Yorum

Tarihte Beraber Olanlar Gelecekte de Birbirini Bulur

 

BG-SAM

 

Nenem kavga eden iki genç görse, “birbirini çok seviyorlar,” derdi. Biz Bulgaristan Türkleri de, başımızdan neler neler geçti de, hep “toy millet” deyip geçiştirdik. “Komşu komşunun külüne muhtaç olur” atasözü bizim.

 

Ben bugün bu yazım üzerinde çalışırken çok üzgünüm.

Bulgaristan’da 16 parti, 10 sivil toplum kuruluşu ve  8 bağımsız kişi Avrupa Birliği Parlamento seçimlerine milletvekili adayı olarak katılmak üzere Merkez Seçim Kurulu’na kayıt yaptırmış. Bağımsızlardan biri olan Viktor Papazov, kaydını yaptırdıktan sonra verdiği demeçte şöyle dedi: “Biz çok sefil durumdayız. Arık kendi kendimize yetemiyoruz. Ben Brüksel’ halkım için karşılıksız 10 milyar Euro yardım istemek için gideceğim. Seçilirsem birinci ve son vazifem bu olacak

 

Son 25 yılda düşüp çökmeyelim, toparlanıp dirilelim diye bize el uzatan devletlerin başında hep Türkiye Cumhuriyeti oldu. Hele son 15 yılda Türkiye’nin yardımları sayesinde en büyük projelerimizi başarıyla gerçekleştirebildik.

 

Öne Türkiye İktisadi Kalkınma Ajansı gelmişti. “ERPA” şirketiyle çalışmaları hep gözlerim önündedir. Otel kurdular. Kırcaali, Haskovo ve Sliven illerinde ilk ve ortaokullar onardılar, her şeyi gıcır gıcır yapıp gittiler. Sofya’da Baş Müftülük binası zeminden çatıya yine onlar onardı. Ne kadar çok hayır duaları aldılar.

 

Yıllar içinde Türkiye’den Bulgaristan’a gelen en ciddi yatırımcılardan birinin “Alcomet” AD,   ikincisinin de “Şişe Cam” AD olacağını önceden düşünmek mümkün olamazdı. Bu iki dev yatırımcı Deliorman’ın Şumen ve Tırgovişte merkezlerine yerleşerek, Bulgar hafif ve ağır sanayine canlılık getirdiler. Bugün Bulgaristan’da Türk sermayesiyle çalışan işletmelerde 10 bin işçi istihdam bulmuşsa, bunların çok büyük kısmı bu iki devde çalışıyor.

İki ülke arasındaki 1913 ticaret hacminin 2 milyar Euro’yu aşmasında da bu devlerin önemli katkı payı vardır. İşbirliğimizin iri meyveleri Türkiye sermayesinin Bulgaristan açılımının kalıcı olduğunu kanıtladı. Güdülen hedef barış, iyi komşuluk ve barışa dayanan güvenliktir.

 

Bu arada kültür anıtlarımızın, dini abidelerimizin korunması ve ebedileştirilmesi gündeme geldi.  İstanbul Büyük Şehir Belediyesi kolları sıvadı. Plovdiv’te “Büyük Camii” onardı.

Haskovo’da yanan şehir mescidinin yerine en modern yenisi kuruldu. Doğu Avrupa ülkelerinde tüm vatandaşların taşınmaz mülkleri iade edildi de yalnız ve bir tek Müslüman azınlıkların mal mülklerinin, tarihsel anıtlarının gerçek sahiplerine geri vermemesi, bu işin çok uzaması çok üzücü oldu. Öyle oldu ki, yenidünya medeniyet ve uygarlığına uzandığını iddia eden topluluklarda Müslüman tarih ve yüksek mimar ve sanat eserleri güzelliklerini sergileyemiyor, bilgi ve anı hazinesini gelecek kuşaklara aktarma olanaklarından uzak tutuluyor.

Aynı zamanda Dianet İşleri Başkanlığı Güney Doğu Rodoplar’da yeni kentsel merkez olarak biçimlenen Mestanlı’da yeni İmam Hatip Okulu binasını kurdu. Şimdi bölge çocuklarının okul, yerleşke, yemekhane, kütüphane, okuma, dinlenme ve spor salonu problemleri kalktı.

Sosyalist totaliter rejimin çöküş tarihi olan 10 Kasım 1989’dan sonra başlayan Bulgaristan’da giderek demokratikleşme sürecinde cömertlik eli uzatan örnek ülke Türkiye Cumhuriyeti oldu. “Biser “ köyü su altında kaldı, ilk Türkler yetişti. Komşu işte…

 

Dünyanın en büyük anakentlerinden biri olan İstanbul ilk olarak kapılarını Bulgaristan’a açtı.

Vizeleri kaldırdı. “Büyük Göçle” orada kalan 300–400 bin soydaşımızın ardından, bu defa da ekonomik nedenlerle Türkiye’de ekmek parası arayan on binler komşu kapı çaldı. Hepsine iş bulundu. Aç kalan olmadı.

 

Bizde hafif sanayi durmuştu. 16 pamuklu ve 5 ipekli dokuma fabrikası, birçok hazır giyim ve dikiş atölyesi kapandı. İşsiz kalanlar hep Türkiye’de iş aradı.

 

“Berlin Duvarı”nın yıkılması, Sovyetler Birliği’nin dağılması, Doğu Avrupa sosyalist devlerinin ekonomik olarak birbirlerinden kopması, Pazar ve ticaret kapılarımızı kapadığında, Türkiye hurdamıza bile para verdi. Onarılarak ayakta tutulabilecek fabrikaları çalıştırmaya yardım etti. Dobriçe bağlı “Kalyakra” ayçiçeği yağı, Harmanlı “Mısır Özü Yağı” fabrikaları, Stara Zagora sentetik iplik ve dokuma tesisleri hep Türk sermayesiyle çalışmaya devam etti. Varna’ya bağlı “Devnya” şeker fabrikası da Türk sermayesiyle uzun zaman ayakta kaldı.

Ne var ki, 1992–1994 yılları arasında Filip Dimitrov hükümeti zamanında tarım sektörümüzde düzenin bozulmasına sert saldırı yapıldığında, sığırlar ve koyunlar sahipsiz gibi kaldığında, Türkiye canlı hayvan alımına sınır kapısını hemen açtı ve bize yardım etti. On binlerce sığırı Türkiye’ye gönderdik. Meriç boylarında çeltik tarlalarımız boş kaldığında Edirne ve Tekirdağ çeltikçilerinden gelenler ektiler biçtiler, ürünü değerlendirdiler, yeni koşullara uygun yeni teknoloji ve yeni tohum cinsleriyle işlerin yeniden örgütlenmesine yol açtılar. Kısacası Türkiye hep yanımızda, hem ardımızdaydı.

 

Tüketim malı, yarı sanayi mamulü ve sanayi yapımı mal almamız ve ekonomimizi yaşatabilmemiz için Türk “Eximbank”ın 50 milyon US Dolarlık uzun vadeli kredi hattı, çırçır, iplik ve pamuklu konfeksiyon fabrikalarımızı bir süre daha ayakta tuttu.  Bulgaristan’da modern anlamda ve gıcır gıcır yeni “Mercedes”  Otobüslerle ilk toplu yolcu taşımacılığı o zaman bu yardımın bir bölümüyle başladı. Ardından “Adres” “Group” gibi otobüs şirketleri, “Metro”, “Etap” ve daha birçok Türk otobüs devleri Bulgaristan’da yolcu taşımacılığında çağ açtılar. Bulgar otelciliğinde derece yıldızlarına tam anlam kazandıran Suudi Özkan’ın “Prencess” otel zinciri oldu. Plovdiv’teki “Trimonsiyum” şehrin turistik çehresini bütünsel değiştirdi. Bu yatırımlara ana yolların kenarlarında açılan lokanta zincirleri eklendi, “Byala”, “Şipka”, “Tunel” “Harmanlı” ve daha birçok lokantalara Sofya’da “Kapriz” ve “Hoş Geldin” serileri, kahvehaneler ve çayhaneler eklendi. Artık Bulgaristan’da “Antep Baklavası” ile “Sofya Baklavası” arasındaki farkı bilmeyen yok. Her ikisi de başkentin “Hali” ticaret merkezinde vitrin dolduruyor. “Su Börekleri” ile “Sofya Böreği” arasındaki kıyasıya yarışı kazanan belki de peynir mandıraları olacak,  çünkü artık herkes börek tadının tereyağı ve peynirden geldiğine iyice anladı.

 

Özel ve belediye yatırımları ile paralel olarak Bulgaristan’a Türkiye inşaat devleri de el attığında artık tarih asır değişimine girmişti. Önce “Doğuş İnşaat” karayolu işlerine daldı. “Karnobat – Burgas” şehirlerarası oto yolu onun ilk hamle oldu. İki şerit denize iki de Sofya istikametine dört yol, trafiği hafifletti. Bu yolda çok sık trafik kazaları yaşanıyordu ki, gazeteler bütün yıl çalışıp da Karadeniz kumlarına tatile gidenlerin yorgunluktan mı, yoksa tatilini bitirenlerin evlerine dönerken dalgın olduklarından mı bu kadar çok trafik kazası yaptığını anlatarak sorunu ne bitirebilseler ne de çözebilseler, Doğuş Holding bu kâbusu bir hamlede noktaladı.

 

Ardından Sofya’ya atlayan dev holding Sofya zeminine daldı, “Obelya” ovasından girdi ve “Kara Tepe” (Çerni Vrıhtan) çıktı. 3 bin yıllık “Serdika” nın ruhu duymadı, trenler altında mekik dokuyor. Bu arada Ankara dev inşaat kodamanlarından “Mapa” İstanbullu Cengiz İnşaat ile birlik olarak, 12 köprüyol ve 3 Tünelle Sofya’nın “Lülin” semtini sanayi ve Üniversiteli şehri Pernik’le bağladı. Kırcaali’yi “Makaza” sınır kapısına bağlayan “A” klâs otoyol da 78 km. ve Türk yol ve köprü ustalığının gözde bir eseri oldu.

Osmanlı döneminde “Sultan Yeri” olan ve kendilerinde 16. asırdan beri vergi alınmayan Gorna Orhayovitsa şehri XXI. yy’da da Türk işgüzarlığıyla karşılaştı ve şehrin modern arıtma tesisini “Mapa” şirketi kurdu. Hali Hazırda Sofya’nın en büyük ve en zengin alış veriş merkezi olan “Serdika” MOL merkezini de Türk şirketler grubu kurdu ve donattı. Tabi iki komşu ülke arasındaki işbirliğini gelişmesi de git gelli oluyor. Örneğin “Carffour” şirketi yerinde ısınırken, Koç Holdingin ticaret zinciri, ardından bazı benzinciler, kereste tesisleri vs. geri çekilmeyi tercih ettiler.

 

Bulgaristan’da Türk sermayesinin başarılı adımlarını destekleyen finans kuruluşları ise “Demir Bank”, “Ziraat Bankası”, Frankfurt üzerinden Sofya’ya uzanan “İş Bankası” ve bazı leizing evleri oldu.

Kara yollarında işbirliği gelişirken, Sofya’dan çıkan otoban artık “Hamza Bey” kapısına erdi.

Uçak seferleri eskiden haftada birken şimdi sabah akşam uçuşları yapıyor. Bir arada “Pekasus”un da kanat açmasıyla seferler iyice sıklaşmıştı.

 

Türkiye ile Bulgaristan arasındaki çok yönlü işbirliğinde ilk Türk lise ve Üniversitesinin açılması, “Yonus Emre Vakfı”nın Plovdiv’i seçmesi çok önemli kazanımlardır. İki halk birbirini ne kadar daha iyi tanırsa, o kadar daha iyi anlaşır ve yardımlaşır, sözleri gerçeği yansıtır. Türkiye Bulgaristan’la işbirliğini 3 milyar US Dolara yükseltme hedefini Başbakan Tayip Erdoğan döneminde gündeme getirdi. Gerçekleştirmeye doğru hamlelerini yoğunlaştırıyor. İki ülke arasında ilk doğal gaz boru hattının döşenmeye başlanması gün sayıyor. Gönül ister ki, dünyanın en modern ve en uzun yeraltı ve yer üstü köprü bağlarını döşeyen Türkiye’nin ana merkezi İstanbul ile Bulgaristan Başkenti Sofya arasındaki demiryolu bağları da Türkiye örneğince modernleşsin. Arzularımız dahilinde olmakla birlikte,  Edirne, Havza, Uzun Köprü ovaları Tunca sellerine bundan böyle yatak olmasın. Tunca ırmağının bir endişe ve dehşet ırmağından dostluk ve kardeşlik havzasına dönüşmesi iki ülke mühendis ve inşaatçılarının kolları sıvayıp hayallerdeki Tunca Barajını bir gün evvel inşa etmeleri, ovaları daha berrak ve daha bol sularla sulama yollarını açmalarından geçiyor.

Yapılacak daha neler neler var. Atalarımız bu topraklardan kısmen çekilirken 560 büyük cami bırakmışlar, yıllar geçiyor, cami yapılarındaki çap taşları asker gibi nöbet bekleseler de, çatılar artık onarınız bizi diye çığlık atıyor. Hamamlar, kervan saraylar, medrese ve mescitler yeni sıva ve boyalarla tanışmak istiyor.

 

Tayip Erdoğan hükümetlerine, AP partisinin kararlılığına ve Türkiye halkının komşudan zarar gelmez sözlerine derin inandığına biz de inanıyoruz ve dağa dağa kavuşmaz ama iyi niyetli kalplerin her zaman birbirini bulduğuna ve buluşacağına, geleceğin iyiliklerle dolup taşacağına inanıyoruz.

 

Yeri gelmişken, Türkiye’yi yenileyerek yücelten AKP zihniyeti ve gücünü, 30 Mart 2013 yerel seçim zaferi vesilesiyle bir daha kutlarken, her adımınızın hayır vesile olacağına inandığımızı canı gönülden duyuruyoruz ve işbirliğimizin semereli yarınlarına inanıyoruz.

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

8 + nineteen =