Yorum

Komünistler meclis kapısının kuyruğunda

Filibeli Abdullah EFENDİ
Tarih:  19 Şubat 2021

Komşu Kapısı
Komünistler yine meclis kapısının kuyruğunda

Bulgaristan seçmeni, meclis kapısına dizilen 31 politik parti ve bazı hareketlerin sözde lider ve üyelerini geçen dönemde iyi tanıdı. 2017’de karısının oyunu bile alamayan komünistleri, komünizm kanserleştiğinden dolayı siyasi kimliklerinden hiçbir türlü kurtulamıyorlar. 4 Nisan 2021 günü 2 parti listesinde Komünist adayları yeniden göreceğiz.  Komünist ideoloji ve siyaset hayranı partiler şunlardır:

  • Bulgaristan Sosyalist Partisi ile seçim ortaklığı kuran Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) ortak liste çıkardılar. 44. Mecliste de beraberdiler.
  • 1997’de Şubat ve Mayıs ayları arasında Demokratik Güçler Birliği (CDC) geçici seçim hükümeti başbakanı olan Stefan Sofyanski’nin “Hür Demokratlar Birliği” politik partisi “Bulgaristan Komünistler Birliği” politik partisiyle seçime ortak program ve listeyle giriyor. Bulgaristan’da sağ ve solun, liberallerle tutucuların yer yer kaynaştığını biliyorduk, ama klasik Bulgar demokratlarının komünist Birlikle aynı çatı altında buluşacağını düşünememiştik.

1990’dan beri kurulan 407 politik parti arasında 17-sinin Komünist Partisi olduğunu biliyoruz. Aralarındaki iç kavganın ne zamana kadar süreceği ve ne kadar şiddetleneceği bilinmeyen bu KP-lerin birleşmesi ebedi mümkün olamaz gibi duruyor. 17 komünist partisinden birkaçının seçime katılma dilekçesini Merkez Seçim Komisyonu kabul etmemiş.

Tarihte 10 kez parti adı değiştiren komünistlerin 45. Halk Meclisi seçimine katılma arzularında şaşılacak bir şey yok. Bulgaristan’da totalitarizm ve komünizmin ölmediğini ve asimilasyon sürecinin de devam ettiğini her yazımızda yazıyoruz. Milliyetçi, aşırı milliyetçi, ırkçı ve benzerlerinden hepsinin cebinde eskiden BKP üyesi cüzdanı vardı. Sosyalist parti birkaç komünisti bu defa da meclise taşıyabilir.


Aynı zamanda “Diriliş” (Vızrajdane); “Barış” (MİR); “ABV”; “Vatanın Dirilişi” (Vızrajdane na Oteçestwoto); “Millet” (Nasiya); “Brigada” ve daha bazı parti ve hareketlerin gösterdiği adaylardan yarısının 1989’da kendisini lav eden BKP’nin ruhu taşıdığına inanıyorum.

Bizdeki yeni komünistler Rusya taraftarı ve Batı yanlısı olarak ikiye ayrılmış bulunuyorlar. Rusya taraftarları kendi aralarında Vladimir Putin ve Rusya Federasyonu KP yandaşları olarak ikiye ayrılmıştırlar. Tabii hepsi aynı zamanda Rusçu ve Moskov’çudur.

Politik alanda Rusya Federasyonun ilhak yoluyla genişleme siyasetini desteklerken Kırım’ın Rus toprağı olduğunu savunuyor ve Bulgaristan’ın Batı’ya yönelmiş siyasetinin gözden geçirilmesinde ısrar ediyorlar. NATO’dan çıkmamızı ve US üslerinin sökülmesinde ısrar ediyorlar.

Bu partilerin siyasi siyaset çizgisinde Rusya’ya biat etme ve Bulgar milliyetçiliği kışkırtma ana yönelimdir. Bu siyasi çizgi, Türkçe gazete çıkarılmasına izin vermezken, Bulgar devletinde basılıp satılan ve dağıtılan “Günümüz Rusya’sı” (Rusiya Dnes) gazetesiyle gurur duyuyorlar. Çin komünizmi yandaşları da “Gü Bu gazete Avrupa Birliği değerlerini reddederken, Putin modelini övüyor ve nümüz Çin’i” gazetesi çıkarıyorlar. Hepsi 21. Yüzyıl totalitarizmini alkışlıyor. Etniklerin hak ve özgürlüklerinin tanınmamasından direnirken, güçlünün modern milliyetçiliği ardına gizleniyorlar.

Bu partilerin hepsi Bulgar milliyetçisi partiler olup, bugünkü iktidarın ırk ayrımı ve ötekileştirme siyasetini, alıp giden rüşvetçilik ve dolandırıcılık, devleti çökerten talan politikasını destekliyor ya da kişisel çıkarlar gölgesinde görmezden geliyor. Yayınlarında ve propagandalarında ortak kullandıkları “basmakalıp” değimler arasında “kanıt yok” başta gelirken, rüşvet ve dolandırıcılık örnekleri önlerine serilince de susuyorlar. Seçime katılan bu siyasi unsurların topluca meclise girdiğini ve hükümet kurduğunu hayat etsek, GERB döneminde kazılan Bulgar devleti mezarının gömülmeye başladığını görebiliriz. Devleti çökerten rüşvetçilikten yaşayan, Avrupa Birliği fonlarından tıkınan dolandırıcıların davranışlarına seyirci kalmaktır.


Geçen hafta gazeteci Bayan B. Benatova Bulgar basınında bir araştırma yazısı yayınladı. Olay yeri, Sofya’daki eski hükümet hastanesi.  Hastane yönetimi, sağlık sigortası şirketi ve işverenlerle işbirliği yaparak Milli Sağlık Kasasını soyma operasyonu gerçekleştirmiş. Hiçbir sağlık şikâyeti olmayan genç işçiler işverenler tarafından sağlık muayenesine gönderilmiş, orada bacaklarında kan pıhtılaşması “emboli” olduğu gerekçesiyle hastanede “yatmışlar” ve bu “sağlık hizmetinden” hastane yönetimi 2020 yılında Sağlık Kasasından (yani devletten) 500 000 (beş yüz bin) leva elde etmiştir.  Meclise girmek isteyen bu güçlerin yüzüne bu gibi örnekler vurulduğunda “bilmeyiz, görmedik, işitmedik, savcılık var” gibi cevaplarla pasif kalıyorlar. Savcılık ise basın araştırmalarını kaynak alarak harekete geçmiyor. Sağlık reformu diyenler de işe nereden başlayacaklarını bilmiyorlar. Bizce önce milli soygunculuk selini durdurmak gerekiyor.

Bursa görüşmelerinde açılması gereken sayfalar.

Seçim öncesi gelişmelerin nabzını Bursa’dan tutmaya çalışan gazeteci Mümün Topçu, “Umarım, bu sefer seçimlere terazi ile gideriz” yazısında kadife eldivenle de olsa seçim dalgasının hangi yönde yükselmesi gerektiğine doğru “gözümüz görmesin” diyenlerin derdine isabetli parmak basmış.

Anlaşılan 31 yıl sonra yani yeni yetişen nesil “dedelerimizin ve babalarımızın günahlarından yüzümüz kızarmaz” zihniyetiyle Bursa’ya gidip Bal-Göç kapısını çalarak oy istiyor. Bizden öncesini bilmeyiz, kitaplar da yazmıyor zihniyle hareket edenleri iki gerçek yüreklendiriyor.

Birisi, HÖH partisinin 2017 seçimlerinde Türkiye koşullarında “DOST-Birliği” ne 6 bin oy fark atınca, yenik düşmesidir. Ne ki, HÖH partisinin soydaşların da birinci sevgilisi olduğunu unutmayalım.


İkinci olay da, siyasetin “s” inden anlamasa da, insan kıtlığında davamıza ihaneti ve düşmanlarımıza hizmetleriyle politika şeytanı hüneri gösteren Ahmet Doğan kekemesidir. Onun alanlarına kılıf uydurmakla geçinen, yüzünün buruşuklarını artık hiçbir krem geremeyen gazeteci Bayan V. Veleva’ya el yazılı bir kâğıt uzatan Doğan  “politikadan çekilmem emredildi” gerçeğini bildirdi. Fakat Veleva su tutmaz elek gibi Bulgaristan’a yaydı. Şimdi her kes “saraydan çıkacak mı, köşkü satacak mı?” muhabbetinde ve göz ve kulaklar A. Doğan’a karşı Prag Mahkemesinde açılan “ÇEZ” davasında. Her seçimin bir palyaçosu olur ya, bizdeki “Covid-19” lu seçimin tuzu biberi de “Doğan’ı siyasetten çekilmeye zorlayan güç kim?” sorusu oldu.

Türk düşmanları tir tir titriyor. Türkler kenetlenip parlamentoya dolarsa korkusu aldı yürüdü. Aralarındaki konuşmalarda, dernekler isterse 4 bin otobüsle 200 bin seçmeni 2 günde Bulgaristan’a döker, diyorlar. Meclisteki Türk milletvekilleri 50’yi aşarsa, meclis dağılır ve bir daha Bulgar hükümeti kurulamaz, böyle bir yükseliş başladığında Çingenelerin hepsi Türk partisine oy verir ve bir daha bu terazide denge kurulamaz sohbetleri almış yürümüş.

Soydaş derneklerinden oy istemeye gelenlerle masaya yatırılacak şöyle bir konu var. 1997’de BSP’nin Başbakan Jan Videnov hükümeti sosyalist mülkiyeti özelleştirirken vatandaşlara bonolar vermişti. Tütün üreticileri bonolarını BULGARTABAC HOLDING mülküne ortak olmak için gerekli makama teslim etmişti. Holding içinde bu işlere o dönem HÖH milletvekili olan Lütfi Mestan’ın kayın pederi Momçilgratlı (Mestanlı) Hasan Ali bakıyordu. 2001’den sonra İkinci Semeon hükümetinde Tarım, Orman ve Gıda Sanayi Bakanı olan Mehmet Dikme BULGAR TABAK HOLDİNG özelleştirme işlerine de bakıyordu. Ekonomi Bakanlığından ise BULGAR TABAK HOLDİNG özelleştirilme ve daha sonra da satışına bakan bugün BSP Başkanı olan Bayan Korneliya Ninova idi. Ahmet Doğan BULGAR TABAC Holding içine Rusya çömezi HÖH milletvekili Delyan Peevski’yi yerleştirdi. Bonolarıyla BULGARTABAC HOLDİNG ortağı olan tütün üreticileri, pek tabii ki, holdingin satılışından bir pay bekliyorlardı. Satış yapıldı, kimseye bir şev verilmedi, yüz milyonlarca dolar  Delyan Peevski’nin cebine girdi.

Şimdi oy istemeye gelenlerden bu iş sorulmalıdır. Aynı soruyu Rudozem ve Madan kurşun çinko madenleri için de sorabilirsiniz.

Aynı soruyu Kırca Ali Kurşun Çinko Fabrikası için de sorabilirsiniz vs.


Velhasıl Bulgaristan’da önce adalet kavgasını biz başlatalım.

Bu şeref bize düştü. Bulgarlar kendileri soykırım denemesi suçlarından, özelleştirme ve devlet malını talan etme suçundan aranan olmasa da, korku dağları bekliyor, hepsi Birleşik Amerika ve Kanada’ya kaçtılar ve saklandılar. Fakat oyumuzu alıp da meclise oradan da iktidara tırmanmak isteyenler soydaşlarımızın hiçbir şeyi unutmadığını ve her şeyden hesap sormakta kararlılığını duyumsamalı, bilmeli ve komşu kapısının artık bir tıklamada açılmadığını anlamalıdır.

Dernekler ve soydaşlarımız ise, insansız kalan Bulgaristan’da katılım oranının olağanüstü düşük olması yüzünden, Türk oyları olmadan seçim sonuçlarının yasallığının sorun olabileceğini bilincine varmalıdır. Bu olay 224 uluslararası dış gözlemci tarafından izlenecek ve siyaset çevrelerindeki endişe çok büyüktür.

Günümüzde Bulgaristan’daki politik ortam çok dağınık, kaotik denecek kadar tutarsız. Toplantı yapma yasağı, lokantaların kapalı olması, yeni değişen virüsün daha aktif, yapışkan ve saldırgan olması da bireyleri ve toplumu etkiliyor. Herkesin maskeli ve zorunlu 3 metre sosyal mesafede olması da insanı toplum yapan güç olan dilin kullanılmasına engel oluyor. Elektronik haberleşme üzerinden düzen kurulması ise henüz yerleşmemiştir.

19 Şubat günü yayınlanan “Galıb İnterneyşınıl” verilerine göre, seçimler bu gün yapılsa ve % 48 katılım olsa meclisteki 7 partili tablo şöyle olacaktır. Şu da son seçimlerde Romanya’da seçime katılım oranı % 30’du.. Bu tablo ülkemizde tekrar ederse, meclise 2-3 parti daha girebilir, çünkü barajı aşma imkânı beliriyor.


Geçerli oylardan % 25,8’i ile GERB partisi birinci.

Geçerli oylardan % 21,9’u ile BSP partisi ikinci.

Geçerli oylardan % 13.1’i ile “Var Böyle Bir Halk” partisi üçüncü.

Geçerli oylardan % 12,4’ü ile HÖH-DPS partisi dördüncü.

Geçerli oylardan % 6,8’i ile “Demokratik Bulgaristan” beşinci.


Geçerli oylardan %  4,8’i ile Maya Manolova grubu altıncı.

Geçerli oylardan % 4,2’i ile VMRO-BND yedinci.

Politik partilerin seçim programı açıklayıp tartışma kapısını açmaması, halkta seçim heyecanı oluşmasını engelliyor. Halk milletvekillerine değişim ve yeniliklerin öncüleri olarak değil, statüko koruyucusu yani su bekçisi gözüyle bakıyor.

Şimdilik durum bu. Propaganda kampanyası 5 Martta başlayıp 2 Nisan’a kadar devam edecek.

Okuyanlara teşekkürler.


Lütfen paylaşınız.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

18 − 10 =