Özrü Olmayan Suçlar

Fakti. Bg. 10 03  2019
Tarih: 10 mart 2019
Yazan: Nedim AKIN
Konu:  Tartışması devam eden, Bulgaristan Yahudileri sorunu.

Biz, kimlik ve din tarihimizi ne kadar yetersiz, üstün körü ve bilgisi derin olmayan, çıkarcı anlatan veya dinleyicilerini yanıltmak için propaganda yapanların ağızından dinlersek, yazdıklarını okursak, yanılma payımız ve hatta suç işleme, günahkâr olma ihtimalimiz o kadar artıyor.

Bir misalle açıklayayım.

Totaliter komünist rejimin işlediği sayısız suçların hepsi, bu arada sözüm ona “soya dönüş süreci” olarak 35 yıldır yutturulmaya çalışılan ağır kitle cinayetlerinin, kültürel katliamın, artık toplam sayısı 600 bin olan zoraki göç kurbanlarının, affı asla mümkün olmayan vahşi suçlara kılıf bulup suçsuzluk kefeni giydirmeye çalışıyorlar. Bulgaristan’da bu bir feryat halini aldı. Vuslatın, cennet ve cehennem sorgusunun ve katran kazanda kaynamanın ne olduğunu bilenlerin gözüne uyku girmiyor. Hainlik için ceza yasası olmayan bir ülkede gölgelenseler de, iç sızılarını yalnız kendileri bilir.

Bugünkü anma, 10 Mart tarihiyle ilgilidir.

13 Şubat 2003 yılında, Bulgaristan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararıyla, 10 Mart tarihi “Holokos Günü yani İkinci Dünya Savaşında Yahudilerin Öncelikle Yakılarak Yok Edilmesi Ve İnsanlığa Karşı İşlenen Cinayetleri Kınama Günü” ilan edildi. Okul kitaplarına girdi. Anma törenleri yapılıyor.

Olayın tarihçesine geçmezden önce, şu anımsatmada bulunmak istiyorum:

2002’de Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin Eğitim ve Öğretim Bakanları toplantısında, 2002 yılına kadar “Yahudilerin Yok Edildiği Gün” olarak anılan 27 Ocak tarihinin, 2003’ten sonra, her ülkenin milli özelliklerine göre farklı bir günde anılması kararı alındı.

Bulgaristan’da bu tarih, 17 Mart 1943 tarihinde 25. Halk Meclisi Başkan Yardımcısı Dimitır Peşev tarafından kaleme alınan ve 42 milletvekili tarafından imzalanan – evlerinden toplanıp tren garlarına ve Tuna’da – Lom limanı yakınlarında bir kampa toplanan yaşlı ve çocuk, erkek ve Bayan Yahudilerin yük treni ve nehir gemisi ambarlarına tıkıştırılıp, yakarak yok etmek üzere Avrupa’daki değişik Nazı kamplarına gönderilmelerinin durdurulduğu gün olarak anılıyor. Uluslararası camia bunu böyle kabul edip, İsrail hükümeti Bulgaristan Başbakan ve papazlarını Tel Aviv’e davet edip her defasından yüksek ödüllerle ödüllendirse de, Bulgar Yahudiler ve onların manevi liderleri, Bulgaristan’ın Yahudilerini “kurtardığını” kabul etmiyorlar. Çünkü yaşananların tekrar etmesinden korkan Bulgaristan Yahudileri (Osmanlı devrinde yerleştikleri ve 400 sene barış içinde yaşadıkları toprakları)  1946’da,  48 bin kişi olarak ülkeyi topluca terk etmiş ve İsrail’e yerleşmiştir.

Olayın özü daha derindedir:

1942’de Alman Nazileri Vardar Makedonya’sı ile Ege Trakya’sını işgal etmiş ve idaresini Bulgar Çarlığına devretmiştir. Bulgar Çarı III. Boris ve Sofya hükümeti bu 2 bölgede yaşayan Yahudi ve Romen (Çingene) vatandaşlara Bulgar Çarlığı tebaası tanımamış, Nazilerin isteğine uyarak, Yahudi ve Romenleri toplanarak Nazi insan yakma kamplarına sevk etmeyi kabul etmiştir.

19 Mart 1943’te,  ilk parti olan, 7 144 Yahudi Vardar Makedonya’sından, Bulgar asker ve subayların nezaretinde, gece gece at vagonlarına bindirilmiş ve Viyana üzerinden Polonya’nın “Treplika” Yahudi imha kampına yola çıkmıştır. 12 Mart 1943’te yine aynı şekilde günümüzde Sırbistan’da bulunan Pirot şehri tren garından 161 Yahudi de aynı istikamette, fakat Lom nehir limanında gemi ambarına yüklenerek, Viyana üzerinden aynı ölüm kampına yola çıkarılmıştır.  (toplam 11 343 Yahudi gönderilmiş ve aralarından geri dönen olmamıştır.) Aynı gün Sofya Yahudileri evlerinden zorla çıkarılmış, erkekler taş ocaklarına işe, kadın, yaşlı ve çocuklar da Tuna’ya yakın “Dolna Mitropoliya” toplama kamplarına gönderilmiştir. Bu baskı ve terör olayı bütün Bulgaristan’ı sarmış, Yahudilerin yakasına sarı işaret takılmış, okulları kapatılmış, çocukları Bulgar okullarından çıkarılmış, Yahudi dükkanlarından alış veriş yasaklanmış, Yahudilerin sesi kesilmiş, kulakları tıkanmış, birçokları Dağa çıkarak anti-faşist ve monarşiye karşı silahlı direniş partizan çetelerine katılmıştır.

Bu yılkı Sofya’daki anma törenlerine Dünya Yahudi Kongresi Başkanı Ronald Lauer de katılacak. Birinci sınıf “Koca Balkan” ödülüyle taltif edilecek. Ayrıca Sofya Yahudileri “Bulgaristan İçin Birlikte!” ve “Avrupa İçin Birlikte!” sloganlarıyla Bulgar halkıylan hoşgörü ve birliği için gösteri yürüyüşü düzenleyecek. Bu inisiyatife Bulgaristan Yahudilerinin “Şalom” örgütü öncülük edecektir.

Katliamın hukuksal temellere oturtulması:

24 Aralık 1940 tarihinde 25. Halk Meclisindeki hükümet çoğunluğu

Bulgaristan Yahudilerini vatandaş ve politik haklardan mahrum eden, onları ülkenin ekonomik hayatından söken ve mallarına ve mülklerini gasp eden” kanun tasarısını onaylamıştır. Bu yeni yasanın adı “Milleti Koruma Yasası” dır. 1 Mart 1941 tarihinde Bulgaristan Üçlü Mihver Anlaşmasını imzaladıktan sonra Hitler Almanya’sının daha büyük baskısı altına düşmüştür. 1942 yılının ilk günlerinden başlayarak Yahudi erkekler toplanıp karayolu, demir yolu ve taş ocakları gibi kamplara kapanmıştır. Bu arada, karşı koyanlar yargısız idam edilmeye başlanmıştır.

22 Şubat 1943’te Sofya’daki GESTAPO temsilcisi T. Daneker ile Bulgaristan Avrupa Sorunları Komiseri  Al. Belev  arasında  Ölüm kamplarına 20 000 kişinin gönderilmesi anlaşması imzalanmıştır. Aynı dönemde Bulgar Milli Lejyonu, “Otes paisiy” adlı Bütün Bulgaristan Birliği ve başka sağcı örgütler tarafından Yahudi evlerine ve dükkanlarına gece baskınları düzenlenirken, birçok yangın olmuştur. Aynı güçler her yıl 17 Şubat gecesi Sofya’da fener alayları düzenlemeye devam ediyorlar.

Şu da var, faşist nitelikli “Milleti Koruma Kanunu” nun kabul edilmesiyle Bulgaristan’da ayrımcılık siyaseti olağanüstü şiddetlenirken, demokratik Bulgar aydınları ve kamuoyu Yahudilerden yana konum almıştır. 1984-1989 isim ve kimlik değiştirme zulmünde bu olay yaşanmadı. Bulgar halkı Müslüman Türklere karşı devlet şiddetini 1972 -1989 döneminde kınamadı, başkaldırmadı, dayanışmayı ve terörizmle mücadeleyi seçmedi.

1943’de demokratik kamuoyunun, Yahudilere arka olan partizanların baskısına dayanamayan III Boris ve hükümeti, Hitler Almanya’sı ile imzaladığı anlaşmayı tek taraflı olarak yerine getirmemiş ve Bulgaristan Yahudilerini kamplarda çalıştırmış ama “Treplika” insan yakma fırınlarına gönderme cesareti gösterememiştir.

Fakat 1990 yılından sonra ve önceleri azınlık hakları ve insan hakları, adalet ve demokrasi konularında Helsinki ve Viyana’da imzalanan uluslararası belgeler Bulgar meçlinde onaylanmamış ve azınlık hakları sürekli ihlal edilmiştir. III. Boris’in Yahudiler için yaptığını Avrupa Birliği üyesi Bulgaristan 2017’den beri Türkler ve diğer azınlıklar için yapmayı kabul etmemiştir. Ve bugün de Bulgaristan’dan sürekli kitle göçü oluyorsa bu korkudan kaynaklanıyor. Gidenler geri dönmüyor.

1943 yılında işgal edilen topraklardan at vagonlarına yüklenen Yahudiler, “Bulgaristan’ın eski topraklarına yerleştirilme yalanıyla” aldatılmışlardır. Vagonlara ve Lom’da gemi ambarına atılan toplam Yahudi sayısı 11 836’dır. 1943 ‘te Berlin ile Sofya arasında imzalanan ikinci bir anlaşmaya ve hazırlanan 2. Plana göre, gönderilecek olan Yahudi sayısı 8 560 kişidir. Bulgar halkının tepkisi bu ikinci sevkiyatı durdurmuştur. 1989’da Türkler kovulurken benzer olay yaşanmadı. Bulgarlar terörcü devletten yana çıktılar ya da seyirci kaldılar.

Bu trajik olayın içinde, çok acı bir gerçek daha var.

1942’de Vardar Makedonya’sı ve Ege Trakya’sından 6 bine yakın Çingene (Romen) de toplanmış ve kamplara kapanmış, aldatılarak onlarda at vagonlarına bindirilmiş, sonra da gemi ambarlarına salınmış ve “Treplika” ölüm kampına gönderilerek hepsi yakılmıştır. Sofya’daki şimdiki törenlerde, Meclis Başkanı Karayançeva konuşmasında “Çingene katliamından” söz etmedi.

1962’den başlayarak 1989’a kadar devam eden Bulgaristan Müslümanlarını okullarını kapatarak, camilerinin kapısına kilit asarak, dillerini yasaklayıp kitaplarını yakarak, halk kültürünü yasaklayarak, Türkleri 1951’de 115 binlik, 1964-1976 arasında 150 binlik, 1989’da 360 binlik kitleler halinde göçe zorlayarak aynı zorbalığa bu defa kendi akıl ve girişimleriyle devam ettiklerinden söz edilmiyor. Hatta biz Moskof aklına uyduk demeye dilleri dönmüyor.  Türk, Çingene, Pomak, Tatar, Gagavuz, Ulah, Makedon ve başka azınlıklardan çocukları okul dışı ve cahil, ana-dilsiz bırakma, azınlıklarımızı Avrupa’nın en yoksul, en fakir, en sefil insan toplulukları durumunda bırakmayı başardıklarından söz bile etmedi.

Aynı zamanda, Başkan Karayançeva, 10 Mart’ın, başkanı olduğu meclisin 2003’te aldığı özel bir kararla İnsanlığa Karşı İşlenen Cinayetleri Kınama Günü olduğunu hatırlatmadı. Hatta Bulgar “ğst akılı” tarafından yetiştirilip şımartılan, dış işleri bakanı atanan Pasi gibi Yahudi kopillerinin, Bulgaristan’a atom bombası yerleştirilmesini istemesine bile seyirci kalıyor, kınamıyor.

1946’da 48 bin Yahudi, 1989’da 360 bin Türk gibi  Bulgar rejimleri zulmüne dayanamayan 3 milyon vatandaşımız yurt dışına kaçtı. Karayançeva bunun sebeplerini de görmüyor.  Baskı ve terörün çok değişik biçimlerde, özellikle de Türklere karşı şiddetlenerek devam ettiğine değinmiyor. Zulmün köklerini görmek istemiyor.

Holokos – Yahudilerin yakılarak yok edilmelerini kınama günüyse, Bulgar totaliter rejiminin Müslüman Türleri eriterek yok etme çabalarını da kınama günüdür. Katilleri ve suçluları kınama ve lanetleme günüdür. Suçlu ve katiller tutuklanıp yargılanmalıdır.

Zülüm gören tüm azınlıklarla davamız ortaktır.

Faşizme ve aşırı milliyetçiliğe, ırkçılığa asla yol veremeyiz.

Adalet, demokrasi, azınlık ve insan hak ve özgürlükleri yolumuzda ayrı gayrı yoktur.

Okumaya ve paylaşmaya devam ediniz.

Teşekkür eder, sağlık ve başarılar dilerim.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir