Bulgarlar Yahudilerini Kurtardı mı? – 2

Nedim AKIN

Tarih: 12 Kasım 2017

İkinci bölüm: Yahudilerin sürülmesi için alınan yasal önlemler.

            Yahudilerin sürgüne hazırlanma süreci.

            İl kafile “Treplika” ölüm kampına gönderildi.                           

 Birinci yüzyılda Bulgaristan’da yaşayan tüm azınlıkların – Pomak, Makedon, Ulah, Gagavuz, Çingene, Tatar, Türk – hepsinin isimlerini ve kimliklerini değiştiren ve bu sürecin manevi baskısını bugün de devam ettirirken azınlıklara devleti koklatmayanlar özellikle 1942–43 yıllarında Yahudileri Polonya’daki “Treplika” Nazi ölüm kampına göndermişti. Hedeflerin Yahudileri yakıp külünü saçmak vardı.

Bu olay 2017’de basında, toplumda, mecliste ve diplomaside yeniden ciddi kargaşa yarattı. Olayları Çar Üçüncü Boris’in Özel Kalem Odası Şefi Gruev’in kardeşi Stefan Gruev’in kaleminden, “Dikenden Taç” kitabının 419. sayfasından bir alıntıyla açmaya devam ediyoruz. Biz Müslümanların da başımıza gelmedik kalmadı. Bir asır boyu dinimizle, dinimizle, namusumuzla, kültürümüzle uğraştılar ve bizi dilsiz, dinsiz ve kimliksiz bırakmaya çalıştılar. Akıl fikir erecek gibi değil, aralarındaki – faşist komünist – kavgasında 10 milyon olsa da, bu iki bağdaşmaz güç Bulgaristan Müslümanlarına karşı anlaştı, birleşti, kaynaştı ve saldırdıkça saldırdılar ve kavga bugün de devam ediyor. Fakat biz aynı zamanda hepimizin Bulgaristan’da yaşayan Yahudilerin başına örülen çorabı bilmekte, öğrenmekte yarar var görüşündeyiz.

***

1942 yılının yaz aylarında Devleti Koruma Kanunu (DKK) ile Yahudilerin başına sarılan büyük kötülük, onlardan özel bir vergi toplanması ve birçok yerde mal ve mülklerine el konması oldu. O zaman Bulgar Yahudileri henüz hayatlarının tehlike altında olduğunu düşünmüyorlardı. Onlar o zaman Alman Nazileri tarafından atanan bir özel grubun çok dehşetli bir karar aldığını henüz işitmemişti. Hitler ve Himler işgal ettikleri Rus topraklardaki Yahudileri yok etme kararı almıştı. Ne var ki onlar Avrupa Yahudilerinin hepsinden kurtulmak için en elverişli yolun hangisi olduğu konusunda henüz son kararı almamıştı. Üzerinde durulan seçeneklerden biri hepsinin Filistin’e sürülmesiydi. Hepsinin topluca Afrika kıtasına sürüp orada toplama kamplarında kapalı tutmak üzerinde çalışılan ikinci seçenekti.

“SS” güçleri Genel Kurmay Başkanı Reinhart Heidrich’e Avrupa’da “Yahudi sorunu”nun “kesin çözümü” planını hazırlaması emredilmişti. 20 Ocak 1942’de Berlin’in “Wansee” sokağındaki çalışma ofisinde Adolf Eichman’ın da katıldığı, değişik bakanlıklardan 15 temsilciyle bir konferans toplamıştı. Yahudilerin fiziksel yok edilmesinin ön hazırlığı olarak, İngiltere gibi işgal edilmesi gereken ülkelerden de olmak üzere, İspanya ve Portekiz örneği bağımsız devletler de bu kapsamda, bütün Avrupa Yahudilerinin önce Polonya’ya sürülmesi planı bu konferansta hazırlanıp onaylandı. Onaylanan cetvelde 48 bin Bulgar Yahudi’sinin de ismi vardı. Macaristan, Romanya ve Bulgaristan gibi müttefik ülkelerde “SS” planı kendi Yahudilerini teslim ederken yerel idarelerle işbirliği yapmayı öngörüyordu. Bu işi Almanya Dış İşleri Bakanlığı üslenmişti. Tasarımın derin gizlilik ortamında gerçekleştirilmesi için “Yahudi sorununun kesin çözümünden söz etmeden” yeni Avrupa “vatanı” olarak tanıtılan Polonya’ya “göç” olarak açıklanması karara bağlanmıştı.

Almanların Yahudilere karşı onayladığı yasaları incelemeleri için, İç İşleri Bakanlığı Yahudi Sorunları Amiri Aleksandır Belev ile birlikte, İç İşleri Bakanı Gabrovski’nin yamaklarından biri olan, bir Yahudi düşmanı bir mücahidi Almanya’ya gönderdi.  Velev, Bulgar hükumetine Yahudileri sürmeye hazırlanma ve taşınmaz olan neleri varsa hepsini gasp etmeye hazırlanma önerisi getirdi. Bu işin, ya İkinci Dünya Savasından sonra ya da Alman ordularının Doğu Afrika’da uygun bir yeri ele geçirmesinden sonra gerçekleştirileceğini bildirdikten sonra, “Almanya Yahudileri kabul eder ve Galisiya’ya ya da Rusya’da başka bir yere yerleştirmeyi kabul etmezse, onları sürecek başka uygun bir yer olmadığını” sözlerine ekledi. Öte yandan, Yahudilerle ilgili tedbirlerin sertleştirilmesinde ısrar etti. Almanya’da bulunduğu günlerde Nazilerin güçlü etkisi altında kalan Velev, Bulgar’a evli, Doğu Ortodoks dinini kabul etmiş ve melez ve başka Yahudi grupları da içine almak koşuluyla yeni kısıtlamalar alınmasını da istedi. Velev, bir de Yahudilerin başkent Sofya’dan kovulmasını, Yahudi örgütleri üzerinde sıkı kontrol uygulanmasını ve Yahudi sorunlarınla ilgilenecek bir özel devlet komisyonu kurulmasını önerdi.

Hükümet, Belev’in önerilerini güçlü Alman baskısı altında kabul etti. 1942 Ağustosunda yayınlanan bir emirle, Yahudiler için daha sıkı rejim uygulandı, Yahudi Sorunları Komisyonu (YSK) kuruldu ve Başkan olarak Belev atandı.  YSK Yahudi işlerinin tümünden sorumlu oldu. Bakanlar Kurulu ancak en önemli kararlara onay verecekti. İşler birden bire değişti. 1942 yılının başında Bulgaristan Yahudileri göğüslerine sarı yıldız takmaya zorlandılar.  Evleri ve mağazaları işaretlendi. İşletmelerinden daha fazlası kapatıldı. Büyük sayıda aile Sofya’dan çıkarıldı. Radyo alıcıları, otomobilleri ve telefonları gasp edildi; 20 ile 45 yaş arasındaki erkekler seferber edildiler ve yol yapım işlerinde çalıştırıldılar.  Papaz Stefan  bu önlemlerin Ortodoks Hıristiyanlığı kabul etmiş Yahudi erkekler için geçerli olmamasını sağlayabilmişti. Başbakan Filov, Yahudi olmayan biriyle evlilik yapmış Yahudileri yakasında sarı yıldız taşımaktan serbest bıraktı. Yahudiler, işlerini kolaylıkla hallederken Bulgarlarla olan bağlarından ve onların hizmetlerinden yararlanıyorlardı. Aynı zamanda olan sıkı rejim altında yaşasalar da sürgün edileceklerine pek inanmıyorlardı.

1942 yılı güzün ve kış aylarında Yahudilere karşı önlemler sertleşmişti. Öyle de olsa, Alman kurumları Yahudileri gönderin diye Alman baskı dalgasının belirdiği her defasında, Bulgarlar ipe un seriyordu. Gerekçede hep Yahudilerin yol yapım işlerinde çok gerekli ve faydalı oldu yazdılar. Bekerle bile, iş gücü ihtiyacına büyük ihtiyaç olduğunun “gerçek” olduğuna vurgu yaparak, Berlin’de kendini kandırmıştı. Ribentrop dahi, “SS” ve “RSHA” (İmparatorluk Güvenlik Baş Amirliği) katında güvenlik idarelerini, Bulgaristan’la ilgili dikkatli olmaya çağırırken, henüz zamanın olgunlaşmadığı için sabır göstermelerini öğütlemişti.

Ne var ki. RSHA gitgide şüphelenmeye başladı. Bulgaristan’ın Yahudiler konusunda tatmin edici işler yapmadığına ilişkin hazırladığı bir raporda RSHA casusluk dairesi başkanı Walter Schelenberg, “Bulgar halkın Yahudi aleyhinde onaylanan kanunlarla çok ileri gidildiği görüşünde olmasından” yakındığını dile getirmişti.  O, Çariçe Mariya-Luiza’nın kirvesi olan, kıdemli devlet adamı Malinov’un bir Yahudi Bayan’la evli olmasından; Prens Simyon’un kirvesi olan General Nikolov’un torununun da bir Yahudi’ye evli olmasından yakınıyordu. Bunlar Yahudilerin Bulgarlar arasında asimile olduğunu kanıtlayan ufak deliller olsa da, RSHA görevlilerinin Yahudi düşmanı düşünce tarzı, çok değişik anlamlı bir eğilim ortaya koyuyordu. Çarın sekreteri görevinde bulunan Balan’ın Yahudi Sorunları Komisyonu önünde bir Yahudi için bir şey talep ederken  “Çar emretti!” sözleri nasıl yorumlanmalıdır? Schelenberg, sarayda görev alan bazı başka kişilerin de Yahudilerden yana müdahalede bulunabileceğini, söylemişti.

Schelenberg, Bulgar bakanlardan bazılarına ve bu arada İç İşleri Bakanı Gabrovski’ye güvenmiyordu. Bir defasında ellerinde imzalı bir mektupla 300 Yahudi Sofya’da İç İşleri Bakanlığına başvurduğunda, Bakan Gabrovski’nin kendilerini kapıda karşıladığını, bakanlık avlusunda yaptıkları görüşmede, “kötü olanın artık gelip geçtiğini” söyleyerek onları rahatlattığını rapor etmişti. İç İşleri Bakanı’nın Yahudilerin eğlence yerlerini, çarşı pazarı ziyaret etmelerini hala yasaklamadığından yakınan Schelenberg, Bakan Gabrovski’nin Saray’ın ve Bakanlar Kurulu’nun daha ılımlı bir Yahudi siyaseti izlenmesinde ısrar ettiğine de işaret etmişti.

Alman İstihbarat Şefi, Yahudilerin sarı yıldız taşımasını zorunlu hale getirmeyen Bulgar Adalet Bakanı Konstantin Partov’tan da şikâyetçiydi. Bekerle ise, Bulgar hükümetinin Yahudilere karşı kendisinin özel girişimlerde bulunmamasından yakınıyordu.

Yahudi işlerinde Çar Boris’in geliştirdiği taktiği aynen uygulayan Bulgar hükümeti, Yahudilerin sürülmesiyle ilgili Alman isteklerini kesin olarak reddetmiş olmamakla birlikte, bu konuda ikircimliğe düşmüştü de denemez. Bu konuda bir çatışma yaşamaktan kaçarken, “evet, fakat şimdi değil, vakti gelince” demeyi seçmişti. 2 Kasım günü Dış işleri bakanı Almanya’ya gönderdiği cevapta “Bulgaristan Yahudilerini sürmeye hazırdır, fakat şu an kendilerinden kamu inşaatlarında yararlanıyoruz” demişti.

RSHA, Yahudileri tren vagonlarına veya gemi ambarlarına doldurup gönderme işlerinde yardımcı olması için Eichman’ın yardımcılarından biri olan Teodor Daneker’i Sofya’ya gönderdi. Bu Nazi temsilcisi Yahudi Sorunları Komisyonu ile birlikte 3 ay sıkı çalıştıktan sonra, Belev ile Daneker arasında bir gizli mutabakata varıldı ve bu anlaşma 22 Şubat 1943’te imza altına alındı. Bu gizli antlaşma maddelerine göre, “yeni topraklardan” (Makedonya ve Trakya) 20 000 (yirmi bin Yahudi) 6 toplama kampına toplanacak ve masraflar Bulgar tarafından karşılanmak üzere Almanların işgal ettiği Polonya’ya gönderilecekti. Yahudileri gönderme işi Mart ayıda başlayacak ve Mayıs ayı sonuna kadar tamamlanacaktı. Sürülecekleriyle ilgili Yahudilere bilgi verilmeyecek, Bulgaristan içinde başka bir bölgeye değiştirilecekleri söylenecekti.

Sofya hükümeti 2 Mart 1943 tarihinde Yahudilerin sürülmesi planını onayladı.  Alman makamlarının razılıyla kısa bir süre önce kurtarılan “yeni topraklardan” 20 000 (yirmi bin) Yahudi’yi sınır dışına göndermek üzere Yahudi Sorunları Komisyonu’na 127 nolu hamiline emir kabul etti.  Öte yandan, Daneker ile imzaladığı gizli antlaşmada yer alan “yeni Bulgar toprakları Trakya ve Makedonya” sözlerini silen Belev belgenin aslına kıymıştı.  Aslı değişen evraka dayanılarak “eski Bulgar topraklarından” da Yahudiler sürülebilirdi. Bu sahtekârlık (aynı yeşil mürekkep kullanılarak) şahsen Belev tarafından yapılmıştı. O işgüzar bir Yahudi düşmanıydı. “Yeni topraklardaki Yahudi nüfus toplam 14 000 kişiydi. Almanlarsa ilk parti için 20 000 kişilik kota vermişlerdi. 6-7 000 kişilik kota kullanılamayacak, vagonlar “boş” gidecekti.  Hükümet emri ile kendisinin imzaladığı gizli anlaşma arasında çelişkili bir durum olsa da, o sürülecek olan Bulgar vatandaşı “istenmeyen” Yahudilerden seçerek gönderilecekler listesini tamamlamıştı.

Gizli planla ilgili gayrı resmi yollardan haber alan, meclis başkan yardımcısı Peşev ve diğer parlamenterler, büyük bir öfkeye kapılarak, hemen hareket etmeye karar verdiler. 9 Mart sabahı erkenden Peşev’in makamında toplandılar. Yako Baruh ile Bulgar ordusunda en yüksek rütbeli Yahudi olan Albay Avram Tacer ve başka Yahudi öncülerin katılımıyla aynı günün akşamında sorunu meclise taşımaya karar verdiler. Saat 17’de, İç İşleri Bakanı Gabrovski akşam oturumuna geldiğinde, Peşev ve arkadaşları ona bir kenara çekerek, sürgüne gönderme emri geri alınmazsa gensoruya yol açacak bir tartışma başlatacaklarını bildirdiler. Bu, ise bir hükümet bunalımına götürebilirdi.  Böyle bir plan olduğunu önce reddeden Gabrovski gizli haber sızdığını anlayınca, problemi başbakan Filov ile görüşmek üzere meclisi terk etti. Saat 19’da meclise dönen Bakan, (Bulgar vatandaşı olmayan ve Almanların yargı alanında bulunan) Trakya ve Makedonya Yahudilerinin sürülmesinin feshedilemeyeceğini, fakat Bulgaristan Yahudilerinin gönderilmesine ilişkin emirlerin icraya konmasının durdurulacağını bildirdi.

Bulgaristan Yahudilerinin tutuklanması aynı gecenin yarısında başlayacağından ötürü, Peşev ve arkadaşları İç İşleri Bakanı’nın il polis amirlerinin hepsine telefon açarak operasyonu askıya almalarını emretmesinde direndiler.  İç işleri Bakanı, milletvekillerinin yanında sekreterine telefon açtı ve eyaletlerdeki ilgili polis amirlerine gönderilecek telgrafı dikte etti. Ek olarak, Peşev Köstendil’le kendisi telefon açtı ve İç İşleri Bakanı’nın yanında Mitenov’a son gelişmeleri bildirdi. İşte bu eylemle Bulgar Yahudilerin tutuklanması son anda önlenebildi. Bazı il amirliklerine gönderilen tele gramların ertesi sabah ele geçmesi ise, gece yarısı tutuklanan ve toplama kamplarına toplanan Yahudilerin, ölüm yolculuğu dehşeti yaşamasına engel olmadı ve ertesi gün salıverilmelerine kadar acı bir trajedi yaşandı. Filibe (Plovdiv) şehrinde tutuklamaların başlamasıyla Papaz Kiril Çara bir protesto telgrafı çekti.  Ve vahşi uygulama durdurulmazsa vagonları Yahudi dolu trenin raylarına kendisi yatacağını duyurdu.

Başbakan Filov ile İç İşleri Bakanı Gabrovski’nin 6 binile 8 bin arasında Yahudi’yi eski Bulgaristan’dan toplama kaplarına sürülmesini 9 Mart 1943 günü saat 17 ile 19 arasında durdurmasını gerektiren ne oldu?  Çar’dan emir mi aldılar? O dönemin, devletin aldığı tüm kararlarda son söze sahip olan, Çar Boris’in kişisel idare ettiği devirdi. O gün Filov ile Gabrovski’nin Çarla danışmamış olmasını düşünmek akla yatmıyor. Öte yandan Filov’un Yahudilerin başına gelen olaylara acıyarak baktığı bilindiği için, onun Gabrovski’ye Bulgaristan Yahudilerini kurban et emri vermesini düşünmek zordur.

Almanya Büyük elçiliğinde hazırlanmış ve istasyon şefi Bekerle tarafından da imzalanmış olan raporda, ani karar değişikliği gerekçelerine ışık tutulmuştu. Meclis Başkan Yardımcısı Peşev’in müdahalesinden sonra yazılan raporda şöyle deniyor: “Eski Bulgar topraklarından Yahudilerin planlanmış olduğu gibi sürgün edilmesine başlanmasını durduran İç İşleri Bakanı Gabrovski’ye emrin en yüksek yerden geldiğine kuşku yoktur. Şu iyi bilinmelidir ki, İç İşleri Bakanı 9 Mart günü eski Bulgaristan’daki Yahudilerin evlerine dönmesini Yahudi Sorunları Komiserinin bilgisi dışında emretmiştir.

1943 yılında Bulgaristan’da “en yüksek yer” dendiğinde ancak ve yalnız Çar Boris anlaşılıyordu.

Sürgüne gönderme emrinin durdurulması Yahudileri rahatlatmadığı gibi, Bulgar dostlarının nefretini de azaltmamıştı. 8 gün sonra, 17 Mart günü, başta Peşev olmak üzere, daha fazlası hükümet çoğunluğundan olan 42 milletvekili Halk Meclisinde toplanıp Başbakan Filov’a uzun bir mektup yazdı ve hükümetin Yahudi siyasetini sert bir dille eleştirdi. Mektubun altında  sağ kanat lideri Aleksandır Tsankov’un  imzası da vardı.

Başbakan Filov kudurmuştu. Hükümet partisi milletvekillerinin halka açık bir şekilde ifade ettiği protestoyu bir itaatsızlık ve isyan olarak nitelendirirken, bunu “Yahudilerin Bulgaristan’daki yıkıcı etkinliklerinin” ifadesi olarak değerlendirdi. Kabineyi toplayan Filov, meclis başkanı yardımcısı Peşev’in görevinden alınmasını istedi. Daha sonra yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında ise başbakan, Peşev ve iktidar partisinin öteki milletvekilleri imzalarından vazgeçmezlerse, gözden düşürülmelerini ve kendilerine güvensizlik ilan edilmesini istedi. Birkaç milletvekili imzalarından vazgeçti. Birkaç gün sonra toplanan meclis genel kurulunda “Ayıptır!”, “Siz Yüzkarasısınız!” gibi haykırışlarla kavgalı anlar yaşandı.

Bulgaristan Yahudileri olaylardan ürkmüştü. Ne ki, onlar Makedonya ve Ege Trakya’sından toplanan ve resmi haberlere göre “çalışma kamplarına yerleştirilen”  Yahudilerin başına gelenleri ah bir bilseydi tamamen panikleyecekti. O günlerde “son kararları”, Nazilerin hepsini yok etme planlarını pek bilen yoktu.

1943 yılının Mart ayında Makedonya topraklarından 7 144 Yahudi ve Ege Trakya’sından 4 058 Yahudi ve Pirot bölgesinden 185 Yahudi. Onlar, Bulgaristan Yahudi Sorunları Komisyonu tarafından düzenlenen 4 merkeze götürüldüler. Bu topraklarda yaşayan ve tarafsız devletlerin vatandaşlı olan Yahudilere dokunamadılar. /İspanya ve İtalya hükümetleri, Yahudilerin sürülmesi konusunda özendirilseler de Bulgaristan’da olduğu gibi istila edilen topraklarda ikamet eden Yahudi vatandaşlarına sahip çıktı./ 4 toplama merkezi Dubnitsa, Yukarı Cuma (Gorna Cumaya), Üsküp ve Pirot şehirlerinde bulunuyordu.  Sürgüne gönderilecek olanlar vagonlara dolduruldu ve Polonya’daki “Treplika” ölüm kampına gönderildiler. Bu yolculuk tren yoluyla Yugoslavya üzerinden veya Tuna nehri yolunca Lom ırmak limanından yük gemileriyle yapıldı.

Not: Bulgaristan Yahudi Dernekleri Başkanı Kalo’nun “geri dönmediler” dediği 11 387” kişi bunlardır.

Devam edecek:

İkinci bölüm: Yahudilerin sürülmesi için alınan yasal önlemler.

Share