Yorum

Yama Üstüne Yama

Tarih:  04 Nisan 2019
Yazan: İbrahim SOYTÜRK
Konu:  Süresiz ücretsiz izinler başladı. Çözüm öneriyoruz.

Bulgaristan’da gelişen, şaşırtan, hızla şekil değiştiren olaylar izliyorum. Bugün kendi kendime şöyle bir soru sordum.

Bir insanın bütün organları değişse (ya da belirli bir süre için vücudundan sökülse) o kişi yaşayabilir mi, o insan aynı insan olmaya devam eder mi? Beni bu yönde kafa yormaya itense şu oldu:

Bulgar hükumetinde 15 bakan, bakan yardımcısı ve Yüksek Temyiz Mahkemesi Başkanı, Baş Savcı Yardımcısı ve Milli Soruşturma Dairesi Başkanı, Milli Rüşvetle Mücadele Komitesi Başkanı ve daha birçok çok önemli şahsiyetlere  “lütfen oyundan çıkın, istifanızı sunun ya da süresiz ücretsiz izne ayrılın” dendi. Tarih 04 Nisan 2019. 1 Nisan uluslararası şaka günü olsa anlarım ama ne yazık ki değil. Bu çok iri kodamanları istifaya davet eden ise  “baş komiser” (Başbakan) Boyko Borisov oldu. “Baş komiser” diyorum, çünkü istifaya zorlanan kişilerin birçoğu hükümet tarafından atanmamıştır. Meclis tarafından atananlar var. Cumhurbaşkanı’nın tayin ettikleri başka!

Şöyle bir örnek: Bizdeki Ayrımcılık Komisyonunda 9 yargıç ve yüzlerce görevli çalışıyor.  Yargıçların 4’ü Cumhurbaşkanı, 5’i de meclis tarafından atanmış. 2018’de bu kurum 1 800 şikâyet mektubu almış. Bunların 500’ünü açmış, okumuş hatta bazılarına cevap yazmış ve göndermiş. 1 300’ü öyle istifli bekliyor. 2017’nin 26 Mart günü erken genel seçim yapılmıştı. Onları seçen meclisi yenilemek için Türkiye’den oy kullanmaya gelenler sınırda tartaklandı. Komisyon dava açmadı. Yorumlamaya devam edebilirsiniz. Bugün bu kurumdan istifaya zorlanan yok. Sangi rüşvet ve daire almamışlar gibi bir durum var.

 

Soru: Nasıl olur da Başbakan Borisov, Cumhurbaşkanı Radev’in atadığı bir yüksek memura “topla çantanı, gözüm görmesin” diyebilir!? Eğer “Başkomiser” Borisov, Başbakan sıfatıyla hükümet tarafından atanmayan yargıç, savcı ve komite, komisyon, ombudsman ve daire başkanlarına “kış” diyebiliyorsa, o zaman yasama, yürütme ve yargı bizde bir birbirinde ayrıdır,  anayasal ilkemizdir ve demokrasimizin orta direği ve temel ilkesidir, demeye ne gerek var. Çünkü böyle bir şey yok…

Bu gelişmenin kokusu artık meclisten çıktı. Meclis içindeki adı “GERB milletvekilleri daire geyt” şeklini almıştı.

Cetvel uzun. Yüksek yetkili ve görevlilerin kelepirden ucuz süper lüks daireleri yalnız kendileri için değil, çocukları, doğmuş ve henüz dünyaya gelmemiş torunları için de aldıkları ortaya çıktı. Bazılarının babaları bakanlıklarda çalışan yakınlarına almış ve çok değişik şekillerde bu illet dallanmış budaklanmış.

Birkaç gün önce, rüşvetle ve dolandırıcılıkla mücadele “bağımsız ve bakanlıklar üstü” komitesinin süper dokunulmazlığı ve bir bölük silahlı koruması olan şefi Bay Plamen Georgiev “süresiz ve ücretsiz izne ayrılmazdan” ve “ofis anahtarını Başkomiser Borisov’a teslim etmezden önce” , basında bir iş ilanı çıktı. Plamen Georgiev’in yönettiği rüşvetle mücadele kurumu “yüksek matematik okumuş, çok kabiliyetli uzmanlar” arıyor. Şahsen benim için bu bir itiraftır. Şöyle denmemiş mi? “ Yüksek kurum, dolandırıcıların geliştirdiği dalavere formüllerini çözemiyor, bataktan çıkamıyor, “gelin bizi kurtarın.”  Birbirine dolaşan ve çözülemeyen hususlar dairenin “gerçek değeri”, “alım satım fiyatı”, “devredilmesiyle oluşan yeni değer” ve birden bire evraklarda ismi geçmeyen fiziksel veya tüzel kişinin malı olarak ortaya çıkması arasındaki dola şıklığı çözecek uzmanlar aranıyor.

Bu arada politik muhalefet (BSP) meclisten çıksa da, GERB partisi tarafından meclis çoğunluğu ile atanan yüksek devlet komiserlerinden P. Georgiev’in meclis kararıyla işine son verilmesini karara bağladı ve meclise öneri sunacak.

Bu olayları bir gizem haline getiren ve birçok kişiyi korkutan bir gelişme de şudur. Adı “Altın Yüzyıl” olan, Sofya’da çok havalı çok zengin semtlerden biri olan “Lozenets” (Bağlar Başı) adli yerleşim alanında kurulan, 18 katı çıkan ve 34 kat olması beklenen lüks gökdelenin inşaatının da yine “Baş Komiser” komutu ile durdurulması oldu.  Gökdeleni ve problemli “ucuz” daireleri inşa eden ve “satan”  şirket aynı inşaat şirketidir.

Şahsen ben bu konuda basında çıkan yazıların hepsini okudum, Başbakanın basın açıklamalarını dinledim ve şu sonuca vardım: Yüksekliği 34 kat alan bu problemin derinliğine yani dibine ve köklerinin suya değdiği kata henüz inilememiştir.

Ortaya çıkan tabloda korku renkleri var.  Sanki hükümetin ve devlet kurumlarının eli kolu bağlanmış. Vergi ve denetim daireleri sanki felç olmuş. Polis, savcılık, yargı ve diğer makamlar rüşvet yemeye öyle alışmış ki, yasaları çiğnediğini, ahlaksız hareket ettiğini artık duyumsayamaz olmuş, bilinci sönmüş ve gözleri dönmüş durumda. Çok tehlikeli bir ortam!

Memleketimiz skandallarla yönetiliyor. Şimdi bütün bakan ve bakan yardımcıları “süresiz ve ücretsiz”  istifa ederse ne olacak! Yama üstüne yama yeni hükümet mi kurulacak. Dolandırıcılık ve dalaverecilerin başı sayılan İç Makedon Devrim Örgütü VMRO Makedon haydutlarının torunları “aman durun, hükümetten düşebiliriz” şiarıyla çıktı. “Ucu bize gelir” diye titremeye başladılar. “F-16” Amerikan saldırı uçaklarının son modelinden 8 adete 2.8 milyar US Dolar ödenmesine oy verdikleri gün Sofya’daki US Büyükelçiliği onlara “siz artık korkmayın, himayemiz altındasınız”, dedi. Bu himaye işleri de güneş ve yağmur şemsiyesi gibi iki çeşit. Monarşi döneminde (1925-1944) bu asiler Moskova – Komünist Enternasyonal – himayesindeydiler. Sosyalizm ve totalitarizm yıllarında (1944-1989) VMRO tilki inindeydi. Demokraside Amerikan himayesine girdi. Bunlar bir, ikiyüzlü değil, bin yüzlü ve bulsalar hepimizi bir yudum suda boğarlar.  Onların yeliş ışıklı dalavereleri pasaport, Bulgar vatandaşlığı, Bulgar kimliği ve Bulgaristan Türkiye sınırında tel örgünün altından veya üstünden geçenleri tutuklatıp soymak ve kamyonlarla Sırp sınırına gece gece taşıyıp yamalı popolarına birer tekme vurup kovma ve Türklere ve Türkiye’ye karşı havlamaktır.

Skandallar devlete deprem yaşatırken Turizm Bakanı Nikolina Angelkova da istifasını sundu.

Politik depremle birlikte iş aramaya Batı Avrupa’ya giden Romen gençlerden % 40’ının ve Bulgaristan’daki işsizlerden dörtte birinin hiç okula gitmediği okuma yazma bilmeyen ve hesap yapmayan gençler olduğu açıklandı. Olay çok ciddi nitelik kazanmaya başladı, çünkü 18-35 yaş arasında olan bu genç Bay ve Bayanlardan hepsinin en az ikişer çocuğu var ve kendi evi yok.

Hükümetin istifasını istemek için Bakanlar Kurulu önüne çıkan son gruba “siz de kimsiniz?” diyen olmayınca, kendilerini açıklamışlar, başkentim “Lülin” semti sopacılarındanmışlar, para karşılığı iş gören bu hergelelere günde 50 leva ödeniyormuş.

İşte böyle bir ortamda genç kuşaktan “milli sorumlu bir tavır” istemek ve “domuz bağırsağı gibi uzayan “ şu rüşvet olaylarının “politik yönlerini” görüşmek üzere Cumhurbaşkanına bağlı Milli Güvenlik Kurulu toplanıyor.  Artık herkes Cumhurbaşkanlığına bakıyor. Ne ki toplum hasta, vücutta sağlıklı organ da kalmamış. Sanki son umut kapısına bakıyoruz…

Kurul, son durumla ilgili Stratejik Program Konseyinden de bir rapor dinleyecekmiş. Bu raporları hep eski kalemler yazıyor.  T. Jivkov zamanında, devlet başkanı rapor ve konuşmalarını yazanlardan biri olan, daha sonra Demokratik Güçler Birliği (CDC) kurucularından,  1992-1994 yılları arasında demokratik güçlerden Meclis Başkanı seçilen, Rusya karşıtı yazı ve kitaplarıyla bilinen Aleksandır Yordanov, şimdi GERB partisi listesinden 6. Yerde Avrupa Parlamentosu milletvekili adayı gösterildi. Aynı zurna her düğünde ve her orkestrada çalıyor. Çaldıkça da işler bozuıluyor. Şünkü şimdiye kadar yazıp çizdiklerinden bir şey çıkmadı. Böyle adamların Avrupa meclisinde ne işi olur?

Otorite kaybettiğinin farkında olan GERB partisi CDC ve eski Çiftçi Partisiyle seçim ortaklığı sözleşmesi imzaladı.  GERB partisi büyülü bir çember içinde olta atıyor, besbelli bu güçlere de kıyacak. İktidar kavgasında yeni kelleler kayacak benziyor…

Bütün bakanlar istifaya ya da süresiz ve ücretsiz izne zorlansa, hükümet düşmüş sayılır mı? Anayasada böyle bir madde yok. Hükümetsiz bir ülkede diktatörlük (otoriter bir yönetim)  kurulması zor olur mu? Yoksa bu kendi kendine yol açan bir gelişme midir? Bizde buna “demokratik diktatörlük” denirse şaşmam.

Doktorların ve polislerin parayı görmeden iş yapmadığı Bulgaristan koşullarında, öğretmenlerin boş sınıfa girip çıkarak maaş aldığı ve yeni kuşağın cahil kalmasından etkilenip endişelenmediği yeni şartlarda her gün azdan az otoriter rejime yaklaşıyoruz desem yanlış olur mu acaba? Brüksel’e  “Olgun demokrasiye” geçiyoruz haberi göndersek, yutarlar mı dersiniz!  Örneğin,  Bulgaristan’da “diktatörlük” kurulsa ve NATO ve Avrupa Birliğine “ gelişmiş demokrasiye geçtik haberi iletsek…  Bunların hepsi olabilir. Hatta memleketimiz koşullarında diktatörlük ile demokrasi her gün kimse anlamadan yer değiştirebilir ve biz sezmeye de biliriz. Her gün saatlerce beyin yıkayan TV programları ve radyolar, kimin aklıyla çalışıyor, yoksa bir “haber laboratuvarı” mı var ve keyiflerine göre yüzümüze ve beynimize uyutan duman mı üflüyorlar.  Devlet çökmüş umurlarında değil…

Bunların hepsi olur ve oluyor da….. Milli Güvenlik Konseyi ne yapacak, karar alabilecek mi, çünkü üyelerinin yarısı görevden alındı öteki yarısı da birbirine küs… Devletin yaralı olmayan, çalışan ve üreten kurumu kalmamış.  Çılgınların arasında ikisi son dönem hepten şaşırdı. Yahudi bozması, Sorosçu ve CİA’nin hangi şubesine bağlı olduğu pek bilinmeyen, sözde eşinin dairesinde oturan, eski Dış İşleri Bakanı ve her gece rüyasında başbakan olmayı sayıklayan S. Pasi, ülkemize atom bombası üslenmesini ve “F-35” savaş uçaklarından da almamızı önerirken, bizim bataklıkta Amerikan şemsiyesi açmaya çok heveslenmiş görünüyor.

Cambazki adındaki ikinci kuzgunun derdi varsa yoksa Türklerle, nasıl hap yuttuysa “Bulgaristan’da Türk yok!” demekten ağızı eğrilmiş, çivisi çıkmış.

Şöyle bir şey ola bilir mi? Bu da bizim önerimiz:

Şu inşaatı durdurulan 34 katlı gökdelen var ya! Hemen bitirilse, bu arada devletleştirilse! Yani mülkü şu daire işlerine karışan dalavereci inşaat şirketinin elinden alınsa ve 34 katlı apartmanın ilk 10 kattaki dairelere milletvekilleri yerleştirilse.

Ayrı giriş ve asansörlü, ikinci 10 kat gizli polis, bazı komiserler, jandarma ve itfaiye şeflerine dağıtılsa!  Son 14 kata da bakanlar, başbakan, cumhurbaşkanı, hükümet danışmanları, merkez bankası müdürü, en büyün tüzel kurum şefleri, ünlü yargıçlar, başsavcı, birkaç yazar, yüksek mahkeme başkanı, bazı kanaat önderleri ve aksakallar, Başpiskopos ile Baş Müftü yerleştirilseler nasıl bulursunuz. Tabii 20. Kat ile 34 kat arasında kuş sütüne kadar her şey olacak, başkenti yakın ve uzaktan görebilmek için gerekli tüm araçlar ile tavanda bir helikopter ve pistsiz kalkış yapan çok özel bir jet olacak.

Zemin katlarda da arabalar birbirine karışmayacak.  8 kat yer altına inen garaj, depo ve sığınma kısmında da birbirine karışma yok…

Apartman kurallarına göre oturanların daire satın alma hakkı olmayacak. Gerekirse bu anayasaya özel bir madde olarak işlenecek.

İlk 10 kattakiler ayrı asansör kullanacak ve daha üst katlara çıkamayacaklar.

  1. Kata kadar oturanların da daha üst katlarda oturanları rahatsız etmeyecekler.

En üst katta oturanların da alt katlara inip çay kahve, votka, viski, salam, sucuk mezeli kör sofra sohbetlere katılma hakkı olmayacak. Hatta beraber ava bile gitmeyecekler. Aynı sitelerde tatil yapmak da yok.

Hiç biri çöp, asansör, su, kalorifer, elektrik vs masrafı da ödemeyecek.

“Altın Yüzyılda” para oynamayacak. Ufak tefek ihtiyaçlar özel tespih boncuklarıyla karşılanacak.

Böylece Bulgaristan’da rüşvetin köküne inilecek kanısındayım.  Rüşvet ağacının köklerinin altına inilecek, derin kuyular açılıp köklerin altına zehir doldurularak rüşvet ağacı böylece kurutulacak. Rüşvet sözü kullanılmayacak, yasaklanacak.

Şöyle bir şart da olsa iyi olur. “Altın Yüzyılda” oturduğu daireden çıkarılan bir daha 34 katlı apartmana asla dönemeyecek. Köyüne de dönse ancak 1 katlı bir evde ikamet edecek, ömür boyu toplum hiyerarşisinin 2. Katına bir daha asla çıkamayacak. Bu onun suyu ve soyu için de geçerli olacak. Ancak böyle olursa biz yama üstüne yama durumundan kurtulabiliriz.

Olayları izliyoruz.

Siz de beniz izleyiniz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Paylaşınız.

İbrahim Soytürk yazıları (Tümü)

Share
Reklamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eighteen + eleven =