Yorum

Konsorsiyum

DR:Nedim BİRİNCİ

 

Batıda şirketleşme çok değişik biçimlerde olmuştu. İtalya’da firmalar, Almanya’da karteller kurulurken, başka ülkelerde tröstleşme oldu. Amerika’da holdingler ve konsorsiyumlar (şirket birleşimleri) boy attı. Ekonomik ticaret, mali, kredi işleri, bankacılık, kara, hava ve deniz taşımacılığı gibi iş dalları aynı grupların kontrolüne geçti. Devlet dışında olan ama devleti sürekli soyan asalaklar git gide çöreklendiler halkın sofrasına…

Bu gidişin en kötü sayfaları konsorsiyumların politik iktidarı boğazladığı ülkelerde izlendi.

Bizdeki, konsorsiyum bir paralel yapı olarak değil, doğrudan doğruya devletin gırtlağına yapışan bir ahtapot şeklinde hortladı. İşin en kötü yanı ise, bu dehşet saçan ejderhanın politik gücünü bizden, senden benden, bizim oylarımızdan almasıdır. Biz bu seçimde büyük ölçüde kendilerinden yüz çevirdik ve oyumuzu vermedik ama ahtapot kollarını Çingene mahallelerine, fakir Bulgar köylerine uzattı ve yine oylarını korudu. Bu defa çevirdiği dalavereleri görebilen Bulgarlar da sokaklara akın etti. Fakat ahtapot hepimiz için, Bulgar, Türk, gurbetçi ve soydaşlarımızın hepsi için büyük tehlike oluşturmaya devam ediyor.

Bulgaristan koşullarında şu ahtapot olarak dillenen “konsorsiyum” ismi aslında Hak ve Özgürlükler Partisi “(HÖH-DPS” yönetimi etrafında oluşturduğu şirketler zincirinin halk arasına yerleşmiş bir adıdır. Bizde herkes konsorsiyumun ne olduğunu bilmez. Bu şirketler zincirine “kooperatif” deyenler de değişik ifadelerle algılamamamızı kolaylaştırmak istiyorlar. Fakat 5 Ekim 2014 seçimleri arifesinde bu şirketler zinciriyle ilgili olarak “KİM” ya da “KİMLER” gibi lakaplar ortaya çıktı. Aslında hiç birimize faydası olmayan bu kötü tümörsel oluşumun ismini ezberinden söyleyebilen pek yok, çünkü Bulgaristan şirketler kütüğünde tescilli “KİM” ya da “KİMLER” ismiyle kaydı yapılmış bir şirket, holding, hatta LTD veya EOOD bile yok.

Ne var ki, politik olarak HÖH-DPS sistemine bağlı olan ve parti eliti tarafından yönetilen ve merkez ofisinin “saray” olduğu iyi bilinen bu kuruluş, HÖH partisine oy veren Bulgaristan Türk, Pomak ve Müslüman ya da Hıristiyan Romların, soydaşlarımızın ya da Batı Avrupa ülkelerindeki gurbetçilerimizin hiçbir bağlantısı ve alış verişi de yoktur. Mafyotik-masonik güruba üye olmayan hiç kimseye yaptığı iş ya da gördüğü hizmet için beş para da ödenmiyor.

Konsorsiyum parti yönetimine sımsıkı bağlı olduğu biliniyor. Başkanı Ahmet Doğan tamamen gizli çalışıyor. Telefon bile kullanmıyor. Türk ve Pomak seçmen kitlesiyle ilişkilerini tamamen kesmiştir. Bu oluşum Bulgar devleti içinde bir kötü tümör şeklinde yerleşmiş bir ahtapot gibi çalışırken, toplumun içine tepeden tırnağa sızmış ve çözülüp yok edilmesi yıllar gerektirebilir. Buradaki kurtuluş yolu yine seçimlerden, seçmenin bilinçlenmesinden ve sorumlu hareket etmesinde geçiyor.

Başka bir ifadeyle şirketler birliği, seçmenlerimizden aldığı oylarla halkımızı politik temsil etme hakkı elde ederken, bu imkânları konsorsiyumu palazlatmak için kullanıyor.

Konumuz HÖH-DPS konsorsiyumudur.

Bu konsorsiyum Bulgaristan Ticaret ve Sanayi Odasına, Ekonomi Bakanlığına kayıtlı değildir. Konsorsiyum vergi ödemez, gümrük kaydı yoktur. Konsorsiyumun Genel Müdürü, uzmanlar ekibi, CEO’su hiçbir şeyi, ama hiçbir şeyi yani telefonu bile yoktur. Ama o her yerdedir. Ciğerimizi kemiren, cebimizdeki paramızı çalan, günümüzü her gün biraz daha kara eden konsorsiyumdur.

Bu “ismi yok cismi yok” ama gözü çıkaran sis gibi her yere çökmüş ve topluma nefes aldırmayan mafya-oligarşi- mason oluşumu ilk kez bu seçimin sonuçlarıyla basına düştü.

Kamuoyumuz “KİM” ya da “KİMLER” lakaplarıyla tanıştı ve kim bunlar diye sormaya başladı.

14 Ekim 2014 günü Bulgar parlamento binasında, 84 milletvekili ile seçimleri kazanan ama kabine kurabilmesi için 121 oyu arayan Bulgaristan’ın Avrupalı Gelişim İçin Vatandaşlar GERB Partisi heyeti ile 7 partiden oluşan Reformcu Blok (RB) grubundan 4 temsilci ilk görüşmelerini yaptı. Masaya yatırılan ana konu “KİM” ve “KİMLER” oldu. Sökülmeleri ve Bulgaristan ekonomik, politik, mali, yargı vs. hayatından uzaklaştırılmaları istendi. Görüşmede “KİM” ya da “KİMLER” için ahtapot-mafya-oligarşi birleşimi bir konsorsiyum dendi. Bulgar toplumu için kötü bir tümör olarak karakterize edildi.

İki gün yapılan görüşmede, GERB partisine kayıtsız koşulsuz, kabinede bakanlık istemeden mecliste tam ve süresiz destek sağlayarak, arka olmayı teklif eden HÖH-DPS oluşumunun RB ile görüşmede ortak kabine dışında bırakılması günden oldu. Kuşkusuz, Bulgar kamuoyu  devlet makamlarının, savcılık, mahkeme, polis ve ekonomi işlerinin, bankacılığın içine yerleşmiş olan oligarşi organı konsorsiyumun ülke ekonomisini felce uğrattığının farkındadır ki, bunu temel istek olarak öne sürdü.

Üstelik bir gün sonra GERB heyeti ile aşırı sağ kanadı temsil eden Milliyetçi Cephe (MC) arasında yapılan görüşmelerde de, tüm öteki partilerle ortaklık kurulabileceği, ama HÖH-DPS partisiyle asla dendi. Anımsatmak anlamında olmak üzere, Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) de HÖH-DPS ile ortak bir hükümette asla yer almak istemediğini ifade etti. Bu durumda GERB partisi hükümet kurabilmek için 18 oya daha gerek duyuyor ve görüşmelerine devam ediyor.

Bulgaristan’daki totalitarizmden demokratikleşmeye geçiş sürecinde ekonominin kaymağına el atan konsorsiyum, aynı zamanda devletin çökmesinden, halkın soyulmasından ve Avrupa kıtasında en yoksul duruma gelmemizden doğrudan doğruya kişisel ve tüzel olarak sorumludur. HÖH-DPS liderleri tarafından yönetilen konsorsiyum ülkemizin başına daha da büyük belalar açmazdan önce durdurulmalı ve yolu kesilmelidir.

Son dönemde (Haziran 2013 – Temmuz 2014)  hükümet ortağı olan HÖH lider ekibi Bulgar Ticaret ve Kooperatif Bankası (BTK) nın içinin boşaltılmasından bizzat ve tamamen sorumludur. Halkımızın ve devlet ve şahsi firmaların kayıpları o denli büyük oldu ki, bir önek durumun gerçek yüzünü gösterebilmemize yeterlidir. Son 4 ayda yalnız inşaat sektöründe 520 şirket beyaz bayrak çekti. Her gün yüzlerce dükkân kapanıyor. Tütüncüler ocak hazırlıkları için Yunana kaydı. BTK bankasının iflasıyla soyulduklarını anlayan şirketler maaş ve sigorta primlerini ödeyemeyeceklerini beyan etti. Bu hafta madenciler ayaklandı. Madan Ruduzem meydanlarında emeklilik yasasının lehlerinde değiştirilmesini isteyenlere, zam isteyen Burgas ve Bobovdol kömür işçileri de katıldı. Bu grev ve direnişler doğrudan doğruya konsorsiyuma karşıdır.

Ulusal Elektrik Şirketi (NEK) kayıpları 3 milyar levayı aştı. Bulgar oligarşisi öncelikle elektrik şirketinin sömürerek palazlandı. Ekonomimizin hareketlenmeye başlaması için NEK şirketinin satılması şartı gündem oldu. Elektriğe yapılan % 10 son zam çözüm değil. KWS  fiyatlarının çok yükselmesi geçen yılın Şubatında ayaklanmaya neden olurken ardından 28 kişi kendini yaktı. Başat sebep olarak “Belene” Atom Elektrik Santrali inşaatının yarım kalması ve “Tsankov Kamık” adlı Hidra Elektrik Santralinin çok pahalıya mal olması gösteriliyor. Son inşaattan Ahmet Doğan 1.250.000 leva komisyon aldı ki, en büyük dolandırıcılıkların altında imzası olan “fahri başkan” 1 milyon Euro tutarında süper zırhlı Jeep araçla geziyor. Daha doğrusu gezmiyor, çünkü artık ne dışarı çıkabiliyor ne de konsorsiyum pirleri dışında kimseyle görüşüyor. Kendileri saraylar kurmak, zenginlerin zengini olmak için halkımızı soyanların gözü doymuyor. Bugün Bulgaristan’ın ana çelişkisinin temelinde, bir totaliter devlet tekel sermayesinin serbest Pazar ekonomisi koşullarında konsorsiyuma dönüşmesinden doğan- halkımızla mafya-oligarşi tezadıdır. Bu çelişki çözülmeden Bulgaristan demokratikleşemez.

Bizler oy verenler şunu çok iyi bilmeliyiz; Öyle oldu ki, biz Bulgaristan Türkleri ve Müslümanlar oylarımızla Bulgaristan’ın demokratikleşmesine köstek oluyoruz. Bu da yarın bizim torunlarımıza hesap veremeyeceğiz veya bunlara verebilecek cevabımızı şimdiden hazırlamalıyız. Yarın yine biz bilmezdik demek geçerli olmayacaktır, çünkü 25 yıl bir insan ömründe uzun bir süredir ve araştırmak zorundayız. Evet en büyük günahımız Türk-Müslüman halkına parlamentoda veren zararları göre göre HÖH- DPS partisine oy vermemizdir.

Bu işin en kötü tarafı ise, şimdi yeni hükümet kurulması görüşmelerinde, ortaklığa talep eden milliyetçiler, MC yönetimi, HÖH-DPS üyesi tüm devlet memurlarının, bakanlık ve kurumlarda çalışanların, belediyelerde, okullarda, hastanelerde, demiryollarında, yargı sisteminde, poliste vs. görev alanları görevden alınması ve yerlerine Bulgarların yerleştirilmesi istenmektedir. MC’nin Türk ve Müslüman azınlıkla HÖH-DPS mafyasını aynı küfeye koyması çok yanlıştır.

Reformcu Blok grubu bu değerlendirmede, HÖH-DPS ile Bulgaristan’da yaşayan Türkler, Pomaklar ve Müslüman Çingeneler gibi etnik azınlıklar arasına  derin bir çizgi çizilmesini isterken, GERB partisi Genel Başkanı Boyko Borisov ben kimseye karşı “anti” hükümet kurmak istemiyorum dedi, fakat Milliyetçi Cephe anti-Türk ve anti-İslam kışkırtmalarını şiddetlendirerek sürdürüyor, soydaşlarımıza oy kullanma hakkı tanınmamasında ve Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği yolunun kesilmesinde direniyor.

Bulgar halkı ve kamuoyu da, HÖH-DPS partisi, Ahmet Doğan, Lütfü Mestan ve Bulgaristan Türk ve Müslüman azınlığı arasında ayırım çizgisi çekilmesinden yana çıkıyor. Yeni kurulacak hükümetin programına çok dikkatli bakmak gerekiyor, çünkü hükümet kurulduktan sonra da ırkçı, milliyetçi, yabancı düşmanı dalga yükselmeye devam ederse insanlarımızın huzuru bozulacağı gibi, duruma hâkim olmak son derece zorlaşa olabilir. MC grubuna katılan Makedonya İç Devrim Hareketi (VMRO) gibi partiler Bulgaristan Türk ve Müslümanlarını yabancı olarak görüyor ve şiddetli kin ve nefret kusuyorlar. 1990’dan beri ülkemizde Türk ve Müslüman düşmanlığı seçim öncesi şiddetlenip sönerken bu defa seçimden sonra da alevlerini yükseltti. Bu gidişe kesin karşı çıkışla son dönemde basına demeç veren Hürriyet Şeref ve Halk Partisi (HŞHP) Genel Başkanı Korman İsmailov kesindi. GERB’le hükümet kurma görüşmelerinde Milliyetçi Cephe grubunun kabineye katılması halinde ırkçılık, milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı kışkırtmayacağına dair bir ön garanti protokolü imzalamasını şart koştu. Bu istek, RB grubuna katılan Güçlü Bulgaristan Partisi Başkanı Radan Kınev ve Demokratik Güçler Birliği tarafından desteklendi. HÖH-DPS susmaya devam ediyor.

Öyle böyle derken, Ahmet Doğan’ın Bulgaristan Türkleri ve Müslümanları ve soydaşlarımızın ardından gizli gizli çevirdiği işler, demokratikleşmeye açılmak üzere olan Bulgaristan’da huzurumuzu yeniden bozacak safhaya geldi. Görüldüğü üzere, halkın denetiminden ve devlete rağmen geliştirilen şirketler zincirleri, ne yaptıkları bilinmeyen oligarşi konsorsiyumu halkımıza mezar kazıyor. Totalitarizm döneminin yaraları henüz sarılmamışken, halkımızın geçim derdi her geçen gün artmaya devam ediyor. Ana dilimizi öğrenme hakkımızı bile elde edememişken, şimdi de konsorsiyumların çevirdiği işlerin hesabını vermek zorunda kalabiliriz. Bulgaristan Türk ve Müslümanları hiçbir konsersiyuma ortak değildir. Biz hiçbir konsorsiyumun çevirdiği dolaplardan, kaçakçılıktan, soygun ve sömürüden sorumlu değiliz. Fakat verilen oylarımızla onlara destek olduğumuz da ortadadır bunu soydaşlar gözden geçirmeliler. Biz Bulgaristan’da herkese karşı adaletin üstünlüğünden yanayız.

Bir Müslüman azınlık olarak doğal ve insan hakları temel alınarak, özgün kültürel, din, dil, yaşam tarzı, gelenek ve görenek haklarımızın tam özgürlüğü için mücadele ettik, ediyoruz ve edeceğiz. Bulgar devletini çökerten, bankaların içini boşaltan, halkımızı soyan ve devletimize ihanet eden Ahmet Doğan, Lütfü Mestan, Kamen Konstantinov, Hristo Biserov, Petır Çobanov, Delyan Peevski ve Kazak kardeşler gibi soyguncu, rüşvetçi, dalavereci, kaçakçı, yalancı grubuna üye kim varsa, “KİM” ya da “KİMLER” oligarşisinin tüm üyeleri ve ortakları hemen tutuklanmalı ve yargılanmalıdır. Bu yapıldığında demokratikleşme ve güvenli hükümet kurma yolu sonuna kadar açılacaktır. Böyle bir hükümet Türk ve Müslümanların desteğine layik olacaktır.

Yeni hükümetten beklenen Konsorsiyumcular, mafyacılar, masoncular işledikleri tüm cinayetler için hemen tutuklanıp toptan cezalandırılmalıdırlar. Adil yargı sistemi çalışmayan bir ülkede demokrasi olamaz. Bulgar devletinin var olması da bundan böyle ancak adaletin egemen olmasından geçer. Bulgar halkı kötü tümörden, karanlık yollardan zengin olanların egemenliğinden, baskının her türünden kurtulmalıdır. Bulgaristan Türk ve Müslümanları ile Bulgar gizli servisi “DC”nin yetiştirdiği ihanetçi, açgözlü, ahlaksız HÖH eliti arasına hiçbir ilişki olmadığından, bunların arasına derin ve aşılmaz bir ayrılık sınırı çekilmelidir.

Ajanlar hapse girmedi, Bulgaristan’da hainler “saraylarda” yaşatılıyor.

Yeni suçlular “KİM” ve “KİMLER” in hapsi boylama zamanı gelmiştir.

Adalet yerini bulmadan en iyi hükümet de kurulsa neye yarar?!

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

two × 2 =