Yorum

Medreselerimiz Sahiplerini Bekliyor

İbrahim SOYTÜRK

Kırcaali’nin en muhteşem yapılarından biri olan Bulgaristan Türklerinin gururu Kırcaali Medresesi 20. yüzyılın 20.li yıllarında St. Petersburg’da Güzel sanatlar Akademisi profesörleriğnden Rus mimar Pomerantsev’in projesi üzerine inşa edilmiştir. Medrese binası olarak planlanan bina Orta Asya türk mimari tarzında olup, hiçbir zaman kuruluş amacına uygun kullanılamamıştır.
Kırcaali Medresesi komünist idare ile birlikte Türklerin elinden tamamen alınarak müzeye çevrilmiştir. 1.300 metre kare sergi alanıyla Bulgaristan’ın en güzel müzelerinden birisidir.
Bulgaristan Türkleri kendi geçimlerini sağlamakta güçlük çektikleri yıllarda, lokmalarını ayırarak, çocuklarının eğitimi için alın teri ile inşaa edilen Medrese gerçek maksadına uygun işlevini yapacağı günleri beklemektedir. Kırcaali halkı kimi para, kimi bedava çalışarak, en çok ise kurban derileri toplanarak bu medreseyi halk kendi imkânları ile bitirebilmişlerdir.
1990 yılından sonra Bulgaristan’da yeni bir döneme geçilerek, Jivkov idaresinin devrilmesiyle birlikte demokratik bir düzen kurma çabaları da filizlenerek gelişti. Ancak rejim ne olursa olsun Türklerin kaderi değişmedi.
Bulgar vakıfları en kısa yoldan gayrımenkülerini elde ederken Türk-İslam vakıf malları için her türlü engelleme yöntemleri devreye sokuldu.
Bazı vakıf mallları ve camiler yağmalanarak meyhanelere, kumarhanelere çevrilerek, Bulgar devletinin Bulgaristan’da bulunan Türk tarihi eserlerine karşı tutumunu da ortaya koymuş oldu.
Geçmişte bir seçim propagandası sırasında S. Koburgotski Kırcaali ziyaretinde Medresenin Türklere verileceğine dair söz verdi, ancak seçimden sonra bu sözler unutuldu. Ne tuhaftır ki, HÖH’ün de bu konuda herhangi bir çabasını göremedik. HÖH 17, kesintisiz 8 yıl iktidar döneminde Bulgaristan Türklerinin manevi feyz kaynağı olan tarihi eserlerin, vakıf mallarının elde edilmesi konusunda ciddi başarılar elde edebilirdi, fakat belirtiğimiz konular üzerine sadece seçimler öncesi gidilerek her seçim öncesinde seçim malzemesi olarak kullanılması ile yetindi. Hatta çok yerde zararları dahi oldu.
Diğer yandan vakıf malları belirli güçlerin elinde veya ne idüğü belirsiz kimselere peşkeş çekilmiş, büyük bir kısmı da satılmıştır. Vakıf mallarının bir kısmını elde etmek için açılan davalar ise yıllardan beri sürmektedir ve yakın bir gelecekte sonuçlanma ihtimali de pek görünmemektedir.
Geçmişte Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün (o zaman Dışişleri Bakanı) eski Osmanlı topraklarında bulunan Türk Kültürel ve tarihi eserlerine Türkiyenin sahip çıkarak gerekli onarım ve bakım çalışmalarını başlatacağını söylemesi Bulgaristanda tepkilere neden oldu.
Prof. Dimitrof Bulgaristanda Osmanlıdan kalma eserlerinin bulunduğu ancak Osmanlı devletinin Türk devleti olmadığını dolayısıyla Bulgaristan’daki eserlerin Türk değil, İslam eserleri oluğunu belirterek Türkiye’nin de bunlara sahip çıkamayacağını öne sürmüştü. Türkiye’nin para vermesi durumunda ise geri çevirmeyeceklerini söylemişti.
Gerçek ise şudur. Şu anda Bulgaristan’da bulunan Türk-İslam eserlerinin asıl sahipleri Bulgaristan Türkleridir. Atalarımızın özene, bezene meydana getirdiği bu eserlerin sahipleri olduğumuza göre bunlara öncelikle bizim sahip çıkmamız gerekirdi.
Bu durumu önümüzde yıllarda yerine geleceğine inanıyor ve bunu zamanla hep birlikte göreceğiz.
Bir diktatör rejiminden çıkıp, demokratik sürece giren ve AB üyesi olan Bulgaristan devleti kendi vatandaşı – Bulgaristan Türklerini 20 yıldır içine sindirememiş bir görüntü sergilemiştir. Kendi vatandaşlarının hakkı olan mallarını elde edememeleri için her türlü yollara başvurmuştur.
Ancak bu tutumunu değiştirmesini bizler Bulgar devletinden bunları beklemek hakkımızdır.
AB üyesi olan ülkemizde artık gerçek demokrasi kurallarının işlediğini görmek isteriz. Saygılarımızla
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 × four =