Yorum

Bulgarlar 10 Kasım 1989’u  Anmadı

Tarih: 10 Kasım 2019
Yazan:  Şakir ARSLANTAŞ
Konu:  Bulgaristan’da 30 yıl önce başlayan değişim fol çıktı.

33 yıl parti ve devlet iktidarında kalan diktatör Todor Jivkov 10 Kasım 1989’da devrilmişti. Bu tepe takla olmanın 30. Yılında memlekette yaprak kıpırdamadı. TV ekranına çıkıp da olayları hatırlayanlar “aldatıldıklarını” yıllar sonra fark ettiklerini çekinmeden paylaştılar.

1980’li yıllarda baştan sona derinleşen bunalım içine düşen ve zorla isim değiştirme trajedisiyle çatırdayan Bulgar komünist totaliter diktatörlüğünün mezarı 360 bin Türkün sel gibi anavatan Türkiye’ye akmasıyla gerektiği derinlikte ve şekilde kazılmıştı. Kazıldı kazılmasına da naaş gömülemedi. Sanki cin şişeye döndü de, korkusu dışarıda kaldı.

30 yıl önce Bulgarlar arasında “giderse ne yaparız” diyenler ile “aman kayarsa ne yaparız” diyenlerin oranı dengelenmişti. İşte bugün 10 Kasım’ın artık tartışmalı bir tarih olduğuna tanık oluyoruz. Koyu komünistler diktatörün ardından ötede beride birkaç anıt dikti, ne ki 10 Kasım 2019’da çiçek ve çelenk götüren olmadı.

Diktatör Jivkov’u gözden çıkaran Sovyet parti ve devlet lideri Mihail Gorbaçov’tan son defa yardım isteği cevapsız kaldı. Gorbaçov insan hakları konusunda halkları aldatmayı olmayan vicdanına sığdırmıştı.

KGB Generali, 1989’da Sovyetler Birliği’nin Sofya Büyükelçisi Viktor Şarapov  Jivkov’la  son görüşmesini diktatör bile bile ve danışlı döğüş ortamında öıt demeden alabora olmazdan 4 ay önce yapmış ve “Kendini hazırla yapacak bir şey yok!” demişti.

30 yıl sonra 3 bin kişi anti-komünist kahraman ilan edilen Bulgaristan’da 80-li yıllar boyunca Türklerden başka “Kahrolsun Todor Jivkov!” ve “Kahrolsun Komünist diktatörlük!” diye haykıran, slogan yükselten, bu istekle Büyükelçiliklere mektup gönderen, Batı Radyolarına haber ileten kimse yoktu.

Bir ara, birkaç gün için Federal Almanya’ya giden T. Jivkov Aşağı Saksonya eyalet yönetimiyle görüşmesinde “Her şeyden haberim var. Allah kimseye sosyalizm kurdurmasın!” Demişti.

10 Kasım 2019 tarihinde Sofya’da Avrupa Konseyi Evinde KOMÜNİZM ZULMÜ YAŞAYANLAR DERNEĞİ bir toplantı yaptı. Bu toplantıya da Bulgaristan’daki azınlıklardan çağrılan olmadı. Komünizm zulmünden söz edenler bu memleketin Türklerin ve Pomakların yaşadığı 50 belediyesinin her köyünde ve şehrinde totalitarizm şehidi Müslüman anıtı var, demediler.  1984’ten sonra Bulgaristan’da Türklüğü yok etmeye kalkan diktatör Jivkov’un sürüsünde meleyenler şimdi anti-komünist kahraman kesiliyorlar. Parti içi muhalefet olduğu yaygınlaştı. T. Jivkov’un parti üst kademelerindeki kadrolara  1DS1 – ajanlığıyla bağlanmalarını yasaklamıştı.

İkinci olarak yeni yeni ateşlenen eski anti-komünistlerin şu istekleri de belirdi: TOTALİTER KOMÜNİZM MÜZESİ kurmak ve  SOFYA’DA VE MEMLEKETİN DİĞER İL MERKEZLERİNDE MİLLİ BELLEG ENSTİTÜSÜ açmak.  

Soruyorum: Bulgarlar kendileri TOTALİTER KOMÜNİZMLE mücadele etmediğine ve şehit vermediğine göre bu müzenin raflarına ne koyacaklar acaba?  Çünkü 1876’da Batak kasabasında Türklerle Bulgar köylüler arasında kavga, çatışma, silahlı çarpışma ve savaş olmamıştı, fakat Batak Kilisesi ve Müzesinin içinde piramit şeklinde üst üste yığılmış yüzlerce kafatası yok mu?

1984-1989 Türklükle Bulgar devlet terörü çatışmasında yüzde yüz haklıyız.  Bulgaristan Başbakan Yardımcısı, Eğitim ve Teknoloji Bakanı, Yeni Bulgar Üniversitesinde tarih Profesörü Veselin Metodiev’in belirttiği gibi zorla isim değiştirme ve vatandan kovma sürecinde ”soykırım denemesi” yapılmış, “kültürel soykırım” işlenmiştir. Katillerden hiçbiri tutuklanıp yargılanmamış, cezasını çekmemiştir. 1989 öncesinde 33 yıl memleketi ve devleti Todor Jivkov idare etmiş ve devlet terörü ilk günden son güne onun imzalı emirleriyle işlenmiştir. “Belene” Ölüm kampında 1946 – 1953 arasında kalan Türklerin, 1972-1973’te kalan Pomakların ve 1984’ten sonra ölüm kampında tutulan 517 Türk aydının Türk adı, baba adı ve soyadları “BELENE” KAHRAMANLARI ANIT LEVHASINA yazılmazken, bize anti-terör ve anti- totalitarizm müzesinde stant mı verilir!

İkinci olarak, KOMÜNİZM ZULMÜ YAŞAYANLAR DERNEĞİ daha geniş bir açıklama yaparak MİLLİ BELLEG ENSTİTÜSÜ çalışma programı ile ilgili demokratik kamuoyunu ve medyayı bilgilendirmelidir. Biz, Bulgar milli hafızasındaki Türk, Müslüman, İslam kültürümüze, beraber yaşadığımız 500 yılın kardeş anılarına yer verilip verilmeyeceğini bilmek istiyoruz. Bu bellegte Türk kimliğine yer olacak mı?  Çünkü Bulgar tarihinde ülkede yaşayan Türk azınlıklara karşı işlenmiş binlerce, tonlarca, sayılmayacak kadar çok işkence, suç, zulüm, katliam, sahtekârlık ve tuzak var.

Bu BELLEK içene 1942-1944’te Ege Bölgesi ve Makedonya’dan toplanıp Polonya “Treplika” kampına gönderilen ve orada yakılan Yahudiler nasıl anlatılacak? 1913’te isimleri ve dinleri değiştiren, camilerden kilise yapan Bulgar zulmü nasıl anlatılacak, şehitlerin ahtı yaşıyor. Makedon haydutlara kıydırılan iki başbakan: Aleksandır Stanbolov ve Aleksandır Stamboliyski. Hangi sözlerle yazılacak MİLLİ BELLEK? Kıvrıklarında 100 yılda 1 milyon Türkün ata-vatanlarından sökülmesi nasıl anlatılacak genç kuşaklara.  30 yıldan beri “olay” diye anlatılan, Bulgaristan Türklerinin devlet terörüne karşı, hak, özgürlük, demokrasi, eşit insan hakları, kolektif haklar ve hukukun üstünlüğü davamızı kanıtlarımızla sergileyebilecek misiniz? Mezar taşı yıkma barbarlığı hangi vicdan azabıyla dile gelecek? Adalet ve demokrasi için kendilerini yakanlar, anası-babasız kalan çocuklar ve daha kimler kimler bu milli bellekte yer bulabilecek mi?  30 yıldan beri bir tek insan hakları davası sonuçlanmadı. Adalet nasıl anlatılacak?

Son 30 yılda Bulgar toplumu 10 Kasım 1989 tek perdeli TV oyununa henüz hak ettiği adı bulamadı. Tartışma şu 3 tarif üzerinde devam ediyor.

  • Geçiş Döneminin başlangıcı.
  • Demokratikleşmenin başlangıcı.
  • Parti içi danışıklı dövüş – iç darbe.

Todor Jivkov’un düşmesi, acemi binisinin eşekten düşmesi gibi bir şey oldu. Düştü de bir şey mi değişti? Evet, bazı kâğıtların üzerinde kimilerin yazdığı yazıları başka birileri değiştirdi. Neymiş mi efendim? 1991’de Yeni Anayasanın birinci maddesinden “komünist partisinin (KP) yönetici rolü silinmiş”, nasıl silinmesin ki, Bulgaristan işçi sınıfı tarihten silindi. KP onları temsil etmiyor muydu? İşçi sınıfı olmayınca KP ne işe yarar ki?  Öyle olsa da, 10 Kasım 1989’dan sonra Komünist Partisi (Sosyalist Partisi) ismiyle 8 yıl iktidarda kaldı. Başka bir değişle demokratikleşmeye geçiş 8 sene geciktirilebildi. 1994 seçimlerini kazanan Jan Videnov Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) 25 Ocak 1995’te tek başına iktidar kurdu. Bu gerçek 10 Kasım 1989’da Todor Jivkov sandalyesinin itilmesi olayının bir “parti içi darbe” olduğunu kanıtladı.

Yazılarımızın birinde 10 Kasım 1989 tertibinden birkaç gün önce (26 Ekim 1989) İç İşleri Bakanlı Bakan (Georgi Tanev) ve yönetim, “DS” generallerinin Moskova’da KGB şefi Vladimir Krüçkov ile görüşmelerini ve öğütlerini yeni açılan gizli dosyalardan anlatmıştık. Anımsanacağı üzere Krüçkov, olayların 30 senede bir yinelediğini anlatırken, parti içi ve dışı anti-komünist muhalefetin birleşmesine asla imkân tanımamak gerektiğine vurgu yapmıştı. Her olayın kökünde “DS” olduğuna tanık oluyoruz. Şu son seçimlerde GERB’te 22, BSP’de 23 ve bir sürü de DPS’de  eski ve yeni ajanı olduğu yeniden ortaya çıktı.   Vladimir Krüçkov’un sivil toplum örgütlerine, direniş hareketlerine ve muhalefet güçlerine birleşmelerine asla imkân tanınmaması, anadilde propagandaya, sözlü ve yazılı yayınlara olanak tanınmaması gibi öğütleri bizde son 30 yılda büyük dikkatle uygulandı. İpleri Moskova’ya bağlı liderlerin dışında örgütlenmeye izin verilmedi. Biz artık açılan gizli dosyalardan gerçekleri okuyabiliyoruz, artık KGB emirleri ortadadır. 1989’dan beri Bulgaristan’da 400’den fazla siyasi parti kuruldu, fakat ancak hangisinin dibine şıra döküldüyse,  o filizlenebiliyor. Fakat Bulgaristan’ı anlamak, tanımak isteyenler artık tablo renklerini okumaya başladı. Bu renklerin en parlağı Todor Jivkov’u gerçek düşürenin isyancı  Türkler olduğu gerçeğidir. Daha ötesi Bulgaristan’da Türkler olmadan adalet ve demokrasi olamayacağı gerçeğidir. Tablodaki karışık renkler ise tuzaklar, yalanlar, dalavereler, gizli planlar, dolaplar, zulüm ve devlet terörüdür.

Vatandaşlar kokuyu aldı memleketi terk etmeye devam ediyorlar.

Onları durduracak olanlar da ancak biziz!

Devam edeceğiz.

Okuyanlar paylaşsınlar.

Şakir Arslantaş
Şakir Arslantaş

Latest posts by Şakir Arslantaş (see all)

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 × two =