Yorum

Dünya Türk Gazeteciler Orta Asya’da -2-

Ahmet Yesevi Üniversitesinde

Türk Dünyası Gazetecileri bilim denizinde

Almatı ziyaretimiz tadımlıktı. Hava kararmadan uçak alanındaydık. Seyyahat halinde gerçekleştirdiğimiz Türk Dünyası Gazetecilerinin 3. Uluslararası Şuramızın ana durağı Çimkent’e uçtuk. Geç saatlerde Çimkent’te “SHYMKENT KONAK” oteline yerleştik. Ertesi sabah erken saatlerde Türkistan’a yola çıktık. Burada ilk İslam’ın Türk dilinde yayılmasında paha biçilmez katkıları olan, büyük üstat Ahmet Yesevi türbesini ziyaret ettik. Türkistan şehrinde bulunuyorduk. Burası Orta Asya’da İslam dininin büyük kalelerinden biri. Sönmez bir irfan ve ibadet ocağı. Hoca Ahmet Yasevi’nin yaktığı aydınlanma ateşi devamlı yanıyor. Bu ateşin büyük özelliği İslam dininin Türk dilinde yaygınlaşmasını ve halkın yaşamını belirlemesi beşiği olmasıdır. Burada arasız kuran okunuyor, dualar ediliyor, tatlı sohbetlerle dertleşiliyor, sorunlara çözüm, dertlere derman aranıyor.

“Ahmet Yasevi” Türkiye Kazakistan Uluslararası Üniversitesi’nin bulunduğu Türkistan bir modern gençlik şehri. Yalnız öğrenciler değil, öğretim üyeleri ve akademisyenler de değişik ülkelerden gelmiş. Eğitim Türk ve Kazak dillerinde veriliyor. Öğrenciler Rusça ve İngilizce de öğreniyorlar. Arkeolojiden Elektroniğe tüm bilim dallarında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 94. Yıl dönümünü bu bilim denizinde öğrencilerle birlikte kutladık. Dünya Türk Gazeteciler kafilesi büyük bir coşkuyla karşılandık. Büyük ilgi gördük.

Türkistan Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde Cumhuriyet kutlaması..

Türk dünyasının ortak bayramı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 94. yıl dönümü münasebetiyle Ahmet Yesevi Üniversitesinde kutlama töreni düzenlendi. Türkiyeli öğrenci Konseyi Başkanlığının organize ettiği 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlama programı, Ahmet Yesevi Üniversitesi Türkistan Yerleşkesi Kültür Merkezinde coşkuyla gerçekleşti.


30 Ekim Pazartesi günü Kültür Merkezi Tiyatro ve Sinema salonunda gerçekleşen programa; Ahmet Yesevi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Valihan Abdibekov, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Kutalmış, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Taljan Raimberdiev, Prof. Dr. Nurlan Ajihanov, Prof. Dr. Nurlan Batırbaev, Doç. Dr. Bakıtcan Muhamedjanov, Yrd. Doç. Dr. Mustafa Eren ile çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.

Rektör Prof. Dr. Valihan Abdibekov, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Kutalmış, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. TaljanRaimberdiev, Prof. Dr. Nurlan Ajihanov, Prof. Dr. Nurlan Batırbaev, Doç. Dr. Bakırcan Muhamedjanov, Yrd. Doç. DR. Mustafa Eren ile diğer akademisyenler, ilgililer, kamuoyu temsilcileri ve öğrenciler katıldı. Türkiye Gazeteciler Federasyonu’na bağlı cemiyet başkanları, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı ve yöneticiler, Avrasya Türk Dernekleri Federasyonu Başkanı İsmail Cengiz, Anadolu Gazeteciler Birliği Başkanı İbrahim Erdoğan, ünlü kıdemli gazetecilerden Türkiye’den Yavuz Donat, Almanya’dan Adnan Öztürk, Belçika’dan Yusuf Cinal ve başka bilinen kalemleri, usta yaratıcılar ve Türk Dünyası Film Belgesel Festivali Genel Başkanı Menderes DEMİR de katılarak 14 yaratıcının iştirak etmesi töreni onurlandırdı.

Türk dünyasının her yanından gençlerin Mustafa Kemal Atatürk’ü sonsuz bir coşkuyla anması etkileyici oldu. Açılışta Türkiye ve Kazakistan milli marşları okundu. Türklük dokusundan yerel folklor oyunları izlendi.

Rektör Prof. Dr. Valihan Abdibekov TC’nin kuruluşunun uluslararası önemine ilişkin değerli bir konuşma yaptı. Mazlum halkların önderi olarak tanıttığı lider Mustafa Kemal Atatürk’ün Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlık, egemenlik ve özgürlük savaşımına sabah yıldızı olduğunu vurguladı. Bağımsız ve egemen devlet kurma anlamında gerçek Atatürkçülüğün orta Asya’da yeni yeni dal budak saldığına işaret etti. XXI. Yüzyılın Büyük Atatürkçülük ve Büyük Türkiye asrı olacağını ifade ederken, Atatürk ideolojisinin Orta Asya halklarına esin kaynağı olduğuna parmak bastı.

Yeni Dünya’nın yeni kalbinin Türk Dünyası olacağına işaret eden Rektör, ortak uygarlığın temelinde ortak dil, kültür, din, adalet ve ahlakın yer aldığına işaretle Türk kimliğinin büyük bir hamle içinde olduğuna vurgu yaptı.


Tören vesilesiyle konuşmasında Kazakistan ve diğer Türk Cumhuriyetleri ilk tanıyan ülkenin Türk devleti olduğu belirttikten sonra, Türk kardeşlerimizin Cumhuriyet bayramını en samimi duygularla kutladı.

Prof. Dr. Mehmet Kutalmış ise, törensel toplantı konuşmasında Türkiye Cumhuriyetinin 94. yılını kutlarken, Atatürk önderliğinde kurulan Cumhuriyetin anti-emperyalist savaş alevlerinden doğduğuna, özgürlük, adalet, akıl ve bilime dayandığına, derin reformlar gerçekleştirdiğine ve büyük kazanımlar elde ettiğine, günümüzde dünya çapında anti-terör davasının en önemli gücü olduğuna önemli yer ayırdı. O, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Büyük Türkiye davasının tüm Türk Dünyası tarafından desteklendiğini belirti. Günümüzde Emperyalist saldırıların daha da tırmandığı günümüzde mazlum halkların güvenli koruyucusu olan, 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapan, ayrıca Sudan, Yemen, Afganistan, Bangladeş ve daha birçok yerde muhtaçlara yardım eli uzatan Türkiye’nin bölgesel rolünden övgüyle söz etti.

Atatürkçülüğün bir ideoloji olduğuna da değinen Prof. Dr. Mehmet Kutalmış, bu ideolojinin XXI. Yüzyılda yeni enerjiyle dolu olduğunu vurgularken, faşizmin, komünizmin, sol ve sağ liberalizmin çöktüğü bir dönemde Orta Asya bağımsız Türk Cumhuriyetlerinde modern Atatürkçülüğün ulusal devlet, eğitimde atılım ve adalet yolunda sönmeyen meşale olduğuna işaret etti.

 

Üçüncü Türk Dünyası Gazeteciler Şurasına katılan 46 basın mensubu, Balkan Türkleri, Bulgaristan Müslümanları, Türkiye’deki soydaşlarımız adına kutlama konuşması yapan konuklardan Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği BULTÜRK Başkanı, Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi BGSAM Kurucu Başkanı ve “Bulgaristan Türklerinin Sesi” gazetesi genel yayın yönetmeni Rafet Ulutürk uzun süre alkışlandı. O, Ahmet Yesevi Üniversitesi Rektörü ve eğitim öğretim ve bilim kadrosunu, öğrencileri ve hazır bulunanları Cumhuriyetimizin 94. yılı vesilesiyle en sıcak duygularla kutladıktan sonra şöyle devam etti:

Sayın Rektör,


Sayın Akademik Şura Üyeleri, öğrenciler,

Değerli gazeteci, yazar, şair ve film yapımcısı arkadaşlarım,

Zafer Bayramımızın 94. Yıldönümü kutlama törenimizin değerli konukları,

Bayramımız hepimizin bayramı kutlu olsun!

Önce Türkiye’mizin ilk uluslararası devlet üniversitesinde, Cumhuriyetimizin 94. Yıldönümünde, böyle kutsal bir ortamda buluşmak, bana olduğu kadar, tüm arkadaşlarım, tüm Türk bilim ve itfan dünyası için en aydın gün, en büyük bayram. Evet, bilimle hayatın kaynaşması en büyük umudun kaynağıdır.


Türkiye Cumhuriyeti henüz birinci asrını doldurmadan,  bütün vatanımızı üniversitelerle donatıp aydınlığıma pınarımızın Türkistan’a taşırması çok anlamlıdır.  Ahmet Yesevi Türk -Kazak – Orta Asya – Balkan – Dünya Türk halkları aydınlık, dostluk ve ortak ufuk kalesidir. Gurur kaynağımızdır. Çalışmalarınızda hepinize başarı dilerim. Her atılımda beraberiz.

 

İlk uluslararası aydınlık ocağımızda eğitim-öğretim görmüş gençleri artık Sofya’da görüyorum. İş tutmuşlar. Türkçe kurslarında ders veriyorlar. Türk ocakları ateş alıyor. Türk ruhu uyandı, kol kanat salıyor.

Bu üniversite yeni bir başlangıcın beşiğidir. Bin yıl sonra hayat yineliyor. Kanat açıyor. Bilimsel dokumuzu örüyor. Bütün Türk dünyasına yeni renkler kazandırıyor.

Aynı bilgiyle donanmış aydın gençler, Ahmet Yesevi Hocamızın müritleri gibi Türk dünyasına yeniden can veriyorlar. Baskının, ezginin ve sömürünün her türünden kurtulma yollarını açıyorlar. Bu defa Müslümanlıkla birlikte ortak vasıflı Türk kimliği davamıza öncü oluyorlar. Hepsine başarı dilerim. Yeni devirde Türklük havarilerimiz sizsiniz.

Türk Dünyasını birleştirerek yüceltme davasının görev erlerisiniz. XX. yüzyılda sönen dünya ateşini yeniden yakacak olanlar sizsiniz. Siz XXI. Yüzyılın Ahmet Yesevileri olmak zorundasınız.


Türk Dünyası gazetecileri olarak bizler, tanıdıkça gizemi artan bu kutsal topraklarda 3. Şuramızı düzenlemeye yani ateş almaya, Türkiye ve Balkanları buraya taşırken, sizin atılımlarınızdan ders almaya geldik. Hedef birdir. Aynı hedefe hizmet ettiğimize eminim. Dünyanın dört bin yanında, tüm Türklük diyarında el ele verip bundan böyle de birlikte olacağız kısmetse. Geçen yüzyılın sonunda Türk dünyasının bir uçtan öte uca yabancı boyunduruğundan kurtulmasından daha büyük bir zafer olabilir mi? Bilgi, bilinç, cesaret, zafere inanç başarılımıza temel oldu. Birliğimiz bizi yeni ufuklara taşıyor. Türkiyeden Türk dünyasına bakış çok değişti. Bildiğiniz gibi Türkiye İnönü döneminde Türk dünyası Edirne’den – Karsa kadardı; Özal döneminde Adriyatikten Çin Seddine kadar; Şimdiki Cumhurbaşkanımızın Recep Tayyip ERDOĞAN döneminde ise bu Dünyada Türkün bulunduğu her yer Türk Dünyasıdır olarak algılanmaya başlanmıştır.

Yesevilik dünyada her insana sahip çıkmaktır. Bunun için kutsaldır. Bunalımlarını yenemeyen dünya “mitkoy” ve “transomalizm” gibi liberalizmin uzantısı teoriler geliştirdi ve uyguluyor. Odağında insan var.

Sivil toplum içinde kişisel haklardan dem vurarak, kayıt dışı bir katman yetiştiriyor. Bunu Çin’de bazı eyaletlerden birden fazla çocuk yapma yasağının uygulanmasıyla doğan ikinci ve üçüncü çocukların oluşturduğu vatandaş kaydı olmayan katmanda görüyoruz.

Sözde kişisel hakları sınırsız ama anaokulu görmemiş, okula gitmemiş, üniversiteye görmemiş bu katman artık hayata girdi, kayıtsız yaşıyor, kayıtsız çalışıyor, sivil toplumda yükümlülükleri yok, vatan duygusu ve sevgisi de yok. Kimliği olmayan bu katmanı Avrupa’da da oluşturmaya çalışıyorlar. Rusya Federasyonunda 15 milyon kayıtsız Çingene yaşıyor. Fransa’da bazı eyaletlerde yaşayanların yarısından fazlası Afrikalıdır, Fransa vatandaşıdır, Fransız sivil toplum örgütü üyeleridir, fakat kolektif hakları yoktur. Belçika’da, Hollanda’da ve başka Avrupa ülkelerinde durum aynıdır.

Bulgaristan’da 1878’den beri Türk azınlığı olarak Anayasa ve yasalarda adımız geçmiyor. Kolektif haklarımız yok. Yani biz sanki kayıt dışı yaşıyoruz. Olay vahimdir. Türk medeniyetinin her insana ve her insan topluluğuna tanıdığı ortak hakları hiçbir medeniyet tanımamıştır. Ne mutlu Türküm diyene!


Değerli dostlar, ben dünyada en önemli işin eğitim ve öğretim olduğuna kesin inanıyorum. Ecdadımız da en büyük enerjisini irfan ocakları kurmaya harcamıştı. Bulgaristan’da bizim bugün 3 imam hatip okulu ve bir İslam Enstitüsünden başka Türklüğümüze hizmet eden okulumuz olmasa da, 1878’de Rus-Bulgar esaretine düşmezden önce 2 700 okulumuz, medresemiz, 2 binden fazla cami ve mescidimiz vardı. 1 200’lerde İslam aydınlığını memleketime getiren ise, ünü o gün olduğu kadar, bugün de canlı Hoca Ahmet Yesevi’nin müritlerinden olan Sarı Saltık Dede’dir. Balkanlardaki 26 türbesinde aziz hatırası ve davası, sonsuz sevgi ve saygıyla yaşıyor.

Eğitim, öğretim mücadelemiz bugün başa dönmüş durumdadır.

70 yıldan beri anadilimizde okuma yazma, toplantı yapma, miting düzenleme hakkımız yok. Türkçe konuşuyoruz, dua ediyoruz, fakat yazamıyoruz, okuyamıyoruz. Demek oluyor ki, aydınlığımızın, kültürümüzün, medeniyetimizin yarısını kemirdiler, edebiyatımızı, sanatımızı bitirmek istiyorlar. Bizde komünizm ve onun asimilasyon politikası yok edilemedi. Kimliğimiz üzerindeki tehlike büyüktür.

Birinci yüzyılda Bulgar faşist Çar rejimi ve komünist totaliter düzen zulmü dilimizi, dinimizi, geleneklerimizi, edebiyatımızı, halk kültürümüzü, İslam-Türk uygarlığımızı yok etmeye çalıştı. Kavga XXI. Yüzyıla taşındı. İsyan ettik. Büyük çarpışmadan 140 kurban verdik. 517’miz “Ölüm Adası” olarak ünlenen “Belene” Toplama Kampında işkence gördü. 12 500 Türk, Pomak, Tatar, Çingene kardeşimiz kovuşturuldu, sürgün edildi, içeri düştü, koğuşta kaldı, zülüm gördü. Bulgaristan içinde ve dışarıya sürekli göçe zorlandık. 1989 Mayısında hak ve özgürlüklerimiz için ayaklandık. Komünist diktatör, Türk-Müslüman düşmanı Todor Jivkov’u devirdik. Fakat derdimiz bitmedi. İsim ve din haklarımızı yani kişisel haklarımızdan sadece ikisini elde edebildik. Kolektif haklarımızı söküp alamadık. Anaokulu, ilk ve ortaokul, lise ve anadilimizde üniversite açma haklarımızı henüz elde edemedik. Bulgaristan’da daha 1948- 1958 yılları arasında “kültürel otonomi” haklarımızı elde edebilmiştik. Azerbaycanlı aydınların da yardımıyla öğretmen okullarımızı açtık. 5 Lisemiz vardı. Sofya Üniversitesinin 5 fakültesi Türkçe eğitim görürken, maneviyatımız aydınlanmıştı. Bu kadrolar Bulgaristan Türkleri edebiyatını yarattılar. Öz sanatımızı geliştirdik. Radyomuzu açtık. 5 gazetemiz her eve Türk dilinde girdi. Ne var ki, 138 seneden beri Türk kimliği mücadelesi veren bizler, yine de yolun başındayız. Çünkü XX-inci yüzyılla eski kıtada faşizm yenildi, yasaklandı, sanki yerin dibine battı, fakat XXI. yüzyılda yine hortlamaya başladı. Almanya, Hollanda, Avusturya’da meclise doldular. Bulgaristan’da aşırı sağcılar, insan haklarını tanımayanlar, işleri Türk düşmanlığı körüklemek olanlar Başbakan Yardımcılığına çöreklenirken, birçok bakanlık da kaptılar. Öncelikleri Türkçe konuşmayı yasaklayan ve ceza kesen yasalar çıkarmak oldu.

 

Biz tek dilli (yalnız Bulgarca) ve tek uluslu (yalnız Bulgar ulusu) devleti kurmaya çalışan bir Avrupa Birliği ülkesinde yaşıyoruz. Anadili yasaklı olanlar 2.500 000 kişiyiz. Bugün azınlık olsak da çoğunluk olacağımıza ve her şeyi lehimizde değiştireceğinize, demokrasi ve özgürlüklerin üstün geleceği, hak eşitliğine dayanan bir sivil toplum düzeni kurabileceğimize inanıyoruz. Biz o toprakları vatan yaptık ve 500 sene çoğunluktuk. Balkanlarda 300 sene savaşsız hoşgörü ve iyi komşuluk toplumu yaratan ecdadımızdır. Bayrağı düşürmemek kuşağımın ana ödevidir.


Biz, Avrupa Birliği’nin bir Güney Doğu ülkesinde yaşasak da, anadilimize, kültürümüze, geleneklerimize konan ve kaldırılmayan yasaklar, ülkemde komünizm ve faşizm kalıntılarının diken büyüttüğüne kanıttır.

Zaman, Ahmet Yesevi Hocamızın hoşgörüye çağrı devri değildir. Tomurcuk çiçeklerin kana belendiğini görüyorsunuz. XX. yüzyıl karanlığının faşizm ve komünizm belasından kurtulmamız çok büyük bir zaferdir. Akın halinde olan biziz. Dünya dengesini sağlayan dev gücün Çengiz Han, Selçuklular ve Osmanlı olduğu devri gururla hatırlayanlar, Büyük Türkiye umuduyla yaşıyor. Düşmanlarımız katliamlarda öldürdüklerinin sayısını bilmek bile istemezken bizim de müsamahasız olmamız gerekir. Müsamahasız, bilinçli ve atılgan!

Sevgili genç kardeşlerim, insanoğlu hoşgörülü doğmuyor. 

Hoşgörü bizim iyi niyetimizin ürünüdür. Batıdaki adı “tolerans”tır. Fransız lügatinde şöyle oluşmuştur. Kapitalizmin ilk dönemlerinde Fransa ile sömürgeleri arasında ticaret gelişirken, mal almaya gelen tüccarların otel köşelerinde beklerken canları sıkılmasın diye eğlence merkezleri kurulmuştur. Fahişe barındırılan bu genel evlerin iç tüzüğüne TOLERANS yani “hoşgörü” adı verilmiştir. Bu düzenlemede, müşteri seçme hakkı olmayan fahişelerden yüzüne gözüne, boyuna postuna, cilt rengine, özürlü olup olduğuna bakmaksızın aynı hizmeti en hoşgörülü bir şekilde sunmaları birinci ve son şarttır.

Bizim anladığımız hoşgörünün özünde müsamaha, yardımseverlik, hayırseverlik, insan sevgisi ve saygı gibi vasıflar varken, onların anladığı toleransın anlamı köle olma ilişkisidir. 1990’yılınsan sonra Bulgaristan’da kurulan Türk Derneklerinin adının “Tolerans kulüpleri” olmasının istenmesinin derin anlamında gizlenen de budur. Bu konuya bizim yaklaşımımız “saygılı karşılıklı etkileşim dernekleri” kurmaktır. Ahmet Yesevi Hocamız müritlerinin Bulgaristan’a ve Balkanlara yayılmasıyla İslam’ı yaymasıyla Tanrı Severler (Bogomil) yani Hıristiyanlıkta da diğer dinlerle ortak dil bulma, hoşgörüde buluşma hareketi gelişmiş, Bosna Hersek’ten Fransa’ya kadar yayılmıştır. Hıristiyan ve Katolik kilise onları sapıklar (eres) olarak ilan etmiş, Bogomilleri nerede buldularsa orada yakmakla cezalandırmışlardır. Başka bir ceza uygulanmamış, külünü savurmak şartıyla yakmışlardır. Bugün camilerimizde Türkçe konuşmayı yasaklamak isteyenlerin, okullarımızı kapatanların “tolerans” anlayışı budur ve bu illetle ancak amansız cesur, bilinçli ve eylem halinde hoşgörüsüzlükle baş edebiliriz. Bu mücadelede bizim hoşgörü anlayışımıza karşı faşistler ve komünistler el ele vermiş sayısız katliam düzenlemişlerdir.


Sayın genç kardeşlerim,

Siz, bu uluslararası Türklük yuvasında, Tehlikedeki Türk Dilleri konulu Yedi Türkoloji forumu düzenlemişsiniz. Bu çalışmalara bundan böyle Bulgaristanlı öğrencileri en aktif bir biçimde kazanma çabalarınızı yürekten kutluyorum. Bu forumlara biz de katılmak isteriz. Diğer etkinlikleriniz arasında, XXI. Yüzyıl başında düşmanlarımızın bize karşı özünü değiştirerek kullandığı değimleri Türkçemizle tanımlama ve özünü gün ışığına çıkarma forumlarınıza katılma ve katkıda bulunmaktır.

 

Sonunda kendi tanıtayım.

Komünist zulümden kaçıp Türkiye’ye sığınan 1 milyon soydaşımın Çatı Derneği olan Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği BULTÜRK Başkanı ve Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi kurucusuyum. “Bulgaristan Türklerinin Sesi” – gazetesinin imtiyaz sahibiyim. Elektronik haber ve yorum yayınlarımız ve 14 ülkede bizi izleyenler var. Yazılı yayından sözlü yayına geçme hazırlıkları görüyoruz. Yayınlarımız İstanbul Türkçesiyle yapılıyor. Dünya Türklerinin ortak yayınlarına daha aktif katılmaya hazırlık görüyoruz.

Başarılarımızın temelinde ve ilham kaynağımız olan Büyük Türkiye ülküsüdür. Biz dünyayı tek kutupludan çift kutupluya çevirme davasında, Büyük Başkan, devlet adamı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yoğun çabalarını destekliyor ve kutluyoruz. 15 Temmuz 2016 darbe denemesinde ve karşı devrimci, terörist saldırılarla mücadelede devletimizin yanında yer aldık. Ne mutlu Türküm diyene, biz Bulgaristan Türklerinin XXI. Yüzyıl sloganımızdır. Türk Dünyasının tek dil ve Türk uygarlığı etrafından buluştuğuna sevinirken, geleceğin büyük ulusunun Türk ulusu olacağına da inanıyorum.


Bu bayram gününde sizinle olma, bana şu yüksek kürsüden sizi kutlama olanağı verdiğiniz için mutluyum.

Davamız ortaktır. En güçlü silahımız anadilimiz, Türk dünya görüşü, birlik ve beraberliğimizdir. Türk dünyasında ortak Türk kimliği oluşturma davamız ortaktır, hepimizindir.

Teşekkür ederim.

Kutlama töreninden sonra öğrencilerle gazeteci, film yapımcıları, şair, yazar ve halk ozanları kafilesi arasında yapılan samimi görüşmede Rafet Ulutürk’ün “Elli Yıllık Mücadele” kitabı büyük ilgi gördü.

Türk Dünyasını adım adım öğrenerek gerçekleştirilen 3. Dünya Gazeteciler Şurasına katılanlar İslam dininin bütün Asya’ya yayılacağını müjdeleyen, bu ruhsal seferi iman edenlere taşıyan güçlü araç olarak Türk dilini donatan, bin mürit eğiten büyük üstat Ahmet Yesevi’nin gül bahçeleri içindeki mağrur ve muhteşem mozolesini ziyaret ettik. Asya kıtasının her yanından gelmiş ve burada dua edenlere biz de katıldık. Yesevi akademisini gördük. XXI. Yüzyıla taşınacak Türk Kimliğinin enternasyonal kaynağının burası olduğuna bir daha inandım.


Türki Dünyayı aktif öğrenerek tanıma seferimize otobüsle Bişkek yoluna düşerek devam ettik. Bozkırda mesafeler çok uzak, yerleşim merkezleri seyrek serpilmiş, Türkistan Bişkek arası 3-5 saat. Asfalt yol dışındaki stepte koyun sürüleri, Sivas Kangalına çalan köpekler, köstekli ve hür gezen boz atlar dikkatimi çekti. Burada suyun, ekmeğin, etin ve kımızın kendi tadı var. Acıyla terbi yedilmiş et seviyorlar. Somun ekmek görmedim. Ekmekleri güneş şeklinde ve güneşi andıran çiçeklerle süslenmiş. Kımızın içinde acımsı bir damar var. İçtikçe alışırsınız. At sütünden yapılıyor. İlk yoğurdun da at sütünden yapıldığını anlattılar. Burada en bereketli hayvan at. Bozkırın hükümdarlarından olan bizonlar sürü halinde geziyorlar. Kurttan kuştan korkmadıkları emin yürüyüşlerinden belli oluyor.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

fifteen − nine =