Yorum

Hem ona Hem buna – 4

Seyhan ÖZGÜR

İnsan olmak çok zor, bir arı kadar olabilsek, ama nerede e  e   e!!!

Doğa düzeni ile toplumsal düzen işleyişi arasındaki farkı düşünürken, akla gelen, doğa toplumsuz da yaşamına devam eder ama toplum doğasız hemen söner oluyor. Benim hafızamda ise, hep bal arıları vızıldıyor.

Doğup büyüdüğüm evin bahçesinde arı sandıkları vardı. Güzün bu vakti arı yumağı gömeç üzerine toplanır. Kışın kovan zayıf düşmesin diye kapağını açıp ham şeker şerbetiyle beslerken elime konan arılar, bahar ve yaz arılarından farklı olarak, sokmazdı. İlk yaz giriş çıkış kapıları açıldığında dışarı fırlayan arılar beni çayırda çiçeklerin üzerinde bulduklarında “kalk” dercesine sokulur, sonra hayatları pahasına da olsa canımı acıtarak beni bahçeden kovardı. Can yakan bu varlıkları çok izledim. Onlar bir çıkışta iki tür çiçeğe konmazdı. Arılar, kekik vakti, kekik çiçeğinden kekik çiçeğine gezer. Akasya salkımından akasya salkımına uçar. Bir gülde bir sümbülde bal aramaz. Bu onların çok önemli bir özelliğidir.

Doğayı tozlaştırmak, var olanın devamı için en önemli iş olsa da, onların bunu sırtlarındaki ince kıl örtüsüyle bir yan iş olarak yaptıklarını çok sonra öğrendim. Ana işleri zehirle tatlıyı birbirinde ayırıp, tatlı olandan bal yaratmaktır. Bu işi arılardan başka bilen ve öğretebilecekleri başka biri de yoktur. İnsanoğlu ile arı arasındaki en büyük fark, birinin ne yapacağını anadan doğma bilmesinde, ötekinin ise, vur patlasın oyna çatlasın düğün alayı izlemesindedir.

Arılar balı HERKES İÇİN yani hayatın sürmesi için yapar ve kimin nasipleneceğine karışmaz.

Toplumda HEM ONA HEM BUNA felsefesi denge kurmak için icat edilmiştir.

Toplumda hem iç hem de dış dengeler vardır.

Dizimizin ilk üç bölümünde sosyal dengenin Bulgar seçim sistemindeki eksiklikleri ve seçim kanununda yapılacak değişikliklerle tamamlanması gereken boşlukları ayrıntılı olarak göstermeye çalıştık.  Bozuk dengelerin devlet malının, bütçenin çarçur edilmesiyle, bizim toplumda herkese yardım eli uzatacak bal arıları yerine, zorbacı “murta ve devamında entel-ızbandutları” nasıl yarattığını, onları yöneten ve koruyucularını, akıl almaz derecede iğrenç olan son dalaverelerini örnekleyerek anlattık. Parlamento içinde ter ve kan emicilere vb. işaret ettik. Onların, oyumuzu verdiğimiz Hak ve Özgürlükler Partisinden olmasından hüzünlü olduğumuzu gizlemedik.

Bu yazımızda da dış dengeleri, akbabaların ve köpek balıklarının Bulgaristan saldırısını anlatacağız. Araştırmalarımı soydaşlarım adına ve onlar için yapıyorum. Bağlı olduğum ve neredeyse bir yaşını dolduran ve “BULTÜRK” DERNEĞİ Başkanı Sn. RAFET ULUTÜRK yönetiminde çalışan Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi yoksulluktan sefalete geçen, alın yazısını değiştirmenin yolunu hala bulamayan halkımıza her bakıma hizmet vermeye devam ediyor. Bu yazılarımı bu açıdan değerlendirmenizi rica ediyorum. Hiçbir şey kendiliğinden olmayacağına göre, biz yazmadan siz okumadan ve hepimiz aynı noktada buluşmadan uyanmamız mümkün değildir. Arıların doğayı koklaması, polen toplaması, gömeçlere doldurması ve bal üretmesi gibi bir şey işte.

Ne yazık ki, emekli maaşlarına eklenen 4.50 levaya bile kanat kılan, neredeyse gözyaşıyla sevinecek duruma getirilen kardeşlerimiz, canlarımız, en kıymetlilerimiz sizin için yazıyorum.

Bu yıl Bulgaristan enerji sektörü

KÖPEK BALIKLARININ SALDIRISINA UĞRADI.

Şubat 2013’te patlayan elektrik faturaları ödeyemeyenler  isyanı aslında ………köyünde Hasan ağanın ya da ………kasabasında Bay  Mihail’in  parasızlıktan elektrik faturasını ödeyebilecek durumda olmaması (bu da var ya) nedeniyle değil, HEM ONA HEM BUNA talan formülünden yabancı AK BABALARIN VE KÖPEK BALIKLARININ bekledikleri payı alamamasından kaynaklandı. AKBABALAR üçtür. Biri Rusya, ikincisi Amerika Birleşik Devletleri, üçüncüsü de Avrupa Birliğidir. Üçüne de ayrı bakalım.

1)    Bulgaristan Rusya ile ipleri çeyrek asır önce koparmış olsa da,  Moskova Bulgaristan’ı asla gözden çıkarmadı. Sanayi ve tarım ürünlerimize pazarlarını kapattı ve ekonomimizi çökertti. Şimdi “sizi Balkanların enerji kalbi yapalım”; “Güney Akım Gaz Borusunu Kuzey Bulgaristan’dan geçireyim ve size senede 2 milyar Euro kira ödeyeyim!” gibi ninnilerle hasta yatağına düşürdüğü halkımızı, ağzı açık bekletiyor. (Arılardan farklı olarak) dev güçlerden birine bağlanmadan ne yapacağını bilemeyen Bulgaristan halkı, Rus zamanında iyi yaşardık anısını kaşıyarak, ambarda sıçan olma hayalleri besliyor. Bu umutlardan, inşası başlayan ama yarıda kalan, reaktörleri sipariş edilen, üretilen ama alınamayan “Belene Atom Elektrik Santrali” başta geliyor. Bu tasarımla Bulgaristan’ı 20 milyar Euro borçlandırmak isteyen Moskova, elimizi kolumuzu çok sıkı bir şekilde ve çok uzun bir zaman için bağlamak ve sonra da, “serbestsiniz AB içinde ne istersen onu yapabilirsiniz!” demeye hazırlanıyor. Perde arkası senaryoda bu yazıyor. Baş artistler ise henüz prova yapıyor. Oyun bu.

 

2)       Washington ile Sofya arasında da NATO Müttefiklik Anlaşması dışında bağlayıcı

bir Sözleşme yoktur. Buna rağmen, sanki “demokratikleşme” modelinin “ızbandutlar bölümünü” onlardan almışız da parasını ödememişiz havası yaratan ABD de, gözünü enerji santrallerimize dikti. Belki de, Balkanlarda enerji hâkimiyeti kurmaya çalışan Rusya’yı kıskanan Amerika, altı reaktörden dördü çalışmayan “Kozloduy Atom Elektrik Santral”imizde yedinci reaktörün inşasına ve yerli kömürle elektrik üreten “Maritsa İztok” Isı Elektik Santralimizin devlet hisselerine ve üretim tesislerine ihalesiz el attı. Ben Ak Babalar ile Köpek balıklarının canına kıymak istedikleri “aziz kurbanları” için kendi aralarında açık arttırma yaptıklarını işitmedim. Rusya ve Amerika da aynı şekilde hareket ederek, saldırıyor, koparıp alıyor, el koyuyor, senin olana “benim” diyor ve sonra “sizden iyisi yok!” öyküsü yazıyorlar. Bizde bu piyesin birinci perdesi yeni sahnelendiğinden, millet nerede alkış tufanı koparacağını bilemiyor. İlk kara şaşırmış kaldırım serçeleri gibiyiz. Şaşkınlığımızın bir sebebi de, kimi kimden kıskanacağımızı bilemememizden ileri geliyor. Rusya’yı Amerika’dan mi yoksa Amerika’yı Rusya’dan mı kıskanalım derdine düştük ve kıskançlığın inan oğlunun başkalarından fazla, kendi kendine zarar verme sanatı olduğunu unutmuş gibiyiz.

 

3) Bulgaristan Avrupa Birliği (AB) üyesidir. Uluslar arası dengeler açısında bu şu anlama

gelir. AB yasaları, Bulgar ulusal yasalarının üstündedir. AB, 28 üye devleti bağlayan bir Anayasaya sahip değildir. Fakat üye ülkelerden herhangi biri, ulusal yasalarına göre, AB üyesi olmayan başka bir devletle ikili ya da uluslar arası bir sözleşme imzaladığında, belgeye bir de Brüksel gözüyle bakan UYUMLULUK KURALI var. İmzalanan sözleşmeler usul gereği,  AB üst yasalarına uygunluk açısından değerlendiriliyor. Uyumsuzluk halinde değişiklik yapılması isteniyor ya da para cezalarıyla uygulanması engelleniyor. Bu hususa işaret etmemin nedeni, son dönemde, Bulgaristan’ın Balkan komşuları ile enerji konusunda imzaladığı sözleşmelerin Brüksel’de tepki uyandırmasıdır. AB YASALARINA UYUMSUZ OLANLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI İSTENDİ. Kabul edilmeyen sözleşmelerden biri Bulgaristan ile Rusya arasında imzalanan ve Sofya açısından çök önemli olmasına karşın,   AB’nin kabul etmediği “Kuzey Akım” Rus Gaz Boru Hattı Sözleşmesi’dir. Böylece, enerji konusunda, Rusya ile Avrupa Birliği arasında ateşlenip sönerek süre giden kavganda yeni bir sayfa açan bu sözleşme, ocak başına kurulmuş beklenti içinde yaşayanları yeni bir hayal kırıklığına uğratacak kadar ciddidir.

Öte yandan AB yönetimi, Amerika’nın Bulgaristan’da bir atom elektrik santrali reaktörü kurmasına da “eh” demem, dedi.

 

Demek oluyor ki, Bulgar diplomasisi HEM BUNA HEM ONA formülünü başarılı işletemiyor. Bu formülün değiştirilmesi ve HEM BUNA HEM ONA HEM DE ÖTEKİNE şeklindeki üçlü uygulama ağzını açmış hayat hakkı bekliyor. Politikanın hem içi hem de dışı bir. Kuşkusuz, HEP BANA HEP BANA sisteminden gelen, “Bulgar demokrat diplomatlar” yaş bakımından genç de olsalar, kafalarındaki sistem eski şekil çalıştığından, yeni mekanizmaya uyamıyorlar. Vazife, hem eski sistemi hem de usulü değiştirmektir.

 

Kadro arayışlarımız devam ede dursun, Washington’dan özel olarak gönderilen, Batı eğitimli, genç politikacılarımızdan olup Boyko Borisov kabinesinde, Maliye Bakanı görevi alan Simeyon Dyankov ise, sağlık kasamızdan bir milyar 400 milyon leva çalarak tüm kuralları bozmakla kalmadı, hastane kapılarında sürünenlerin tüm hayallerini suya düşürdü.

 

Tabii bu istisnalar ve kuşak altı ani darbe vuran dalavereler dış denge kurma çabalarımızı hırpalarken, HEM BUNA HEM ONA HEM DE ÖTEKİNE formülüne başarılı geçiş yapmamızı gölgeliyor. İki üç arı bir çiçekte kakışmaz, birbirini sıkıştırmaz ama Akbaba ve Köpek Balıkları bu kurala uymuyor. Neyse, bu formüllerin hiç birinin ne içinde olan ne de bunlardan bir beklentisi olan halkımız sabırlıdır. Bizde,  Allah vermiş kısmet onlarınmış, atasözü herkesçe bilinir. “Tanrının gönderdiği nimetler adaletli dağıtılsa herkese yerer de artar” deyip kendimizi avutmaya çalışsak bile, bu ilahi gerçek bile artık geçerli değil.

 

Kendi kovanı dışında başka bir sepete girmeyen, bal üstünde uyusa bile canının çektiğinden fazla yemeyen bir arı kadar olamıyoruz, ne yazık değil mi!, demek geliyor içimden.

Bir Sultan masalı var aklımda. “Sultanlardan biri ile Napolyon bir Barış Anlaşması imzalama vesilesiyle bir araya gelmişler.

“Acelesi yok, imzalarız” lütfünde bulunan Fransa İmparatoru, “Görüşmemiz şerefine önce birer kadeh tokuşturalım!” buyurmuş.

İçki getirin işareti vermeye hazırlanan genç generali süzen Sultan hazretleri, “İçelim de, ne gibi içelim?” diye sormuş.

“Siz Cihan Sultanı, bense Avrupa İmparatoruyum, insan gibi içelim!” sözleriyle yanıtlamış Napolyon.

Sultan, eliyle “vazgeçtim” işareti yaparak “İnsan gibi içeceksek ben yoğum!” demiş ve kenara çekilmeye hazırlanır gibi hareketlenirken, Napolyon yetiştirmiş: “Siz buyurun, ne gibi içelim?”

“Hayvanlar gibi. “ demiş Sultan hazretleri.

“Nasıl olur, olmaz, rezil oluruz!” demiş general.

“Hayvanlar subaşına gider ve arzu ettikleri kadar içtiklerinde, çekilirler. İnsanlarsa, hayvanlaşana kadar içmeden bırakmazlar. Bu yüzden hayvan gibi içeceksek, içelim” deyen Sultan kadehe uzanmış.

2014 devam etmek niyetiyle, her şey gönlünüzce oldu.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

twenty − 4 =