Yorum

Demokrasi Çok Pahalı

BGSAM
Tarih: 31 Ocak 2021

Demokrasi ayağını yorganına göre uzatma sanatıdır. 26 Mart 2017’de Bulgaristan’da yapılan son parlamento seçimlerinde toplam 6 milyon seçmenden 3 milyonu gurbetçiydi. Dış ülkelerden toplam 118 bin oy geldi bunlardan 33 bini Türkiye Cumhuriyetindendi.

Sonuçları gördüğümüzde ve özellikle de Bulgaristan / Türkiye devlet sınırının Bulgar tarafında otobüslerin durdurulduğunu seçmenlerin otobüslerden indirilip kimliklerinin istendiğini, Momçilgrad (Mestanlı- Nanovitsa-Alfatlı) köyünden yaşlı bir seçmenin tartaklandığını gördüğümde, kendi kendime “Bulgaristan Türkleri Bulgar demokrasisine bir daha oy vermez” diye düşünmüştüm. Sopacı, sözde Bulgaristan’ı Kurtarmak İçin Milli Cephe (NFSB) politik partisi başkanı Valeri Simeonov olduğunu gördüğümde ise utandım, çünkü politika öfke üstü bir olaydır.

Bulgar Başsavcısı Tsatsarov’un 30 milli TV yayının en az 10’ar defa yani 300 kez göstermesine ve seçime gelen anne-ninemizin bütün gazetelerde manşet olmasına rağmen “kanıt, şahit ve gerekçe yok” iddiasıyla yasal hakkını kullanmaya gelen anne-ninemize şiddet uygulayan, elindeki çantasını ve kimliğini zorla alan Simeonov’a dava açmayışından yüreğim dağlandı. Bulgar yetkililerinin eski komünist kafa taşıdıkları ve aynı kaldıkları ortaya çıkmış oldu. Bulgaristan’da adaletin herkese aynı olmadığını dünya görmüş oldu ve dünya da bunu seyretmekle kalıverdi. TV’lere bakan vicdanı olan veya insan olan herkes bundan acı hisseti. Bulgaristan’da demokrasi ölmüş dedim. 2017 Haziranında kurulan 3. GERB-Borisov hükümetinde katil Simyonov bu “başarısından” dolayı Başbakan Yardımcısı atandı. Bulgaristan eskiden beri böyle kişileri ödüllendiriyor bu davranışına da devam etti. Bu gün halen Bulgaristan Halk Meclisi Başkan Yardımcısıdır. 4 yıl kükreyen faşizan davranışları herkesi şaşırttı. Başka diyeceğim yok…

Avrupa Konseyi’nin “faşist”, halkımızın “çöp”, Sofya göstericilerinin “istifa” diye yüzüne haykırdığı V. Simyonov, ortağı VMRO-BND İç Makedon Devrim Hareketi Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Kr. Karakaçanov ile birlikte sözüm ona “demokrasi” adına seçmenden 4 Nisan’da yine oy istiyor. Bu kadarına da pes, ne diyelim bunlara oy veren olursa Bulgaristan yakın zamanda yok olur gider.

Olup bitenleri izlerken önce “bir Türk anneye el kaldıran bu faşist dinsizlere verilen her oy haramdır” geçse de yüreğimden, halkımızın, annelerimizin yüksek şuurlu ve onurlu tutumu fikrimi, “eceli gelmeyen ölmez” atasözümüzle değiştirdi.

1989’un Mayısında ayaklanan ve ellerindeki çapa ve küreklerle yalnız Türklerin değil, Bulgarların da katili, insan düşmanı, vahşi, totaliter diktatör Todor Jivkov’u deviren Kahraman Bulgaristan Türk Kadınlarına şu ayak oyunları ve tuzaklar vız gelir geçer, fakat bu iş böyle kalmaz. Katil Jivkov’un hesabını kesenler, Bulgar faşist çöplerin de hesabını mutlaka görür, inancı büyüdükçe ruhumu güçlendirdi. Artık Türk’e yapılan iyilik de kötülükte unutulmayacak hesabı görülecektir, bu böyle biline. “Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur” sözünü hatırlatalım.

Şu günlerde bir yandan seçim kazanı kaynamaya başlarken yeniden aktifleşince 2021’de de sokaklara akan Bulgaristan muhalefeti ve “Covid-19” yasaklarına rağmen bugün de şehir merkezlerinde “istifa” motifli mitingler düzenlemeye devam ediyorlar.

Bulgaristan protestocu seçmen kitlesi yakasına yapışıp iktidardan çekip indirmeye çalıştığı Bakanlar Kurulunun komünist ve faşistlerin sarıca-arıların yuvası olduğuna inanıyor. Bu gün Bulgaristan’ı yönetenler yarın sokaklarda rahat yürüyebileceklerine ben pek inanamıyorum. O koltuklardan indiklerinde İfşa dönemi geldiğinde herkes bir birini suçlayacağı günler yakındır.

Bugünkü Bulgar Hükümetinde Başbakan, Başbakan Yardımcıları, Bakanlar ve Bakan Yardımcılarının hepsinin kökleri ya 3 kuşak komünistlerden ya da 3 kuşak faşist ve Osmanlı-Türk-Müslüman-İslam düşmanı Bulgar milliyetçiliğinden oluşuyor. Yaptıkları işe akıl erdiremediklerinden dolayı hepsinin ipi de dışarıya bağlıdır. Bunların kafasında Türk-İslam düşmanlı dışında hiç bir şey yok. Kafasını kaldırıp Bulgaristan vatanımız nereye gidiyor diyen de yok.

Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, 1941-1945 yılları arasında İkinci Dünya Savaşı yıllarında toplama kampları faciasından 76 yıl sonra (Holokost – soykırım, etnik temizlik) ile ilgili Rusya Meclisi (Duma’dan) faşizm ile Sovyet totalitarizmi arasında benzerlik yapan propagandayı yasaklayan bir kanun çıkarmasını emretti.

1994-1999 yılları arasında Almanya Cumhurbaşkanı Roman Herzog 1945’te Oswienzim (Ausschwiz) toplama kampının kapılarının açılmasının yıldönümünü anarken, “Tanrı insanlara bir daha göstermesin, hiç kimse bu soykırımı da unutmasın” demişti.

Yahudi düşmanlığından kaynaklanan Holokost’un 76. Yıl dönünde konuşan Avrupa Konseyi Başkanı Bayan Ursula von der Lein şöyle konuşmuştu:

“Avrupa’da ve Avrupa dışında Yahudi düşmanlığı artarak ve şiddetlenerek sürüyor. Tarih ve soykırım çarpıtılıyor. Holokost bir gerçektir. Sağ kalanlar çok az kaldı. Anıları canlı tutmak zorundayız. Gerçekler önemlidir. Tarih önemlidir. Bu davada kazanmak zorundayız. Yahudi düşmanlıyla mücadele stratejisi hazırladık. Yahudilerin Avrupa’da huzurlu yaşamalarını garanti altına almak istiyoruz.”

Naziler soykırımı Yahudilere, Romanlar, eşcinseller, engelliler, esirler ve siyasi muhaliflere karşı uygulamıştı. Gaz kamaralarında uygulanan imhada 6 milyondan fazla Yahudi yok edilirken, öldürülenlerin toplam sayısının 12 milyonu bulduğuna işaret ediliyor.

Diktatör Stalin Büyük Savaş hazırlığı ve esnasında değişik milletlerden 25 milyon Sovyet vatandaşının Sibirya kamplarında yok ettiğine kanıtlar açıklandı. Kırım Türkleri de kıyımdan nasiplerini aldılar. Millet olarak sürüldüler. Hitler ve Stalin rejimlerinin devlet eliyle toplu yok etme yöntemleri arasında karşılaştırma – sıfırın altında eksi 40-50 derecede donarak ölme ile kamara içinde ateşte yanarken can verme gibi bir çizgide kesişti. Fakat bu iki vahşetin ikisini de yaşayıp cehennemden geri dönen olmadığından dolayı, hangi acının daha dehşetli olduğu tarif edilmeden kaldı. Şimdi bu iki vahşetin ikisi de aynıdır denince, Putin rahatsız olmuş…

Bir de Ukrayna’da 1932-33 yılları arasında insanların açlıktan öldüğü yıllar var ki, acısı daha da dayanılmaz.

Bilirsiniz! Ukrayna toprakları bütün Avrupa’ya yetecek kadar buğday üretebilir. O zaman olaylar Mihail Şolohov’un “Ve Durgun Akardı Don” romanında anlattığından farklı gelişmiştir. İri toprak sahipleri, toprak ağları (pomeşçik) ve toprak beyleri (kulakların) tarlalarını devletleştirip ya da kooperatifleştirmekle kalmamış işler, fakir köylülerin toprak altına gömdüğü kışlıklara varana kadar, tohumluklar da dahil tüm hasat gasp edilmiş ve Rusya’ya taşınmıştı. “Açlıktan kitlesel ölüm” kavramı Ukrayna halkına aittir. Ukrayna halkı gıdasız kalınca kırılmış ve bu öyle bir kırılmaymış ki, bir örneği edebiyata şöyle kaydedilmiş:

“Vanya 3 kız çocuklu bir ana. Dondurucu kış ortasında, kar altında hafta boyu kapı çalıp çocuklarına ekmek için el açsa da, boş dönerken bir kedi ve topal köpeğe rastlamış, ama onları da yakalayamamıştı. Buz gibi odada, karşısında oturan, ikişer yaş arayla doğurduğu çocuklarının bütün elbiseleri üstlerinde, açlıktan solgun ve bitkin altı göz ona bakıyordu.

Anaları hayatında son kararı aldı. Önce en küçük kızı kesecek ve öteki ikisiyle birlikte tuzlayıp yiyeceklerdi. Hayatta kalmanın tek yolu buydu. Küçük kızına kıyarken, diğer ikisi gözlerini bıçaktan ayırmadı. Göz kırpmadan bakan kızlar yakında sıranın onlara geleceğini biliyorlardı…” Burçagin, K. “Don nehri dile gelse!”, Sayfa 186. Kiev, 2016.

Hangi acı daha acıdır bilinmez.

Bilinen bir şey varsa, İkinci Dünya Savaşı Suçlularını dava eden Nürnberg Yüce Divanı Nazi katillerini lanetledi ve cezalandırdı. Federal Almanya Devleti Yahudilere ve Romanlara soykırım tazminatı ödetti.

Fakat Rusya’da hukuksal adalet ve tazminat kapısı kapalı kaldı. Bulgaristan’da zulüm gören Yahudi, Roman, Türklere ve diğer azınlıklara soykırım denemesi uygulanması, kültürel soykırım, halkı cahil bırakma, vatandan kovma tazminatı da ödenmemiştir. Üstelik bu gün dış ülkelerdeki vatandaşların seçme ve seçilme hakkı da tanınmıyor. Düşünebiliyor musunuz Bulgaristan vatandaşı oy kullanma hakkı var seçilme hakkı yok. Bu da AB ülkesi Bulgaristan yıl 2021 inanabiliyor musunuz? Ülkede hukuk üstünlüğü olmadığı gibi, totaliter baskı ve terör de devam etmektedir.

1942’de Nazi askerileriyle birlikte Vardar boyu Makedonya’sını ve Üsküp’ü işgal eden ve Ege denizine çıkan Bulgar Çarlığı askerleri de Yahudi ve Çingene soykırımına katılmışlardı. Orada toplam 5 000 Makedon öldürüldü. 1943’te Makedonya’dan ve Ege Bölgesinden toplanan 20 000’ne yakın Yahudi ve Roman imha edilmek üzere Polonya’daki gaz kamaralı Nazi toplama kamplarına gönderildi.

Bu zulmün tazminat bedeli Bulgaristan’a 25 milyon Amerikan dolarına mal oldu. Bu parayı ödemekte zorlanan Bulgaristan Başbakanı Georgi Dimitrov Bulgaristan’da yaşayan Makedonlara “siz Makedon’sunuz, bizimle işiniz olmaz” dedi ve tazminata karşı Pirin Bölgesi Makedon nüfusu Yugoslavya’ya bıraktı. İnsan kimliği alım satımı gibi bir şey olan bu olay öyle bir yüzkarasıdır ki, bugün de tarih lekesi olarak kalmıştır.

G.Dimitrov 1934’te yapılan Komünist Enternasyonal’in (Komintern) Moskova toplantısında da Başbakan sıfatıyla yaptığı konuşmada, “Makedon halkının kaderini belirleme ve kendi topraklarında, kendi diliyle kendi devletini savunma” hakkını savunmuştu.

Ne yazık ki, Bulgar komünistler, 1942’de Nazilerle birlik olup Vardar Makedonya’sı ve Ege Bölgesine giren Bulgar Çar Ordularının istila operasyonunu desteklemişti. Makedonların faşist işgale karşı silahlı mukavemet hareketini de durdurmuştu.

Dolayısıyla Makedonya Yahudilerine ve Romanlara uygulanan soykırımdan yana politik tavır almıştır. Gerçekler apaçık ortadadır. Bu iğrençlik özür dilemekle aklan(a)maz.

4 Nisan seçimlerinde bir daha iktidar olmayı hayal eden Bulgaristan Sosyalist Partisi BSP’nin kendini lav etmesi, feshetmesi, dağıtması ve yasaklanması, malını mülkünü de devlete devretmesi gerekir. Adalet dediğin budur amma 30 yıldır bunu konuşanlar bile yok. Yani 30 yıldır tiyatroyu yazanlar aynı sadece oynayan figürleri değiştiriyorlar. Bu katmerli düşmanlık siyaseti tövbe ile aklanmaz, temizlenmez. Vicdan azabı üstün gelmelidir, artık Bulgar toplumu da buna ses vermelidir.

Bizimle ilgili de bir hatırlatmada daha bulunalım:

Bundan 36 yıl önce şimdiki sosyalist parti yani BKP Merkez Komitesi 28 Ocak 1985’te “soya dönüş süreci” olarak maskeledikleri soykırım denemesini bitirdiğini rapor etti. Ve böylece sosyalist Bulgaristan tarihinde en karanlık ve iğrenç sayfalardan birini açmış oldu. Bu sayfa bugün hala kapanmamıştır. Biz bunu unutmadık unutmayacağız.

Aşağıdaki rakamlar Bulgaristan resmi rakamlardır, gerçekleri az buçuk yansıtsalar da 1970’lerin başlarında başlatılan Türklere karşı soykırım denemesindeki zalimliği, akan kanı birazcık olsa da açıklar. “1970’ten bugüne kadar savunulan Bulgaristan devlet doktrini ülkedeki Türkler Osmanlı devrinde zorla İslamlaştırılmış Bulgarlardır, damarlarında Bulgar kanı akar” yalanına dayanan ve devlet siyaseti şeklinde anaları ağlatan ve büyük sayıda kurban alan devlet baskı ve terör yalanıdır.

O yıllar, Bulgaristan Türklerinin 5 kuşaktır yeniden ve yeniden üreyip Türklüğü zulüm içinde ve çok ağır baskılar altında dirilterek yaşattıkları vahşi dönemlerdir. Anadilimiz Türkçemizi, dinimiz İslam’ı, Müslüman ve Türk yaşam geleneklerini, örf ve adetlerini, dünyevi kadım geleneklerimizi, kültür ve medeniyetimizi ayakta tutma, Türk kalma ve Türk dünyasından kopmamak için gece gündüz mücadele verilen devirlerdir. Bu Millet çok acılar çekti çoook.

XX.yüzyılda Avrupa’da Bulgaristan Müslümanları – Türkler, Pomaklar, Tatarlar, Çingen Millet vs etnik ve dini temizlik, dil, din, töre, yasaklanarak asimilasyon cehennemi yaşamıştır. Toplumumuza yapılan hiçbir şeyi unutmamak milli davamız olmuştur.

Bir asır süren soy kırım denemesi ve etnik temizlik sürecinin son aşaması olan 1984-1989 yılları arasında resmi rakam 850 000 Türkün ismi, baba adı ve soyadı zorla değiştirilirken daha ilk dün 40 000 (kırk bin) Türk ayaklanmıştır. Bu, Bulgaristan tarihinde görülmemiş bir olaydır. 1985 yılında Güney Bulgaristan’da her gün 25-30 bin kişi protesto eylemlerine katılırken, milis güçleriyle çatışmıştır. Tanklarla basılan köylerde Türkler tankların tırtıl paletleri altında ezilmiştir.

1989 Mayısında bu direnişler Milli Halk Ayaklanmasına dönüşmüştür.

72 000 (yetmiş iki bin) Türk isyan edince totaliter Bulgar devleti felç olmuştur. Diktatörü Todor Jivkov’u deviren isyancı Türklerdir.

Avrupa tarihinde bir etnik azınlığın ayaklanarak, milli devlet başını, yönetimini, rejimini devirdiği başka bir örnek yoktur.

Bu kavgada çarpışmalarda can veren kadın ve çocuk şehitlerimiz var. Hapishanelerde yargısız kurşunlanan kahramanlarımız var. Protesto eylemlerinde kurşunlanan 200’den fazla kardeşimiz var. Açılmamış toplu mezarlar var. Binlerce ve binlerce hapishanelerde ve toplama kamplarında kemikleri kırılmış sakatımız, gözleri kör edilmiş âmâmız, Sürgünde ezilen ve her zaman ve her durumda bizden biri kalan kardeşlerimiz var. Ne çekilerimiz, ne acılarımız, ne de bir asırda yedi defa parçalanırken akan gözyaşlarımız anlatmakla biter…

Ve bu olaylar birbirinin aynı, zulmün her defasında ta kendisi olduğundan söz edilmesi bugün Moskova’da, yarın Sofya’da meclis kararıyla yasaklansa da hep aynı kalacaktır. Tarihinden utanan bizler değiliz. Faşizmle ile komünizmin aynı olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Dr Jelü Jelev işitse, mezarından kalkar. 20 yüzyıl Bulgaristan’da millileşme ve milli devlet kurmada toslayanlar kendileridir. Başka milletleri zorla asimile etmekle millet ve devlet olunamayacağını bir türlü anlayamamaları da başka bir çiledir.

Acılar, bu çileler değişik biçimlerde 21. Yüzyılda devam ediyor.

1989’da yarım milyon Bulgaristan Türkünün ata vatanımızdan kovulması da hiçbir sorunu çözmemiş, Bulgaristan Batmaya devam etmiştir. Halk meclisi feci olayı ancak “T. Jivkov yönetiminin etnik temizleme şeklinde gerçekleştirdiği” bir süreç olarak kınadı. Ne var ki, Bulgar adalet sistemi kapılarını kilitledi, katillerden hiç biri tutuklanmadı, yargılanmadı, kurşuna dizilmedi, hatta meclise doldular, lehlerinde yasalar çıkardılar, maske taktılar, hükümete tırmandılar, komünist, ajan ve “faşist kardeşleşmesi” yaşandı, yaşanıyor. En kötü olan da Batı demokrasisi babalarının bu “komünist – faşist katiller kardeşleşmesine” hayat hattı tanıması olmuştur. Bulgaristan örneği 2005’te kurulan GERB partisi ve 2017’de kurulan ve günümüze kadar devam eden GERB ve faşist milliyetçi iktidar ortaklığıdır. 21. Yüzyılda bu kötürümler yeniden siyasi iktidara ve işbirliğine davet edildi, Batı dünyasına alındılar.

Ve onlardan biri olan, Ukrayna’da doğmuş, Moskova’da yetişmiş, Amerika’da okumuş, 2014’te geçici Başbakan Georgi Bliznaşki hükümetinde başbakan yardımcısı ve İkinci Borisov hükümetinde 2 yıl Adalet Bakanı olan, halen “Evet, Bulgaristan!” partisi lideri ve “Demokratik Bulgaristan” hareketi eş başkanı olan Hristo İvanov’tur. O, 1984’ün 26 Aralık sabahı Kırca Ali’nin Benkovski (Kirli) isyanında ilk şehidimiz olan 17 aylık Türkan kızımızın anıtına çiçek koyup, adalet demeci veren, Bulgaristan’da 16 oligarşi çıbanbaşı varken, Burgaz “Rosenets” koyunda Rus paftasındaki A.Doğan köşkünü bastı. Anti-mafya ve oligarşi düşmanı olduğunu göstermeye çalışırken, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet hükümeti Başkanı Sayın Recep Tayipp Erdoğan’ın Bulgaristan Müslümanlarına selam göndermesine de tahammül edemedi. Batı Rodop köylerinde Bulgaristan Müslümanlarının Bulgar milletinden olduğunu savunan, 10 dakika Türkçe TV yayınının kapatılmasını isteyen ve Türk çocukların anadilde eğitim görmesini desteklemeyen bu siyasetçi Ocak ayında derneklerde seçim havası nefes almak için, soluğu Bursa’da aldı. Bulgaristan’da hükümet olursa 21. Yüzyıl adalet kurallarını yazmaya soyunan Hr. İvanov’a “Türk evine girerken ayakkabılar eşik dışı kalır, ayağa terlik takılır, el yüz yıkanır, insanın ruhu açılınca en yaşlının eli öpülür.” diyen olmadı. Bu hareketleriniz ile bu milletten oy alınamaz. Dün diktatör dediğin kişinin devletinde elini kolunu sallayarak gezdin ve bunu da sana soran bile olmadı. Peki, o dediğin diktatörlüğü neden sana yapılmadı. Çünkü Türkiye sizin düşündüklerinizin çok çok ötesinde yüce bir devlettir. Siz bunu anlayamazsınız. Bir de şunu iyi hatırlayınız biz Türkler daha Müslüman olmadan öncede böyleydik. Biz önce gökte Tanrı’ya (bu gün Allaha) yerde de Liderimize inanan ve ölümüne bağılı olan yüce bir milletin evlatlarıyız. Bu herkes tarafından iyi biline biz böyleyiz ve bundan sonra da böyle devam edeceğiz, bu böyle biline…

Bu anayurdumuz olan bu memleketin bu günkü atası Recep Tayyip Erdoğan’dır, ona dil uzatan, bizlerden oy alamaz, hepimiz Türk halkından ve Türk dünyasından kopmaz bir parçayız, bizi tanımadıkça, töremizi yok etmeye çalıştıkça, bizimle kaynaşamazsınız, dolayısıyla yazacağınız kurallar bizi bağlamaz. İşte bunları demelerini bekledik bu derneklerden amma bunu diyen olmadı maalesef.

Bulgaristan Müslümanları ile T. Jivkov dönemindeki baskı, terör, zulüm ve memleketten kovmalar da başka türlü asla af edilemez cümlesi bizimle yeni dostluklar kurmaya yeterli değildir. Zulümden başı dönmüş insanlar yeni dostluklar arıyor olabilir ama bu bizi bağlamaz. Bu kervanda biz yokuz.

Bulgaristan’la Makedonya arası ilişkiler daha 1945’te koptu.

Makedonlar Sırplara bağlandı, onlara kaynaştı. 29 Ocak 2021 tarihi itibarıyla Makedonya hükümeti ve Üsküp parlamentosu Makedon devlet okullarında 6 sınıftan başlayarak zorunlu Sırpça okunması kararı aldı. Bulgar milliyetçiler Makedonlar Bulgar’dır, Makedon dili Bulgarcadır demeye devam etsinler…

2021 başı gelişmeleri korona virüs doğal mıdır yoksa yapay mıdır tartışmaları içinde geçti. “Domuz virüsü” 1.5 milyar insana bulaşmış ama insanlar ders çıkarmadığından şimdiki gibi gürültü kopmamıştı. Sanki “Covid-19” belası milli olan ve 20. Yüzyıldan kalan her şeyi, en başta da milli oluşum ve milli devleti reddediyor. Dili çözülmüş ve milli olmakla övünen her şeye “yerin tarihtir” diyor.

2020’de Bulgaristan’da bir deneme yapıldı.

Sudan konulardan “başbakan Borisov ile Cumhurbaşkanı Radev’in” arası açıldı. Yıl boyu selamlaşmadılar, konuşmadılar. 4 Nisan’da yapılacak olan seçimlerle ilgili ön çekişli arabaların arka tekerlekleri gibi birbirine çamur atarak dönüp gidiyorlar. Ön çekişli dingile yön veren ise, dümen başına oturan, milli devlet değil, uluslararası şirketler. Hiçbir şeyi düşünmeye gerek yok, her konuda uluslararası şirketlerin dediği oluyor. Önce istediğiniz kadar aşı vereceğiz dediler, şimdi dayatıyorlar. Bu güçler önce hasta yapar sonra ilaç satarlar. Diyecek bir şey yok.

Yeni durumda demokratikleşme yönetim düzeyinin alçaltılması olarak ortaya çıkıyor. Bu alçalma milli egemenliğin yok edilmesi sonucunu getiriyor. Bir hükümetin sol ya da sağ olmasının artık pek anlamı kalmadı. Dünyayı sınıflar ve ideolojilerle sınıf kavgası açısından analiz eden Karl Marks’ın eserlerini toplatma zamanı geldi. Sol ile sağ, milli işçi sınıfı ile milli burjuvazi yok olma yolunda aynı cankurtaran simidine sarılmışlar. Kocaman Bulgaristan 16 oligarşi kodaman elinde ve onların da milli olmadığı artık herkesçe biliniyor diye yazıyorlar. Örneklersek “Staven” Holding AŞ’ye işaret edebiliriz. Bünyesindeki “Mel İnvest” AŞ ve ”Asorti”AŞ ile birlikte Sliven (İslimye) ve Yambol işlenir topraklarına çökmüşler. Sermaye sahipleri, Romanya Nikola Çauşesku gizli polisi subayları ile Rusya hükümeti ileri gelenleri ve eski KGB (Sovyet Dış İstihbarat Komitesi) Generalleri. “Staven” Holding 2007’de Bulgaristan Avrupa Birliği’ne üye alındığı ve özellikle Brüksel “Bulgaristan’a gönderilen tarımsal kalkınma yardımlarının % 90’nın büyük ölçekli tarım işletmecilerine ve iri toprak sahiplerine verilmesi kararını aldıktan sonra kuruldu. O zamandan beri 13 yıl geçti, Brüksel tarım fonlarından akan paralar bu Romanya ve Rusya gizli servis kodamanlarının havuzuna akıyor.“

B.Borisov hükümetini yıkabilmek için önce “Staven” gibi uluslararası “tarımcıların” Bulgaristan üzerindeki egemenliğini yıkmak gerek. Bu dış egemenliğin T. Jivkov döneminden parlak örnekleri var. 1970’li yıllarda Romanya üzerinden Türkiye’ye uzanan Rus gaz boru hattı döşenirken “bu gaz boru hattı üzerinde Bulgar hükümetinin hiçbir hakkı ve hukuku olmadığına ilişkin bir Bakanlar Kurulu kararı” çıkarılmıştı. Şimdi de öyle bir durumdayız. Amerika bizde 4 askeri üs kurdu kira bile ödemiyor. Topraklarımızı kiralamış işletenler AB tarım fonlarımızı cepleyip Moskova’ya taşıyorlar. Bunu gören yok herhalde.

Bulgar alışkınlıklarından vaz geçmiyor isim değiştirmeye devam ediyor. Birinci adı “Güney Akın”, ikinci adı “Türk Akın” ve 3. adı da “Balkan Akın” olan Türkiye-Yugoslavya doğal gaz boru hattı 2020’de Bulgar devlet bütçesine 3.2 milyar levaya mal olsa da, “Bulgar hükümetinin ve Enerji Bakanlığının bu tesisin hiçbir somunu üzerinde hakkı ve hukuku yoktur ve olamaz.” Gizli anlaşmalarda yazan budur.

Böyle gizli anlaşmalar “Belene” adlı İkinci Nükleer Elektrik Santralimizle ilgili de imzalanmıştır. 2005’te iktidar olan son sosyalist hükümetin başbakanı Sergey Stanışev’in imzaladığı bu belgelerin gizli hükümler bölümünde, santral bitirilse de bitirilmese de tutanakta ismi geçen 1 500 kişiye Bulgaristan’daki en yüksek maaş kadar her ay maaş ödeneceği yer almıştır. TV programlarından topladığım bu incilerin bir de şu yanı var. Örneğin “Belene” NES 16 yıldan beri temelleri kazılmış, içi su dolmuş, gölet halinde biçimlenmiş ve “yapılsın mı, yapılmasın mı” sorusuyla halk oylaması yapılmış olsa ve halk % 8 gibi bir katılım oranıyla “yapılmasın” demiş olma bile, yukarıda sözü edilen maaşlar ve sigortalar her ay ödenmektedir.

Bulgar basını bazen demokrasinin çok pahalı bir şey olduğunu açıklarken, “Bulgaristan’ı maaşlı Rus militanlar yönetiyor” yazdığında, olabilir ya gizlilikleri devam eden bu kişilerin yönettiğine işaret ediyor olmalı. Bu yorumun açıklamasına şöyle de katkıda bulunabilirim. Bir bataklıktan, bir gölet; bir balık çiftliği; bir doğa parkı; hatta bir kaydıraklı havuz veya su elektrik santral yapmak için yatırım yani masraf yapmak gerektiği gibi, bir yarı demokrasiden gerçek demokrasi; adaletsiz karışıklıktan, çalışır adalet düzeni; hukukun üstünlüğüne dayanan bir rejim oluşturmak için de yatırım yapmak gerekir.

Bu konu, Bulgar Başbakan Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanı Ekaterina Zaharieva ile bir TV programında, dış ülkelerdeki 4 Nisan’da oy kullanmaktan mağdur kalacak 3 milyon vatandaşımızın sorunları tartışılırken, seçim büyük bir masraf, kişi başı 2-3 bin levaya mal olabilir, deyiverdi. Demek oluyor ki, Bulgar vatandaşlarının hepsi dış ülkelerde sandık başına gidip oy verdiğinde, Bulgar milli devleti bu işi kendisi yapamayacağına göre, seçimi örgütleyip gerçekleştirecek ve her zaman sandıktan istenen oy oranlarını çıkaracak ULUSLARARASI BİR ŞİRKETE 6 – 12 milyar leva ( 3-6 milyar Avro) ödenmesi gerekecektir. 2019 senesinde gurbetçilerimizden memleketimizdeki yakınlarına toplam 1 250 000 000 (bir milyar iki yüz elli milyon) Avro gelmişti, yani 2.5 milyar leva. Yani seçim için ödenecek para gelen paradan 3 ile 6 defa daha fazla, bu işin astarı yüzünden pahalı. Kısaca Bulgaristan’ı değiştirecek geliştirecek olan Bulgaristan dışında oylar ve kişilerdir bunun dışında Bulgaristan devlet olmaktan çıkar söylemiş olalım veya uyarmış olalım. Yönetenler için riziko var tabii. Hesap şaşar, oy sandıkları, çuvallar kargoda karışır ve oylar muhalefete giderse, o zaman bak sen tiyatroya…

Onun için HÖH-DPS partisi Başkanı Mustafa Karadayı’nın dediği gibi “biz statükocuyuz.” Memlekette bir kargaşa yaşanmasına karşıyız. Zaten Dış İşleri Bakanlığından 27 AB ülkesine mektup yazmış, 4 Nisan 2021 Paskalya Bayram ve Tatil Günü siz kiliseden çıkıp çalı çimen arasında boyanmış yumurta ararken ve bayram ederken ülkenizdeki Bulgar seçmen de seçim yapacak, izin arz ederiz, demiş de, İspanya’dan başka hiçbir ülkeden cevap henüz gelmemiş. Türkiye de yaşayanlar da artık pek ilgilenmiyorlar, çünkü adamlara oy kullan amma dikkatli ol yeni patilere oy verme bir de aday olamazsın deniliyor ikinci sınıf muamelesi görüyorlar. Bulgaristan’da yaşayan Bulgarlar ve Türkler de geleceklerini evlatlarını düşünürlerse artık başkaldırmalıdır ve bir seçim hep birlikte tümü oya gitmemelidirler. İnanın bir seçim Bulgaristan’da tüm sistemi felç edebilir, bunu halk yapabilir. İşte güç dediğin budur. Bu gidişatın değişimi buradan geçer. İşte bak sen o zaman gerçek seçimler nasıl olurmuş görsünler. Bulgaristan’da tüm siyasetçiler yenilenmelidir bunun başka yolu yoktur. Sistem mutlu insan istemiyor, sistem mutsuz insan istiyor işte bu değişmelidir. Bir araştırma diyor ki, emekli olan amacı kalmayan insanlar ölüyor. Amacı kalmayan insanlar ölür, amaç sağılın ve mutluluğun sırrıdır.

Demokrasinin çok pahalı bir düzen olduğunun artık farkına varan Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri de Antonio Guteriş de, 2020 yılı değerlendirmesi niteliğindeki raporunda aman hiçbir konuda israfa kaçmayın anlamında bir bildiri yayınlamış ve şöyle diyor:

“2020 ölüm, felaket, korku ve hayal kırıklığı yılıydı. 2 milyon can verdik. 500 milyon kişi işsiz kaldı ve devam ediyor. Doğal felaketler insanlığa 210 milyar Dolara mal oldu. 2021 yılında enerjimizi boşuna harcamayalım. Bu yıl dünya çapında diriliş yılı olmalıdır. Doğaya savaş aştık ve doğa insanlara yanıt verdi. İklim bunalımı kol geziyor. Doğa ile savaş halindeyiz ve barış yolu bulamıyoruz.”

Genel Sekreter Guariş’in mesajında “demokrasi” sözüne yer olmaması dikkatimi çekti. BM demokrasiyi rafa kaldırmış olabilir mi? Peki, bu teşkilatın yaptığı gerçekler ortaya çıktığında ne diyecekler bu kişiler. İfşa dönemine girildiğinden haberleri yok besbelli.

Bulgaristan’da seçim önü tartışmalarından birinde ise, 4 Nisan günü sen istediğin kişiye değil, yine parti listelerine oy vereceğiz. Seçmen daha 2016 halk oylamasında parti listelerinin kaldırılmasını ve direk olarak adaylara oy verilmesini referandumda istedi. Amma kendine güvenen siyasetçi olmadığı için uygulamaya geçemediler. Dünya’da İngiltere ve Kanada’da bunlar uygulanıyor.

Soruyorum: “Direk oylamada demokrasi var mıdır, yok mudur?”

İkinci bir soru:2020 yazında Halk Meclisine olan güven %7’ye düşmüştü. Meclis yasallığını ne zaman yitirir?”

Üçüncü sorum: 4 Nisan’da katılım oranı %20‘lerin altına düşerse, Sofya’da 45. Meclisin toplanması yasal olur mu? Kim bunu belirleyecek. Bu sorulara halen “Anayasa’da böyle bir madde yok” cümlesiyle cevap veriliyor.

ABD BEYAZ SARAYIN İŞGALİ

2021’de demokrasi açısından en üzücü olan ise, 6 Ocak günü 200 yıllık demokrasi kalesi olan “Beyaz Saray”ın işgal edilmesi, Amerikan demokrasinin katledilmesi ve yeni Başkan Joen Biden’ın 25 bin asker komando ve bir o kadar sivil polis önünde, halktan tamamen kopmuş bir ortamda yemin etmesi oldu. Biden yemin ederken ne derse desin sözleri ancak polis kordonunun uzandığı noktaya kadar geçerlidir. Çünkü dünya virüs illetinden korktu. Beyaz Saray yemin töreninde asker ve polis eşliğinde “Amerika demokrasisini” gömdü. Amerikan rüyasının sonun başlangıcına start verildi, tüm saatler ABD çöküşü için çalışmaya başladı. Matem töreninden örnek, toprak ve esin alınmaz. Amerika’da demokrasi adaletsizliğe, özgürlük zulme, parasının egemenliğini güçlendirmek için hırçınlığını sürdüren artık bir tek rakamlarda yaşayan sanal dünya, İncil’deki Şeytan ve teknoloji İblisi ve ona sahip olandır. 20. yüzyılın Irkçı-milliyetçiliğin her türü kazma kürek alıp kendi mezarını kazmaya başlamalıdır.

Amerikan yaptırımları da zamanını yaşamış ve artık kimseyi korkutamaz. Dünyayı asıl değiştiren ise Büyük Türkiye devletidir. 21. yüzyıl sabır ve gurur yüzyılı Türklerin yy. olacaktır.

Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemini kurmakla klasik demokrasiyi bir basamak yukarı taşıyan Türkiye Cumhuriyeti Büyük Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bu asrın dünya lideri olmaya adaydır. Çok yakındır parası ödenmiş “F-34” uçaklarını, “Partriot” savunma füzelerini, bazı uçak ve helikopter parçalarını Türkiye’ye vermeyenler, banka kredisi teklif edip sipariş ettiklerinizi alın diye kapımıza gelip yalvaracaklardır. Emperyalizmin Tuzak makinesi artık bozulmuştur.

Dünyada artık ulus milletçiliği kazanacaktır. Emperyalistler bu güne kadar hasta edip ilaç sattılar, devletleri borçlandırıp onlara para satılar bu gün de bunu yapmaya çalışıyor fakat bu artık ortaya çıktı.

İfşa dönemine giriyoruz devlet yöneticileri kendi halklarına neler yaptıkları ortaya saçılacaktır. İşte o zaman göreceksiniz gerçek yüzlerini.

Avrupa halk isyanları ile kavrulacak, bunun da kötü tarafı azınlıklar üzerine olması olacaktır. Aman Avrupa’da olan kardeşlerimize dikkat diyelim. Avrupa’da Küreselcilerin hizmetinde olan devlet adamları halklarına yaptıkları kötülüklerden dolayı kendi devletlerinden kaçmak zorunda kalacaklardır. Bulgaristan da AB üyesidir.

Bu güne kadar bildiğimiz tarihi unutacağız gerçek tarih yepyeni bir tarih yazılıyor. Bu tarihi yazan ve başı çeken Büyük Türkiye olacaktır. Bu gün bazı kimseler bunu anlamakta güçlük çekseler bile yarın bunlar gerçek olacaktır. Hepimiz bunu göreceğiz yeni birliğin şemsiyesi Büyük Türkiye olacaktır. Bu şemsiyenin altına Avrupa’dan da devletler katılacak eski Osmanlıdan ayrılanları saymaya gerek yok hatta bu sefer Afrika’ya kadar uzanacaktır.

ABD’nin yeni Başkanı Joen Biden’ın adamlarından (uşaklarından) korkmayınız onların dönemi kapandı artık.

Dünya yönetimi yeniden Türk gençlerine emanet ediliyor bu fırsatı iyi değerlendiriniz. Üretim ve eğitim reformları önümüzde çok yakında geliyor. Hayalleri olan gençleri yenidünya sizleri bekliyor. Hayal ediniz hayal etmek para istemez büyük hayaller ediniz ki, dünyada büyük olasınız. Türk gençleri sizler yaratıcı olunuz birleşin birlikte markalar oluşturunuz. Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener.

2021 yılı ifşa dönemi olacak ve gerçekler ortaya çıkacaktır önümüzde çok iyi günler sizleri bekliyor olacak. Türkiye Cumhuriyeti Devletine güveniniz gelecekte iyi günler sizin olacak buna inanın.

Demokrasiyi, milli devletleri yaşatamayanların dönemi kapanıyor. İnsanlar tarihin en huzurlu, rahat, güvenli ve en iyi yaşadıkları çağlarına geri dönmek isteyeceklerdir. Dünya o yılları Türklerin hükmettiği dönemlerinde bizimle yaşamışlardır. Buyursunlar!

XXI. yy. Türkün yüzyılı olacaktır, buna alışsalar iyi olur.

Bu yıl üretim ve eğitimle ayağı kalkacaktır. Herkesin bir hesabı varsa Allah’ın hesabı tutar derler bizde. Bu yıl konuştukları gibi kötü bir yıl değil Türkiye Cumhuriyeti için bu yıl bolluk bereket ve rahmetli bir yıl olacaktır korkulardan kurtulun. Bizim Millet olarak kaderimiz bu, biz zalimlere karşı gelir ve dünya lideri oluruz. Bu kaçınılmaz.

Atalarımızın unutulmuş bir sözü ile bitirmek isteriz.

Gerçek güneşten parlaktır, gerçek büzülmez, hakikat çürümez. Unutmayınız bizler Türk’üz biz gönül köprüleri kuruyoruz. Büyük bir dünya Türkleri bekliyor. Kalın sağlıcakla…

Ey Türk gençleri yenidünyaya hazır olunuz…