Rafet ULUTÜRK
Kim olduğumuzu merak edenler, tarihin derinliklerine ve gönül coğrafyamızın sınırlarına bakmalıdır. Biz; ne bir partinin dar kalıplarına, ne bir örgütün talimatlarına, ne de fani bir menfaatin gölgesine sığarız. Bizim aidiyetimiz, sarsılmaz bir imanla bağlı olduğumuz Vatan’adır. Biz, bayrağı sadece burçlarda değil, bir kor gibi yüreğinde taşıyan; her nefesinde Nizam-ı Alem’i düşleyen gerçek milliyetçileriz.
Burası bir siyaset kulisi değil, burası bir **”Dava Ocağı”**dır. Burası, devletini ve milletini canından aziz bilenlerin, “Önce vatan” diyerek serden geçenlerin yetiştiği bir manevi irfan yuvasıdır.
Tarihi Bir Yürüyüş: Buhara’dan Kırcaali’ye
Bizim yolumuz, sadece bugünle sınırlı değildir; bu yol, asırlar öncesinden çizilmiş bir kader çizgisidir. Bu kutlu yürüyüş;
-
Buhara’nın manevi ikliminde başlamış,
-
Ahlat’ta Anadolu’nun tapusu olmuş,
-
Çanakkale’de geçilmez bir bent haline gelmiş,
-
Edirne’de serhadde durmuş,
-
Ve Kırcaali’de Balkanlar’ın hür sesi olmuştur.
Kırcaali bu yoldan yürüyenlerin, bu ruhu Balkanlar’da diri tutanların kalesidir. Buhara’daki hikmet, Edirne’deki azim ve Kırcaali’deki sadakat aynı kaynaktan beslenir. Bizler, bu coğrafyaları birbirine bağlayan o kopmaz ruhun temsilcileriyiz. Bizim pusulamız Turan, hedefimiz Kızılelma’dır. Bu yürüyüş, sadece bir toprak davası değil, ilahi bir adalet davasıdır.
Allah İçin Yola Çıkanlar: Nizam-ı Alem İdeali
Bu ocaklarda yetişen her genç, “Allah için yola çıkanlardandır.” Bizim milliyetçiliğimiz, ırkçılığın karanlık dehlizlerinde değil, Ahmet Yesevi’nin ahlakıyla yoğrulmuş, Nizam-ı Alem’in nûruyla aydınlanmış bir inanç sistemidir.
Hoca Ahmet Yesevi’nin yaktığı o ilk meşale, bugün hala bu ocaklarda yanmaktadır. Bizim gayemiz, bu ocakları çoğaltarak insanlığın içine düştüğü manevi karanlığı dağıtmaktır. Çünkü inanıyoruz ki; hırsın, çıkarın ve yalanın hüküm sürdüğü bu modern dünyayı kurtaracak olan, yine bu Yesevi Ocakları’nın sarsılmaz ahlakı olacaktır.
Herkesin Sustuğu Yerde Konuşanlar
Biz, herkesin sustuğu, korkunun iradeleri esir aldığı yerde hakikati haykıranlarız. Hiç kimsenin cesaret edemediği işleri yapabilmek, en zor şartlarda dahi “devletim ve milletim” diyebilmek bizim şiarımızdır. Bizim cesaretimiz, arkamızdaki herhangi bir dünyevi güçten değil, yürüdüğümüz bu kutlu yolun haklılığından gelir.
Buhara’nın hikmetiyle kuşanıp, Kırcaali’nin vakarıyla yürüyen bu kadro; siyasallaşmış kimliklerin ötesinde, tertemiz bir vatan sevdasıyla geleceği inşa edecektir.
Kızılelma‘ya giden bu yolda; bayrak elde, vatan dilde, Allah aşkı gönüldedir. Bu ocak sönmeyecek, bu dava bitmeyecek!
