Birisi bana bunu 3-5 yıl önce söylemiş olsaydı, bunun bir fantezi olduğunu söylerdim. Arzu edilen gerçekmiş gibi hayal edilmiş olurdu. Bu konuda gerginlik artmaya devam ediyor. Başkan Trump’un son adımları, onun Amerika’yı dev devlet yapmak için, seçimlerden önce verdiği vaatlerin ardında durduğuna işaret ediyor. Her şeyden önce ve her şeye rağmen Amerika. Bunu, NATO ve diğer ekonomik ve askeri yerleşik kurumsal birimler için de geçerlidir. Öyle ki, Bulgaristan’ın savunma açısından bir anda çıplak kalması tehlikesi belirmiştir. Şimdi bu gerçekleşmiş bir durum değildir. Tarihte ve jeopolitikte, adına jeopolitik fizik demek istediğim bir durum var.

Türkiye’nin 80 milyon nüfusu var. Yüzyılın yarısına kadar 100 milyon olacaklar. Genç ve enerjik bir nüfus!

İki, Türkiye’ sıçramalı gelişir ekonomiye sahip, Bulgar toplumunun geçen yüzyılın 50-li, 60-lı yıllarında yaşadığı kentleşmeyi yaşıyor.

Üç, Türkiye, topumun modernleşmesi ve aynı zamanda kendi İslam ve Osmanlı köklerine dönüş gibi olağanüstü enteresan bir deneme gerçekleştiriyor. Türkiye’nin dağılması bunun bir sentezi olabilir. Bu olursa olay Bulgaristan’da bir jeopolitik volkan olarak patlayacak. Bunun tam tersi de olabilir. Türkiye bir büyük atılım, yükseliş yaşayacak, yeni bir aşamaya geçecek ve bölgesel süper güç olacaktır.

Her iki durumda da, bugün Bulgaristan’ın 120 yıldan beri en ağır ekonomik durumda bulunması gibi, çok basit bir neden yüzünden,  Bulgaristan dev etki altında kalacaktır. Bulgaristan bugün can çekişen bir ülkedir. Başlıca Batı yönünde olmak üzere demografi potansiyeli tamamen tükenmiştir; son 25 yılda dev adımlarla gelişmemize ilişkin balonlar uçurulmasına rağmen, sanayimiz çökmüş ve çalışma durumdadır; milli güvenliğimiz açısından hiçbir garantisi olmayan bir ülkeyiz. Bulgar eliti önceden olduğu gibi şimdi de bir tek yabancı güçlerin himayesine güveniyor. Direk söylemem gerekirse, jeopolitik hizmetkârlığa bel bağlıyorlar. Bu elitin şu ya da bu konuda, kendi fikri olabileceği ve ileri geri manevra yapabilmesi, bir an için olsa düşünülemez. Bunu yapabilmek, bu elitin bambaşka nitelikler göstermesini gerektirir ki, onda bunların birisi yok.

Basil Vasilev: Hatta Trump Başkan olmazdan önce NATO için zamanını doldurmuş, demişti. Kaldı ki o seçim programını titizlik ve devamlılıkla yerine getiren birisi, bir gün gelecek ve Avrupalılara başınızın çarenize kendiniz bakın deyip NATO’dan yüz çevirmesini bekleyebiliriz! Günümüzde alevlenen ticaret kavgası olduğu gibi… Bu olursa, Avrupa Birliği2ni, eski kıtayı ağır günler bekliyor. AB’nin dağılmasını da aynı şekilde bekleyebilir miyiz? Brekzit artık bir gerçek. İtalya’da olanlara bakalım. Vişegrad dörtlüsünün görüşüne kulak verelim. Tüm bunlar olduğunda, yumurtalarının hepsini ayni küfeye koyan, Bulgaristan’ın hali ne olur.

Prof. İvo Hristov: Ben, Bulgaristan’ın kendi tarihinin nesnesi değil öznesi olduğunu defalarca ifade ettim. Bizimle danışmadan, bize sormadan, bizi Doğu’dan Batıya değiştirenler, yumurtalarımızı aynı küfeye mi koydular, yoksa bizimi küfeye koydular siz söyleyiniz. O zaman Bulgar yöneticilerinin güneşi batan SSCB’den koparak, doğan güneş Atlantik Paktına taktılar. Buna çok sevinen oldu. Şimdi AB dağılırsa Bulgaristan için karanlık günler basacak. Bu gelişme beni de huzursuz eder. Endişemi arttıran ise, ilk bakışta pek fazla önem arz etmeyen bir olay oldu:  Recep Tayyip Erdoğan’ın Saray Bosna’da düzenlediği dev miting. Bir Türk yaşamayan bu kentte Erdoğan binleri mitinge topladı. Kurucu Başkan İzzet Begoviç’in oğlu tarafından yönetilen, Bosna’nın ikinci büyük siyasi partisi tarafından örgütlendi bu miting. Bu miting, Türkiye’nin jeopolitik güçlerini Kuzey Batı yönde Behaç’a ve Güney Doğu yönde de Suriye’ye kadar yaydığını kanıtladı. Bulgaristan olarak biz bu coğrafyanın ortasında bulunuyoruz.

İki, biz Avrupa’nın bizi besleyeceğine ve Amerika’nın da koruyacağına inanıyoruz. Trump, bu ikisinin olmayacağını açıkça söyledi. O “Amerika her şeyin üstündedir!” dedi. Amerika’nın askeri, ekonomik vs gücüne bağlı var olan bu kurumların hepsini yok edebilir o.

Üç, Benzetmeli düşünme tarzı çok zarar verici olsa da, açık olarak şunu da söylemeliyim. Bun, günümüzde Amerika’nın, vatıyla Roma İmparatorluğunun yaşadığı o bilinen geç döneme ayak basıyor. Bu dönemde, adına Roma İmparatorları dönemi dediğimiz, İmparator Diaklesiyan başta olmak üzere, yönetenler imparatorluğa bir nefes daha aldırıp 200-250 sene daha ömür kazandırmışlardı. “Amerika her şeyin üstündedir!” bir de “Her şeye rağmen Amerika!” anlamına geliyor. O bunu dünyayı lanetlerken söylemiyor. Onun demek istediği şudur: Biz sizi koruyoruz. Bedelini siz ödeyeceksiniz. Ödemezseniz sizi bunu yapmaya zorlayacağız!

Bunu söyleyen Trump kendini aldatmıyor, duygusal da değil. Sözlerimi Putin’in dediklerine bağladığımda, Rusya bölgemizde çok karmaşık bir oyun içindedir. Biryandan, Ruslar bizi uyarırken, öte yandan Türkiye’de büyük yatırım yapıyorlar. Rusya Türkiye’yi ekonomik düzeyde bağlarken, Astana sürecinde izlendiği üzere, İran ile birlikte jeopolitik olarak da kazanmaya çalışıyor.

Rusya’nın herhangi bir şekilde olmak üzere Türkiye’yi Avrupa-Atlantik bağımlılıklarından uzaklaştırmaya çalıştığını Akdeniz kıyısında Ak Kuyu’da Atom Elektrik Santrali kurarak ve yine aynı bölgeye C 400 savunma sistemleri monte etmesinde görebiliyoruz. Bunların gerçekleşmesiyle o bölgede her şey yıldırım düşmüş gibi değişecektir. Akdeniz bölgesinde ve Balkanlarda her şey yeni bir yön alacak ve dev etkide bulunacaktır.

Her iki eğilimin – ikisinden birinin – gerçekleştiğinde bu Bulgaristan’ın sonu olacaktır. Bu, bazılarının düşündüğü gibi davullu zurnalı olmayacak. Bulgaristan’ın özü emilecek, gelişmekte olan bir ülke olan Bulgaristan’ın fiziki enerjisini ve tüm diğer potansiyelini Türkiye kendi içine çekecek. Dolaylı örneklerini bugün yaşıyoruz.

Geçen yıl yapılan erken genel seçimler öncesi Kırca Ali’ye gitmiştim. Görüşmemizde yerlilerden biri, Kanada’da yaşayan çocuklarını görmeye gideceğini paylaştı. Sofya’dan uçmuyor. İstanbul “Atatürk” Hava limanını kullanıyor. Çünkü daha yakın, daha uygun, daha ucuz. Öyle ki, Bulgaristan’ın tamamen oraya dönmesi ve akması zamana kalmıştır.

Türkiye’nin, bizde olmayan, ama onlarda olan, çok ciddi bir jeopolitik elitti var. Bu elit, Bulgaristan’a her zaman Rusya İmparatorunun iradesine uyularak bundan 120 yıl önce meydana gelmiş ve omurgasız davranırsak 120 yılda geldiği yere dönecek tarih kargaşasında bir talihsizlik olarak bakmıştır.  Bu omurgayı göremiyorum.

Basil Basilev: Bu yılın 1 Mart günü Rusya Federasyonu Başkanı Putin yeni güçlü silahları gösterdi. ABD bu silahları durdurabilecek sistemleri olmadığını itiraf ettiler. Amerika bu füzeleri düşürebilecek durumda değildir. Bu gelişme dünyayı kökten değiştirdi. Güçler dengesi değişti. Küfe bir yana eğildi demesek de, terazi oynadı. Rusların savunma silahları üzerinde değil de saldırı silahlarına ağırlık vermesi, dünyaya deprem yaşattı. ABD ile Rusya arasında uzlaşmanın sükûn noktası bulunabilir mi? Yani hem savaşlar önlensin hem de bu iki devletin ikisinin de milli güvenliği garantilenmiş olsun?  Dünya hala büyüktür.

Prof. İvo Hristov: Bir, ben, Putin’in 1 Mart günü söylediklerinin henüz anlaşılamadığı, henüz özümsenemediği görüşündeyim.

İki, Putin’in bu enformasyonu neden tam 1 Mart günü açıkladığı da bir muamma kaldı. O, Rusya’nın sosyal-ekonomik ve başka sorunlarına vurgu yaptı. İddialara ve Başkan Beşer Esad’ın da yakında beyan ettiğine göre, ABD ile RF arasında direk çatılma arifesinde bulunmuşuz. Sizin de dikkatinizi çektiği üzere, Putin boş konuşmuyor. Putin şöyle dedi: Bizim ve müttefiklerimizin çıkarları tehlikeye düştüğünde biz onları savunabiliriz. İnsan düşününce, şu dönem yok edilmek istenen tek Rusya müttefikinin Suriye olduğunu görüyor. Putin, son konuşmasında açıkladığı silahlar da bu kapsamda gerektiğinde bütün araçları kullanacağını söyledi. O, başka bir demecinde ise, kırmızıçizgiye dayandıklarını, artık geri adım atacak alan kalmadığını, kendilerinin jeopolitik ve bir uygarlık olarak ayakta kalması konu olduğunda ve zorunda kaldıklarında Rusya’nın kendisiyle birlikte bütün dünyayı da uçuruma sürükleyeceğini belirtti.

Üç, fazla dikkat çevrilmeyen bir başka demeç de, RF Genel Kurmay başkanının bir söylevidir. O şöyle dedi: Bundan sonra Rusya kendi topraklarında savaş yürütmeyecektir. Bu, İkinci Dünya Savaşı kıyım ve yıkımının Rus halkı için bir daha tekrar etmeyeceği anlamına gelir. Bu, yeni silahların neden saldırı silahı olduğu sorusuna da yanıttır. Savaş Bakanı Sergey Şoygu, Birleşik Amerika’nın askeri sanayi kompleksine yaptığı çok büyük yatırımları hurdaya çıkardığını söyledi. O, NATO füzesavar sisteminin delik deşik olduğuna işaret etti. Balıkçı sermesi gibi olduğunu belirtti. Şoygu, “biz batıdan, kuzeyden güneyden, kuzey kutuptan, nereden istersek girip hedefimize ulaşırız,” dedi. Bir Amerikan atasözünde şöyle denir. İnsanlar daha öncesinde eşit değillerdi. “Colt” (Amerikan otomatik tabancası) icat edildi ve hepsini eşitleştirdi. Şimdi onları eşitleştiren, önceleri kartondan yapılmış veya yalnız fotoğraf olduklarından söz edilen Rus silahları hizaya getirdi. Putin’in dünyayı yağlı boya tablolarıyla tehdit etmediği anlaşıldı. Ciddi analizciler sustular ve düşündüler. Yeni silahlardan “Kınjal” 9 Mayıs “Zafer Bayramı” askeri gösterisinde görücüye çıkarıldı.

Putin demeçlerinde artık birkaç defadır Rusya’nın ekonomik alanda bir sıçrama, atılım yapması gerektiğine işaret ediyor.  Bu konuda Stalin 1931’de yaptığı bir konuşmada şöyle demişti: “Başka halkların 100 yılda yaptığını biz 10 yılda yapamazsak, onlar bizi bitirir!”

Moskova artık gözyaşlarına inanmıyor. Radev ile Borisov son Moskova ziyaretlerinde bunu gördüler. Bundan böyle “Bulgar Rus Dostluk” gösterilerinde duygusal anlar yaşanmayacak.

İkinci olarak, ben Borisov’un Moskova ziyaretini bir sondaj olarak değerlendiriyorum, o bir şeyler yapılabilmesine olanak var mı diye yoklamaya gitti. Bulgar yöneticileri Brüksel ve Washington yönetimlerine danışmadan hiçbir şey yapmadıkları biliniyor. Şu da var, Avrupa en nihayet yumurtaların hepsini bir küfeye koyduğunu fark etti. Türkiye ise, enerji işlerinde Avrupa’yı zorluyor.

TANAP gaz boru hattı, Türk Akım ve bu gidişle, ABD ile bağlar gevşediğinde,  Avrupa belki de yeni bir şekilde Güney Akıma dönebilir.

Öyle ki, Borisov’un Moskova ziyaretini iki yönlü değerlendirmemiz doğaldır. Trump’a bizim geçerli Rus kozumuz var istemiş olabiliriz ya da onlar bizim Moskova ile Ankara’dan çok bağımlı olmamızı önlemek için Güney Akım konusuna yeniden yeşil ışık yakılmasına razılık göstermişlerdir.

Avrupa elitinin ABD’den ne kadar bağımlı olduğunu hesaba katarak, yalnız Almanya’nın Birleşik Amerika’ya yılda 180 milyar Euro otomobil sattığını düşündükçe, Avrupa ekonomisinin de ABD’ye sımsıkı bağlı olduğunu söylemeden geçemem. Bu Almanya’nın ABD dış satımının aslan payıdır, şimdi bu dış alıma ABD’nin ‘% 25 gümrük uygulayacağını hesaba kattığımızda, bunun bir yaptırım olduğunu düşünmeden edemiyorum. Bu da Almanya’da yüzde yüz güçlü sosyal hareketlenmeye neden olacaktır. Bir Alman iş adamı bana, iki vardiya çalışan Alman işletmelerinde, vardiyanın birisi sokağa atılacak, dedi. O zaman bir de Alman sosyal modelinin halini birlikte düşünelim.

Lütfen paylaşınız.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir