Saraya Çıkan Kulübe Yolu Yoktur

Osman BÜLBÜL

Konu:  Bizi neye alıştırmak istiyorlar?                                

Hayalet olan ama gözle görülmeyen.

Hayalet olmayan ama gözle görülen.

Bu bir bilmece değil! İki durum arasındaki fark dağlar kadar büyük.

Zamanımız kıymetli, uğraştırmayın bizi” deyip burun kıvıranlarınız olabilir.

Olayı saçma zannetseler de, gerçek hiç de öyle değil. Okudukça tablo açılıp tamamlanacak ve olayın bizimle direk ilintili olduğunu görüp inanacaksınız. Çok acı bir gerçek aslında. Kopyasının bizde uygulanması da çok üzücü!

Yukarıdaki iki satırı “Gonkur” ödüllü Fransız yazar Anri Troaya’nın KORKUNÇ İVAN kitabından aldım. Moskova’da dünyaya gelen, Bolşevik devriminden sonra Fransa’ya göç eden ve 100 tarih devinin otobiyografisini kaleme alan yaratıcı, Fransız Bilimler Akademisi üyesidir.

1940 -41! Alman topları sakinleri tahliye edilen ısız Moskova’yı gece gündüz bombalarken Başkomutan Stalin yeraltı treninin “Mayakovski” durağındadır. Koltuğa büzülmüş, dizlerinin üstünde yün battaniye, elinde Lev Tolstoy’un “Korkunç İvan’ı”. Tren geçmeyen istasyonda bir teleks, bir sekreter, bir sam ovar ve burada kaldığı 20 günde elindeki kitabı defalarca okuyan korkunç başkomutan.

  1. İvan’ın hüküm süresi 1547 – 1584 yılları arası Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat zamanıdır. Kazan’ı ele geçirdikten sonra yakan ve Rusya’yı Siberya’ya açan hileci ve gaddarlığıyla ünlü Çar odur.

Son Büyük Savaşta mihverden (Almanya, İtalya ve Japonya) olan üçüncüsü, gaddar Çar’ın Rusya’ya kattığı Uzak Doğu topraklarına girmekte tereddütlüdür. Hitler, Doğan Güneş İmparatorluğunu Sovyetlere saldırmaya zorlamak amacıyla başbakan Hideki Töjö’yü Berlin’e çağırmıştır. Kuşatılmış Moskova’ya trenle gelen ve Almanya’ya uçakla gidip dönen Başbakan,  KGB tarafından durdurulmuştur. “Trans Sibirya” trenini kaçırınca müzakere masasına oturmaya zorlanmıştır. Japonya’da savaşa girme kararını ancak meclis alabilir. Olay İmparatorun dışındadır. Görüşme salonundan bir sandık altınla çıkan ve tren son durak Vladivostok’a varmazdan önce uçaktan indiği bir ara istasyonda devlet konuğu vagonuna kurulan Töjö, Tokyo’ya sağ salim döndüğünde,  meclis SSCB ile savaşa girmeme kararı almıştır.

Stalin’in Metro durağında beklediği şifreli haber işte budur. Olay Moskova, Leningrad ve Stalingrad çarpışmalarında ve savaşın daha sonraki kaderinde sonuç belirleyici rol oynamıştır. Çünkü haberi alan Başkomutan Japonya’ya karşı Sibirya’da tuttuğu orduları ve milyonlarca sürgün ve mahkûmu serbest bırakıp ellerine silah vererek cephelere sürmüş ve savaşın yönünü değiştirmiştir.

Yazımızın başına dönüyoruz.

Hayal olan güçler KGB, başbakan Töjö’nün hainliği, metro deliğindeki Stalin’in sabırsızlıkla bekleyişidir.

Gerçek olansa Büyük Savaş, müttefikler arasındaki uyum sağlama çabaları, Töjö’nün bir sandık altına vicdanını satması ve Tokyo meclisinin aldığı karardır.

İlk anda, Japonya meclisinin Nazilere baş kaldırıp böyle bir karar alması, Sibirya’daki orduların Moskova, Leningrad ve Stalingrad’a yığılması, milyonlarda tutuklunun bir anda serbest bırakılması ve tüm cephelerde savaşın kaderinin değiştirilebilmesi bir hayaldi. Gözle görülemeyen ama arzularda yaşayan bir hayal! Hayal olmayan ama gözle görülen ise, KGB’nin başbakan satın alıp meclisi etkileyebilme gücüdür.

Stalin’in aynı kitabı, IV. İvan’ın hayat öyküsünü defalarca okuma sebebine gelince,  ordularını ve halkını kaybeden başkomutan tarihte aynı duruma düşen bir hükümdarda emsal aramıştır.  IV. İvan  37 yıllık hükümdarlığında çok zor duruma düştüğünde bir kez tacını çıkarmış ve yakınındaki sarhoşlardan birinin başına geçirmiştir. Böylece bir hayal olmuş ve Rusya İmparatorluğunu 17 yıl göze görünmeden, insan arasına çıkmadan idare etmiştir. Stalin okuduğu eserde kayıplara karışan, fakat sihirli bir hükümdar olarak hüküm sürmeye devam etmenin ruhsal sırlarına girmeye, koskocaman Rusya’yı bir hayalet olarak yönetme yollarını aramaya çalışmıştır. Çünkü Moskova düşünce ve Kızıl Meydan’a Nazi çizmesi basınca olacak olan ancak budur. Stalin’i bu kabustan kurtaran Tokyo’dan alınan hayırlı haber olmuştur ve ölüm kalım savaşının kaderi değişmiştir.

Benzer olaylar bugün de tekrar etmeye devam ediyor.

Ruhları satın alınmış liderlere bugün de rastlıyoruz.

Biz Bulgaristan Türkleri yıllarca yüzünü görmediğimiz bir “lider” tarafından yönetilen bir etnik azınlık topluluğu değil miyiz?

Hayalet tarafından yönetilen kitlelerin kendilerini aldatanlardan hesap sorma, onları yargılama, yakalarına yapışıp yere vurma olanakları ellerinden alınmış oluyor. Bizde bu örneği Ahmet Doğan’ın kişiliğinde ve yaptığı işlerde bunu görüyoruz.

Ahmet Doğan perde ardından BULGARTABAC adlı ekmek teknemizi uşağı olan Delyan Peevski’ye hediye etti. Yeni idareci işleri iyice karıştırdı. Plovdiv sigara fabrikası yıkıldı. Sofya fabrikası kepenkleri kapatıyor. “Prences” sigarası dolu TIR’lara PKK yolu kapandı. Sarayda gizlenen hayaletten gelen cevap ne oldu? Bulgartabac şirketi 2016 yılı için tütüncülerimizle sözleşme imzalamayı ret ediyor. 290 bin ailemiz tütüncülükten geçiniyor.

Ne olacak şimdi? Saraydaki hayalet, şirketi, kaşesi, imzası olmayan biri! Onun yalnız koruması var. Şirket sahibi Peevski de hisselerinden kurtuldu. Ofisi hangi adada olduğu bilinmeyen, hukuksal sorumluluk taşımayan bir Of Shor hayalete satıldı.  Hayaletler lideri öteki hayaletleri bildiği gibi yönetiyor, halkı düşünen yok, fakir daha da yoksullaşmış kime ne!? Emekçi insanlarımız Türk Müslüman aileler hayalet kölesi olmuş.

TÜTÜNCÜLERİMİZİN YILLIK SÖZLEŞME İMZALAMASI ÇOK ÖNEMLİDİR. SÖZLEŞMESİ OLMAYAN ÜRETİCİ ÜRÜNÜNÜ SİGORTALAYAMAZ, VERGİ ÖDEYEMEZ, EMEKLİLİK PRİMLERİNİ VE SAĞLIK SİGORTASINI DA ÖDEYEMEZ VE KENDİSİNİ TOPLUM DIŞINA ATMIŞ OLUR. Söz konusu olan yüz binlerce vatandaştır.

Gelelim yazımızın başlığındaki soruya: Biz neye alıştırılmak isteniyoruz.

Bunun en kısa cevabı şudur: BİZİ TOPLUM DIŞINA İTMEYE ÇALIŞIYORLAR.

16–22 Mart 2016 “Galetya” gazetesinin özel haberi elimde: Manşet:

DOĞAN’IN 30 MİLYON US DOLARLIK SAHİL SARAYLARI HİZMETE AÇILIYOR.

Hak ve Özgürlükler Hareketi (DPS) fahri başkanı 62. doğum gününü Kara Deniz sahilindeki özel saraylı çiftliklerinde kutlayacak. İnşaat tamamlanmış, saray donatılmış, eskiden kulübe patikası olan yol birinci sınıf saray yolu olmuş, boyanmış, işaretlenmiş ve halka kapanmış, elitte açılmış…

Ahmet Doğan “Rosenets” sahil parkında devlet kumsallarını da kapatmış.

1 milyar Euro’dan fazla kendi parası olduğu dillerde dolaşan Doğan Karadeniz kıyısına kurduğu yazlık sarayla Bulgar iş ve mali çevrelerin en zenginlerini de gölgede bırakmış.

Sofya’da Cuma namazı kılınan 4 mescidin önünde devamlı milliyetçi anti-Türk, ant-Müslüman gösterileri yapılırken, camiye gitmeyen ve kendini ateist ilan eden Doğan deniz köşküne ek olarak bir cami de yaptırmıştır. Atanmış imam yok.

“Galerya” Gazetesi, Sofya, “Ribaritsa,  Devin “Orfey”, “Rosenets” ve “Drındar” köşklerinin resmini başmış.

Soruyoruz:  Ahmet Doğan adında bir şansın Bulgaristan’da şirketi var mı?

Cevap:         Yok!

Soruyoruz:   A. Doğan adındaki vatandaş 2015 yılı için vergi beyannamesi verdi mi?

Cevap:          Vermemiştir.

Soruyoruz:   2000 yılından beri A. Doğan ne kadar vergi ödemiştir?

Cevap:          Sıfır leva!

Soruyoruz:     A.Doğan’ın vergi beyannamesinde sıfırdan başka rakam var mı?

Cevap:          Gelir ve vergi beyannamesinde altı üstü önü ardı SIFIR.

Soruyoruz:    Bu sarayların, ziyafetlerin, kör sofraların paraları nereden geliyor?

Cevap:           Bilen yok.

Soruyoruz:    Korumaların, köpek mamalarının, fahişelerin parasını kim ödüyor?

Cevap:           Bilen yok.

Soruyoruz:     Bu 1 milyar Euro, bu 30 milyarlık otel serisinin parası nereden geldi?

Cevap:            Bilen yok.

Yaptıkları tüm işler yasa dışı, kural dışı, yalan dolan. Alınan rüşvetleri yasallaştırmak çok zor! Onlara sorulan soruların cevabı hep yalan, hep dolandırıcılık, hep üstü kapalı, hep biz bildiğimizi yaparız, siz karışmayın, sürünürsünüz özlüdür. Çok bilirseniz Bulgaristan hepinize dar gelir tipinden veya daha beter. Korkutup hırpalamak, her yönden her konuda zorlamak, herkesi sindirip pes edilmesini beklemek…

Uzatmayalım. Bu olay bir yandan hayal gibi bir şey, aynı zamanda gerçektir. 29 Mart 2016’da deniz sarayında 62. doğum gününü kutlayacağını ilan etti Doğan. 3 yıldan beri ilk defa Sofya Sarayından resmen çıkacak. 80 silahlı komando sarayı denizden ve karadan koruyacak! Korku dağları bekliyor. Modern köleliği kabul eden M. Karadayı, R. Rıza ve Ç. Kazak Sofya’da takım elbise diktiriyor. Milletvekilleri aralarında para topluyor. Hediye alacaklarmış. Bulgaristan’ın en rüşvetçi ve dolandırıcı iş adamlarından olan Rumen Gaytanskı (vılka) ve Hristo Kovaşki – kömürcü doğum günü hazırlıklarını tamamlamışlar. Hatta Kovaçki birkaç kamyon kömür göndermiş ve “sarayı ısıtsınlar” demiş. Doğan’a öz evladından yakın olan BULGARTABAC sahibi D. Peevski’nin pek keyfi yok.

3 yıl önce boş kafasına PARTİ GENEL BAŞKANI KÜLLAHI GEÇİRİLEN Lütfi Mestan’ın bu hayalet işlerdeki rolü büyük oldu. Doğan saraya gizlenince sahneye o çıkarıldı. Doğan’a 18 yıl çıraklık etmenin adı var. O kendisi yaptığı işleri hayal meyal hatırlasa da bulunduğu hizmetler arasında iz bırakan gerçekler de var. Örneğin 18 yıl liberal bir parti yönetiminde yer alsa da liberalizmin ilkelerini öğrenememiş. Okuduğu raporları hep başka biri yazmış. Adamın işi avcılık! O üç kurdu bile kendisinin öldürmediği anlatılıyor.

Tütün fabrikasına giren cebinde birkaç paketle çıkar, gömeç tutan parmağını yalar. Ne ki, sahte taçlı şimdi dilini yuttu, 10 Nisanda yapacağım dediği DOST kurucu kurultayını bile ertelemiş. Paralar akmamış bu defa. İnsan arasına çıkacak suratı kalmadı. BULGARTABAC yeni tütün sözleşmesi imzalayamayacakmış, hem Lütfi, hem Şabanali, hem Hüseyin hoca bu konuda susuyor. Aslında gerçek sorun bu. Bu sorunu çözseler partiyi kurabilirler. Herkes imza verir. Çözemezlerse 2.500 imzayı toplayamazlar. Herkes işsiz güçsüz! Aç ve üzgün. Lafa tok. İşlediği suçlardan, yaptığı hayaletlerden hesap sorulmasından korktuğu için gizlenmek zorunda kalan ve hayalet rolü üslenen Ahmet Doğan’a son 3 yılda hepimizi inanmaya ve ona bel bağlamaya zorlayandır L. Mestan ve şimdi bu sahte tavrının hesabını ödemek zorundadır. Bir hayaleti yaşatmak, halka yalan söylemek, gerçekleri halktan gizlemek, vicdanımıza ihanet etmektir ve bunun faturası işte şimdi kesilmeye başlamıştır.

Burada aslında nefes alıp yaşayan, ama hiçbir yerde imzası olmadığından dolayı sanki eli ayağı olmayan hayalet büyüsü içine itilmiş bulduk kendimizi. Aslında, kendini Liberal bir parti olarak tanıtmak isteyen DOST partisi de böyle bir şey! DOST sözünü gizli uşaklık hedeflerini gizlemek için bir kılıf olarak kullanmaya çalışıyorlar. 24 ayar bir sahtekar olan ve başkan olmak isteyen Lürfi’ye ne deyelim!

Doğan bu beş sarayı, Lütfi Mestan  onun HÖH-DPS Meclis Grubu Başkanı olduğun yıllarda kurdurmadı mı? HÖH-DPS Genel Başkan Yardımcısı ve Bulgar Meclisi Başkan Yardımcısı Biserov uluslar arası para kaçakçılığı işinde Lütfi’nin başkanlığı döneminde yakalanmadı mı? Bu adamın hiçbir şeyden haberi olmuyorsa, başkan koltuğunda ne işi var? Kendi kendime soruyorum: Hayalet olan saray kurdu Doğan mıdır? Yoksa koltuk sevdalısı bakar kör Lütfi Mestan mıdır?

İkisi de hayaletse gerçek olan kimdir? KGB mı?, DS mi? DANS mı?  CİA mi? Biz kâbus mu görüyoruz? Bana öyle geliyor ki Doğan da, Mestan da gerçek olmaktan korkuyorlar!

Nerededir sözü edilen milyon dolarların kaynağı?

Yoksa Doğan’a da Japonya Başbakanına Moskova’da KGB’nin gizlice verdiği bir sandık altın gibi bir şeyler mi verildi de, haberimiz mi olmadı!  Lütfi Bey, sökülmeden, bildiklerini söylemeden kimseden imza alamaz. Milletin canına tak demiştir. Halkımız gerçekleri bilmek istiyor. Sen boş kafana külah geçirildiğinde kendini Başkan sandın. Ne kadar zavallısın! Bizimse inandığımız gerçekler var. Bu gerçeklerin başında gelense şudur: Siz Bulgaristan Türk Müslüman topluluğunu satarken defalarca para aldınız. Size para ödenen koşullar şunlardır:

Para alıp hesabınıza geçirdiğiniz durumlar:

  • Bulgaristan Türk ve Müslüman azınlığı eritmeye devam edip Bulgarlaştırmayı kabul ettiniz.
  • Bulgaristan Türk ve Müslümanlarını “Bulgar Etnik Modeli” içinde oyalayıp boğmaya çalıştınız;
  • Avrupa Birliği’ne Bulgaristan’da etnik halk toplulukları sorunu yoktur, dil, din, özgün kültür meselesi yoktur dediğiniz için;
  • Bulgaristan Türk Müslümanlarını devamlı yalandırmak ve baskı altında tutarak demokrasiye dahil olmalarını engellemek için;
  • Bulgar devlet okullarında anadil eğitimini engellemek, geleneklerimizi unutturmak ve kültürümüzü yok etmek için;
  • Bulgaristan’da etniklerin doğal ve insan haklarını rafa kaldırmak ve onları kimliksiz bırakmak için;
  • Bulgaristan’da etnikleri devamlı korku içinde yaşatmak ve sindirmek için;
  • Bulgaristan’daki Türklerle Türkiye’deki Türkler arasındaki bağları kesmek için;
  • Bulgaristan’da Türk etnik kültür ve medeniyetinin yeşermesini budamak için;
  • Bulgaristan’da çok kültürlü, hoşgörülü demokratik toplum kurulmasını önlemek için;
  • Bulgaristan Türklerini sağ ve sol aşırı milliyetçiliğe hedef göstermek için.
  • Rusya’nın imparatorluk hedeflerini savunmak için;
  • Her durumda Rusyacı kalmak için;
  • Bulgaristan’da hiçbir reform yaptırmamak için; vb. vb. vb.

Kumsal kenarına, dağ beline, Sofya içine saraylar konduğunu gören sıradan insanlarımız bu işlerin hayal olmadığını, soyulduğumuzu, geleceksizleştirildiğimizin gerçek olduğunu görüp anlamaya başladı ve artık baş kaldırıyor. Şu an yapamadığınız bir tek iş kaldı. Memleketimizi ve insanlarını iyi bir alıcı bulup satamadınız. Bu da bugün hayal olsa da yarın bakarsın gerçek oluverir. Putin ortada. Bu hevesli bir İngiliz liberali de olabilir. Arap şeyhleri de istiyormuş bizi…

Yazımızın başına dönersek, işaret ettiğim gibi, “Korkunç İvan” Rusya’yı büyütürken o kadar çok kötülük yapmış, dehşet saçmış, cami, kütüphane, şehir yakmış ve sonunda halkın önüne çıkacak yüzü kalmadığından kendisini 17 yıl yok ilan etmiş. Nasıl mı? Tacını en yakınındaki sarhoşun başına geçirip gizlendiği yerde sefa sürerken, halkın önünde idare eden görüntü, bir hayalet olmuş. Hükmeden biri olarak kayıplara karışmış. Bizdeki örnek biraz farklı, Lütfi’nin kafasına külah geçiren Doğan, saraya kapandı. Artık 5 sarayı var, birine gizlenir, birinde Karadayı, ikincisinde Rıza, üçüncüsünde Çetin ile görüşür, dördüncüsünde fahişelerle buluşur ve  beşincisinde de bulunana kadar gizlenir.

Doğan’ın kürsüden atıldığı ve sıfırlandığı gün gibi IV. İvan en dehşetli ve öfkeli Çar olsa da, ondan da hesap soracak biri bulunmuş. Evlenip boşanmadan bıkan Çar her gece karı kız değiştiriyormuş. Kız çıkmayan kızın bacaklarını bağlatıp Moskova sokaklarında  “troykaya”  sürütüyor, dayanamayıp can veren kurban Moskova Nehri’ne attırıyormuş. Kız çıkmayan 50. kızın babası satırı kavradığı gibi Kremlin’e yürümüş. “Çar olduğuna bakmam, elimde kalır bu pezevenk” demiş ve Korkunç İvan babanın hiddetinden korktuğu gibi, kayıplara karışmış. Ahmet Doğan’ın Aysehel gelini bir battaniyeye sarıp kar kış gece karanlığında baba evine gönderdiği ve ardından saraya kapandığı gibi bir şey işte

Ben Stalin’in bu kitabı okumasını da şuna bağlıyorum. O zamanlar milyonlarca Kırım Tatarı’nın ahtı kulaklarda! Kurşuna dizilen 5 milyon Sovyet vatandaşı unutulmamıştı. Belki o da IV. İvan gibi hayal olup, biryerlere gizlenip perde ardından, görünmeden, ortaya çıkmadan, idare etmek istiyordu.Baş düşmanı olan Adolf hitlerinde o zamanlar “kurt ini” adıyla bilinen 11 yer altı sığınağı vardı. Savaşı bir korku hayaleti olarak yönetiyordu. Korku dağları bekler. Neyse!

Japon Başbakan Töjö bir sandık altını almasaydı, halkının vicdanını satmasaydı, ne olurdu? KGB onu öldürürdü? Gerçek olarak kalansa, parayı alanları, irade ve vicdan tüccarlarını, halkına ihanet edenleri bugün de uyku tutmamasıdır. Sarayda kâbus gören,  40 korumaya para ödeyen bizim kâfirin açık gözle uyur gizi yapması bir örnektir.  Aklıma şöyle bir örnek daha geldi. 1933–1945 yılları arasında devamlı Hitlerin yanında bulunan, “kurt inlerinde” yanından ayrılmayan Heinz Linge savaşın son günü Berlin’de tutuklanmış ve GKB’nin Moskova merkezi “Lüblanka” mahzenine kapanmış. Koğuşta binlerce tahtakurusu! Hiç uyuyamamış. “Beni başka bir koğuş istemiş”. Yeni koğuş pire yuvasıymış. Üçüncü koğuş fare ini! Dördüncüsü akreplikmiş ve Linge gerçek dünyadan kurtulmak için gerçekten delirmiş. Kanıma göre bizim saraylılar henüz oyunun başındadır.

Bütün bu senaryoda Rusya’nın 1547’den beri genişlediği bir gerçektir. Ruslar. bizim saraylıları Bulgaristan ve Balkanlarda Türklüğün, Müslümanlığın genişlemesini önlemek için saraylarda yaşatıp kullanıyor. Ahmet Doğan’a Rusça 1000 kitap vermişler. O da “Drındar” köyüne götürüp 2008’de kurdurduğu ama bir türlü kapısını açıp içine giremediği “zeki çocuklar” okuluna depolamış. Bu arada Moskova Belediye Başkanı Kamçiya ırmağı deltasında ve Burgaz ilinde Rus çocuklar için 5 bin kişilik kapalı yerleşkeler kurdurdu ve tedrisat Moskova okullarına uygun Rusça yapılıyor. Hayal olan sanki bizim memleketimizde Türklüğümüzü yaşatabilme umudumuzdur. Gerçek olansa IV. İvan zamanından beri devam eden gerçeklik ve hayalet dünyası oyununun yeniden ve yeniden farklı dekorlarla sahneye konmasıdır. Külah da onların kel baş da!

Ahmet Doğan, Lürfi Mestan ve diğerleri saraya çıkan kulübe yolu olmadığını, halkımızın bunu sezmeye başladığını, bu sisli puslu işlerin içinde bir şeyler döndüğünü anlamaya başladı. Gün gelir, Anri Troaya gibi gölgesinden korkmayan bir yazarın hayal olanla gerçek olanı birbirinden ayırıp gerçekleri bütün dünyaya anlatacağından korkuyorlar. Bu bir hayal değil, gerçekleşecek bir umuttur. Kralların sarayları ve Sultan köşkleri hep halka kalmıştır… Kulübeden saraya giden doğru yol yoktur.

Share
Reklamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir