Seyhan ÖZGÜR
Ahmet Doğan
Bulgaristan Türkleri ve Müslümanlarının başına 10 Ocak 1990’da “lider” olarak çakıldı. 1989’da ayaklanan Türklerin kendilerini yönetip yönlendirecek  birine ihtiyacı vardı. O gün, Sofya’da görevli bir gizli güvenlik “DS” subayı  Varna İl Mahkemesinde  (DPS) adında bir politik hareket tescil ettirdi. Bu hareketin başkanı olarak da mahkeme kütüğüne Medyo Doganov adında, Varna ili Drandar köyü doğumlu, babası Varna şoparlarından (mahkeme kararında baba adı kaydedilmemiştir), annesi de (Kırım Tatarlarından – anne adı da kaydedilmemiş) Bulgaristan Türkleri ve Pomaklar tarafından tanınmayan bir şahıs, Başkan olarak yazıldı. Karar resmidir. Subay görevi yüksek makamdan almıştı, itiraz yoktu, bu iş Rus’yanın Sofya istasyon şefiyle ve Amerikalı diplomatlarla oyumlanmıştı. Ayrıca, Şumnu Bulgar Dili fakültesinde ilk iki yılı hiç derse girmeden bitiren, sonra DS- şeflerinden Radonov’un özel bir mektubuyla Şumen Üniversitesi’nden Sofya “Kliment Ohritski” Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde doğrudan 3. Kursa kaydedı yapılan, bu fakülteyi de derse girmeden bitirdikten sonra, ardından aylak durmasın diye BKP MK’ne bağlı Sofya’daki Toplumsal Bilimler ve Sosyal Yönetim Akademisine kaydedilen, (bu Akademiyi bitirip bitirmediği bilinmiyor) ardından “Türkler Bulgarlaştırılmalıdır!” tezinden başka dört satır yazmamış olsa da,  Bulgar Bilimler Akademisi (BAN)  Felsefe Bölümü’nde maaşa bağlanan ve bir sonra da “hapishanede Türk ve Müslümanlarla psikolojik çalışma kurslarına” başlayan, havalandırma saatlerinde direniş militanı olan gerçek Türk ve Pomak kahramanlarla tanışma imkânı bulan Ahmet Doğan “lider” olmayı ve Türklere soluk aldırmamayı ve Pomakları da uyutmayı kabul etmişti. 10 yıl hazırlanan anti-Türk komplo 10 Ocak 1990 günü böyle gün ışığına Varna’da çıktı.

Mahkeme Kararı, DS’nin aynı özel ajanı tarafından hazırlanan bir Program ve Tüzük esasına göre tescil edilirken, ayrıntılı bilgiye yer verilmemiştir. Bu olay bittikten sonra, Medyo Dogan (Ahmet Doğan)  Varna’ya yemeye içmeye topladığı hısım akraba ve birkaç kişiyle bu işi fiilen becerdi. O günlerden bu güne 24 yıl geçti. HÖH partisi bu çeyrek asırda hiçbir iş yapmadı. Kimseye hak hukuk adalet, hürriyet ya da özgürlük tanımadı. Kimsenin beş para kazanmasına yol açmadı. Hep istedi, hep yoldu, hep el koydu ve gasp etti. Ödevi Bulgaristan’da sosyalizmi çökertmek ve azınlık olan halkı ezmekti ve bunu başardı.

Program konusu ilginçtir. Parti tescil edildikten sonra, olacak ya belki de herkes kendini bir şey zannetsin diye birçok Türk aydına HÖH programı yazdırmıştır. En fazla program yazanlarsa Varna ve Tolbuh’in köylerindendir. Dogan böylece, ben size güveniyorum havası yaratarak, hak ve özgürlükleri için mücadele eden insanımızı sömürmüş, kimin ne düşündüğünü öğrenmeye çalışmış ve adalet davasında ileri gidenleri jurnallemiştir. Türkiye’den gelip HÖH için çalışmak isteyenlerin Vatana geldiğine pişman etmiş, onları sıkıştırmış ve geri dönmelerine neden olmuştur. Kırcaali’ye dönen ve iş başlatmak isteyenlerden çoğunun parası çar çur olmuş, çabaları boşa gitmiştir. İnandıkları asil HÖH davasına yardım etme olanakları bulamamışlardır.

Bununla birlikte, Türkiye’ye göç eden, oraya yerleşen ama daha sonra geri dönüp HÖH etkinliklerine katılmaya hazır olduklarını beyan eden 10-12 kişi de HÖH programı kaleme almıştır. Kuşkusuz onlardan birçokları, hala hayatta olan bu soydaşlarımız ilk zamanda Medyü Dogan’ın (Ahmet Doğan)  kendilerinden bilgi topladığını fark edememiştir. Yazdıkları program tasarılarında samimi olan bu kişiler, daha sonra HÖH saflarına girme, herhangi bir görev alma vs. olanağı bulamamıştır.

Bu tespit daha ilk günden M. Dogan’ın Bulgaristan Türk aydınlarını oyuna getirmeye çalıştığına kesin delil ve kanıttır.

Daha 10 Ocak 1990 tarihinden bugüne kadar M. Dogan viskisini içmeye devam ediyor, kendini emin ellerde, güvende ve huzur içinde gösterme çabalarına devam ediyor.  Bildiğinize göre, Bulgaristan’da Komünist Partisi’nin iktidardan düşmesinden birkaç yıl sonra “DS” istihbarat örgütü, Altıncı Şube, Birinci Şube, Askeri İstihbarat vs. de dağıtıldı. Ardından göstermelik bazı dosyalar açıldı, artık işe yaramayan ajanların kirli çarşafları ipe serildi. Açılan ilk dosyalardan biri Ahmet Dgan’ın ajan dosyasıdır. Bunun ardından “Vatana hizmet suç değildir!” tezi geliştirildi. Ajanların hainliklerine övgü yağdırılmak istendi ama tutmadı.  Dogan daha da büyük “kahraman” yapıldı.“Stara Planina” (Koca Balkan) ödülüyle ödüllendirildi. O “kahraman” olmaktan başka bir unvan bana yakışmaz saçmalıyla, bu ödül isimlerimizi değiştiren şu başsavcıya da verildi, “almam” deyip, yeni bir sahne oynadı. Tüm bu trajik- komik sahneler, A. Doğan’ı bir “lider” olarak yetiştirip kabul ettirmenin kıvrak yollarıydı. Bunlardan biri de onun bir komünistin evine (Saray) kiracı olarak yerleştirip, evlt korumaları da tesis ederek daha da yükseltmeye çalışılması oldu. Rusya petrol oligarşisinin ona bir zırhlı Jeep hediye etmesine fesin püskülü desek yerinde olur.

Gizli polis örgütü “DS” sözde çöktüğünde, ajan ağı sözde dağıldığında ve dosyalar da açıldıktan sonra, bir gizli sivil polis, DS-ajanı olan M. Dogan’ın doğal olarak gizli ajan görevine son vermesi gerekirdi, fakat bu olmadı. Bu açıdan olaya daha derin baktığımızda, gizli polis iç istihbarat ikinci şube Türkiye kanadı ajanı olan HÖH Genel Başkan yardımcısı Osman Oktay’ın; Yine HÖH Genel Başkan yardımcısı olan ve aynı zamanda Bulgar askeri istihbarat ajanları dosyasına kayıtlı olan Güner Tahir’in parti içindeki görevine son verip ikisinin de görevden sıkılmış paçavra gibi atılmasını başka türlü ne açıklayabilme ne de anlayabilme mümkündür. Ajan kadro temizleme olayı, gizli polis DS’nin dağıtılırken, belirli kadrolardan kopmasına ve bazılarının çöpe atılması ve ardından DANS adıyla yeniden yapılanma sürecine çekilmesi, doğal kabul edilmelidir. Bu tabilik içinde olmakla, başkanlarından birinin Togo’ya Büyükelçi gönderilmesi, diğerinin (Aleksandr Aleksandrov) Bulgar muhalefetine avukat-yorumcu olarak gönderilmesi. Osman Oktay’ın da A. Doğan’a karşı havlamak üzere TV-yorumcusu görevi alması ilginçtir. Buna ajanların politikaya çıkışı da diyebiliriz.

Bu mantık 25 yıldan beri HÖH İç Tüzüğünde yazılı olmayan birinci maddedir. Şu gaddarca uygulamada bıçak olarak HÖH kullanıldı. A.Doğan sözde adalet sağlıyordu. Bunlar onun kayıtsız koşulsuz, bir tek, değişmez ve yerine başkası bulunamaz bir LİDER olarak yetiştirilmesi sürecinde basamaklardı.Bu komploda danışlı iki kurban da Kasım Dal ile Korman İsmailov dersek, baskıya dayanamayıp felç geçiren Bulgaristan Türkleri arasından olup Sofya Parlamentosuna ilk Başkan yardımcılığı yapan, Sayıştay müsteşarı,  hukukçu Kadir Kadiri, sözde kendine kıyan Ahmet Emini, HÖH / DPS Sofya İl Sekreteri Kınço Botev’i, Varna hapishanesinde çürütülen, Dulkovo Belediye Başkanı, eski milletvekili Doktor Nihat Tabakov’u, HÖH Kuzey Bulgaristan genel koordinatörü, eski milletvekili S. Sever’i ve daha nicelerini unutmayalım ve bugün Bulgar hükümeti istifasını veriyor ve şu önümüzdeki 5 Ekime kadar daha kaç kişinin bileklerinin kelepçeleneceğini düşünelim. Bu oyunlar hep, devletin bir kabak çiçeği gibi açmasına yardım ettiği A. Doğan’ın etrafında gölge yapan hiç kimsenin bulunmasına sivrilmesine vs. imkân vermek istemediğini gösteriyor. Neden mi, çünkü kabağın sapı yerde sürünür, avluyu geçip kimin avlusuna girip oraya bir kabak atarsa o kabak yeni sahibinin olur. Şimdi HÖH partisini Çingene tabanına doğru sürünüyor. Bulgar makamlarının hesabına göre, Türkler ve Pomaklar artık yorgun düştü, anlatılanı anlayamaz, verileni alamaz, isteyecek olsalar dili dönmez duruma getirildiler. Çingeneler ise hala pazarlarda, hala Avrupa’da, ötede berine, ne dilenmeleri, ne çalmaları, ne yalan söylemeleri, ne de aldatmaları bitti. Çar Kiro’yu ve bazı başkalarını içeri attılar ötekilerin aklı gelsin diye, fakat “anlamayana davul zurna az, anlayana sivri sinek saz!” sözleri onlar için geçerli değil, kendi yaşayış şekilleri var, kendi kıstasları var ve Bulgar toplumunun tamamen dışında, ülkeyi baba çiftliği sayarak, çalmayan, kapmayan, yalan söylemeyen namert olsun mantığıyla yaşıyorlar. Kafaları gem almıyor. Ahmet de % 50 Çingene olduğundan anlaşılan “şunlarla başa çık” vazifesi şimdi Ahmet şopara verildi. Bu sebeple olarak, Vitoş “Sarayına” sık sık girip çıkan mangallar arttı. Varna’dan, Stara Zagora, Sliven, Montana,  ve Vidin’den geliyorlar. 5 Ekimde HÖH / DPS partisinin oyları artarsa şaşmam, çünkü gizliden dağıtılan hesapsız kitapsız paralar Çingeneler arasında iş görüyor. Son istekleri, köylerde T. Jivkov anıtı dikilmesiydi, o da yapılıyor zaten. Pleven köylerinde belediyeler ve muhtarlıklar paralarını T. Jivkov baralev, park ve anıtları için harcıyor.

Bulgar mantığına bakıldığında, Türk ve Müslümanların Başına Sultan gibi oturtulan ve bir isteği iki edilmeyen M. Dogan (A. Doğan) – Sultanlar oğullarının başını kestiriyordu, sen de senden korkmalarını ve hepsinin gece gündüz titremeye devam etmesini istiyorsan hiç birine asla acımayacaksın mantığının uygulanışıdır. Bu vahşi mantığın en gaddar uygulanışı ise, A. Doğan’la İsperih’te çok büyük bir meydan düğününde evlenen Ayselin gelinin başına patladı. Şimdi anlatacağım olay, sözde Bulgaristan Türkleri ve Müslümanlar önünde A. Doğan’ın her şeyden önce adil olduğunu kanıtlamak için tertip edildi. Bilirsiniz insanımız Çingen’eden bir şey talep etmez. El açmaz, el uzatmaz. Buna rağmen, Ahmet Doğan’ın önemli ve büyük, sözü geçen ve dediği dedik olan ve adalet dağıtan bir adam olduğunu kanıtlamak gerekiyordu ki, bu acı hesap Ayselin geline ödetildi.

Evlenmelerinden birkaç gün sonra, daha bal ayı bile sona ermemişti, bir akşam Sofya’da bir gençlik lokaline çıkmışlardı. Müzik çalıyor, genç çiftler dansigte tango vals ediyordu. Ayselin de dans etmek istedi, eşi birkaç defa ısrar etti. İlk çıkışlarıydı, ilk dansları olacaktı, genç gelin rüzgâr gibi savrulmak istiyordu. O birden terslendi: “Oynayacaksan oyna!” diyen ses, sert ve küstahtı.

Kızlık gururu yüksek olan gelin, “iyi” deyip kalktı, oynayanlara karıştı, oynamaya başladı, savruldu, tüm hırsını, düğünden beri biriken gerginliği tüm güzelliyle dansinge döktü. Çok alkış aldı. Bis tutular. Alkışlayanlar üniversiteli arkadaşlarıydı. Fakat aslında bir köylü kültürü bile olmayan, bir köy  şoparı olan Ahmet Doğan çok kurs görmüş ama, lokantalarda hep içki masasını beklediğinden ve birkaç kadehten sonra kafası hep masaya vurduğundan, dansingin  coşkusunu, serile serpile iç dökenleri tanımıyor, onların hislerini hissedemiyordu. Müzik ve sanat kültürü, dans ve oyun kültürü bambaşka bir şeydi. “Saraya” dönene kadar kendini şişirdi, hiddet dolan küçük yanakları klarnet çalan zurnacının yanakları gibi şişmiş ve patlama vaktini bekliyordu.

Saraya girdiklerinde o hemen Ayselin gelini tartaklamaya başladı. Ayselin hiç ses çıkarmadı. Sonra “soyun” dedi, fistanını, ayakkabılarını, donunu zorla çıkarttı. Gelin bir şeyler olacak zannetmişti. Oysa Ahmet eline bir bıçak aldı ve Ayselin’e yönelerek, “ÇIK!” diye emretti. Bu işin şakası olmadığını gören genç gelin, kapıyı açtı, dışarı fırladı, hava sıcaktı, ağaçların arasına saklandı. Anadan doğmaydı. Büzülse kolları vücudunu kapamıyor, çömelse gene açıkta kalıyordu. Saçları çıplak göğüslerine döküldü.  Etrafındaki ağaçlardan bir dal koparıp kendini örtse, o da olmadı, çünkü ardıçların arasında o da diken diken olmuş bir ardıç gibiydi.

Lider” içerden telefonla emir verince,  3 bekçi geldi. Silahlıydılar. Hırsız ya da fahişe sandılar Ayselin’i. Olayı anlamadan bekledikleri evin gelinini önlerinde anadan doğma görünce, donup kaldılar. Belki “Ne oldu?” diyeceklerdi, telefon geldi, biri açtı, karşıdaki hiddetli ses, “Alın bir arabaya atın ve anadan doğma babasının evinin avlusuna bırakın ve dönün!” emrediyordu.

Bekçiler Bulgar’dı. Bakıştılar… Amirleri olan bir göz işareti yaptı. Birisi koştu bir çarşaf ve iki battaniye getirdi, sardılar sarmaladılar, bağlayıp paketlediler, Tuna obasını ve Deliormanı geçip Dobruca’ya kadar gece gece gittiler ve şafak sökmek üzereyken Ayselin’in  baba evini buldular, gelini baba ocağına işte böyle anlattığım halde teslim ettiler. Ne kimseyle konuştular, ne kimseyi gördüler. Onlar “Bulgarlaştırma” döneminde bile bu kadar bir iğrenç ve yüz karası vazife yerine getirmemişti. Olay duyulacak ve işimizden olacağız diye korkuyorlardı.

Köpekler havlıyordu. Bulgaristan Türklüğü bu toprakları Vatan bileli, bu topraklarda Bulgarlarla asırlardan beri beraberlik içinde komşu komşu  yaşayalı çok olaylar olmuştur, ama Bulgar gençlerin bir Türk gelini balayında çırıl çıplak gece gece teslim baba ocağına ettiği görülmemiş, işitilmemiş ve yaşanmamıştır.

Soruyorum: Bu adam Bulgaristan Türklerine lider olabilir mi?

Devam edecek.

Reklamlar