Sarıca Arılar

 

neriman11 Neriman Eralp KALYONCUOĞLU

Konu:  Hoşaflık kurutma zamanındayız.

Sarıcadır, bizim sarıca arıların asıl adı. Eşek arısı ile bal arısı arasında olduklarından ve aynı büyüklükte başka haşarat da olduğundan ARI olduklarını, ama bal toplamadan bal çalıp bal yediklerini, hazırcı olduklarını ve bir işe yaramadıklarını belirtmek ve bir de fena soktuklarını hatırlatmak için biz onlara SARICAARI demişiz.

Modern binaların son katlarında yaşayanlar bilmeye bilir, çünkü bu sarıcalar daha fazla yere yakın ve ağaç boyunda yüksek uçmaz yani sizin balkon kapısından girmemiş olabilirler fakat kiremitliklerde kurutulmak üzere serilen kaysı, erik, elma ve armutların can düşmanıdırlar, çünkü kururken koyulaşan şeker ağdasına bayılırlar. Onların peteği, üstü mumlu gömeci yoktur.

Bal arıları polen toplamak için çalışır. Sarıca arıların özelliği de bal sağılacak gününü kokusundan mi, beyinlerindeki saat ayarından mı tam olarak bilebilmeleridir. Çocukluğumdan bal peteklerine saldırılarını, beni çok soktuklarında bir defasında hastanelik olduğumu unutamam.

Günümüz toplumunda, sakalı başkasının elinde olanlar, seçimler yaklaşınca Hak ve Özgürlük Partisi (HÖH) zamanından kalma alışkanlıkla, sihirbazlıklarını yineliyorlar. Türkiye’deki kovanlıkları – bakanlık, belediye ve dernekleri – dolaşmaya başladılar.

Her kovandan bal çalamayacaklarını bildiklerinden daha bakımsız, son yıllarda itten bitten temizlenmemiş, kapısı açılmamış dernekleri ziyaret ediyorlar. Hesabı kitabı düzgün, dünya görüşü net, Türk-Bulgar ilişkileri hakkında sıkı işbirliğinden yana olan ofislere uğramıyorlar. Hatta koskoca İstanbul’da onca eski derneklerden bir çalacak kapıları bile yok.

Ege’deki göçmen belediyelerini ziyaretlerinde göçmenlerimizin dertlerine kulan vermemeleri yeni anlam alıyor. Bizim Belediye başkanları, bakan, bakan yardımcıları ve yüksek kurumlarla işimiz olur vızıltısı yayılıyor. Türkiye’de 15 Temmuzdan sonra bakanlar, bakan yarımcıları ve müsteşarlar değiştiği için besbelli bizim HÖH saflarından deneyimli kaşarlı dolandırıcılar yeni hesaplar peşindeler. Sanki Kırcaali HÖH Genel Başkanı görevinde Basri Ömer’e ufak baş hayvan için önceden ödenen ve kayıplara karışan 50 bin Euro’lar unutuldu.

Sanki Ahmet Doğan’a seçim öncesi defalarca verilen Dolarlarla eski gizli servis “DS” generallerine ülkenin değişik merkezlerinde inek çiftliği yapıldığı unutuldu. Nasıl olur da Ankara, kendilerine defalarca yardım edilen ve hiçbir iş bitirmeyen kadrolarla görüşmeyi yeniden kabul eder.

Nasıl olurda, HÖH ile DOST arasındaki farkın, çul değiştirmiş eşekten daha az olduğunu fark edemez. Ömründe bağı kazmamış, bağ bozmamış adamlara, bağ devretmek hangi akla hizmet eder. İşte bunlarda 15 Temmuz sonrası değişimlerden haberdar değiller, hep böyle gidecek zannettiler.

Her gidilen yerde bol resim çekiliyor. Sanki 6 Kasımda seçime değil de, resim sergisine gideceğiz. Bulgaristan’a tomar tomar göndererek “bakın ne çok iş yapıyoruz” havası yaratmaya çalışıyorlar. Bulgaristan’da bayramlaşacak kimseleri olmadığından bu defa Oslo’ya gittiler. Bayram sofrasına oturmak şereftir. O lüksü yitirmişler.

Bu iş biraz sarıca arıların hoşaflara saldırmasına benzemiyor mu? İşin yoksa sen yıl boyu çalış, erikleri, kaysıları sula, topla, çekirdeklerini çıkarıp doğrayıp kurutmaya ser ve sonunda tatlı düşmanı sarıca arı sürüsünün istilasına uğra.

Ne demek gidip Türkiye’de oy dilenmek, yardım istemek, kapılı kapılar ardında gizli görüşmeler yürütmek. Doğan’ın KGB ajanlığıyla başımızı ağarttığı yetmiyor mu?!

Bir yandan Bursa, İzmir ve Ankara’da dernek merkezi diye bazı emlakçılar, kasap ve köftecileri ziyaretler siyasi anlam taşıyabilir mi? Türkiye ile ilişkilerden siz sorumluysanız, millet umutlanmaktan vazgeçsin. Çünkü sizin kafanızda yalnız tekel olmak vardır. Siz demokrasi ve serbest çoğulculuk nedir bilmezsiniz.

Vaktiyle Ahmet Doğan da tutturmuştu, “Türkiye benden sorulur” masalını gevelemeye. Tüccarımızın başına gelmeyen kalmamıştı. Her şeyden % 50 pay isteniyordu. Bu yeniler Türkiye devlet makamlarını böyle bir umutla ziyaret ediyorlarsa daha şimdiden olayı noktalayalım.

Siyasetle ticaret birbirine karıştırılmaz.

DOST-cu siyasetçilerin Bulgar oligarşisi baskısı altında hayal kurduğunu düşünmek herkesin hakkıdır. PKK’ya silah taşıyan Bulgar-Doğan-Peevskli TIR-ları daha dün durduruldu.

Hele L. Mestan’ın olayları bilen kulisten bir kişi olarak bu heyete katılmaması ve “piş böreğim piş” duası etmesi, yaptığı gizli görüşmeler her birimizi düşündürmeye başlamıştır.

Zaten bizim hem Türkiye’de bulunan ve hem de memleketimizdeki tüm seçmenlere çağrımız L. Mestan tüm bildiklerini, bize yapılan tüm hileleri anlatmadan ona veya onun işaret ettiği bir Cumhurbaşkanı adayına oy vermek yok. Bu karar kesindir. Dost’çular da şirket zinciri kurmak düşünüyorlarsa bizden onlara oy yok.

Şirket zinciri sömürü zinciridir, eziyet külliyesidir.

Bu heyete katılan talihlilerden olan Şabanali’nin  Türkçe dört kitap okuduğuna, okumuş olsa bile bir şeyler anladığına inanmıyorum. Onun doğduğu Çıbaklı (Vodaç) köyünden İsmail Seyfulla isminde bir genci daha HÖH’ milletvekili adayı iken komşusuna seçim için kredi çektirmiş ve adamın ve ailesinin başını belaya vermiş.Öyle konuşuyorlar. Şabanali’nin Karagözler (Çernooçene)  de Eski Baş Müftülerin devlet makamlarına yazdıkları mektuplarda, Arap Şeyhlerinden Karagözlere merkez Cami yapacağız diye paraların da şaibeli oldu söyleniyor. Tabi bunlar belkide HÖH den ayrıdı diye iftira da olabilir bunu en iyi orada yaşayan halk bilir. O, Mestanlı’da okul müdürlüğü yaptığı dönemleri de konuşanlar yok değil.

Şimdiki Türkiye ziyaretinden kendisi etkilenmiş, Pursak’ta dürüm yerken arkadaşlarına “Şükür Allahı’ma DOST partisine girdim gireli yemeğe para vermedim” demiş. Tabii diğerleri de aynı, bunlar sarıca arı gibi tatlı gördüklerinde birlikte saldırıyorlar.

Kendi köyünde selam verecek kimsesi olmayan bu tiplemelere sözde Arap ülkelerinde eğitim almış, ve yükselirken çöllerde dinlediklerini Bulgarlarla temaslarında karıştırınca, HÖH meclis grup başkanı ve parti genel sekreteri olan Lütfi Mestan Şabanali vekile kürsüye çıkmasını, basın toplantısına ve Bulgar vekillerle temasa girip tartışmalara karılmasını kesin yasaklamış. Ve sarıca arıların yalnız tatlıya gittiği gibi ona da yalnız kantine inip çok beğendiği % 20 domuz etinden irice köftelerden istediği kadar yeme ve sandalyesinde uyuklama hakkı uygun görmüşler.

17 Aralık 2015’te Suriye’deki Rus uçağı ile birlikte Genel Sekreter görevinden düşen Mestan Beyle birlikte o da kayıverdi. Kaydı da neden kaydığını anlayamamış. Çünkü bilinir ki, insanın başına iyi ve kötü şeyler hep çift gelir, aynı anda o zamana kadar o işte de bulunsun ve biraz da orasının havasını bozsun kafasıyla düşünenlerin aklına uyarak kabul ettiği Bulgaristan Türkleri Baş Müftülüğüne Bağlı Müslümanlar Manevi Konsey Başkanlığından da birden atılmış. Bu işin beceriksizlik nedenine işaret ediliyor. Baş Müftülükten maaş alırken,  iki kitap bastırıp, dört forum düzenleyip aldığı parayı hak etseydi,  bu işler böyle olmazdı.

Şabanali Bey, Bulgarlarla hiç istemeyerek başlattığı son tartışmasında, “ray” ve “raya” sözlerinin anlamında problem yaşamış. Çünkü kafası Arapça kırıntılarıyla dolu olduğundan ki Arap dilinde “ray” çoban, “raya” ise sürü demektir, Bulgar dilinde ise “ray” cennet ve “raya” ise cennetlik olduğundan anlamları karıştırmış. Bulgarlara “sürü” demiş olmuş, ama bu olmadı, deyenler oldukça hiddetlenmişler.

Bulgaristan Türkleri ile ilgili kısır siyasetlerin başbuğluna heveslenen, çıktığı kulübede padişah rüyası gören Şabanali hoca, arkadaşlarını Türkiye’de camilere götürmemiş, suya gidip su içmeden geri getirmiş.

Anlaşılan seçimlere kadar postu Türkiye’ye sermek isteyen bu siyasetçiler, Belediye Başkanlarına ve özel davetli bazı dernek başkanlarına 6 Kasım 2016’da Bulgaristan Cumhurbaşkanı seçimlerinde kime oy verileceğini anlatamamışlar. Askerliğini inşaat eri olarak yapan Şabanali Bey, NATO-nun Türkiye’de 15 Temmuz gecesi darbe yapmayı denediğini ve 240 can aldığını ilk ağızdan işitince önce biraz afallamış ve ardından bir şey söylemem gerek diye düşünerek “Olur öyle şeyler” deyince herkes şaşakalmış.

İzmir’deki görüşmelerinde “Türk halkı artık tek ruhta birleşti” sözlerini işitince konuklar dona kalmış. Ha haberimiz olmadı diyecekler, fakat susmuşlar. , “Bu küpün içinde biz de var mıyız?” diye sorulunca da hazır bulunanlar “cahillik nereye kadar” diye düşünmeye başlayınca, özel bir konuşmacı Bulgaristanlı soydaş oylarını toplamaya gelenlere İstanbul “Yeni Kapı” ve İzmir Konak Meydanı kitle mitingleri ve Türk halkının göçmenlerle birlikte “Demokrasiyi Koruma!” yığınsal eylemlerinden görseller paylaşıp bilgilendirmede bulunmuşlar.

Görüşmelerin birinde, Bulgaristanlı dostçulara, partinizin kuruluş amaçlarını, programını, az gelişmiş ve AB fon imkânlarını tüketmiş bir ülkelerde liberal ilkeli siyasetin özelliklerini vb sorunca sözü alan Müslüman-liberal-sosyal-sulandırılmış İslam ve buzlanmış emperyalizm siyaset ve ideolojisi uzmanı Hafızov sözü almış. Bal küpüne düşmüş sarıca arı gibi çırpınıp bocaladıkça batmaya başlamış. Bir ara kişisel örneklemeye geçerek “Bana da 5 – 10 bin leva Türkçe cezası kesmişlerdi, fakat Yüksek Temyiz Mahkemesi beni akladı, ödemedim” dediğinde herkesin kulakları açılmış ve “nasıl olur” sorusunu on kişi birden sormuş.

İlginin büyük olmasının sebebi ise, Türk dili, anadilimiz konusunda Bulgar, polis, yargı ve yüksek devlet makamlarının 70 yıldan beri bir milim ödün vermemiş olmasıdır. Hafızov bu soruyu yanıtlarken biraz afallamış ve hem küm yapsa da “bu işin içinde bir şey olduğu” kokusu hemen yayılmış. Vallahi öyle bir zamandayız ki, yiğit belli değil, mert belli değil. Herkes yarasına merhem arıyor… Mert belli değil derman belli değil. Hele İstanbul Avcılara geldiklerinde kendilerine “Hoş Geldiniz” diyen olmamış.

Bazı konularda DOST partisinde de işin içinde iş olduğu ortaya çıkınca, olayları yakından takıp edenler “Lütfi Mestan’ın Türkçe konuştu cezalarının ne olduğunu” sorusunu yapıştırmış. Temposundan çıkamayan Hafızov “ödemedi, ödemeyecek, olayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı” diye anlatmaya başlamış.

Sözünü kesen dinleyicilerden birisi “Siz bu partiyi kendi hak ve özgürlüklerinizi savunmak ve geçmişinizdeki lekelerden aklanıp kahraman olmak için mi kurdunuz?

HÖH partisindeki halk düşmanı çalışmalarınız ciğerinizi ve vicdanınızı kemirmiyor mu?!” sorusunu yapıştırınca, bir genç katılımcı söz istemiş ve şöyle açıklamalarda bulunmuş: “AİHM Lütfi Mestan’ı aklasa ne olur ki?

Olay kişisel bir olay değildir. Ceza alan her Bulgaristanlı Türk AİHM’de hak mı arayacak! Sizin olayı kişiselleştirmeniz çözümü daha da kötüleştirmiyor mu? Çünkü buradaki sorun etnik azınlık topluluklarının dil ve din, özgün kültür ve medeniyet haklarının tanınmasıdır.

Dilinizi yasaklamışlar. Bugün Pomaklara gayda çaldırıyorlar. Bazı yerlerde Türklerin tambura telleri de ötüyor. Fakat yarın onlara da saldıracaklar. Tambura tellerimizi kopardılar diye AİHM’de dava mı açacaksınız.

Ortada bir gerçek var siz meclisteki işinizi yapmamışınız, bugün de yapmıyorsunuz. Türkiye’ye veya temsilciliğe sığınmak çözüm değildir. Türkiye’de hele İstanbul’da bazı dernekler örnek çalışıyor.

İdesel-siyasi görüş geliştirmede sizi çoktan arkalarında bırakmışlar. Henüz elektronik iletişimle anadil sorunlarını çözmeye hazırlanıyorlar.  Siz seçim kazansanız ve yeni dönemde meclise girseniz bile Türklük adına adım atamazsınız. Çünkü ne yapacağınızı bilmiyorsunuz.

Çünkü Türk kültürünün, medeniyet niteliklerinin taşıyıcısı değilsiniz. Sizi desteklemek yanlış olur. HÖH’te iken 3 defa hükumet oldunuz. Türklerin gözünü boyamak için Bulgarlar gözlerini yummuş ve sizi destekliyordu.

Partiyi parçaladınız ama filizlenmeniz kısır. Müslüman Türklerin öz haklarının, doğal isteklerinin resmen tanınması yolunda bir milim ilerlemek istemiyorsunuz. Sanki bu konularda birilerine söz vermişsiniz.

Yeni durumda zırhlı “Mercedes” içindekiler sizlersiniz.

Bu bayramda kaç kurban dağıttınız?

Siz Bulgaristan’ın çöküş ve borç bataklığında boğulma siyasetine katkıda bulunan kişilersiniz. Siz sivrisinek oynayışını seyretmekten zevk alıyorsunuz. Size her hangi bir konuda oy vermek, arka olmak yanlış olurSiz programlı veya bilinçli kişiler değilsiniz.”

Türkiye’ye kimin için oy istemeye gittiklerini söyleyemeyen üç ahbap bakınıp kalmışlar. Zaten hepsi bir sağa bir sola bakan tipler. Ne istediklerin pek belli değil. Ne düşerse, Allah kerim tiplemesi seçmeleridir. Sanki herkese verdiniz, bize vermeye neden yanaşmıyorsunuz havalarına germişler, ne koparırsak kar, kelepir olsun bizim olsun, rüyalarıyla dolaştılar.

Bu arada Bulgaristan’da seçim kampanyasının resmen açılmasından önce sarıca arılara karşı kampanya başladı. Günümüz Bulgaristan’da en tanınmış kişilerden birisi olan üstün nitelikli sanatçı ve TV şoumeni Slavi Trifonov, tüm sivil toplum örgütlerine hitaben “bu seçimlerde oy kullanmama, yanlız aynı gün ve aynı seçim merkezlerinde yapılacak halk oylamasına katılma” çağrısında bulundu. O üç yıldan bu çağrıyı tekrar ediyor. Öyle ki, örneğin L. Mestan aday olsa beklide bir tek oy alamaz. Seçmen yalnız zarf içindeki bülteni kullanmaya hazırlanıyor. Demokratik kamuoyu, yeni kurulan partiler de dahil, siyasi partilerin zamanını doldurduğuna kesin inanmış durumda. Hele AP fonları da bitince ve çalacak bir şey kalmayınca siyasi hayat söndü.

Oy kullanmama çağrısının 6 Kasım 2016’ya kadar bir çığı gibi büyümesi ve suni olarak yaratılan siyaset ilkeleri ardına gizlenen, memlekette kendilerine selam verenler azalınca dış ülkelerden oy toplamaya çalışan siyasetçilerin giderek politika arenasından atılacağına kesin işarettir. Şimdi 12 çift çıkıyor sahneye. Hedef oyları iyice dağıtmak ve sona iki kümede toplamak ve bakınız biz ne dedikse o oluyor, havası estirmektir.

DOST partisinin temsil ettiğini iddia ettiği Bulgaristan Türk-Pomak ve Çingeneleri toplumun en sefil, yoksul ve iki ucunu birbirine bağlayamayan kesimidir ve gurbetçi kardeşlerimizin yardımları olmasa sarıca arılara teslim olmayı kabul etmek zorunda kalacak çok geniş bir taban var.

Bu kitleyle çok dikkatli olmak gerekir. Oy istemek kız istemek, görücülüğe gitmek değil, politik bir iştir.

Programsız, ilkesiz siyaset olmaz. Avrupa liberalizmi bize uymaz.

Halkı aldatmayalım. Önce şöyle bir ayna karşısına geçin. Hamama gidip bir terleyin.

İnsanlarımızın gözüne bakabilecek duruma gelin.

Türkiye’deki hiçbir parti ve belediye başkanı Bulgaristan Türkleri kadar yakın olamaz size. Ama onlarla diz dize oturmak yürek ister. Sayın dostçular, sizde bu yürek var mı? İçiniz dışınız bir mi? Varsa gelin birlik olalım. Fakat siz bizde olmayan hareketlerle davranıyorsunuz, dilimizde olmayan sözlerle konuşuyorsunuz, farkı yönlere bakıyorsunuz!

Önce bizden biri olduğunuzu kanıtlayın lütfen!

Politika ise, ancak halka dayanırsa, kökleri tabanda ise yaşar. Toprağı dayanmayan bitki yeşermediği gibi. Bir gün meclis kürsüsünden “Benim Allah’ım Ahmet Doğan’dır” deyip, ertesi gün “yanlış oldu”, ama “yemekler çok güzel, biz sofradan kalkmak istemiyoruz, biz yerimizde kalalım!” diyemezsiniz.

Politikayı kumar yapan sizsiniz, fakat salon kapandı.

Türkiye’deki kardeşlerimiz sarıca arılara dikkat çevirmemekle onlara gerekli cevabı vermiştir. Biz kaklarımızı kurutmaya, hoşaflıklarımızı çuvallamaya devam edelim.

Türk, Türklük, Türk dili, Türk kültürü, Türk medeniyeti, Türk edebiyatı, Bulgaristan Türkleri tarihi, Türk okulları, Bulgaristan Türklerinin ana dili gibi terimleri kullanmaktan korkan siyasetçilerin adı –Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin – ne olursa olsun, Türk vicdanını temsil etmez-edemezler. Kalın sağlıcakla, 

 

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir