Yorum

TÜRK RUHU

Yrd.Doc.Dr.Müjgan DENİZ

Tarih: 18 Mart 2018

Gerçekleri söylemek bir ülkenin iç işlerine karışmak anlamına gelmez.

Ana gurur kaynağımız olan Çanakkale Zaferiyle doğan YENİLMEZ TÜRK RUHUMUZLA bugün her zamankinden daha fazla gururluyuz. Her halkın yenilmezlik ruhu yoktur. Türk halkını dünya halkları arasında en güçlü ve en onurlu yapan, bizi yaşadıkça güçlendiren YENİLMEZ ÇANAKKALE RUHUMUZDUR.

 

Bu gün 102. yıldönümünü andığımız Çanakkale Zaferi insanlık tarihi açısından ancak Fransız Devrimiyle kıyaslanabilir. Fransız devrimi insanların toprak köleliğinden kurtuluş çağını ve rekabete dayanan serbest üretim ilişkilerini hayata çağırırken, Çanakkale Zaferi, tarihsel önemi asla azalmayan bu zaferin 20. yüzyıl siyaset sahnesine çıkardığı bağımsız ve egemen, tüm Türklerin anavatanı Türkiye Cumhuriyeti ve büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’tür. Emperyalizmin köleleştirip sömürdüğü, ezip zulmettiği Asya, Afrika ve Latin Amerika halkları için bağımsızlık, egemenlik ve demokrasi çağını açmasıdır. Dünyanın üçte ikisinin eline kölelik zincirlerini kırma silah ve esinini vermiş olmasıdır. Dünya’da eşit halklar ve devletler çağı açmasıdır.

Çanakkale’den sonra dünya dengeleri değişti. Çanakkale zaferine kadar, selam verilmeyen mazlum halklar dünya siyaset, ekonomi ve ticaret sahnesinde dev güçlere ortak oldu. Dünya, halklar ve yaşam değişti.

Kurşun döküp cepheye göndermek için, atalarımızın Rumeli’de saban demirlerini, İstanbul’da kundura nalçalarını topladığı, Ankara’da pencere demirlerini söktüğü ve nicelerin canlı gömüldüğü Çanakkale, basit insanlar arasındaki sıradan ilişkileri kökten değiştirdi. Dünya Türklüğünü birbirine kardeş etti. Çarık ipleri kopmuş bir halkın içinden çıkan bir asker – emperyalizme karşı mücadelede boynu bükük halkların çavuşu, yüzbaşısı, binbaşısı, generali, mareşali – yıldızı oldu. Biz bugün Çanakkale destanını, Çanakkale zaferini Mustafa Kemalsiz anlatılmaz derken, zulüm görmüş dünya halklarının zaferlerini de parlak Türk halkının kahramanlık örnekleri olmadan anlatılamayız.

Sayın dostların, Türkiye Cumhuriyeti doğarken ve bina edilirken, tüm dünya halkları üzerinde egemenlik kurmak isteyenlerin hayallerin nasıl çatırdaya – çatırdaya tuzla buz olmuşsa, biz bugün Büyük Türkiye’yi yaratırken, yakın ve uzak sözde dostların kuruntuları yeniden çatırdıyor. Avrupa çöküyor. Cankurtaran simidi olarak faşizme sarılıyor. Bulgarlar feryat ediyor. Her sözümüz çarpıtılıyor. Birleşmişler bizi aldatmak, parçalamak ellerinde olsa bir kaşık suda boğmak istiyorlar. Ne var ki, büyüdükçe güçlenen Türk ruhuyla başa çıkmaları imkânsız, bunu anladıkça daha da hırçınlaşıyorlar.

1915’te yakılan Çanakkale Çırasından 56 Bağımsız ve Egemen İslam Devleti doğdu. Emperyalizmin sömürgecilik zincirleri kırıldı. Türkiye sömürülen halkları Güneş’i oldu. Bugün de emperyalizmin yarattığı PKK, DEAŞ, YPG, El Nüsra, El Kayda ve daha nice terör odakları yine Türkiye ilham ve gücüyle derme duman ediliyor. Dün Halep’te cami bombalayan “dost” maskeliler utansın. Ne derlerse desinler, ne yaparlarsa yapsınlar Çanakkale Zaferi ilhamıyla dünya gören tüm dünya halkları kardeşimizdir.

Değerli arkadaşlarım,  değişmeyen düşmanlarımızın gözü dün Anadolu’daydı, bugün Bulgaristan’da arkada bıraktığımız VATAN TOPRAKLARIMIZDADIR. Osmanlı mirasındadır. Büyük Türkiye ufkumuzdadır.

Müsaade buyun da onların kafalarının içindekileri biraz açayım:

2013 yılının Nisan ayında, Avrupa Birliği’nin merkezi Brüksel’de kapalı kapılar ardında “Avrupa Birliği Nüfus Siyaseti” konulu bir konferans düzenlendi. Avrupa Birliği bölgesel siyaseti komiseri Alman Yohanes Han, bu konferansta “Bulgarlardan sonra Bulgaristan” başlıklı bir rapor okudu.  Şimdi dikkatinize bu rapordan harfiyen tercüme edilmiş birkaç kısa bölüm okumak istiyorum:

“Biz gerçekleri görmezden gelemeyiz.

Biz 9 yıl önce Bulgaristan’ı AB’ye üye aldık, fakat birçoklarınız şu acı gerçeği bilmiyorsunuz: Bulgaristan’ın nüfusu hızla eriyor. Bu ülke AB dış sınırlarında bulunduğu için, oradaki nüfus sorunlarını dikkatle izlemek zorundayız. Biz Bulgarların yok oluş sürecini durduramayız, fakat bu çöküşten sonuç çıkarabiliriz.

“Bulgarların yok olması sırlarını onların halk psikolojisinde (halkın ruh halinde) aramalıyız. Gözlemlerimiz, bize Bulgarların olağanüstü kıskanç, egoist, bireyci, başka bir değişle kendi mutluluğunu tek başına arayan kişiler olduğunu gösterdi. Bu çizgiler, onların siyasetçilerinde ve iş adamlarında özellikle derindir. İktidara tırmanıp rüşvet ve dalavere işlerine bulaşmak için halkı aldatıp kandıran Bulgar siyasetçiler, bu işlerde ustalaşmıştır. Halkın gırtlağını sıkan siyasetçiler kişisel zenginleşmek hırsıyla Avrupalı ustalarını fersah fersah geride bırakmıştır. Bu çarpıklık neticesi, hasta, yaşlanmış, kör cahil, cebinde beş parası olmayan, çok fakir bir nüfus meydana gelmiş, gençlerse ülkeyi terk etmiştir. 2 milyon 600 bin kişi Bulgaristan dışındadır.

“Ülkeyi terk eden gençler arasında son 2 yılda doğum yapma çağında olan 260 bin kadın da var. Ülkede kalan yaşlılar siyasetçilerin talan siyasetine göğüs gerecek durumda değildir. Toplum öyle bir duruma gelmiş ki, halk kendi içinde işleri yoluna koyacak, adalet ve huzur sağlayacak siyasetçi çıkaramıyor. Bu gidişin durdurulması ve ters döndürülmesi imkânsızdır, çünkü ülkede genç ve düşünen insan kalmamıştır. Stres, korku ve hayal kırıklığına düşmüş olan Bulgarlar yok olmaya mahkûmdur. Ne ki,  diğer AB üyesi ülkelerde bu denli çarpıcı bir örnek henüz belirmediğinden, olay çok ilginçtir.

“ Bu durumda, Bulgaristan dediğimizde biz artık Avrupa Birliği sınırları içinde bir toprak parçası düşünmeye başladık. Bu toprak parçası, yalnız ceo – siyasi bakıma önemli olmakla kalmayıp, iklimi ve doğası açısından da bizim için ilginçtir. Şöyle ki, Avrupa’nın diğer yerlerindeki iklim değişiklikleri insanlarımızı direk ve güçlü etkilerken, Bulgaristan yaşamak için şahane bir köşe olarak dikkatleri çekiyor. Dünya nüfusunun hızla çoğaldığı ortada, bu durumda bu kadar şirin bir toprak parçasının insandan boşalması, dünyadaki öteki devlerin de  dikkati çekmesin, iştahını arttırmasın olamaz.

“Şunu unutmayalım. Amerikalı müttefiklerimiz kısa bir süre önce “Bulgaristan’ın geleceği Çingenelerdir!” dedi. Washington genç nüfuslu Çingene azınlıkla yoğun çalışıyor. Beyaz Saray zihnini dönüştürmek istediği Romların Balkanlardaki Amerikan çıkarlarını savunacağını açıkça beyan ediyorlar.

 

“Büyük devletler Bulgaristan’da kendi azınlıklarını yaratarak veya Çingenelere el atarak, oraya yerleşmeye ve kendi çıkarlarını öne çekmeye çalışıyor. “Üst akıl” bundan böyle oyun masasında Bulgarlara güvenilemeyeceğini anladı, çünkü gençler alıp başını dış ülkelere kaçıyor, yaşlılarsa ölüp yok oluyorlar.

“ Bundan böyle Bulgarlara para yardımında bulunmamıza, Avrupa fonlarından ödeme yapmamıza gerek yok. Paralar yöneticilerin ve onların yakınlarının cebine doluyor, halkın hiddeti artıyor ve sonuçta dışarı kaçanlar daha da artıyor.

“Bulgarlar kendi vatanlarından kopup kaçsalar bile, biz Avrupa Birliği olarak bu topraklardan asla vazgeçmemeliyiz, bu toprakları elden kaçırmamalıyız. – deyen AB komiseri Hans, şun tekliflerde bulunuyor:

“Biz Batı Avrupa’daki gergin yaşam koşullarından sıkılan herkese parasal yardımda bulunarak, onları yaşamak için sakin ve huzurlu ülke Bulgaristan’a göndermek için propaganda ve reklâm yapmalıyız. Hatta AB üyesi devletler Bulgaristan’a yerleşecek, orada ev kuracak ve orada kalacak insan kotası belirlemeli ve gruplar oluşturmalıdır.  Bulgaristan’a göç edenlerin yerel yönetimlere girmesine yardım etmeliyiz. 10 milyon kişi gönderip, durumu AB lehinde değiştirebiliriz.

“ Ülkenin yönetimi oligarşinin elinden çekilip alınarak, tarım ve turizm geliştirilebilir. Oraya göndereceğimiz 10 milyon Avrupalı kendi partilerini kuracaklar ve seçimlere katılarak barışçıl ve demokratik yoldan Bulgaristan’ı ele geçireceklerdir. Bulgarlar ise durum değişince kendi eski yaşadıklara alanlara dönseler de bize engel olmayacaklardır.”

Değerli arkadaşlar, Avrupa’nın planlarında Türklerden söz edilmediğini işittiniz. Sayın Bakan Mehmet Müezzinoğuulu’nun kardeşlerim gidin memleketinize ve serbestçe oyunuzu kullanın demesinin, kopardığı gürültüye hepimiz şahit olduk. Nedenmiş o? Çünkü bizden korkuyorlar!

Yeni istatistikler çıkarmışlar. Biz büyük bir soydaş kitlesi olarak artık 720 bin kişiymişiz. 550 binimiz oy kullanma hakkına sahipmişiz.

70 binimiz Türkiye’deki sandıklarda, 480 binimiz de gidip Bulgaristan’da oy kullanırsak Sofya meclisine 45 milletvekili oturtacakmışız ve Bulgarların, Avrupa Birliği’nin ve bilmem daha kimlerin kimlerin hesapları karışıyor ve pazara uymuyor. Bundan böyle de uymayacak.

Sayın dostlar, Türkiye’de yaşarken de uykularını kaçırmamızı bir alkışla kutlayalım!

Bizim yeni oyun kurmamız gerek yok. Seçim kampanyası boyunca bizi konuştular.

Biz olmadan hükümet kurmaları mümkün değildir. Bulgaristan’da ve Balkanlarda Tayip Erdoğan, Büyük Türkiye demeden siyasi cümle kurulamaz oldu. Bu Çanakkale Zaferinin yeni doruğudur.

Dalga geri döndü kardeşlerim.. Otobüsler sınırı sıra sıra geçiyor. Arabalar ayal oluşturuyor. Halkımız göçe değil zafere hazırlanıyor.

Yenilmez Çanakkale Ruhu Bulgaristan’a akıyor.

Yeni zaferlerimiz kutlu olsun!

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 × 1 =