Bön Bön Değil, Derine Bak!

Tarih.  03 Mart 2019
Yazan: Oya CANBAZOĞLU
Konu:  Anlamsız anlamsız işler yapmaya devam ediyoruz.

          Tarihi bilmeyenlerin Tarih törenlerine katılma hakkı haramdır.

Biz hepimiz Bulgaristan’ın İstanbul Başkonsolosu Sayın Angelov’la dostuz. Öyle bir zaman kesiminde yaşıyoruz ki, dün akşam Türkiye Cumhuriyetindeki soydaşlarımızı temsil ediyoruz diye kravat takıp Ulusta Konsolosluğa toplananlar, ancak kendilerini ve kendi gölgelerini temsil ediyordu.

“Şerefe”, “şerefe” dedikçe, yüzü kızarmadan içenlerle, Plevne savaşında, Şipka Doruğun’da, Stara Zagora (Eski Zara) çarpışmasında atalarımıza kurşun sıkanlarla, kundakta yavrularımızı kılıca takanlarla, nenelerimizi kurban edenlerle ve bu savaşta şehit düşen 17 bin Bulgaristanlı Müslüman’a bir anıt, bir türbe, bir Cami bina yapmamıza izin vermeyenlerle birlikte içerken vicdanınızı dinlediniz mi? Bu nasıl bir aymazlık…

İsimlerimizi zorla değiştirenlerle, kolumuzdan tutup bizi MVR (Polis) bodrumlarına atanlarla, kafamızın üzerine nal çalı kundura ile basanlarla, 37 Türkü sokakta kurşunlayan ve katillerden hiç birini bulmayanlarla, sorgulanmayanlarla, cezalandırmayanlarla içerken “aman Allah’ım ben ne yapıyorum?” dediniz mi?

Dedenizi, babalarımızı “Belene” kampında ezenlerle,  141 yılda 1 milyon kardeşimizi “vatan” deyip sevdiğimiz, ata-toprağından kovanlarla, orada kalan mezar taşlarımızı kıranlarla şak şak resim çektirip zevk doruğu aramamıza diyecek sözüm yok. Sizin de olmaz İnşallah!

Bizde “pasata” adında bir kumar oyunu vardır. Aldatan aldatana, dolandırılan dolandırılana kazanma umudundan beslenir ve kazanamayanların küfrünü savurmasından sonra, yalnız acısı kalır.

3 Mart – Türklük tarihinde bir Bulgaristan topraklarında yaşayan Türk-Müslümanların katliam günüdür.

Yas günüdür!

Mevlit günüdür!

3 Mart 2019 sabahı “Alfa” televizyonuna ilk çıkan uzun yıllar Sofya’da Rusya Dış istihbaratı (KGB) istasyon şefliği yapan General V. Raşetnikov çıktı. Emekli olmasına rağmen, hala Kremlin’e bağlı dış stratejik araştırma merkezinde Bulgaristan ve Balkanlar masası baş danışmanlığı yapıyor.

“Alfa” sözcüsü: Sayın General Reşetnikov, bizim ordumuzu dağıttılar. Bizim, bizi savunacak ordumuz yok. Bir gece Türkler bizi ilhak ederse, biz ne yaparız. NATO bizi korumaz. Biz ne yaparız?

General Reşetnikov: Korkmayın! Sakin olun! Huzurlu olun!
Biz sizi NATO-ya rağmen, koruyacağız. Biz Türklerle 44 savaş yürüttük. Bizim bu topraklarda 400 anıtımız var. Biz sizi kurtarmak için 166 bin şehit verdik….Türklerden korkmayın.

Sofya’da 3 Mart kutlandı. Demeç verilmedi. Bayrak göndere çekildi. Yan Gönderde Avrupa Birliği Bayrağı vardı.. Milli Marş dinlendi. Akşam saat 8’de 20 pare top atışı yapılacak. Devlet ve hükümet erkânı “Şipka Tepesi”ne çıkmadı. Şipka’da ancak Moskof parasıyla semiren “Volya” (İrade) partisi Başkanı Mareşki ve bir sürü emekliden başka kimse yoktu.

Bu defa en aktif grup, bizden olup yön kaybetmiş olanlardı.

Şükür kurtulduk!” deyip İstanbul’a yerleşenler hareketlendiler.

Ruslar aslında gönderdiklerini 3. Kuşakta aktifleştirir.

Bulgarlar dayanamadı “eğitip yetiştirdiği” ve gönderirken ardından bir bakır su attığı “koçlarını” 30 yıl sonra dürttü ve uyandırdı. Bu emekli maaşlarıyla mı yaptı, TELK-raporlarıyla veya sosyal yardım programlarıyla mı yaptı, yakında çıkar kokusu…

30 yıldan beri kahvelerde tabla, iskambil, belot, pişti oynarken, medeniyet sembolü olan masaları kırıp perişan eden, vicdanlarını Türk hamamına girip sırtlarını şöyle bir keseletip sabunlu köpüklü temizletemeyenleridir sözüm. Ben dışı temiz olmayan bir kişinin içinin temiz olduğuna inanmam. İki votka her şeyi hal eder sözü de boş. Bulgaristan’da halkın boş verdiği bir günde, 3 Mart’ta yemeye içmeye davet edilenler, kendilerini adam sandılar. Başbakan Boyko Borisov 3 Mart’ta “Şipka”ya çıkmazken, sizin Konsoloslukta dedenizin öldürüldüğü günü kutlanırken ne işiniz olur. Gözleriniz fal taşı gibi patladı. Buyurun ofisimize hepinize

SİZ BİZDEN DEĞİLSİNİZ. BUNDAN SONRA NE B.. YERSENİZ YEYİN!” sertifikası vereceğiz.

Kim çıktı bu yıl “Şipka” ya?

Aşırı milliyetçi uyuzunu kaşıyacak yer bulamayanlar.

Türk, Müslüman, Cami gördükçe köpürenler.

Ve en fazla da İvan Vazov’un “Esaret Altında” romanının, Hristo Botev “Şiirler” inin kilosu 20 stotinkaya (kuruşa) hurdaya taşınmasını asla hazmedemeyenler.

Bulgarların Osmanlıda yaşadıkları hayatı bir daha hiçbir yerde bulamadığını” işittikçe kuduranlar.

Rusların ayak bastığı yerde hayat ölür. Sözlerine inanmayanlar.

Boğazlarına kadar yalan dolmuş zavallılar.

Bu kadar zulümden sonra Türklerin Bulgaristan’da dobro dobro dolaşmaya devam ettiğini gördükçe baygınlık geçirenler, Türk dilinde ısrarla okul isteyişlerini işittikçe, ezan sesi duydukça kuduranlar.

Bizim sözümüz adreslidir.

Şimdiye kadar sırtlarını sıvazladıklarımızadır. ….

Biz sıvazladıkça onlar kendilerini adam sananlaradır…

Boşuna vakit kaybetmişiz!!!

***

Ey Beleneciler!

Sizin siyasi fonksiyonunuz yalnız ve bir tek tazminat beklemek mi?

Ne kolay unuttunuz çekilerinizi?
Bulgar-Romen sınırında Tuna akmaya devam ediyor. Ve utançtan “dayanamıyorum kıyımı yıkacağım” diye haykırıyor sesi çıktığı kadar.

Maalesef, Boş gaz tenekesi olduğunuz ortaya çıktı!

Seve seve ajanlık yaparım!” imzanızdan mı çekiniyorsunuz? Çekinmeyiniz! Dosyalarınız açık. “Belene” kampına düşüp de, Mestanlı’lı Bayan Hüsniye öğretmenden başka “ajanlığı kabul ediyorum” belgesini imzalamayanız yok.

Unutmayınız! Ajan olsanız da yine bizimsiniz.

Hepinizin na’şını biz kaldıracağız. Henüz “Hain Kabristanlığımız” yok. Bizim kabul edemediğimiz, hasımlık ateşini söndürmeyenlerle bayram etmenizdir. Ey şairler, yazarlar, imam geçinenler, böbürlenmeyi sevenler, yoksa aldandık mı sizi tanımakla! “Belene”de üç defa isyan ettiğiniz, sofrada domuz gördüğünüzde burun kıvırdığınız belgelidir.

Kayıp yana yıkılanlara yani sorumlu olanlara 2 çift sözüm var.

Türkiye Cumhuriyeti‘nde namaz saatlerinden, hele de Cumalardan sonra ve özellikle Bulgaristanlı soydaşlarımızın yaşadığı semt ve mahallelerde kahveler ve çayhaneler 1 saat kapansın.

Kiloluların 1 saat yürüdükleri, fazla günahlıların saatlerce teşbih çektiği gibi, onlara camilerde 21. Yüzyıl Türk bilinci, Türk kimliği ve Müslüman ahlakı konferansları sunulsun.

Düşman ruhuyla kaynaşmanın tövbesi olmayan cehennemlik bir suç olduğu anlatılsınlar. Kanıtlar sunulsun. Bulgaristan’da işlenen günahların sınır geçince aklanmadığına işaret edildin.

Neyin afsız günah olduğu tek tek sıralansın! Her birine her hafta “Türk Kimliği” el kitabı dağıtılsın, mutlaka okumaları şart olsun….

Laftan anlamayanlara anlayacakları dilden konferanslar verilsin…

hem de uzuuuunca!!!

***

Şimdi geçelim konumuza:

3 Mart kutlamalarına neden katılmamalıyız!
Anne Annem bana, 3 Mart için gâvur bayramıdır. Bize yaramaz! Derdi.
3 Mart bir Bulgar bayramı da değildir.

3 Mart 1878 tarihinde bugünkü “Yeşilköy” de Rus ve Osmanlı devletleri arasında bir “Barış Tutanağı” imzalanmıştır. Bu tutanağın imza altına alınmasıyla “93 Harbi”, “Plevne Savaşı”, “Osman Paşa muharebesi” ve 1877-1878 Rusya İmparatorluğu Osmanlı İmparatorluğu arasındaki son savaş sona ermiştir.

Protokolün altına Rusya adına imza atanlardan biri olan o yıllardaki Rusya İmparatorluğu İstanbul Büyükelçisi General N. P. İgnatiev imzalama töreninin 3 Mart günü olmasında ısrar etmiştir.

Çünkü 3 Mart, 1855 yılında Rusya İmparatorluğu tahtına II. Aleksandır’ın çıktığı ve on yıl sonra 1861’de Rusya’da toprak köleliğini kaldırdığı ve toprak kölelerine özgürlük tanıdığı için minnettar Rus halkının bu jestinden dolayı kendisine KURTARICI lakabını taktığı tarihtir.

Bundan dolayı Sofya’da Halk Meclisi önündeki meydandaki at üzerindeki II. Aleksan’dır anırına “Kurtarıcı Anıtı” demek doğru olmaz, o Bulgaristan’a ayak basmış biri değildir. Rus Ordusu’nın 1877-78’de Bulgaristan’dan geçmesi, Bulgar halkını “Rusyayı sevenler” (Rusofiller) ve “Rusya’dan nefret edenler” (Rusofoblar” olarak ikiye bölmüştür. Bu yara bugün de açıktır ve çok derindir.

2012-2016 yılları arasında Bulgaristan Cumhurbaşkanı olan Rosen Plevneliev  3 Mart kutlamaları için “Şipka Tepesine” asla çıkmamıştır. Rusya hakkında asla “kurtarıcımızdır” dememiştir.

2009’dan beri Bulgaristan’da 3 defa Başbakan olan Boyko Borisov da “Şipka kutlamalarına” katılmamıştır. Ülkedeki Rus anıtları her gün değişik boyalarla lekeleniyor, kaldırılmasını isteyenler çoğalıyor.

Bir milliyetin halk olabilmesi için vatandaşlarda “BİZ” duygusu yaratabilmek gerekir. Bulgar vatandaşlarında “BİZ” duygusu yaratılamamıştır.

1990’dan beri Bulgaristan Milli Bayramı olarak anılan Yeşil Köy “Barış Protokolü” ancak 3 ay, 13 Haziran 1878 tarihine geçerli olmuştur.

3 ay ömrü olan bir belgenin imzalandığı bir tarihin, halk tarafından lanetlenmesine karşın, 30 yıldan beri Milli Bayram olarak kutlanması anlamsızdır. Hele Moskova iradesiyle ata-vatandan zorla kovulan soydaşlarımız arasından “kravatlıların” bu kutlamalara katılması hainlikte başka anlam taşıyamaz….

Üstelik bu “geçici belge” Bulgar topraklarını 5 bölgeye parçalamıştır. Aslında 3 Mart’ta Rus Çarı II. Aleksandır’ın 1855’te tahta çıkmasını kutlamaya devam ediyoruz.

Bir tarihin yanlış belirtilmesi, dayatılmasıyla bağlayan terslikler bugün de devam ediyor. Yarın Rusya Federasyonu Başbakanı

“93 Harbine” katılan Yüzbaşı Georgi Mamarçev’in kitaplara geçmiş ve belleklere kazınmış şu sözleri 3 Mart’ta gazete başlıklarına düştü: “Hey Bulgarlar. Durduğunuz yerde kalınız. Siz Rus “sevgisinin” ne olduğunu bilmezsiniz.”

Hatırlatma yerinde olur:
Osmanlı Rusya Savaşlarından sonra, birisi 14 Eylül 1829’da ve ikincisi de 3 Mart 1878’de olmak üzere 2 protokol imzalanmıştır.

Bu belgelerin ikisinde de “Bulgarların Osmanlı’dan kurtarılması veya bir bağımsız Bulgar devleti kurma” gibi sözler geçmemiştir. Oradan ötesi yalan işitmeye susamışların beynine akıtılandır.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Bu bizim devamlı konularımızdan biridir. Çünkü insanların beyinlerini esir almış yalanları temizlemek, çok ama çok farklı bir şeydir…

Siz de görüyorsunuz.

Lütfen dostlarınızla paylaşınız…

Share
Reklamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir