Rafet ULUTÜRK – Uluslararası Kadın Kongresi Konuşma Metni

Saygıdeğer Kaymakamım, Bayrampaşa Belediye Başkanım,
Kıymetli akademisyenler,
Değerli konuklar,
Dünyanın dört bir yanından gelen kıymetli misafirler…

Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Bugün burada yalnızca bir toplumsal meseleyi konuşmak için değil;
Türk dünyasının geçmişini daha iyi anlamak, bugününü güçlendirmek ve geleceğini güvence altına almak için bir araya geldik.

Konumuz kadındır.
Ama yalnızca “kadın sorunları” değil…
Bir milletin kaderini, yönünü, vicdanını ve yarınlarını belirleyen en güçlü toplumsal dinamiktir kadın.

Kadının hayat içindeki yeri, hiçbir zaman sadece aile içi rollerle açıklanamaz.
O, bir toplumun:

  • kültürünü taşıyan hafızasıdır,

  • değer sistemini kuran vicdanıdır,

  • üretimi büyüten görünmez motorudur,

  • eğitimi şekillendiren temel gücüdür,

  • zor zamanlarda ayakta tutan direncidir,

  • geleceğe yön veren aklıdır.

Bu yüzden kadın meselesi yalnızca bir hak meselesi değildir;
bir medeniyet meselesidir, bir kalkınma meselesidir, bir insanlık meselesidir.


1. Tarih Boyunca Kadın: Bir Medeniyetin Kuran Eli

Tarihin Kadim Mührü: Türk Kadını ve Medeniyetin Kuran Eli

Türk tarihinde kadın; hiçbir zaman bir gölge, bir figür ya da sessiz bir tanık olmadı. O, bozkırın sert rüzgarlarından sarayların görkemli eşiklerine kadar her dönemde tarihin öznesi, medeniyetin asıl kurucu nefesi oldu.

Eski Türklerin o destansı çağlarında Hatun, sadece Kağan’ın eşi değil; devletin sarsılmaz direği, yönetimdeki bilge ortağıydı. Kağan’ın fermanı “Hakan ve Hatun buyurur ki…” diye başlarken, kadın iradesi devletin ruhuna işleniyordu.

Selçuklu’nun o zarafet dolu yıllarında kadınlar; kurdukları şifahanelerle yaralara merhem, inşa ettikleri medreselerle akıllara ışık oldular. Birer vakıf medeniyeti ustası gibi, şehirlerin kalbine sevgi ve şefkat taşlarını döşediler. Osmanlı’nın en güçlü devirlerinde ise hanedan kadınları, sadece saray duvarları arasında değil; hayratlarıyla sokaklarda, diplomatik zekalarıyla devletler arasında ve sosyal yardım ağlarıyla halkın tam kalbinde yaşadılar.

Bu asil tablo bize şunu fısıldar:

Türk kadını, tarihin tozlu sayfalarını uzaktan izleyen bir seyirci değil; o sayfaları kalemiyle, kılıcıyla ve şefkatiyle yazan, geleceği doğuran asıl güçtür.


Neler Değiştirildi?

  • Betimlemeler Güçlendirildi: “Kenarda olma” yerine “gölge” ve “sessiz tanık” gibi ifadeler seçildi.

  • Lirik Bir Dil Kullanıldı: “Medeniyetin kurucu gücü” yerine “kurucu nefesi”, “hayatın kalbi” gibi daha sıcak ve derin anlamlar yüklendi.

  • Tarihsel Bağlam Duygusallaştırıldı: “Hakan ve Hatun buyurur ki” örneği eklenerek o dönemdeki eşitliğin ve saygının altı çizildi.

Bu metni bir sunumda mı yoksa bir yazı dizisinde mi kullanmayı planlıyorsunuz? İsterseniz bu metni belirli bir dönem (örneğin sadece Kurtuluş Savaşı kadınları) için daha da derinleştirebilirim.

Bu örnekler bize şunu gösterir:

Türk kadını tarihin seyircisi değil, tarih yapan güçtür.


2. Balkanlardan Orta Asya’ya: Direniş ve Dayanıklılığın Kadın Yüzü

Balkanlar’dan Orta Asya’ya: Direnişin ve Çeliğin Zarif Yüzü

Türk dünyasının tarihi, sadece zaferlerle değil; büyük göçlerin sızısı, baskıların ağırlığı ve kırılmaların acısıyla da yoğrulmuştur. Gökyüzü karardığında ve fırtına koptuğunda, toplumu bir arada tutan, ocağın ateşini sönmekten kurtaran her zaman kadının metaneti olmuştur.

1989 Bulgaristan Türklerinin şanlı direnişi, bu sarsılmaz iradenin en taze ve en çarpıcı kanıtıdır:

  • İlk Çığlık: Asimilasyonun karanlığına ve kimliksizleştirme politikalarına karşı, korkuyu bir kenara itip sokaklara ilk dökülenler, evlatlarının adını korumak isteyen kadınlardı.

  • Sarsılmaz Duruş: Tankların ve rejimin en ağır baskılarının karşısında birer abide gibi duran, ruhu prangaya vurulamayan yine onlardı.

  • Yolun Yükü: Belirsizliğe açılan zorunlu göç yollarında; heybelerinde umudu, kucaklarında yarınları taşıyarak aileyi bir arada tutan birleştirici güçtü kadın.

Bu direniş, sadece bir topluluğun kaderini tayin etmekle kalmadı; bir rejimin çöküşünü hazırlayarak koca bir coğrafyanın tarih akışını değiştirdi. Anadolu’ya, özellikle Bursa gibi sanayi şehirlerine ulaştıklarında ise durmadılar. Fabrikalarda, tarlalarda ve hayatın her alanında sergiledikleri o muazzam çalışma azmiyle, Türkiye’de kadın istihdamının ve üretimin yeni bir seviyeye taşınmasında öncü oldular.

Bu tarihi gerçek, zihnimize şu sarsılmaz inancı kazır:

Kadın, sadece değişen dünyaya uyum sağlayan bir nefes değil; o dünyayı elleriyle yeniden kuran, değişimi bizzat başlatan asıl güçtür.

Bu gerçek bize şunu gösterir:

Kadın değişime uyum sağlayan değil, değişimi başlatan güçtür.


3. Modern Dünyada Kadın: Yeni Bir Paradigma

Modern dünyanın teknik kavramlarını, Türk kadınının ruhuyla ve insan kalbinin derinlikleriyle harmanlayarak yeniden kurguladım. Bu kez sadece sosyolojik bir analiz değil, bir varoluş hikayesi anlatıyoruz.


Modern Dünyada Kadın: Yarını Kuran Yeni Bir Paradigma

Kadını anlamak, sadece sararmış tarih sayfalarına bakmak değil; bugünün aynasında o kadim ruhun nasıl yeni formlar kazandığını görmektir. Modern dünya bize bir dizi kavram sunar, ancak bu kavramlar Türk kadınının elinde kuru birer terim olmaktan çıkıp hayatın can suyuna dönüşür:

  • Toplumsal Cinsiyetin Ruhu: Bize dayatılan “yapamazsın”ların, “senin yerin burasıdır” diyen duvarların aslında sadece kültürel birer kurgu olduğunu biliyoruz. Türk kadını, bu rolleri birer birer aşarak toplumun yapısını yeniden örüyor; pasif bir kabulü değil, dönüştürücü bir iradeyi temsil ediyor.

  • Kültürel Temsilin Gücü: Medya, sanat ve edebiyat kadını nasıl anlatırsa, toplumun hayalleri de öyle şekillenir. Bir kadının kalemiyle, fırçasıyla veya sahnelerdeki sesiyle kendini ifade etmesi, sadece bir sanat olayı değildir; gerçeği en baştan, en asil haliyle yeniden inşa etmektir.

  • Kadın Özneliği (Kendi Hikâyesini Yazmak): Belki de en mühimi budur: Kadının kendi sesini bulması. Başkasının yazdığı senaryolarda figüran değil, kendi hayatının ve toplumun başrolü olmasıdır. Türk kadını, tarih boyunca bu özneliği sessiz ama derinden gelen bir güçle, asaletinden ödün vermeden dünyaya haykırmıştır.

Bu kavramlar sadece akademik kürsülerin soğuk terimleri değildir; her biri soframızdaki ekmeği, evimizdeki huzuru, ekonomimizin direncini ve ülkemizin siyasal istikrarını belirleyen hayatın ana damarlarıdır. Zira bir toplumun geleceği, o toplumdaki kadının kurduğu hayallerin büyüklüğü kadar yükselebilir.


4. Kadın Güçlenirse, Türk Dünyası Güçlenir

Kadın Güçlenirse, Türk Dünyası Şahlanır: Bir Gelecek Muştusu

Türk dünyasının uçsuz bucaksız coğrafyasında kadın; sadece bir evin çatısı değil, koca bir milletin ruhunu ayakta tutan sarsılmaz direğidir. Yüzyıllar geçer, isimler silinir, sınırlar yeniden çizilir, rejimler yıkılıp yenileri kurulur… Ancak değişen her şeyin ortasında kadın, bir kutup yıldızı gibi yerinde durur.

O, rüzgâr ne kadar sert eserse essin:

  • Kültürün Hafızasıdır: Unutulmaya yüz tutan masalları, ezgileri ve töreleri kalbinde saklayıp yarına aktarandır.

  • Dilin Sesidir: Türkçenin en saf, en duru halini ninnilerle evlatlarının ruhuna nakış gibi işleyendir.

  • Neslin Mimarıdır: Sadece bir çocuk yetiştirmez; adaleti, cesareti ve vicdanı kuşanmış bir geleceği ilmek ilmek dokuyandır.

  • Toplumun Vicdanıdır: En zor anlarda küllerinden doğmayı bilen, toplumu her seferinde yeniden kuran o gizli kuvvettir.

İşte bu yüzden, kadını merkeze alan politikalar sadece bir tercih ya da modern bir lüks değildir; bu, Türk dünyasının var oluşunu sonsuza dek mühürleyecek vizyoner bir zorunluluktur. Biliyoruz ve inanıyoruz ki: Kadın güçlenirse, koca bir toplum ayağa kalkar. Kadın görünür olursa, medeniyetin renkleri ışıldar. Kadın özne olursa, yarınlarımız işte o zaman tam anlamıyla güvence altına alınır.


5. Geleceğe Yön Verecek Beş Stratejik Adım

Geleceği Doğuran Beş Stratejik Sütun: Türk Dünyasının Yükseliş Rotası

Türk dünyasının potansiyelini bir güneş gibi doğurmak için kadının gücünü sadece kabul etmek yetmez; bu gücü, medeniyetin ana motoru haline getirecek somut köprüler kurmalıyız. İşte bizi daha aydınlık bir istikbale taşıyacak o stratejik adımlar:

1. Eğitimin Işığı ve Dijital Şafak

Eğitim, bir genç kızın eline verilen en büyük güçtür. Ancak bugünün dünyasında sadece okuryazarlık yetmiyor. Kız çocuklarımızı yapay zekadan uzay teknolojilerine, yazılımdan dijital sanata kadar geleceğin diliyle donatmalıyız. Onlar, siber dünyanın bozkırlarında yeni destanlar yazacak olan bilgelerdir.

2. İpek Yolu’ndan Girişimcilik Ağlarına

Kadının ekonomik bağımsızlığı, toplumun sarsılmaz zırhıdır. Geleneksel üretimden teknolojik girişimlere kadar, kadının emeğini küresel pazarlara taşıyacak “Türk Dünyası Kadın Girişimci Koridorları” kurmalıyız. Bir kadının kurduğu iş, bin ailenin refahı, koca bir coğrafyanın can damarıdır.

3. Karar Mekanizmalarında Kadın İradesi

Tıpkı eski kurultaylarımızda olduğu gibi, kadının sesi karar masalarında yankılanmalıdır. Siyasetten akademiye, yerel yönetimlerden uluslararası diplomasiye kadar kadının “stratejik aklı” devrede olmalıdır. Kadının olmadığı bir karar mekanizması, tek kanatla uçmaya çalışan bir kuşa benzer.

4. Kültürel Temsil: Gerçeğin Aynası

Medya ve sanat dünyasında kadını sadece bir kurban ya da dekor olarak gören sığ anlayışı yıkmalıyız. Kadını; üreten, düşünen, yöneten ve toplumu dönüştüren çok boyutlu kimliğiyle anlatmalıyız. Hikâyemizi başkalarının kaleminden değil, kendi kadınlarımızın ilham veren gerçeğinden okumalıyız.

5. Türk Dünyası Kadın Dayanışma Köprüsü

Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan bu devasa coğrafyada, kadınların deneyimlerini ve güçlerini birleştireceği kurumsal bir dayanışma kalesi inşa etmeliyiz. Bilgi paylaştıkça çoğalır, el ele verdikçe engeller aşılır. Bu platform, sadece bir iş birliği değil, bir gönül birliği ve kader ortaklığıdır.


Gelecek, Kadının Avuçlarında Yükselecek: Bir Medeniyet Çağrısı

Saygıdeğer Katılımcılar, Gönül Coğrafyamızın Kıymetli Temsilcileri;

Bugün burada sadece bir meseleyi konuşmak için değil, bir medeniyetin kalbini yeniden dinlemek için bir aradayız. Şunu tüm kalbimizle idrak etmeliyiz ki: Kadının hayattaki yeri, sadece rakamlarla ifade edilen bir eşitlik tartışması ya da basit bir temsil meselesi değildir.

Bu; evlatlarımızın yarın hangi değerlerle uyanacağını belirleyen bir gelecek güvenliği meselesidir. Bu; binlerce yıllık birikimimizi yarına taşıyacak olan bir medeniyet davasıdır. Ve en nihayetinde bu; adaletin, şefkatin ve onurun harmanlandığı bir insanlık borcudur.

Aziz Dostlar;

Bakınız, tarihin tozlu yollarına ve bugünün yorgun dünyasına… Türk dünyası dün bozkırın şafağında kadının bilgeliğiyle yükseldi. Bugün, baskıların ve zorlukların tam ortasında, kadının sarsılmaz dirayetiyle direniyor. Ve hiç şüphemiz olmasın ki yarın, yine kadının o kurucu, birleştirici ve iyileştirici nefesiyle şahlanacaktır.

Bu konferansın sarsılmaz gayesi; kadını sadece bir “konu” olarak görmek değil, onu hayatın tam merkezine yerleştiren ortak bir gelecek vizyonu inşa etmektir. Biz bu masada sadece kelimeleri değil; bilimin ışığını, toplumun çelikten kararlılığını ve sınırları aşan kardeşlik iş birliğimizi bir araya getiriyoruz.

Çünkü biliyoruz ki: Kadın güçlenirse; bir aile değil, koca bir toplum ayağa kalkar. Kadın görünür olursa; bir renk değil, koca bir kültürün tüm zenginliği dünyayı ışıklandırır. Kadın özne olursa; işte o zaman gelecek, bir belirsizlik olmaktan çıkar ve en güvenli kalemiz haline gelir.

Değerli Konuklar;

Sizleri, bir kadının elinin değdiği her yerin çiçeklendiği o kadim inançla selamlıyorum. Bu buluşmanın, Türk dünyasının her köşesindeki kız çocuklarımıza bir umut, her çalışan kadınımıza bir dayanak ve her birimize yeni bir yol haritası olacağına yürekten inanıyorum.

Geleceği, kadınların o zarif ama mağrur omuzlarında hep birlikte inşa etmek dileğiyle…

Saygılarımla, teşekkür ederim.

 

Reklamlar