Nevzat ÖZTÜRK
BGSAM Başkan Vekili
Bugün milyonlarca Türk’ün gönül bağıyla bağlı olduğu Bulgaristan, yakın tarihinde asimilasyon, zorunlu göç ve sistematik baskılarla şekillenen bir acılar coğrafyasıdır. Ancak yaşanan bunca zulme rağmen, hâlâ temel haklarına tam anlamıyla erişemeyen bir Türk toplumu vardır bu topraklarda. Her ne kadar komünist rejim sona ermiş, çok partili demokratik bir yapıya geçilmiş gibi görünse de, sistemin derin katmanlarında komünist zihniyetin kalıntıları yaşamaya devam etmektedir. Bu zihniyetin günümüzdeki tezahürü ise; mafyatik düzen, istihbarat korkusu ve özgürlüklerin kısıtlandığı bir toplumsal atmosferdir.
Kültürel Kırım ve Sessiz İşgal
Özellikle Müslüman Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Osmanlı’dan miras kalan camiler, medreseler, türbeler ve külliyeler yok edilmekte ya da kimliksizleştirilerek farklı amaçlarla kullanılmaktadır. Kırcaali’deki Medrese Mektebi’nin, Türk kültürünün ve İslam ilminin sembolü olan bu tarihî yapının, bir Bulgar kültür müzesine dönüştürülmesi buna çarpıcı bir örnektir. Bu sadece bir taşın, bir yapının değil; Türk milletinin hafızasının, inancının ve kimliğinin gaspıdır.
Kırcaali: Tarihin Anahtarı
Kırcaali yalnızca bir şehir değil; Türk-İslam medeniyetinin Balkanlar’a açılan kapısıdır. Ahmet Yesevi’nin dergâhından yola çıkan erenlerin Anadolu üzerinden Balkanlar’a ulaştığı bu kadim coğrafyada, bugün nüfusun %70’ini Türkler oluşturmaktadır. Pomaklar olarak tanımlanan Müslüman halk, geçmişte isimleri zorla değiştirilen, inançları baskı altına alınan ama her şeye rağmen kimliğini koruyan direnişin sembolleridir.
Gizli Asimilasyon: Yeni Stratejiler
Artık açık baskıların yerini daha sinsi bir dönüşüm aldı. Mahallelere inşa edilen küçük kiliseler, kültürel yapının içine yerleştirilen “tarihsel dezenformasyon”, Türk varlığını silmeye yönelik kurgusal bir gelecek tasarımıdır. Yıllar sonra “buralarda hep Hristiyanlar yaşardı” diyebilmek için bugünden camiler yok edilmekte, mezarlıklar tahrip edilmekte ve genç kuşaklar kimliksizleştirilmektedir. Bu bir demografik işgal stratejisidir.
Türkiye’nin Rolü: Seyirci Değil, Sahici Destek
Türkiye Cumhuriyeti bu sürece kayıtsız kalamaz. Türk halkının huzur ve eşitlik içinde yaşaması, sadece etnik bir mesele değil, ulusal bir sorumluluktur. Bu bağlamda, hem diplomatik hem sivil toplum kanallarının aktifleşmesi elzemdir. Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği (BULTÜRK) olarak, yıllardır bu mücadelenin içindeyiz. Eğitime destekten, anadil hakkına; kültürel mirasın korunmasından siyasi farkındalığın artırılmasına kadar geniş bir alanda çaba sarf ediyoruz.
Siyasi Temsil: Sahte Umutlardan Gerçek Değişime
Bir zamanlar umut olarak kurulan Türk partileri, zamanla sistemin dişlisi hâline gelmiş; halkın değil, koltuğun ve çıkar çevrelerinin temsilcisi olmuştur. Komünist dönemden kalan istihbarat bağlantılarıyla güçlenen bu yapılar, Türk halkını asimile eden sistemin gönüllü paydaşları hâline dönüşmüştür. Artık yeni bir temsil anlayışına, halkla bütünleşen ve her kesimi kucaklayan bir siyasete ihtiyaç vardır.
Umudun Adı: Veliçiye Partisi
Son seçimlerde meclise giren Veliçiye Partisi, farklı bir dil ve duruş sergilemiştir. “Milletvekili maaşı istemiyorum, beni halkımdan mı koruyacaksınız?” gibi çıkışlarla sistemin çürümüş yapılarına meydan okumuş ve halkta büyük bir heyecan uyandırmıştır. Partinin lideri ve kadrosu, Türk-Hristiyan ayrımı gözetmeksizin tüm kesimlerle temas hâlindedir. İftar soframızda birlikte oturduk, aynı ekmeği böldük. Bu sadece bir yemek değil, birlikte yaşama umudunun somutlaşmış hâlidir.
BULTÜRK’ün Çağrısı: Yeni Bir Başlangıç
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Türkiye’deki tüm siyasi liderlere çağrımızdır: Artık sahada olan, bölgeyi bilen, acıları yaşamış, çözüm için yıllardır mücadele veren kişi ve kurumlara kulak verin. Sadece resmi raporlara değil, sahadan gelen sese kulak verin. Bu sese kulak verin ki devlet aklı, gerçekten halkın aklı ile buluşsun.
Yeni Bir Strateji, Gerçek Bir Başarı
Önümüzdeki seçim süreci, sadece sandık değil, kader seçimidir. Geçmişte yapılan stratejik hatalar tekrar edilmemelidir. Hesap verilebilir, denetlenebilir, şeffaf bir destek mekanizması kurulmalı; bu alanda başarı için gerekli tüm maddi, teknik ve kurumsal destek, güvenilir yapılara sağlanmalıdır. BULTÜRK olarak biz bu göreve hazırız. Biz bu yükü taşırız. Yeter ki yetki verilsin, yeter ki denetlensin.
Son Söz: Sefer Bizden, Zafer Allah’tan
Bizler Selahaddin Eyyubi’nin “Biz seferden sorumluyuz, zaferden değil” sözünü kendimize rehber edindik. Yolumuz Hakk’ın yolu, davamız hakikatin bayrağıdır. Şairin dediği gibi:
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem…
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim…
Hakkı tutar, kaldırırım!
Bugün Bulgaristan’da doğacak adalet güneşi, yarının Balkanları için bir umut olabilir. Ve biz o sabahın ilk ışığına inananlardanız.
