Bir milleti yok etmek isteyenler, ilk önce dilini hedef alırlar

BGSAM
Bir milleti tarih sahnesinden indirmek isteyen güçler, ilk önce o milletin dilini hedef alır.

Milletlerin, sonsuza dek varlıklarını sürdürebilmelerinin can damarı olan dilleri tahrip edilince, nesiller arasında milletin devamı için vazgeçilmez olan değerlerin nakli imkânsız hale gelir. Bir kuşak sonra, kültürel iletişim kesilir. Milli kimlik yeni kuşaklara ulaştırılamaz. Sonra, o milletin bütünlüğü ve kültürünün tüm sembolleri tarihten silinip gider. Çünkü bir milletin varlığının temel unsuru; onun kültürü ve sesi olan dilidir.

Dil, bir kültürün canlı organizmalarını oluşturan varlığının, tek tek fertlerle ifadesidir. İnsan dilini terk edince, temsil ettiği kültür ve milli kimlik de tarih sahnesini terk eder.

İhanete uğrayan milletler ilk önce dilini, kimliğini, sonra da bütünlüğünü kaybeder ve yok olurlar. Örnek Hititler ve Keltler gibi.

***

Tarih boyunca Türk diline yönelik değiştirme ve yok etme faaliyetleri ne yazık ki, zaman zaman başarıya ulaşmış, inançlarını ve milli kimliğini koruyamayan Türk boyları ve onların kurdukları devletler, silinip yok olmuşlardır.

Anadolu, XI. Yüzyıldan başlayarak, önce batının; haçlı seferlerinin, sonra XIII. Yüzyılın başlarında doğunun; Moğolların saldırılarına uğradı. 1071 Malazgirt zaferiyle birlikte, Anadolu’yu ebedi Türk yurdu yapan, Oğuz ve Selçuk Türkleri zor durumdaydı. Türkler, Anadolu’yu ebedi yurt edinmişlerdi, ama Moğolların siyasi ve ekonomik baskıları karşısında acziyet içerisinde kıvranıyorlardı. Düştükleri bu durumun nedeni çok açıktı; Milli kimliğe ve onu oluşturan başta dil olmak üzere, töre, inanç ve geleneklere sahip çıkmamaktı.

Anadolu Selçuklu Devleti, II. Gıyasettin Keyhusrev dönemi sonu itibarıyla, Moğolların baskısıyla Türk kimliğini, devletin resmi ve kültürel politikalarının dışına itmiş, Moğollara teslim olmuş, Farsça ve Arapçayı bütün devlet kademelerinde yazı ve edebiyat dili olarak kabul etmişti.

İşte Karamanoğullarını, Türk tarihi içerisinde bu çok önemli konuma oturtan ve Türk milletinin tarih sahnesinden indirilmesini engelleyen yüce görevi; Terk edilmeye yüz tutmuş bir kimliğin, temel ileticisi olan kendi dillerini, yeniden tarih sahnesine yerleştirmeleriydi.

Moğol istilasıyla büyük bir kargaşanın yaşandığı Anadoluyu, çevresine toplanan Candar, Saruhan, Eşrefoğlu ve Hatıroğlu gibi birçok Türkmen beyiyle ayağa kaldırmayı başaran Karamanoğlu Mehmet Bey, milletinin bekasında en önemli unsur olan Türkçeyi resmi devlet dili ilân etmişti.

“Bugünden sonra divanda, dergâhta, divanda, dergâhta Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır”, diyen Karamanoğlu Mehmet Beydir.

Öncü lider Mehmet Bey’in yaktığı bu ateş, dünyanın en uzun ömürlü imparatorluğunu kuran Osmanlı’da, güzel dil Türkçenin devlet dili olmasına zemin hazırlamıştır.

Böylece Fuzûli’nin, “Ey Arap, Acem ve Türk milletlerine feyiz veren Rabbim!.. Sen Arap kavmini dünyanın en fasih konuşan kavmi yaptın, Acem hatiplerinin sözlerini İsa’nın nefesi gibi cana can katan bir güzelliğe ulaştırdın! Ben, Türküm ve Türkçe söylemek istiyorum, benden iltifatını esirgeme Tanrım.” Diye ettiği duayı Yüce Allah kabul etmişti.

İşte Kahramanoğlu Mehmet Bey, Yunus Emrelerin, Hacı Bektaş-ı Velilerin ve Mevlanaların büyüdüğü, bu ebedi yurt muhitinin şanlı ve şanslı bir çocuğuydu.

O, 1246 yılında dünyaya gözlerini Toroslarda açtı. Karamanoğlulları, Oğuz Türklerinin Salur boyuna mensup bir Türk kabilesidir. Malazgirt zaferiyle Anadoluyu ve Mezopotamya’yı ebedi yurt edindiler.

Malazgirt zaferinin en önemli sonuçlarından bir tanesi; Türk boylarının Artukoğulları, Mengücüklüler, Danışmendliler ve Anadolu Selçukluları adlarıyla Türk devletleri olarak ortaya çıkmasıdır. Oluşturucu unsurlar şunlardı:

GERMİYANOĞULLARI(1299-1429) – Malatya Kütahya yöresinde
KARESİOĞULLARI (1304-1360) Balıkesir. Denişmenoğulları soyundan gelmişlerdir.
HAMİTOĞULLARI(1300-1423) – Isparta ve Antalya yörelerindedir.
MENTEŞOĞULLARI(1261-1424) – Muğla – Denizli.
SARUHANOĞULLARI (1313-1410) – Manisa.
CANDAROĞULLARI (İsfendiyaroğulları) (1292-1461) Kastamonu, Sinop
OSMANOĞULLARI(1299-1922/1924) – Kayı soyunun Dünya İmparatorluğu yolu Ankara Karacadağ bölgesinden başlar, Söğütte iner, 1299’da Osmanlı devleti kurulur ve XV. Yüzyılda Anadolu’da Türk Beyliklerinin birliğini sağlar. Bu beyliklerin halkı 46 Türk lehçesi konuşur. Atatürk’ün Dil İnkılabına kadar Türk dili kendi başına, yazılı ve sözlü devlet dili olamaz.
***
Selçuk Sultanı Alaeddin Keykubat’ın Bey’in Bizanslılarla ve çevredeki diğer Hıristiyan gruplarıyla ilişkilerinde, en çok güvendiği yardımcısı (1220’lerde) Karamanoğullarından Nureddin Bey olur. Antalya, Mersin ve Çukurova Bölgelerinin Türkleştirilip İslamlaştırılmasında önemli bir rol oynamıştır.

Nureddin Bey ölünce yerine, Karamanoğullarının da isim babası olan oğlu, Karaman Bey geçer.

Moğol işgalinin Türkler üzerindeki baskısı; Türk Beylerinin, Moğollarla birlikte Selçuklu Sultanlarına karşı da büyük bir tepki duymasına yol açmıştır. Selçuklu Devleti tüm varlığı ile Moğolların eline geçmişti. Türkçe, sosyal hayatın ve devlet kademelerinin dışına itilmişti, Oğuz Türklerinin inanç sistemleri İran tesirine girmiş, Türkçe; Farsça ve Arapçanın ağır baskısı altında kalmıştır.

İşte böyle bir ortamda, Karaman Bey, tarihimizde ilk Türkçe Kurultayı toplayandır. Kurultay Konya’da toplanmış ve Türk kültür ve töreleri üzerindeki tehlikeleri görüşmüştür. Moğol istilası devrinde milli kültürümüzü oluşturan öğelerin başında gelen Türk dilinin büyük yaralar aldığı tespit edilmiştir. Türkçeye saldırıların yönleri belirlenmiştir. O zaman Türkçenin yerleşmiş yazı dili yoktur. Yazıda, Farsça ve Arapça kullanılırdı. O zaman Türkçe şehirlerde unutturulmuş, uç beyliklerde de can çekişmektedir. Dönem 1200’lü yıllardır. Türk Dilini, yazı dili haline getirmedikçe, Türk milletinin geleceğinden emin olmak doğrusu mümkün olmayacaktır, görüşü Kurultayda hakim olmuştur. O yıllar aynı zamanda, Türkçeyi Balkanlara – Dobrucaya geçiren Sarı Saltuk, Saruhan ve Candar Bey’lerin çağıdır.

Tür nüfusunun yoğunluğuna rağmen o dönem Anadolu’da Türkçe yazı dili yoktu. Beylikler döneminin başlangıcı, Anadolu Türklüğü için milli kimliğine dönüşün de önemli kilometre taşlarında birini oluşturuyordu. Anadolu insanı Yunus Emre’yle, Sultan Veled Çelebi ve Hoca Dehanisiyle Türkçe yazmaya ve söylemeye başlamıştı. XIII Yüzyıl, “Yeni Türk Oğuz Dili Yüzyılı” olmaya namzetti. O yüzyıl Türk dili ve Türkmen kimliği üzerinde dolaşan karabulutları dağıtma asrıdır. Bu mesele hal edilmeden diğer sorunların çözülmesinin mümkün olmayacağı bilincine varılmıştır. Milli birliği ancak dil sağlar fikri yerleşmiştir. O zamana kadar Türkmenlerin İran’da “Hakaniye” yazı dili ve Orta Asya’da da Çağatay yazı dili vardı. Farsça ve Arapça’nın yerleşik diller olmaları nedeniyle, Türkmenler bunların cazibelerine kapıldılar ve “Hakaniye” ile ”Çağatay” yazı dilini Anadolu’ya taşıyıp yerleştirmediler..

Anadolu’nun Moğol istilasından kurtuluş savaşını belirleyen de o yıllarda Türk Milli ruhunu oluşturmuştur.

İlk Türk dili kurultayında bu konu özet olarak şöyle dile gelmiştir:

Din ve dil, bir milletin ruhudur. Tarih boyunca ne dinsiz, ne de dilsiz bir millet olmamıştır. Milliyet, bir milletin maddi vücududur. Milletlere can veren, milli kültürleri ve o kültürleri nesilden nesle aktarmalarını sağlayan dilleridir. Her millet kendi tarihini, dil ve edebiyatını bozmaya çalışan iç ve dış unsurlarla mücadele etmektedir. Bugün milletimize ruh ve dinamizm veren değerlerimizin üstü küllerle kaplıdır. Sizlerin küçük bir gayreti, küllenmiş bu kaynağı harekete geçirmeye kâfi olacaktır. Göreceksiniz, kaynak yeniden akmaya başlayacaktır. İslam’dan önce Avrupa’ya geçmiş olan Bulgar, Macar ve Fin Türkleri dillerini koruyamadıkları için Türklüklerini kaybetmişlerdir. Milli kültürün taşıyıcısı dil’dir. Dil kaybolunca, o dili temsil ettiği milli kimlik ve dolayısıyla insan’da yok olup gitmektedir.

Şunu hemen ifade edeyim. Karamanoğlu Meymet beyin Türkçe Fermanı, Selçuklu Devletinin Türkmen beylerini topladığı Konya Kurultayında kabul edilmiş ve Türk Dili Selçuklu Devletinin resmi dili olmuştur.

200 yıl süren Anadolu’da Moğolarla boğuşmaya Türkmen beyler, Selçuk devleti, Arapların Mamullük orduları ve Osmanlı Padişahı Beyazıt da katıldı. En büyük yenilgi 1402’de Ankara Savaşında Beyazit Han mağlubiyetidir. Kosova gazisi II. Murat’ın (1421-1451) oğullarından Mehmet Çelebi İmparatorluğu yeniden ayaküstüne dikme mücadelesinde önce bir Divan toplamış ve bu forumda en önemli konu DİL KONUSUNU görüşmüştür.  Alınan kararda, Saray ve devletin yazışma dili Farsça, ibadet ve Şeriat dili Arapça, halkın kendi arasında, işte meşkte konuşacağı dil Türkçe olsun kararı alınmıştır. Türkçenin – önem bakımından 3. Sıraya çekilmesine neden Ankara Savaşında 500 bin Türk askerin şehit düşmesi ve yalnız kadınların ve çocukların konuştuğu ağızların Devlet, İbadet ve Yargı Dili olamayacağı gerçeğidir. Başlayan, Türkçe açısından gerileme dönemidir çünkü:

Karamanoğlu Mehmet Bey 13 Mayıs 1277 yılında, Konya’da, Türkçeyi resmi devlet dili ilan etmişti. Türkçe, Moğol istilasıyla birlikte başlayan öze dönüş hareketi içerisinde hak ettiği ilgiyi görmüştü. 13. Asır Türkçenin Diriliş asrı olmuştu. Bu bakıma Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundaki dil temeli Türkçedir. Kayı Boyları, Anadolu’da yaşadıkları acı Moğol istilasının nedenleri ve sonuçlarını iyice özümseyip Batıya, Balkanlara doğru yola çıktıklarında, buralarda anadillerini dillerini yaşatmayı başarmışlardır.

Osmanlılar, Orhan Bey zamanından itibaren Türk alim, şair ve sufileri kendi çevrelerinde topladılar. Türkçenin yaygı bir edebiyat dili olmasını teşvik ettiler. Yıldırım Bayezid, Fatih Sultan Mehmet, II. Murat ve II. Abdülhamit bu davada en fazla gönül veren Alp Erenler oldular.II. Abdülhamit 1894 yılında Maarif Nazırlığı marifetiyle, bütün ortaöğretim kurumlarına “İstanbul Türkçesiyle eğitim yapılsın” talimatını göndermişti.

Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür, Bu manevi köprüleri sağlam tutarak, ortak değerlerimizi verimli ve etkin hale getirmeliyiz diye Büyük Önder Atatürk, Cumhuriyetle birlikte giriştiği büyük inkılaplarla, Türk milletini kendi kültür temellerinden haberdar kılmış ve kurduğu kurumlarla milletine büyük ufuklar kazandırmıştır.

“Dil bağı öyle bir bağdır ki; vatanın hudutları koptuğu zaman bile kopmaz. Hudutlar aşırı olsa da, dil yine bizi birbirimize bağlı tutar”.

Türkçe’nin çekilmediği yerler vatandır. Ancak çekildiği yerler, vatan olmaktan çıkar. Vatanının kendi gövde ve ruhu Türkçedir. Bu bağ uzak coğrafyalardaki milyonlarca Türk’ü birbirine bağlar” diyen, imparatorluk dili Türkçe’mizin vatan şairi Yahya Kemal.

Ne güzel dile getirmiş gerçekleri “1984” adlı kitabın yazarı Gorge Orwell, 1930’lu yıllarda, Dil konusunda bakın neler söylemiş: “Milletler dil yoluyla çökertilir. Ve bir takım sürüler haline getirilir. Böylece birbirleriyle anlaşmaları ya da, belirli sloganlardan başka bir şey anlamaları imkânsız hal gelir bu kalabalıkların. Kitleselleşmiş bu kalabalıkları bir değnekle istenilen yola götürmek mümkündür.”

Bu tehlike bugün de kapımızda durmaktadır. Hele Bulgaristan’da. Çocuklarımızın adlarına, giydiğimiz elbiselerdeki motif ve isimlere, dinlediğimiz müziklere, ticaret yaptığımız yerlerin adlarına şöyle bir dönüp bakmalıyız. “Tarih, tekerrürden ibarettir” gerçeğini yaşamadan tedbirlerini almalıyız. Anadolu’daki birliğin bozulmasına rağmen, beylikler dönemi Türk kültürünün ve dilinin tekrar tarihteki yerini aldığı dönemdir. Ne mutlu Türk Dili mimarlarına! Ne mutlu Türküm Diyene!

Devam edecek.
Paylaşınız.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir