Yorum

Bulgaristan Gazetelerinden alıntı

Seyhan ÖZGÜR

T.C. Başbakanı R.T. Erdoğan’ın Keşan miting konuşmasıyla ilgili olarak, “Demokratsiya” gazetesinde yazan ve Bulgar Ulusal Radyosunda dış politika yorumcusu olan PETIR VOLGİN başkent gazetelerinden REPORTER’ de aşağıdaki yorumu yayınladı.

Tarih 16 Aralık 2013, Pazartesi.

 

YENİ OSMANCILIK

BİR İMPARATORLUĞUN GERİ ÇAĞRILMASI

 

T.C. Başbakanı Recep Erdoğan’ın konuşmasını sıradan bir seçim önü beyanı değildir.

 

Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya ve Kosova topraklarını bizzat kendine mal eden Recep Tayip Erdoğan’ın son konuşması, sıradan bir seçim önü demeci olarak kabul edilemez. Erdoğan’ın sözleri, Türkiye’nin iç ve dış politikasını inşa ettiği resmi felsefe temelleriyle uyumludur. Pek tabii, söz konusu olan Yeni Osmanlı doktrinidir.

 

Bu doktrine göre, günümüz Türkiye’si eski Osmanlı İmparatorluğunun direk veliahdı olup, mirasının yeniden canlandırılması için çalışmalıdır. Kuşkusuz, temel hedef bu imparatorluğun harfiyen yeniden kurulması olamaz. Bu imparatorlukla ilgili tasavvurun genel değişikliğe uğraması yönünde olabilir. Osmanlı imparatorluğuna baskıcı ve geri kalmış bir devlet yapısı olarak bakılmamasını sağlamak olabilir.

 

Bunun yerine, Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi zamanı için çok modern, başarılı bir politik yapılanma, değişik halkların ve dinsel halk topluluklarının neredeyse çoğulcu kültürlülük ilkelerine göre yaşadığını giderek kabullenme şeklinde algılanmasını sağlamaktır.

Osmanlı İmparatorluğu üstüne bu yeni resim sergisi arı tarihsel hedefler uğruna yapılmıyor. Geçmişin süslenmesi, dev ve medeni bir imparatorluğun mirasçısı olduğunu savunan Türkiye’nin günümüzde de çok önemli bir jeopolitik oyuncu rolüne adaylığını koyabilmesi için yapılıyor.

 

Yeni Osmancılığın en ilginç belirtileri Balkanlarda kendini gösterse de, o çeşitli coğrafya yönlerinde çalışılmasını öngörüyor.

 

En saygın ideolojik uzmanı, Türk Dış İşleri Bakanı Ahmet Davut oğlu olan Yeni Osmanlıkçıların görüşlerine göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun öncelikle bir Balkan devleti olduğunu, yeri gelmişken söyleyelim. Türk politik seçkinleri, Anadolu’da veya Orta Asya topraklarında ilham arama fikrinden vazgeçeli bir hayli oldu. Davut oğlu ve onunla aynı düşünceleri savunanlar, Türkiye’nin daha büyük ölçüde, Orta Asya’nın değil, Balkanların bir ürünü olduğunu, savunuyor. Erdoğan’ın son konuşmasında bundan dolayı sürpriz olan bir şey yoktur. Onun dile getirdiği “Avrupa’daki canlı tarihimiz Trakya’dır” tümcesi, eylem halindeki Yeni Osmancılıktan başka bir şey değildir. “Güney Batıya doğru açılan ve Orta ve Doğu Bosna üzerinden Bihaç’a, Sancak, Kosova, Arnavutluk, Makedonya ve Kırcaali üzerinden Doğu Trakya’ya uzanan hilal Türkiye’nin Balkan ceo – politikası ve ceo kültürel damarı olan dış işler kavramını sadece yinelemiştir.

 

Türkiye iş ve dış politikasını bu sözlere dayandırıyor.

 

Yeni Osmanlı konseptinde hayati önem taşıyan Balkanlar, Türk devletinden değişik Balkan devletlerindeki Müslüman halk topluluklarına özel dikkat çevirmesini zorunlu kılmaktadır.

 

Günümüz Türkiye’sinin dış politikasının yönlerini belirleyen, “STRATEJİKDERİN” adlı temel bilimsel eserinde Ahmet Davut oğlu bu temel politik önceliği derinlemesine irdelemiştir. Balkanlardaki Osmanlının kültür ve manevi mirasının sistemli bir şekilde yok edilmesinden esef ettiğini ifade ederken, bu sürecin Yunanistan ve Bulgaristan’da en uzağa gittiğine işaret ediyor.

 

Bu yılın ağustosunda Türkiye Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın ülkemizi ziyareti sırasında, bakımsız durumda bulunan Osmanlı kültür mirasına özellikle işaret ettiğini anımsayacaksınızdır.

 

Bu ziyaret esnasında, pek tabii ki, söz konusu olan, herhangi bir kültür anıtına ilgi duyulması değil, Osmanlı İmparatorluğuyla bağlı olan her şeyin güzelleştirilmesidir.

 

Balkanlardaki Müslüman halk topluluklarındaki süreçler üzerinde Türkiye hükümet kurumları olduğu gibi hükümet dışı örgütler de temel rol oynamaktadır. Burada izlenen hedeflerden biri de,  Balkanlar bölgesine Suudi Arabistan ile İran gibi öteki İslam merkezlerinin etkisini azaltmaktır. Bölgedeki ana rolü kimin oynaması gerektiği konusunda hiç kimsede kuşku olmamalıdır. Davut oğlu “Stratejik Derinlik” eserinde, “Müslüman devletlerinin alın yazgısının Balkanlarda çizildiği asla unutulmamalıdır. Eğer Türkiye Balkanlarda sınır dışı etki alanı yaratabilecek durumda olmadan, ne daha geniş kapsamlı uluslar arası ilişkilere ne de bölgesel ayarlara etkide olunamaz.” diye yazmıştır.

 

Kendine  Türk Bjejinski de denen, Ahmet Davut oğlu özel vurgulamaları olmadan da, Türkiye’nin büyük satranç tahtasında ciddi bir oyuncu olmaya niyetli olduğu görülüyor.

 

Bundan yalnız on yıl önce Güney komşumuz, o zaman kendisine Birleşik Amerika tarafından çok cazibeli mali ve politik ödüller önerilmiş olsa da, Irak savaşına katılmayı kesinlikle kabul etmedi. Bugün artık Türkiye Yakin Doğu’da, Kafkaslarda ve Balkanlarda süper aktif bir oyuncu olmaya adaydır. Görüldüğü üzere büyük politikadaki eğilimler değişiyor, hem de yüksek süratli değişiklikler gösteriyor.

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

seven + 12 =