Yorum

Çal Çoban Çal

Yazan: Şair Galip SERTEL

Konu: geçen yıl Ekim’de Razgrad şehrinde ANADİLİMİZİN SORUNLARI konulu Milli Konferans açıldı. Silistreli öğretmen, gazeteci ve yaratıcı Sayın Galip Sertel’in kaleminden başarı dileklerini gönderen yazı.

 Dün dündür,bugün bugündür.Daha dün gibiydi yahu.O kodamanlardan birilerinin rahatı kaçmasın diye şatafatlı gösteriler düzenlendi, nutuklar söylendi, bildiriler yayımlandı,şiirler okundu… “Ana Dili Günü” kutlamalarıydı efendim ve senin çocuğun akla fikre sığmayan nedenlerle o güzelim okullarında ana dili öğrenim hakkını kullanamıyor bir türlü kullandırılmıyor her türlü. Halbuki 1991’de kabul olunan Bulgaristan Cumhuriyeti Anayası’nın 36. maddesinin 2. fıkrasınca ana dili konusu garanti altına alınmıştır. Orada şöyle yazılı: “Ana dili Bulgarca olmayan vatandaşların, Bulgar dilinin zorunlu okunması yanında kendi dillerini okumaya ve kullanmaya hakları vardır.” Ve ana dilimiz Türkçemiz:

İnsanın doğup büyüdüğü aile ve soyca bağlı bulunduğu toplum çevresinden öğrendiği, bilinç altına inen ve kişilerle toplum arasındaki ilişkilerde en güçlü bağı oluşturan dil.” (Korkmaz 1992: 8).

Kişinin önce annesinden ve ailesinden, daha sonra da sosyal çevresinden öğrendiği, şuur altına yerleşen ve onun toplumla kendi arasındaki bağlarını oluşturan dil.” (Topaloğlu 1989: 24).


Kişinin önce annesinden ve yakın çevresinden, sonra daha geniş çevreden ve ulusal olanaklardan yararlanarak öğrendiği dil. Her Türk için Türkçe anadilidir.” (Koç 1992: 28).

İnsanın içinde doğup büyüdüğü aile ya da toplum çevresinde ilk öğrendiği dil. Ana dili bilinci dili yabancı ögelere karşı savunur. “(Vardar ve diğerleri 1988: 20).

İnsanın çocukken ailesinden ve soyca bağlı olduğu topluluktan öğrendiği dil (TDK Türkçe Sözlük 2005: 93).

Ana dili, anamızdan öğrendiğimiz dil, kendi dilimiz,öz dilimiz,benliğimiz, kimliğimiz ve senin çocuğun, hür doğduğun bu topraklarda, vatandaşı olduğun devletin güzelim okullarında, doğru dürüst, planlı, programlı bir şekilde ana dili öğrenim hakkını kullanamıyor 1970 lerden beri… Dumanlı kurt havaları yaratılıyor ana dili deyince.Hele hele Türkçe deyince.Sözde “totaliter rejim”çöktü ve çok büyük vaatlerle, büyük büyük ümitlerle bir Demokrasi geldi 1990 larda…Geldi mi,getirildi mi, o başka konu, ama gelmesine geldi de “Lanet olsun böyle demokrasiye!” diye isyan ediyor Şumnu ili Yasenkovo köyünden şair Mehmet İsmail Keçici.

Oysa demokrasilerde çareler tükenmez ve sen hayıflanıp durma…Ahenksizliğe, uygunsuzluğa, şamata ve karışıklığa,çalgayla gününü gün edenlere,ihanetlere nispet :


Çal çoban çal!

Ve yıllar ötesinden, Mehmet Emin Yurdakul’un (1869-1944) isyankar sesi geliyor:

“Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;

Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,

Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;”


Ve ben, Bulgaristan’da ana dilinde öğrenim görmüş biri olarak, bizim Şumnulu şair Mehmet İsmail Keçici kardeşimizin güzelim Türkçemle yazılmış

şiirini, velev ki daha önceleri defalarca okumuştum, yine de okuyorum ahla vahla,Demokrasilerde çareler tükenmez diyerek:

“Gurbette ağır işlerde çalışır gençlerimiz

Avrupa da kölelik eder genç gelinlerimiz”

Duydunuz değil mi? “Avrupa da kölelik eder genç gelinlerimiz”.Küreselleşmenin getirdiği çığlıklar…


Çal çoban çal!

Hikayenin aslı 1400’lere varıyor. ”Timur, Anadolu’da büyük bir katliam yaparak Sivas’ı almış, Yıldırım Bayezid’ın oğlu Şehzade Ertuğrul bir avuç askeriyle çarpışa çarpışa şehit olmuş… Yıldırım Bayezid, Sivas’ın düştüğü ve oğlunun ölüm haberi geldiğinde Uludağ sırtlarındaydı. Bu sırada, biraz uzağında bulunan bir çoban, koyunlarını bir yamaca yaymış otlatırken, bir taraftan da kaval çalıyordu. Yıldırım Beyazıd bir süre kavalı dinledikten sonra, derin bir üzüntü içinde:

– Çal çoban çal… Keyif de senin, rahatlık da senin. Ne derdin olabilir ki? Sivas gibi kalen mi gitti? Ertuğrul gibi yiğit evladın mı öldü? Çal çoban çal…Bu yüksek dağlar, bu geniş ovalar, bu şarkılar söyleyen dereler, bu öten ormanlar, bu yer, bu gök senin, hep senin, müebbeden senindir.” dedi ve atını hızla Bursa’ya doğru sürüp gitti.” (Süleyman Nazif)

Ve yıl 1900’ler sonrası. Omurtag (Osmanapazar) doğumlu şair Mehmet Fikri(1908-1941):

“Ağlıyor kaval,inliyor yayla…


Nedir Yarabb bu hazin vaveylâ?

…………………………

Söyle ey kaval, ey vatan-ı cüda,

Sevgilin nerede,yurdun hangi dağ?”

Şair Mehmet Fikri, 19.07.1939 tarihli”Maarifimizin Son Nefes Alâmetleri” yazısında, Bulgaristan’da Türk okullarındaki bozuk eğitim sistemini eleştirmiş, ana dili Türkçe sevdası uğruna hayatını feda etmişti…Dün dündür bugün bugündür.Bugün gibiydi sanki, daha dün, türlü türlü etkinliklerle ULUSLARARASI ANA DİLİ GÜNÜ kutlandı.Kutlanmasına kutlandı da,balık hafızalıların çakallıkları bir yana,senin çocuğun hür doğup hür yaşadığı bu topraklarda, vatandaşı olduğun Bulgaristan devletinin o güzelim okullarında,ZİP’lerle (mecburi seçmeli ders), SİP’lerle (serbest seçmeli ders) gibi bir takım yaptırımlarla,ana dilini öğrenme hakkından mahrum kalıyor. Sebebin sebebi? Şeytan aldı götürdü,müşteri bulamayıp satamadan getirdi,deyebileceğz mi? Acaba karşı yakaya geçmek için, bu suyun kıyısında mazlum hallerimizle masumca daha ne zamanlara kadar bekleyeceğiz? Bir şiirimde:


“Sebebin sebebi suçlular

zafer şölenlerinde sarhoş şimdi

başıboş bütün cinler

bütün günahlar mubah

başımın ağrısı


kıldan ince kılıçtan keskin bir göç,

bir soykırım kâbusu

kemirir durur beynimi akşam sabah…”

Demiştim de, sebebin sebebini irdelerken yoğun bir düşünce ağının ağrılar girdabında başım dönüyor, gönülde sızı… Zamana, sisteme, demokrasilere söyleyeceklerim çok.Ses gibi bir şey düğümleniyor boğazda ve şair Erdem Bayazıt(1939-2008):

“Zamanın idrak incisi ses döner, döner, döner de


Yönelir sebebe

Sebeb ey!”

Ve Hz. Ali (599-661) anlatıyor:

” Bir gün Ömer’i, binekli olarak ve telaş içinde, hızlı hızlı giderken gördüm.

– Ya emire’l-müminin nereye gidiyorsun? diye sordum.


– Devlete ait develerden biri kaçmış, onu aramaya gidiyorum, diye cevap verdi.

O zaman ben:

– İnan ki, senden sonra bu milleti idare edecek olanlara ağır bir yük bırakıyorsun! Herkes senin yaptığını yapamaz!, dedim.

Bunun üzerine şöyle konuştu:

– Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselamı, hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, Fırat kenarında bir oğlak kaybolsa (yahut bir kurt bir koyunu kapsa) korkarım ki, kıyamet gününde onun bile hesabı Ömer’den sorulur!”


“Kenar-ı Diclede bir kurt kapsa koyunu
Gelir de adl-i ilâhi Ömer’den sorar onu!”

Daha bugün gibi,dün ULUSLARARASI ANA DİLİ GÜNÜ idi vе yeni 2018/2019 ders yılı başlayalı neredeyse iki ay doldu dolmadı, ama senin çocuğun o güzelim okulunda ana dilinde öğrenim hakkını kullanamıyor,kullanmak için uygun şartlar yaratlmıyor… Oysa 1991’de kabul olunan Bulgaristan Cumhuriyeti Anayası’nın 36. maddesinin 2. fıkrasınca ana dili konusu garanti altına alınmıştır. Orada şöyle yazılı: “Ana dili Bulgarca olmayan vatandaşların, Bulgar dilinin zorunlu okunması yanında kendi dillerini okumaya ve kullanmaya hakları vardır.”

Dün gibi, bir gün gibi bir hesabı sorulur bu aymazlığın, vurdum duymazlığın,ihanetin ahı tutar seni de, beni de. İlahi Adalet, hak yerini bulur.

Demokrasilerde çareler tükenmez…

Avrupa da kölelik eder genç gelinlerimiz


Çal çoban çal!

Galip Sertel

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 − six =