Yorum

Hak ve Özgürlüğü Tatmak

Tarih. 01 Aralık 2019
Yazan:  Dr Nedim BİRİNCİ
Konu:   HÖH Partisi Cıvatalarını Sıkıştırma Zamanı

Hak ve Özgürlük Hareketi nesil değiştiriyor.  Davamızın kan tazelediği, güç topladığı, ufuk aradığı ve kartallar gibi tırnaklarıyla gaga söktüğü ve tüy değiştirdiği bir dönemdeyiz.

21.yüzyılda Üçüncü Bulgar Tarihinde meydana gelen en önemli siyası olay Bulgaristan Müslümanlarının, Türklerin öncülüğünde siyasi parti kurması oldu. Böylece halkın, toplumun, ülkenin ve devletin geçmişinin gerçekçi değerlendirilmesine, bugünden yarına açılan ufka renk kattık.

Bulgaristan topraklarında kalan Osmanlı’nın maddi ve manevi mirasını ve yaşayan Türk kültürünü140 yıldan beri tavsiye edip gömmeye çalışan Bulgar devleti ile bu miras ve kültüre sahip çıkan ve yaşatan Bulgaristan Türkleri arasında amansız ve kıyasıya bir mücadele yürütülüyor. Bu savaşımda binlerce Müslüman din adamı, imam, müftü, din bilgini, öğretmen, şair, yazar, ozan, halk aydını, hatib, derviş, sivil toplum örgütü lideri, halk önderi vatan toprağından sökülmüş ve kovulmuştur. Osmanlı mirasını ve Bulgaristan’da Türk kimliği koruma davasında kahraman olan öğretmen-şair 24 yıl hapis yatmış, 15 bin kişi tutuk evlerinden ve sürgünden geçmiştir. Hak ve Özgürlük hareketi bu davanın ateşinde biçimlenmiştir. Mirasımızı rakamlarla şöyle ifade edebiliriz:

 Osmanlı döneminde,  Bulgaristan’da 2 356 cami ve mescit, 142 medrese-darülkurra, 273 mektep, 42 imaret, 174 tekke-zaviye, 116 han, 113 hamam-kaplıca- ılıca, 27 türbe, 24 köprü, 75 çeşme, 3 sebil, 26 kervansaray ve saray, kale, hastane, kütüphane, saat kulesi, bedesten vs olmak üzere, toplam 3 399 adet eser inşa edilmişti. Müslüman Türkler kendi köy ve kasabalarında, öz gelenekleri, kendi dil ve dinleriyle yaşıyorlardı.

Şu da asla unutulmamalıdır. Bulgaristan Türkleri hiç kimseye karşı kıskanarak, egoist davranmamıştır. 1877’den  Rusçuk şehrinin ana caddesinde 8 kırtasiye ve kitapçı vardı.

Bu açıdan bakıldığından 1878’de Bulgar Prensliğinde yaşayan nüfusun % 50’den fazlası olan Müslümanlar Osmanlı maddi ve manevi mirasının varisi (mirasçısı) oldukları bilincindeydiler ve bu paha biçilmez kültürel nimete doğal olarak sahip olma hakkını yasallaştırmaya çalıştılar. Müslüman Diyaneti ve müftülükler ve Başmüftülük sisteminin oluşturulması halkın kendinin olanı sahiplenme bilinci sonucudur. 1972-73’te ve 1984-89’da değiştirilen Türk isimlerinin ve dini haklarla yaşam tarzı ve anadil haklarının iade edilmesi direnişleri milli boyutlardan taşmıştır. Öz davamızda düşen şehitler, yaralılar, özürlü kalanlar, sürgün ve göçlerle parçalanan ailelerin çilesinden BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN VATAN HAKKI, TÜRK KİMLİĞİ İLE YAŞAMA HAKKI, ANADİL, DİN, İNSAN HAKLARI, AZINLIK HAKLARI,Kültürel kimlik hakkı ve Osmanlı mirasını yaşatma hakkı doğmuştur. Hak ve Özgürlük Hakları olarak slogan ve bilinç olmuş ve parti adı olarak bayraklaşmıştır. Bulgaristan Türklerinin Hak ve Özgürlük bilinci bir halk bilincidir. Mücadele ateşini öperken halkımız Bulgaristan Türkleri hak ve özgürlüğün lezzetini gönüllerinde tatmıştır.

Bulgaristan Türklerinin Özgürlük davası teknesine bu maya, bazılarının iddia ettiği gibi Ahmet Doğan, Andrey Lukanov ve bilmem başka kimler tarafından taşınmamış, hamurumuzdan tutulmuştur. Ahmet Doğan, Tek dilli, tek milletli Bulgar devleti çabalarına saplanan Bulgar faşist-komünist-liberal demokrat milliyetçiliği, Bulgar – Rus devlet iradesi medyasının ve devlet iradesinin Bulgaristan Türkleri Hak ve Özgürlük ağıcına aşıladığı kısır bir kalemdir. Son 30 yılda davamızın serpilip açmasına engel olurken budanmamıza olanak yaratmıştır. Bu bakıma 26 Nisan 2020’de Milli Konferans çağıran ve halkımızın maneviyatına su serpmek için bir sürü kutlamalar yapmayı planladığını açıklayan HÖH-Politik yönetimi, aslında milli ruhumuza, inancımıza ve kültürümüze saldırıyor. İnsanımıza solmuş çiçekler koklatmak istiyor.

Ahmet Doğan ve Lütfi Mestan dönekliğini fark edip, HÖH politik yönetimine ciddi ders veren Bulgaristan Türkleri NESİL DEĞİŞİKLİĞİ aşamasına girmiş bulunuyor.  Son 5 yılda yapılan seçimlerdeki dalgalanma şöyledir.

2009’da HÖH partisi 610 000 oy almıştı.
2014’te HÖH partisi 487 000 oya geriledi.
2017’de ihanet ve hainliği cezalandıran HÖH kitlesi 26 Mart 2017’de partiye ancak 315 bin oy verdi.
Bu sene yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde HÖH 320 bin oy alırken tavır değişikliği kaydedilmezden, çekilme devam etti ve toplam oy oranı Ekim-Kasım 2019 yerel seçimlerinde 310 bine düştü.

Çöküşün durdurulabilmesi ve Türk halkın güveninin yeniden kazanılması belirli bir kırmızı çizgiye ihanete son verilmesinden geçiyor.  Önce HÖH Tüzüğü değişmeli ve fahri başkanlık sistemi kaldırılmalı ve ilkesel demokratik merkeziyetçiliğe dönülmelidir. Gerekirse hemen bir sosyolojik anket düzenlenerek, halkımızın sosyal ve kültürel, eğitim ve ekonomi alandaki temel istekleri yeniden saptanmalı, Tüzük ve programa işlenmelidir. Parti başta seçim sistemi değişikliği olmak üzere, posta ile dış ülkelerindeki soydaşlarımızın da seçime katılmasını destekleyerek, demokrasi ve adalet, insan hakları, azınlık hakları ve sivil toplum hakları gibi konularda kesin görüş açıklamalıdır. Faşist güçlerin iktidar olmasından sonra yaşanan gerginliği öne çekerek, yeni anti-faşist müttefiklik ve cephe oluşturma siyaseti açıklanmalıdır. Parti eli rüşvete bulaşmış kadroların arkasında duramaz, hepsi tavsiye edilmeli. Parti ak yüzünü kirletmemelidir. HÖH’lü olmak şeref olmalıdır.

Biz bugün Bulgar ve Rus oligarşi ve mafyasının kuklası olan, iplerini içten ve dıştan çekenlere tamamen teslim olmuş kendi gölgesinden korkan bir şoparın iradesine bağlanmış bulunuyoruz. Bu gidişe 26 Nisan 2020 Konferansında son verilmelidir. A.Doğan’ın HÖH Milli Konferansta işi yoktur, olamaz ve olmamalıdır. O partiyi, halk davamızı, kimlik davamızı bırakmış ve Varna Batı Limanında bataklık süzmeye devam edebilir. Tiyatro oyununa son! Perde düştü! Hak ve Özgürlüğümüzün yeni adı – Hainsiz Doğansız Hareket ve Parti olmalıdır!

Partimiz öz görevle (misyonla) doğmuştur ve dava ülküsünü kuşaktan kuşağa devrederek hedeflerine mutlaka ulaşacaktır.

Biz bu partiye dilimizle, dinimizle, kültürümüzle, ahlakımızla, geleneklerimizle yaşamak için katıldık. Toprağımızı ve vatanımızı sevdiğimiz için katıldık.  Bulgaristan Türklerinin dışında memleket değerlerinin yeniden üretilmesi olanaksızdır. Türkler olmadan Bulgaristan’da demografi sorunu çözülemez. Türklerin katılmadığı bir hükümet milli sorunları çözemez duramaz. Politik partimiz bu amaçla kurulmuştur. Yolundan saptırılsa bile mutlaka özüne dönecektir.

Son dönemde birçok anma günü ve tarih yazan olaylar Doğan’ın gönlünden ve hafızasından silinmiştir. Bunlardan biri 21 Nisan 1989 ayaklanmamızdır.  Bu isyan başarılı gerçekleştiremeseydik HÖH doğamazdı.

Doğan davayı tamamen unuttu. O artık 04 Ocak 1990’da Varna’da “DS” gizli polise çalışan ve kapısını polis görüşmeleri için açık tutan Hamdi Emin’le ilgili masallar kimseye doyurucu, inandırıcı gelmediği gibi bir tat da vermedi. Yalan,  yalan da nereye kadar? Sonra aynı yılın 26 Mart günü Sofya okullarından birinde yapılan ve HÖH kurucu meclisi olarak tanıtılan ve A.Doğan’ı geçici başkan seçen toplantı da önemini yitirdi. Etrafta ben bu görüşme ve kurucu toplantılara katıldım diyebilecek şerefli birisi yok. Bir defa Bulgar devlet okulu sınıf odalarından birisinin Müslümanların politik partisinin kurulması için kullanılması ve ardından “eğitimi politikleştirme” davası açılmaması gülünç değil mi? Yani bu taşlar yola birileri tarafından konmuş da işe yaramadı, çünkü yılların deneyimi, halkın gerçek temsilcilerinin başına gelenler dile geldi ve oyun bozdu. Bu iki tarih yüzden yüz tuzak ve kundaklama olduğundan dolayı halen beyinlerden silinmeye çalışılıyor. Hamdi Emin’in apartman veya daire kapısına “1990’DA DPS BURADA KURULMUŞTUR” plakası asıldı mı? Yok. Sofya’daki okulda böyle çok önemli bir olay olduğunu bilen var mı? Anılıyor mu? Hayır! Neden? Çünkü olay bir tuzaktı. Doğan tuzaklarından biri…

04 01 2020’de DPS kuruluş tarihi mitingi yapılsa kimse gelme! Çünkü bir defa A.Doğan korumalarından “izin alamaz!” İki, “kurucu” olarak gösterilen 22 kişiden hepsi partiden uzaklaşınca, törene gelecek tek kişi yok, kalmadı. Nesil değişikliği derken, o eski sahte kök ve sap-kapların temizlendiğine de işaret ediyorum. Hamdi Emin, Kasim Dal, Necmettin Hak, Önal Bekir, Yaşar Şaban ve diğerleri artık DPS rozeti takmıyor. Onları istemeden hatırlayan ya da rüyasında göre A. Doğan da stres geçiriyor. Kişiler değil, bir mücadeleci halk aldatılmaya çalışıldı. Bugün herkes “kabahat şopar lafına inananda” diyor.

Eski kuşak dediğimiz Doğan’a kuyruk olanlar Osmanlı devri mirasına sahip çıkmadı, onarılmasını el uzatmadı, işlevlik kazanmasına yol açmadı. Türkçemizin anadil ve edebiyat-kültür dili olarak yaşatmamıza karşı çıktı. Tarihi unutmamızı, bugünümüzü de uykuda geçirmemizi, gelecekten istekte bulunmamamızı seçti ve savundu.  Bulgar “üst aklı” ise Doğan ve tayfasıyla birlikte Bulgaristan’daki Müslümanları geçmişimizden kopararak, asimile etme siyasetine devam edebileceklerini düşündüler. GERB ve milliyetçi faşistler ortaklığı da bu kavalı çalıyor.

İste bundan dolayı o şimdi DPS’nin kutsal tarihi olarak parti tescilinin Sofya Mahkemesinin yapıldığı 26 Nisan tarihini kutlamak istiyor ve konferans çağırıyor.

Partinin kuruluşunda ve tescilinde Sosyalist Parti (BSP) ve devlet güvenlik örgütü (DS) önemli rol oynamıştır.  Partinin mahkeme belgeleri “DS” müfettişi psikolog Miroslav Dırmov hazırladı. Savcılık adına böyle bir partinin kurulması milli çıkarlarımıza aykırıdır raporunu savcı, BSP’li Bayan Tatyana Donçeva yazdı. Mahkemedeki savunmayı da av. Dimitır Popov üstlendi. O, ardından geçici hükümette başbakan oldu. DPS fahri başkanı 26 Nisan tarihini bu nedenle önemli bir gün olarak kutlamak istiyor. 26 Nisan günü aslında BSP ve DS ile yeniden kaynaşma günü olarak aktüelleştirilmek isteniyor. Lütfi Mestan’ın Stanişev’le öpüşmesi tutmadı. Bugünkü değerlendirmelere göre, A.Doğan kendisinin asıl ailesi olan “DS” ve BSP’yi DPS için büyük aile yapmak istiyor. Yeni kuşak HÖH’lüler bunu kabul edecek mi? Sorun budur!

Böylece DPS doğuş tarihi olmayan bir parti durumuna getirilirken aslında 140 yıllık mücadele köklerimizi kesip partiyi konserve etme çabalarına devam ediyor.

Aslında DPS bugün lidersizdir. “Avrupa Fonlarından kullanılan milyonlar” Başkan M. Karadayı’yı dibe çekiyor. Paşmaklı ve Kırca Ali parti örgütlerinde homurdama sürerken, Karadayı etrafındaki hileli adam skandalı durdurulamıyor.

Bu konuda görüş sahibi olan bilirkişiler T.C.’deki ve ABD’deki yakınlarının nüfuslu kişiler olduğunu bilenler Bayan Filiz Hüsmenova adını öne çekiyor. Bakanlık ve Avrupa Parlamentosundan gelen F. Hüsmenova’nın ipleri çekenlerle ilişkilerinin durumu ve “üst akıl” planlarını kabul edip etmeyeceğine bağlıdır.

İşte böyle bir ortamda HÖH Politik yönetimi kitleden tamamen kopmuş bir durumda ve yeni lider arayışına başlamıştır. Görüldüğü üzere, HÖH partisi Müslümanlarımızın politik orta direği olabilmek için yeni bir siyaset platformuyla kongre çağırmak zorundadır. Köklerine dönmek zorunda olup A.Doğa’dan kurtulmalıdır.  Tüzük değişikliği ve Türk kimliği mücadelesine devam ana gündem maddesidir. HÖH’e oy veren soydaşlarımız konferansa katılmak ve düşüncelerini paylaşmak istiyorlar.  HÖH cıvatalarını sıkıp sorunlarımızı çözelim.

Paylaşınız.
Bizi İzlemeye devam ediniz.

Dr.Nedim Birinci
Dr.Nedim Birinci

Latest posts by Dr.Nedim Birinci (see all)

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 × 2 =