Neden Mi Olmuyor?

Şakir ARSLANTAŞ

 

Oyumuzu verdik. Gönlümüzü verdik. Bu iş bizden öte tıkandı. Neredeyse bir ay geçti Sofya hala hükümetsiz. Kimin kimi idare ettiği belli değil.

Benzer durumlarda bizde şöyle denir:

Doluya koyuyorlar almıyor; boşa koyuyorlar dolmuyor.

Başbakan olmak isteyen ama hükümet kurup sorumluluk üstlenmekte nazlanan Avrupalı Gelişim İçin Vatandaşlık GERB Partisi Başkanı Boyko Borisov, rütbesine bakıldığında bir Orgeneraldir. Belki de itfaiyeciden generalliğe sıçradığından olacak bir ordu toplayıp kabine kuramadı. “Ordusuz general” tekerlemesi Bulgar dilinde de var. Şu günlerde dolaşan yeni söz ise “Vatandaş Borisov.” Generaller orduları telef olduğunda sıra askeri olmazlar. General kalırlar. Çarlığı olmayan Çarlar da yine Çar kalır. Onların devlete olan yükümlülükleri halka kayar ve halka hizmet vermeye devam ederler. Halka yalan söyleyebilirsiniz, vaatte de bulunabilirsiniz. Halk komşu eşeği gibidir, sopaya dayanır. Çar II. Simiyon da İspanya’dan geldiğinde 800günde her şeyi düzelteceğim demişti, yıllardan 2001’di, 14 yıl geçti bir şey olmadı. Son zamanda bir yeni kitap yazmış ve “Gelecek İleridedir” diyor. Orası öyle de, bugün neden bir şey olmuyor? Sözün kısası etrafta hükümet kuracak baba yit yok. Herkes bu bunalımdan yeni liderler çıkabilir, diyor.

 

Kimilerine göre bir şeyler olmasını engelleyen Bulgaristan’ın bir KUZENLER DEVLETİ olmasıymış. Başka bir benzetmeyi de biz bir KERTENKELE devletiyiz deyenler var. Kertenkele sıkışınca ya kuyruğunu koparır ya da renk değiştirir. Bu yüzden olacak, son günlerde dolaşan söz ise: “BİZDE YENİ DOLANDIRICILARI KONTROL ETMEK İÇİN ATANANLAR HEP ESKİ DOLANDIRICILARDIR!”  Tercüme olduğundan pek olmadı, asıl Türkçesi   “Gelen gideni aratır.”  Bizde eskiden yani 1997’de yapılan en büyük hırsızlık 2 milyar levaydı. İvan Kostov’un hükümet başkanı olduğu zamana rastlar. B. Borisov’un Maliye Bakanı, Amerikan damadı S. Dyankov ise 1 milyar 400 milyon götürmüş dediler. O zaman bu rakamlar bize dev gelmişti. Temmuz ayında düşen Plamen Oreşarski hükümetinın bir yıl 3 ay gibi minik bir sürede 4 milyar 200 milyon leva çalınması herkese parmak ısırttı. Herkes öyle bir şok geçiriyor ki, hükümet kurma işleri bile aksadıkça aksıyor. Mesela HÖH-DPS partisinden vekil olan D.Peevski ile Y.Tsonev durumu kurtarmak ve hırsızlık izlerini silmek için hemen bir iflas eden banka yasası yazdı. Olmayan işler böyle olabilir ve bu işlerin içinde bizim izlerimiz yok olur, demek istediler, fakat kertenkele kuyruğunu bu defa koparamadı, havalar birden bire soğudu ve Ekimde kar erken düşünce rengini de değiştiremedi. Bazen işler ters gidiyor işte, yapacak bir şey yok…

 

Aşılamayan bunalımın aşılmasını beklerken işin içine Cumhurbaşkanı R. Plevneliev de girdi. Meclis açılışında yaptığı konuşmada, bir insanın tahsilli olması önemli değil, önemli olan CESUR olmasıdır, dedi. Böylece, önünde beliren hükümet kurma hendeğini bir türlü atlayamayan B. Borisov’a işaret etmiş oldu.

 

Bu da yetmezmiş gibi, konuyu aydınlatmak ve olmayanı oldurmak işine katkı sunmak için olacak bizim yayımcılar ilk çağ feylesofu PLATON’un “DEVLET” eserini yeniden bastılar.  Lüks baskıda şu cümlenin altını çok kalın çizmiş: Bir devlet adamı olmak için gerekli olan ana erdemler: bilgelik, cesaret ve ölçülü (adil) olmaktır.

Platon bilgelikle zekâyı ve okumuş olmayı birbirinden ayırmış. Büyük düşünür bizimle yaşasaydı, bilgisayarı icat edip dünyanın en zengini oluveren Byl Geyts’in Üniversiteyi yarıda bıraktığını örnek olarak gösterirdi. Ne yazık ki insan sıra dışı düşünmeye okulda ve üniversitelerde öğrenemiyor. Asenovgratlı bir fabrikatörün oğlu olan ve babası burjuva olduğundan dolayı sosyalizm yıllarında Sofya üniversitesine kaydını yaptıramayan büyük matematikçimiz Blagovets Sendov kafasının içinde  “bilgisayar geliştirme” fikriyle boğuşmaya başladığında Sofya Belediyesi Temizlik işlerinde çalışıyordu yani başkentimizi süpürüyordu. sıra dışılığın yuvasının sıra dışı ortam olduğunu yazıyorum ama bu fikrimin ardında durmuyorum.

Sonra çok zengin olmak içinde tahsilli olmaya gerek yok. Geçen asrın 60’lı yıllarının süper zengini A. Onasis sınıf odasına pek uğramamış ve hiçbir öğretmeninin ismini bilmeyen biriydi. Dalatsa kurşunlanarak öldürülen US Başkanı C. Kennedy’nin dul eşiyle evlenince Sam Amca’nın çayına çiş yaparak duruma geldi. Harvard Üniversitesi mezunu olsaydı paketlenip Yunanistan’a başbakan olarak gönderilirdi. Bu bakıma  “okumak insanın hayalini ya açar ya tıkar” deyenler hakli gibidir. Bazı dillerde bazı sözlerin olmadığı gibi Bulgar dilinde de “zeka” sözü yok. Besbelli bir şey Allah vergisi olmayınca dilde sözü de olmuyor.

Bir kişinin bilgeliğini kurduğu cümlelerin kısalığında ararsak, hiçbir iş yapmamış kişilerin cesur olup olmadıklarını algılamak çok zor. Platon eserinde istifa sunmanın cesur bir iş olduğunu yazmamış. 2009’da kabine kuran 2013’te sokaklara birkaç damla kan dökülünce hemen istifa eden B.Borisov’un cesur biri olduğunu söyleyemeyiz. İnsanoğluna göze alamadığı bir işi yaptırmaksa çok zordur.  Platon eserinde toplumu zenginler yani yönetenler, koruyanlar (bekçiler) ve besleyenler takımı (halk) olarak üç gruba ayırmış ve gruptan gruba geçerek sosyal katman değiştirmenin imkânsız olduğuna işaret etmiştir. Başbakan adayımız 2009’da Başbakan olunca yönetenler grubuna takıldı. 2013’te ilk defa kan gördü. Şimdi de bir türlü kâbusundan kurtulamıyor.

 

İş adamı olmak bir kişinin sıra dışı olmasını gerektiriyor. Fakat Platon’un yaşadığı ve yazdığı çağlarda iş adamı diye bir şey olmadığından düşünür bu konu üzerinde beyin fırtınası yapmamış. Bir de devlet memurluğundan ve bekçilikten gelen bir kişiden zekâ ve cesur olması gibi meziyetler beklemek tamamen yanlış olur. Bekçi sınırların aşılmasına izin vermeyen kişidir. O sınır korurken başkalarına örnek olan kişidir. Bizim üniversitelerde esas ders kitabı Ekonomi Politik idi. Yerine okutulan “ekonomiks”te devlet memurlarına rüşvet verilmenin günah olduğu yazar. Oysa ihaleler ve paralar rüşvet verenin yanına gider. Geçen ay açıklandığına göre, bizim bankaların birinden “pırlanta kartlarla” 5 milyar leva çekilmiş… Ama neyse! Neyse olur mu kartların sahipleri Ahmet Doğan ile Emel Etem’miş. Ahmet’in “sığınak saraydan” neden çıkmadığı iyice anlaşıldı gibi.

 

Bir aydan beri Bulgar basınında en sık kullanılan değim (bezna.)  Bu söz ne işse Bulgarca Türkçe Büyük Sözlük’e alınmamış. Öngörülü çalışan Bulgar bazı şeylerin Türkler tarafından bilinmemesi konusunda titizdi. Ben Bulgaristan’da Maden ve Jeoloji Dalında Yüksek Mühendislik Lisansı yaptığım için, “bezna” – dipsiz çukur anlamında olduğunu bilirim. Medya bu sözü “umutsuzluk” anlamında kullanıyor. “Ümitsizlik bizi bitirecek!” demeye getiriyor. Başkalarına ümit aşılamak içinse cesur olmak gerekir. Bilgi öğrenilir, ama olmayan yerde bilgelik yoktur, cesareti ise aramasak daha iyi olur. Han, pazarlarda Çingenelerin “burada var burada yok” oyunu gibi bir şeydir cesaret, olmayan yerde yoktur. Bulgar basınında B. Borisov’un 1 aylık temas-görüşme-tartışma bocalaması üstüne 200 adet yazı ve yorum yazdı.Hepsini özetlersek damlayan damla şudur: “Borisov  hükümet kurmayı briç belot oyunu gibi görüyor ve oyuna başlamak için birinci elde elinde 4 vale ve 4 dokuzlu istiyor, ama benzer film Holywood stüdyolarında bile henüz çevrilmedi. Halk ona yalnız 84 vekil verdi. Halkın kestiği parmak acımaz.

 

Bizde sık kullanılan şu “fazla naz usandırır” sözüyle devam etmek istesem de, işlerin içinde sanki başka bir koku var. Mesela şu Ulusal Cephe denilen parti meclise neden girdi? Hükümete neden girecek demiyorum? Önce Mecliste ne işi var şu faşistlerin?

 

Sormakta haklıyım, çünkü açık olarak şöyle diyorlar:“Biz olmazsak onlar da olmayacak!” Hadi onlar üreyemedikleri için yok olacaklarmış da, ötekiler kim? Türkler tabii. Bizimle beraber onlar da yok olacak takıntısına saplanmışlar ve dertleri bizi ya açlıktan, hadi olmadı, cahillikten, bu da olmadı, “orta menzilli yer yer füzeleriyle” yok etmek rüyası görmüşler. Havalı havalı konuşuyorlar. Bir de şu var 3 şıktan üçü de tutmazsa meclis içinde Hak ve Özgürlükler Partisi (DPS) den öç alacaklarmış. “Soluk solutmayacağız” diyorlar. Öfkeliler. Bizim Makedonlar Makedonluktan sıyrılıp Bulgar oldular ya, başkalarını da zorla Bulgarlaştırma davasına sanki gönüllü asker olmuşlar. İçimdeki şudur: “Arkadaşlar aman meclis yemekhanesinde atıştırmayın! Sizi zehirleyebilirler!” Bu davada az mı kurban verildi!? Şimdi bir de poturlarını değiştirip “Versace” takımı giyen ama kafalarının içi hep küflü-paslı kalan Makedon voyvodalarıyla uğraşmayalım.

 

“Versace” deyince aklıma geldi, bizim elektrik hırsızı, Samakov koparlarının kor kor başı, soydaş oylarıyla mecliste misafir olan Baş Çingene Bay Sali de evinin döşemesini dalgalı köpüklü İtalyan parkesi, koltuk takımını “Versace”, yemek takımını Çin porseleni ve çatal kaşık takımını da “Solingen” marka almış. “168 Saat” gazetesine poz veren Bayan Sali, “kara kazanları da kalaylattık mı her şeyimiz pırıl pırıl olacak” diyor. Bu sene kış erken başladı. Bay Sali’nin işi aklan gidiyor. Rahmet yılı olacak. O da bir şey olacaksa ya “geçiş” ya “düşüş” döneminde olduğunu iyi bildiğinden neşeli, şükür şimdi geçişle düşüş el ele vermiş birbirini bırakmıyorlar, tam elektrik çalma zamanı. Şu elektrik hırsızlığında da bir iş var. Çingeneler ısınıyoruz çalışıyoruz diyorlar. Bizde işin içinde alev, alevden çıkan ve adı sevda olan sıcaklık olmadan bir şey olmuyor… Ama neyse! Bizim işimiz ateşe odun taşımaktır.

 

Bilmem anlatabildim mi. Hükümeti kurma işi biraz da cesaret istiyor. Hükümeti kuracak adam meslekten itfaiyeciyse bu iş bir de ateş iyice yanmadan olmaz. Başka bir kıyaslamada çok uzayan bu iş şu anda kız kaçırmaya benzedi. Babası anasını kaçırmamış bir genç, kız kaçıramaz. Bu iş cesaret ister! İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur. Demek istediğim, hakikatten yeni olacak olan şu hükümet ortaklığı ancak kendini eski olanın içinde ifade ederse ve eski olanla geçici uzlaşma sağlarsa hayat hakkı kazanabilir. Bir başka değişle, meclis kuluçka değildir, kendiliğinden hükümet doğuramaz. Bu işi yapacak mert bir politikacının öncülüğüne gerek var. Olmayan adam da bulunamıyor.

 

Bizim işler biraz yangın söndürmeye benzedi. Bizim köyde itfaiyeci sözü yoktur. Halk bu işi yapanlara ateşten mal kaçıranlar, adını vermiştir. Bizim hükümetin kurulamamasının sebebini bir de bunalım denen ve halkımızın canını cayır cayır yakan ateşin henüz iyice alevlenememesinde yani çatır çatır yanmamasında aramalıyız. Ateş bacayı sarmadan yangından mal kaçırılmaz. Bu iş bu defa zor olacak benziyor.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir