Ertaş ÇAKIR
Bazı sergiler vardır; duvara asılan fotoğrafları değil, insanın içini gezdirir. Bayrampaşa Millet Bahçesi’ndeki kütüphanede açılan sergi de onlardan biri. İçeri girdiğinizde sizi karşılayan şey vitrinler değil, yarım kalmış hayatların sessiz çığlığı oluyor.
Loş ışıkların altında yan yana duran iki dede…
Biri Samsun’un köylerinden gelmiş, diğeri Bursa’nın göçmen mahallelerinden. Coğrafyaları ayrı ama kaderleri aynı. Aralarındaki sohbet, aslında bu topraklarda sıkça duyduğumuz ama nadiren yüzleştiğimiz bir gerçeği fısıldıyor: Biz aynı kaderin evlatlarıyız.
1984’te Bulgaristan’da isimlerin zorla değiştirildiği fotoğraflara bakan Samsunlu dede, “Biz o yıllarda haberleri izlerken içimiz yanardı ama meğer ne büyük bir kıyamet kopmuş” derken, aslında hepimizin payına düşen bir vicdan muhasebesini yapıyor. Çünkü uzakta yaşanan zulüm, yakında hissedilmediğinde kolayca unutuluyor.
Bursalı dede ise 1989 göçünü anlatan kamyon fotoğrafını gösteriyor. Beş yaşındaki çocuğunun elinden tutarak, üç yaşındaki bebeği kucağına alıp bilinmeze yürüyen bir baba… “Kapıyı kilitlemedik” diyor, “anahtarı da kimseye bırakmadık.” Bu cümle, bir göç hikâyesinden çok daha fazlası. Bu, Türk’ün toprakla kurduğu bağın, umudu kaybetmeyen hafızasının ifadesi.
Serginin asıl sorusu ise gençlerden geliyor:
“Biz burada yeterince yanınızda durabildik mi?”
Bu soru, yalnızca geçmişe değil, bugüne de soruluyor. Çünkü unutulan her acı, bir gün tekrar kapıyı çalıyor. 1950’lerde, 60’larda gelenler arkada kalanları unuttuğunda, bedelini 1984’te isimler, kimlikler, çocukluklar ödedi. Hafıza kaybının faturası her zaman ağır oluyor.
Serginin sonunda dedelerin torunlarına bıraktığı vasiyet ise bugünün en hayati cümlesi belki de:
“Derneklerinize sahip çıkın.”
Bu bir nasihat değil, bir hayatta kalma reçetesi.
BULTÜRK, Türk Dünyası Gönüllüler Birliği gibi yapılar yalnızca geçmişi anlatan kurumlar değil; geleceği ayakta tutan sigortalardır. Birlik hafızayla başlar, hafıza sahiplenmeyle sürer.
Bu sergi Balkan Türklerinin hikâyesi gibi görünse de aslında “Ben Türk’üm” diyen herkesin aynasıdır.
Burada sergilenen şey tarih değil; unutulmaması gereken bir karakterdir.
Eğer yolunuz Bayrampaşa’ya düşerse, sadece bakmaya değil, hatırlamaya gidin.
Bir dedenin gözlerinde, bir babanın suskunluğunda, bir çocuğun şaşkın bakışında…
Çünkü bazı tarihleri okumak yetmez.
Onlarla yüzleşmek gerekir.
