Rafet ULUTÜRK
Tarih: 10 Ekim 2021

Örgütlenmeye ve kimliğimize götüren doğru yol!

Bizler Bulgaristan’da kalan Türkler Osmanlı Devletinden koparıldıktan sonra düşünmeden bir ortak karara varmadan aldığımız yolu Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar getirmiş ve 27 Kasım 1919’da Paris’in bir kenar kenti olan Neuilly’de imzalanan Anlaşma ile Bulgaristan Türkleri de dâhil, savaşta yenilen ülkelerin azınlıklarının haklarının Birlemiş Milletler Teşkilatı garantörlüğünde hayat hakkı kazandığını anlatmıştım. Anlaşma maddelerinden kesitler vererek, bu önemli anlaşmanın Bulgaristan Çarlık Başbakanı, BHÇB /BZNS/ lideri, Bulgaristan Başbakan Aleksandır Stanboliyski tarafından imzalandığına işaret etmiştim.

Bugün Sofya’da, Bulgar Parlamentosunun karşısında hala “Kurtarıcı Sovyet Askeri” ve “Kurtarıcı Rus Çarı II. Aleksandır” anıtlarını (istilacı yabancılar için dikilmiş anıtlar olduğunu dikkate alarak) görmezden gelirsek, en görkemli heykel Aleksandır Stanboliyski anıtıdır. Bu anıt da bugün Sofya’da opera binasının önündedir.

Ayrıca şu da var, XX. yüzyılda en büyük ve etkili Bulgar halk önderi kimdir?
Sorusuyla bir anket – halk sorgulaması yapılsa, yüzde yüz halkın büyük çoğunluğu Al. Stanboliyski diyor. Bu konuda bizler BULTÜRK Derneği olarak Bulgaristan’da 2010 yılında bir anket yapmıştık Türklerin arasında bile en sevilen Bulgar Lider olarak ilk sırada Al. STANBOLİYSKİ çıkmıştı. Yani halka hizmet edenler 100 yıl dahi geçse unutulmazlar.

Aynı zamanda Bulgarlar için tarihlerinde imzaladıkları en teslimiyetçi, en kötü, en ezici ve Bulgar gururunu küçülten anlaşma Neuilly Anlaşmasıdır.
Güney Doğu Rodoplar’da 8 kazayı Osmanlıdan koparıp Bulgar Krallığına kattığından dolayı, hiç şüphesiz bizim için de en kötü anlaşmadır, çünkü burada yaşayan Türkler için de esaret ve zulüm çağımızın başlangıcı olmuştur.

Ne var ki, “olan olmuş, yapacak bir şey yok” deyip bir basamak daha yukarıdan baktığımızda, Neuilly Anlaşması, Bulgar Çarlığı sınırları içinde kalan biz Türklere bu anlaşma uyanma, aydınlanma, dirilme ve örgütlenerek Türk kimliğimize uzanma yolunu da açmıştır.

Al. Stanboliyski 1 Mart 1879’da Doğu Rumeli’de, Tatar Pazarcık (Pazarcık) belediyesine bağlı Slavovita köyünde bir çiftçi ailesinde doğmuştur. Filibe (Plovdiv’e bağlı Sadovo şehrinde çiftçilik, Plevne (Pleven) şehrinde bağcılık okumuş ve orada öğretmeni olan Yanko Sakızov’tan Bulgar Çiftçi Birliği Liderlerini öğrenmiş ve 1899’da Bulgar Halk Çiftçi Birliği /BZNS/ partinin kurucularından biri olmuştur. Öğrenimine Almanya’da devam eden geleceğin köylü lideri, Halede felsefe, Münih’te ise modern tarım dersleri de görmüştür.

Bulgar köylüleri tarafından 7 defa milletvekili seçilen, 1918’de Makedonya cephesi hezimetinden dönerken ayaklanan askerin “Vladaya Silahlı İsyanını” yöneten Stanboliyski, Çar Ferdinand’ın Bulgaristan’ı terk etmesinde ısrar ederken Monarşinin korunmasından yana çıkmıştır.

Stanboliyski, Bulgar toplumunu sosyal tabaka ve sınıflar olarak gören biridir. Onun yönetiminde BZNS- çiftçi partisi bir sosyal köylü tabakası örgütünden politik partiye dönüştürülmüştür. Bu sosyal tabaka olduğu gibi yeni kurulan politik parti (BZNS) partisine dönüşürken Bulgaristan köylülerinin hepsini, bu arada da Müslüman çiftçileri de kucaklamış ve tarihlerinde ilk defa olmak üzere ülkede yaşayan tüm tarım emekçileri aynı politik partiye üye olmuştur.

Yıl 1919, Bulgaristan nüfusunun %85’i tarımda çalışır.

Bu dönüşüm içinde Stanboliyski’nin öncü – dönüşümcü rolünü bir de Rusçuk (Ruse) valiliği esnasında kara sabanı Viyana’dan getirdiği pulluklarla değiştiren Büyük Vali Mithat Paşa’dan sonra, tarlaları Almanya’dan getirttiği traktörlerle sürmeye ve demir tırmıkla tırmıklamaya başlamasında, üstelik düveni harmandan toplatıp ilk harman makinalarını köylerimize getirmesinde gizlidir.

O bütün Bulgaristan halkının bağrına bastığı bir önderdi. 1919’da 1 200 000 oy alan BZNS tek başına Çiftçi Partisi hükumeti kurmuştur.

Stanboliyski, Bulgaristan’da toprak reformu yapan, fakir köylülere toprak veren, Türk okulları da dâhil, okullara işlemek ve giderlerini karşılamak üzere toprak tahsis eden, Müslüman azınlığa tanınan hak ve özgürlükleri hayata geçiren, kültürel ve siyasi alanda çoğulculuğu seçen, Türk azınlığı Bulgar çoğunlukla eşit haklarla donatan bir devlet adamıydı.

Çiftçi Partisi hükümetinin azınlıklarla ilgili siyaseti şu 2 esasa dayandırılmıştı;

  • Balkan devletleri genel bir af ilan edip göçmenlerin doğdukları yerlere dönüp yerleşmelerine, eski malına mülküne sahip olmalarına müsaade etmelidirler.
  • Barış sözleşmelerinin azınlıkların haklarına dair hükümleri uygulanmalıdır.

Stanboliyski, 26 Ekim 1922’de Sofya Meclisinde yaptığı bir konuşmada şöyle demiştir: “Türkiye ile ilişkilerimiz sadece iyi ve dostane olabilir. Ortak çıkarlarımız barış içinde yaşamamızı gerektirmektedir.”

Çiftçi Partisi Başkanı Stanboliyski, partinin XVII. Kongresine katılan 500 Türk delege ve çiftçi partili 8 milletvekili ile yaptığı özel görüşmede, “Memleket işlerini yoluna koyalım ve birlikte idare edelim” demiş ve sözünü de tutmuştur.

1919 yılından sonra birçok Türk kaymakam yardımcısı, yargıç vekili gibi görevlere atanmış, Eski Cuma (Tırgovişte) il merkezlerinde Çiftçi Partisi “Türk Şubesi” ve köy teşkilatları kurulmuştur. Karma köylerdeki Çiftçi partisi örgütlerinde Başkan Bulgar, sekreter Türk seçildi. Bu yapılanmayla tarım üretim kooperatifleri kuruculuğu başladı.
(Bu demokrasiye geçişten 1989’dan sonra bir tane Bulgar partisi var mı SEKRETER TÜRK olsun-YOK. İşte gerçek durum bu)

1919 yılında Sofya’da toplanan BHÇP-(Bulgaristan Halk Çiftçi Partisi) Kongresine katılan Deliorman delegeleri Kongreye 19 maddelik bir milli eğitim, dini ve idari dilek mektubu sunmuştur. Bu istekler BHÇP siyasi programına eklenmiş ve uygulanmak üzere yerel örgütlere gönderilmiştir. İstekler şunlardır:

  • Okullarda eğitimin anadilde yapılması;
  • Türk okullarının özerkliğinin korunması;
  • Orta ve ilkokulların mali giderlerinin il ve ilçe heyetleri tarafından karşılanması;
  • Türk rüştiye okulları ile medreselerin devlet tarafından idare edilmesi;
  • Türk okullarına tarla, koru vs verilmesi;
  • Türk öğretmen maaşlarının Bulgar öğretmen maaşlarına eşit olması;
  • Millî Eğitim Bakanlığı tarafından İl Eğitim Müdürlüklerine Türk okulları için Müfettiş atanması;
  • Okul programlarının Türkçe hazırlanması;
  • Müftü yetiştirmek için bir Nüvvab açılması;
  • Müftülerin seçimle iş başı yapması;
  • Türklere gece okulu açılması;
  • Türk köylerinde gazete ve dergiler bulunan kahvehaneler (kıraathaneler) açılmalıdır;
  • Türklere seçimler görev serilmelidir;
  • Karışık köy ve kasabalarda kadıların Türkçe bilmesi;
  • Mahkemelere tercümanlar atanması;
  • İlçelerde kaymakam vekili ve polis amirlerinin Türk olması;
  • Türklerden askeri vergi alınmaması;
  • Okumuş Türklerin istedikleri görevlere tayin edilmelerine engel yaratılmaması;
  • Türk aydınların orduda görev alabilmeleri gerektiği.

Bu isteklerin dışında Çiftçi Partisi milletvekilleri 1922 yılında hükümete Müslümanların dini hayatında yeni düzenlemeler getiren bir de özel dilekçe sunmuştular.

Orada İfade edilen istekler şunlardır:

  • “Bulgar Çamlığı’ndaki Müslüman Kurumların Dini Yönetim ve Örgüt Tüzüğü’nde değişiklikler yapılarak müftülerin milli hakimiyet esasına göre ahali tarafından seçilmesi;
  • Müftü yetiştirmek için Nüvvab’ın hemen açılması;
  • Her sene bir Milli Müslüman konferansı yapılması ve Vakıf müdürlüğünün kongre önünde hesap vermesi;
  • Başmüftülükte mali bir denetim yapılması;
  • Müftülükler ve Cemati İslamiye denetimi tamamen Başmüftülüğe ait olması;
  • Temyiz ve İstinaf Mahkemelerinin açılması.

Bu istekler daha sonra Çiftçi partisi hükümeti tarafından yerine getirilmiştir. Sözünde duran ilk Bulgar partisi olmuştur.

Burada dikkati çeken bir başka nokta ise, Çiftçi Partisi iktidarı yıllarında, 1922’den başlayarak Halk Meclisi’nin toplantı salonlarından birinde her yıl Türkler de Kongreleri yapmak için burada toplanmışlardır.

Bu kongreye 150 Türk delege katılmıştır.
Birinci Kongre Kırca Ali delegesi Hacı Ahmet tarafından yönetilmiştir. Kongrede Çiftçi Birliği hükümetinin o zaman Müslümanlara tanıdığı hak ve özgürlüklerin uygulanması, yeni istekler ve önde duran görevler görüşülmüştür. Bu kongrelerde savaşlardan Güney Doğu Rodop’lara ve Pirin bölgesine dönen Pomakların gasp edilen topraklarının ve mülklerinin geri verilmesi sorunları görüşülmüş ve meclise ve bakanlar kuruluna taşınmıştır. Bu çalışmalar Bulgaristan Türklerinin dini örgütlenmesi dışında sivil toplum kuruluşlarında örgütlenmesine de kapı açmıştır.

Ne yazık ki, Ferdinand’ın tahtına oturan oğlu III. Boris, savaşta yenilen ve silahları ellerinde kalan ordu komutanları, Moskova’daki “III. Komünist Enternasyonal- Komintern” yörüngesine giren komünistler ve Çetecilikten, haraç toplamaktan ve politik cinayet işlemekten geçinen İç Makedon Devrim Örgütünde kümelenmiş Makedon komitaları Çiftçi iktidarına ve liderine hep diş biledi. Bunların zincirleri Moskova’ya bağılıydı.

Bulgarlar kendi Başbakanlarının ellerini, gözlerini, bacakları ve başını kestiler.

6 Ekim 1919 – 9 Haziran 1923 tarihleri arasında Çiftçi Partisi Başbakanı olarak Bulgaristan’ı yöneten Aleksandır Stanboliyski’nin hayatına 14 Haziran 1923 tarihinde, doğduğu köyündeki baba ocağında elleri gözleri bacakları da kesilerek, dayanılmaz işkencelerden sonra başı kesilip bir torba içinde Çara ve Genel Kurmay Başkanına götürülmek suretiyle son buldu.
Bu Moskof emirlerine uyan canilerin hiçbirinin cezası kesilmedi. Bunlar hep Moskova tarafından kollandı ve bu halen devam etmektedir. Böylece Bulgaristan’da, tüm Müslümanların tarım devrimini, aydınlanma ve Bulgarlarla kardeş olma yolu böylece kesilmiş oldu. O bir halk lideriydi ve ölüm haberi alanlar ayaklandı, yerel köylü isyanları yaşandı ve Bulgaristan’ı bir askeri darbeden (1925) ikinci askeri darbeye koştu (1934).
III. Boris otoriter monarşi diktatörlüğü kurdu,
Nazi Almanya’sının kucağına düştü, Bulgar toplumu parçalandı, yıllarca sürecek bir iç savaş başladı. (Bulgarlar kendi içinde de kardeş katliamları gerçekleştirdiler)

***

Tabii ki bu yıllarda Bulgaristan’da Türk – Müslüman ahali hep yaralı kaldı.

Yazımızın 1. Bölümünde işlediğimiz 250 bin Müslümanın isimleri ve dinleri değiştirilerek Bulgarlaştırılıp Hıristiyanlaştırılması faciasıyla akan gözyaşları oluk oluk akıyordu.
Hacıyı-hocayı elde edip sürü haline getirilen Müslümanları istedikleri gibi kullanmaya başlamışlardı.
Burada işlenen cinayetlerin daha iyi anlaşılması için bir örnek vermek isterim; Paşmaklı’nın (Smolyan) “Trigrad” köyünde 1913’te 120’den fazla hacı vardır, bunların arasından 70’i seçilerek, köyün medrese binasına kapatılmış ve diğer köylülere gözdağı vermek, onları korkutup hepsini dize getirmek için herkesin gözleri önünde diri diri yakılmışlardır.
Köylerde eşkıya çeteleri kol gezmektedir.
Gece kapısı çalınmayan, koyunu, kuzusu davarı çalınmayan köy hanesi kalmamıştır.
Güney – Doğu Rodoplar işte böyle bir bozgun ortamında Bulgar Çarlığına bağlanmıştı.
Ve bu ortamda Türklerin yaşayabilmek için örgütlenmekten başka çıkış yolları da kalmamıştı. Birlik ve beraberlik her şeyin üstesinden geldiğini ve çözdüğünü daha o zamanlar anlamış öğrenmiş olduk.

***

Bulgaristan Türkleri dikey bir örgüt sistemine bağlıydılar.
İşgal altında bir ülkede bulunan Bulgaristan’da, kendi toprakları üzerinde yaşayan ama esir durumunda bulunan Bulgaristan Türkleri Osmanlı döneminde dikey bir örgüt sistemine bağlıydılar. Osmanlı devlet ve dini, idari ve ekonomik bir sistem olarak dikey olarak örgütleniştiler. İmamdan müftüye, eyalet müftüsüne ve Şeyhulislama; üreticiden, tahsildara ve mülkiye amirine; muhtardan, kaymakama, Valiye ve Bakanlıklara, Başbakanlığa ve Padişaha her alanda dikey bir piramit şah damarı gibi hanedanlık boyunca işlemiştir.

Pek tabii ki, kendiliğinden olmak üzere, 1885 yılına kadar Sofya Prensliği Osmanlı devletine vergi ödediğinden dolayı, bu yapının biraz değiştiğini gören Türkler sanki rahatsız olmamış gibi görünmüşler ve bozgunluk yapmamışlar, her zaman “İş Allah düzelir!” noktasında nefes almaya çalışmışlardı.

Ne var ki, 1885’ten sonra meydana gelen durum değişikliği ile Bulgaristan Müslümanlarının önce dini yapılanmasında köklü bir değişiklik meydana gelmiştir. O zaman Sofya’da henüz Başmüftü yoktu. Dini işlere bakan Başkent Merkez Müftüsüydü. Ve onun da fikri alınarak, ilk kez örgütsel nitelikli bir “Müslümanların Dini İdarelerine Dair Geçici Yönetmelik yayınlanır”.

Bu belgede, tepeden tabana giden basamakta
a) Başmüftü,
b) İl Müftüleri,
c) Müftü vekilleri,

Müftü ve Müftü Vekillerinin sayısı Dış İşleri Adalet bakanlığı tarafından belirlenir, deniyor. Bulgaristan Baş Müftülüğünün 1910 yılında Çarlık Döneminde ve 1909 İstanbul Protokolünün imzalanmasından sonra kurulduğu dikkate alındığında, 33 Maddelik ilk Yönetmeliğin uygulanmadığı ortaya çıkar. Fakat burada dikkati çeken unsur, Bulgar hükümetinin aklından geçendir.

Bulgarlar bazı müftüleri maaşa bağlayarak, kurulacak olan dini hiyerarşik yapılanmayı tepe takla edip, devlete bağlama planı kendini göstermiştir.

O yıllarda, Avrupa ülkelerinde, Bulgarcada hükümet dışı örgütler adıyla bilinen, Türkçemizde sivil toplum kuruluşları (STK) olarak bildiğimiz şu örgütleme biçimleri yaygındı:

Din kuruluşları; sendikalar, kar amacı gütmeyen vakıf veya dernekler; düşünce kuruluşları; meslek kuruluşları; ticari kuruluşlar, sanayi kuruluşları; gençlik dernekleri; spor kulübü dernekleri; siyasi parti; devlet bünyesinde yer almayan eğitim sistemi, özel okullar ve üniversiteler vb örgütlenme biçimleri vardı.

Dış ülkelerde bu kadar geniş olanaklar varken, Bulgar Prensliğinde (1879-1908) öğretmenlerimizin “Öğretmenler Birliği” 1906’da Şumnu’da, 1907’de Rusçuk’ta ancak 2 Kongre yapabildiklerine önceki yazımda işaret etmiştim.

Fakat aynı yıllarda, Bulgaristan Türklerine geniş dini ve medeni haklar veren Berlin 1878 Anlaşması; Tırnova Anayasası (1879), Müslümanların İdari İşlerine Dair Geçici Yönetmelik (1895), 1909 ve 1913 İstanbul Protokolleri ve Müftülükler Sözleşmelerine rağmen Bulgaristan Müslümanlarının 32 sene boyunca dini yapılanmalarını gerçekleştirememeleri dikkat çekicidir.

Nihayet, savaş yıllarında Sofya’da Dış İşleri ve Adalet Bakanlığına bağlı olarak çalışan ve Bulgaristan Müslümanları adına eski Başmüftü Kaymakamı Filibeli Hocazade Sadeddin Efendi ile Rusçuk Müftüsü Bekir Sıdkı Efendinin de katıldığı bir komisyon 1920 yılında Bulgarca ve Türkçe olarak “Bulgar Çarlığındaki Müslüman Kurumların Dini Yönetim ve Örgüt Tüzüğü” yayınlanmış oldu. Tüzük bir program niteliğinde olup tabandan tepeye örgüt biçimini hukuksal olarak temellendirse de Başmüftü’yü seçen İL müftüleri, fakat İl Müftüleri Bulgar devleti tarafından atandığından dolayı, Bulgaristan Müslümanlarının daha ilk örgütlenmesine devlet kontrol sağlamış oluyordu. Müslümanlar devlet kontrolüne alınıyordu.

Evet, Bulgaristan Türklerinin lider meselelerini sivil örgütlenme çalışmalarında aramaya devam edeceğiz. Bilgi paylaştıkça çoğalan bir hazinedir.
Bildiklerinizi kendinize saklamak (bencillik, egoistlik) yerine, paylaşmak öğretmek hem sizin bildiğiniz konu hakkında bildiklerinizi tekrar etmenize, hem de öğrettiğiniz kişinin sizin bulamadığınız, göremediğiniz şeyleri bulup size öğretmesine yol açabilir. Bu yüzden bilgi paylaşıldıkça artar. Paylaşılmadığında ise yerinde sayar, gelişim gösteremez.

Okuyanlara ve özellikle paylaşanlara teşekkür ederim.

Reklamlar