Biz Büyük İşlere Bakalım

Dr. Mustafa KAHRAMAN

Konu: Dünyanın geleceğine geleneksel olmayan bir bakış.

     Başkanlık sistemi gibi bazı değişimlere yol açmamız gerekiyor.

Her işin başlangıcı çok önemlidir. İlk adımda tökezleyen sonra da tökezler. SU-24 Rus askeri uçağının düşürülmesi dost ve düşman bildiklerimizi gün ışığına yeniden çıkardı. Yeni gündem ortaya koydu. 7 Haziran molasından sonra tam tırmanışa geçerken ayağımızı kaydıran olay, sanki uzun zamandan beri pusudaymışlar izlenimi bıraktı. “Kanatlı füzelerin” uçurulması, “SS-300” ve “SS-400” füze sistemlerinin İran’dan sonra Suriye’ye konuşlandırılması, son model savaş gemilerinin Akdeniz’e toplanmasına başka bir anlam verilemez.

Paris terör olaylarından sonra Fransa’nın da olağanüstü aktifleştiğini, yarattığı panikle Brüksel’i de felç ettiği, bir Obama bir Putin kucağına atlayıp elinden kaçırdığı Yakın Doğu balığını sepete atmak istediğini izliyoruz.

Fakat bu dünyada herkes stratejik ve taktik sonuçları ancak gözle gördüklerinden mi çıkarıyor? Olamaz, çok derin düşünenlerin çok derin sonuçları dikkat çekmeye başladı.

Hiç birimiz için bağlayıcı hiçbir yanı olmamak şartıyla siz BGSAM hayranları ve “Bghaber.org” izleyicilerine  “a-specto” dergisinden (tarih 03.11.2015) bir yazıyı büyük uğraşılarla tercüme ettim ve ilginize sunuyorum:

Birleşmiş Milletler ’in (BMÖ) son genel kurulundan sonra BMÖ Genel Sekreteri Pan Ki-mun tarafından veda için verilen akşam ziyafetinde diplomatik protokol açısından ilginç “detaylar” dikkati çekti. Çin Başkanı Si Dzinpin ile Papa bu yemeğe katılmadılar. Onlar, genel kurul katılımlarından hemen sonra BMÖ’nü terk ettiler. Resmiyetin gerektirdiği zaman protokolün bozulması analiz yapıp sonuç çıkarmak için bilgi kaynağıdır. Tanınmış İngiliz seremoni ustası Sör Con Finet (1571-1641), iş hayatında başına gelen son derece zor fakat son derece ilginç bir merasim olayını not defterine almıştır. Fransız ve İspanyol Büyükelçileri arasında şöyle bir protokol anlaşmazlığı çıkmıştır. Bir konferansta Papa’nın Büyükelçisi’nin sağ tarafına kim oturacak!? Kuşkusuz Papa Büyükelçisinin de sağ kolu birdi. Seremeni ustası bu zor durumdan parlak bir çıkış bulmuştur. O, Papa Büyükelçisi’nden Pariste’ki Papa nonsunu hemen çağırmasını rica etmiştir. Büyükelçi bu ricayı alayla karşılasa da, yerine getirmiştir. Yeni durumda Papa Büyükelçisi’nin sağ yanında nons’un oturması doğal kabul edilmiştir. Böylece Fransa ve İspanya Büyükelçilerine oturacakları yeri seçme hakkı tanınmıştır. İspanyol sağ yanı seçmiştir. Bir nons aşırı olsa da daha saygın bir yer aldığını düşünmüştü. Büyükelçilerden ikisi de çok memnun kalmıştır. Bu durumda somut duruma kompromisli çözüm bulunmuş olsa da, görülmeden geçiştirilen birçok diplomatik protokol ihlalleri göze çarpmıştır.

Fakat biz şimdi BM son Genel Kurulu’ndan sonra verilen veda yemeğine dönelim.

Pan Ki-mun’un sağ tarafına ABD Başkanı II. Obama Barak Hüseyin oturdu. Onun yanında da ünvanı Kral Hazretleri Prens Oranski olan Hollanda Kralı Wilem-Aleksandır Klaus Georg Ferdinand yer aldı. Pan Ki-mun’un sol tarafında ise Rusya Başkanı Vladimir Putin oturdu. Onun yanına da Ürdün Haşimed Krallığı Kralı Abdulla II. Bin al-Hüseyin oturdu. BMÖ konuklarına şöyle hitap etti: Your Majesty, Your Highness, Your Excellency, Ladies and Centilmen! Türkçesi, Yüksek Fehametliler; Yüksek Kral hazretleri; Yüksek ekselansları; Bayan ve Baylar. BMÖ bir monarşi teşkilat değildir. BM sekuler bir kurumdur. Sağ ve solunda iki Başkan otursa da Pan Ki-mun, önce bir kişi aşırı oturanlara hitap ederek başladı. Protokolde bir aksama olduğunu düşünebiliriz. Ne ki, Genel Sekreter Kral şahsına derin bir referans göstermiş oldu. Monarşi unsuru ön plana çekti.

New York’ta bu yılın Eylül ayında yapılan BMÖ Genel Kurulu’nda Barak Obama, Vladimir Putin ve Si Dzinpin bunalımdan çıkış ve dünyanın geleceği üstüne kendi görüşlerini paylaştılar.

Onlardan çok daha önce yine bu yılın Şubat ayında Lord Ceykıb Rotshild bir İngiliz “Telegraf” gazetesine şöyle demişti: “Biz İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en tehlikeli jeopolitik durumu gözlüyoruz. Karmaşık jeopolitik tablo, dünya ekonomisindeki zayıf yükselme, dünya ana dövizlerinin ucuzlaması ve sıfıra düşen faiz oranları gibi faktörler yatırımcılar için riskleri arttırdı.” Lort dünya bunalımından çıkmak için 3 seçenek sundu.

BİRİNCİ SEÇENEK: Dünyanın içinde bulunduğu durumun, zaman kesimi olarak devam etmesi ve uzatılmasına çaba gösterilmelidir. Derin kaynak ve çevre bunalımından çıkmak için reform yapmalıyız. Başkaldıran teröristlerle, bölücülerle, aşırı uçlarla ve bunlara benzeyen marjinallerle savaşılmalıdır.

İKİNCİ SEÇENEK: Üçüncü Dünya Savaşına çekilecek (itilecek) olan devletler hesabına olmak üzere Amerikan ekonomisinin diriltilmesi; Transatlantik ve Trans Pasifik Okyanusu işbirliğine kazanılacak olan devletlerin Amerika tarafından soyulması gerçekleşmelidir. Dünya kamuoyunun aldatılması amacıyla Üçüncü Dünya Savaşı’nda Kötülüğün Güçleri İyiliğin Güçleriyle savaşacaktır. Kötü olanlar İslam Devleti – DAEŞ’tir. İyi olan ise demokrasidir. Üçüncü Dünya Savaşı ABD için borçlarını ödememe açısından eşi bulunmaz bir fırsat olacaktır. Hepiniz işitmişinizdir, Papa 2014 Eylülünde “Üçüncü Dünya Savaşı başladı” dedi. Ve sözlerini bir defa daha yineledi.

ÜÇÜNCÜ SEÇENEK:  Yeni bir mali – döviz dünyası oluşturmak. Her şeyi yeni baştan hesaplayarak petrol dolarından vaz geçip ons ve karat sistemine geçilmelidir. Çin dev miktarda altın topladı. Takriben 30 000 bin ton altını var. Bu amaca ulaşabilmek için US Dolar ile petrol arasındaki bağ kesilmelidir. Petrol-doları darbe almalı ve ezilmelidir. Franklin Rouzwelt ile Suudi Arabistan Kralı Abdul-Aziz bin Abdul-Rahman ibn Faysal Al Saud arasında 1945’te “Kuinsy” kruvazörü güvertesinde imzalanan anlaşma geçersiz kılınmalıdır. Bu antlaşmanın imzalanmasından sonra petrol doları dünya ticaretinde geçerli döviz oldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Bretyn Antlaşmasının imzalanmasından önce, dünyadaki altınların büyük bir kısmı (25 000 ton) ABD’ye taşınmıştı. Çin’de 30 000 ton altın toplanmasıyla “Altın Yuvan” belirdi. Üçüncü seçenek gerçekleştirilirken yeni dövizli dünyayı yaratanlar kazançlı olacaktır.

***

Bu arada, BMÖ Genel Kurulu’ndan sonra Si Dzinpin’in 4 günlük Londra ziyaretine büyük önem verdiler. Çin Başkanı’nın Büyük Britanya ziyareti sembollerle dolu geçti. “Euronews” tv ekranında Yüksek Hazretleri’nin 15 dakika geciken Si Dzinpin’i bekleyişleri çok ilginçti. İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in Si Dzinpin’le el sıkışırken Başkan’ın huzurunda eğilmesi çok dikkat çekti. Kraliçe Çin Başkanı’nın ziyareti esnasında Londra yürütme erkini elinin tersiyle oyun dışı bırakarak, büyük oluna kendisi girdi. Bu, hükümete eleştirel bir eda oldu sanki. İngiliz bakanlara maaş ödenen işleri Bakin gam Sarayı üslendi.  “Gardian” gazetesi şunları kaydetti: “Çin yükseliş halindedir, Amerika ise çökmeye devam ediyor. Büyük Britanya bu gerçekliği görmeden edemez… Birçok bakıma düzeltilmesi gereken, Çin’deki insan hakları sorunları, bizi direk olarak ilgilendirmese de olur… İnsan hakları Çin’le daha sıkı ilişki kurmamıza engel olmamalıdır.” II. Elizabeth Başkan Si Dzinpin’e Bıkingam Sarayında gecelemeye buyur etti. Üstün’e Si Dzinpin Kraliyet Faytonu’na bindi. O, Kraliyet Faytonuyla Londra’yı dolaşan ilk yapancı konuk oldu. Çin Başkanına İngiliz Kralı’na eşit bir konuk gibi Kral ziyafeti verildi. Gazetelerde yayınlanan resimler göz kamaştırıcıydı. Si Dzinpin Kral Faytonundan indi ve Bıkingam Sarayına girdi, daha önce böyle bir şey görülmemişti. Si Dzinpin Londra Parlamentosunda konuşurken çok yüksek bir ruh hali sergiledi. O şöyle dedi: “Evet, bizim XIII. Yüzyıldan beri parlamentomuz var. Fakat biz yasaların üstünlüğünden ve insan haklarından 4 000 yıl evvel konuşmaya başladık ve bunları bizim koşullarımıza uygun tatbik etmeye 2 000 yıl önce başladık. Öyle ki, hangi devletin daha kadım olduğunu artık unutmayalım.”

Si Dzinpin onuruna verilen resmi öğle yemeğinde Keyt Midılton’un parlak kırmızı elbisesi başındaki elmas çelengiyle dikkatleri üzerine topladı.  Çin geleneklerine göre, kırmızı renk başarı ve gönencin sembolüdür. Uzmanlar bir kadının ancak düğününde kırmızı elbise giydiğini yazdı. Si Dzinpin’in eşi bu yemekte yoktu, resmi resimlere de katılmadı. Kendisi Britanya tahtının varisi olarak gösterilse de, Keyt’in eşi Kemrich Hersog’u Prenses Wulyam Artır Filip Lui Mauntbaton – Winzor da resmi ortamda yoktu. Keyt ile pırlanta yıldızı gibiydi ve sanki Çin bayrağındaki yıldızları anımsatıyordu. Pırlantaların en irisi kalbinin attığı yerde parlıyordu.

II Elizabeth kadeh kaldırdı ve “Britanya ile Çin’in dünya çapında muhataplığını” gündeme getirdi. Londra’dan Honkong’u çekip alan Dın Syaopin’i saygıyla andı. Öte yandan Si Dzinpin ise kaldırdığı kadehte daha samimi, daha da somuttu ve şöyle dedi: “Büyük Britanya ve Çin Büyük Doğu ve Büyük Batı uygarlığını temsil eder”, coğrafya olarak birbirimizden uzakta bulunsak da, “ devletlerimiz uzun zamandan beri aralarında “işbirliği yapıyorlar. Si Dzinpin’in söylediği esas fikirler şunlardı: “ Bir eski Çin atasözü şöyle der – fırsat insanı yalnız bir defa bulur, bu yüzden elden kayıp kaçmadan ondan faydalanınız. Sizin Büyük Britanya’da da her yerde bilinen bir atasözünüz var: Zeki adam değişikliklerden mutluluk yaratabilir.” “Aramızdaki stratejik işbirliği yirminci yılına bastığına göre, birlikte iş görmek ve Çin ve Britanya ilişkilerini daha iyi bir duruma taşımak için el ele verip bundan faydalanma yolu birlikte bulalım.

Çin Başkan’ı Londra’yı ilk kez 2005’te ziyaret etmişti. Bu bakıma, Si Dzinpin’ın konuşmasında şu 3 anahtar konumlu vurgulama dikkat çekti:

Bir: O, farklı uygarlıklar olduğuna parmak bastı. Çin’in Doğu uygarlığındaki liderliğine işaret ederken İngiltere’nin Batı Uygarlığında başı çeken olduğunu tanıdı.

İki: “Fırsat bir defa belirir, henüz elinizden kayıp gitmeden, lütfen faydalanın.” Bir Çinli liderin ağızından çıkan fazlasıyla samimi sözler bunlar. Bu sözlerle o “Çin bir buzkıran gibi önde gidecek, lütfen izimizden geliniz,” demiş oldu. Bu ancak bir defa yapılan bir teklif olabilir. Ardından başka bir öneri gelmeyebilir. Bunlar güç mevziinden söylenmiş sözlerdir. Bağımsız bir mevziiden söylenmiştir.

Üç: “Zeki adam değişimlerden mutluluk yaratmaya muktedirdir.” Bu sözlerin anlamı da Büyük Britanya’da değişikler olmazsa olmazdan başka bir şey değildir. İstemenize bağlı değildir. Çine karşı değil, Çin’le birlikte yola çıkarsanız, kendinizi herhangi bir şekilde kurtarabilirsiniz.

İngilizler Çin Başkanı’nın sözlerini tam olarak anladılar. Bu yemekte Si Dzinpin dışında herkesin beyaz kravat taktı. O, geleneksel Çin takım elbisesi giymişti. Kravat, boyun eğmenin ve yükümlülükleri kabul etmenin, oyun kurallarına bağlı kalmayı kabullenmenin en eski sembolüdür. Bıkingam Sarayı kapısı üzerinde Çin, Honkong, Union Jack ve Royal Dutch Shell bayrakları olmak üzere dört bayrak dalgalanıyordu. Royal Dutch Shel bir İngiliz Hollanda petrol ortaklığıdır. Özel bir enerji şirketi olarak, büyüklük bakımından dünyada ikinci sırada yer alır ve petrol sektöründe dünya altıncısıdır. Rotshild ailesi bu şirketin tek sahibidir. Si Dzinpin’in Londra’yı ziyareti esnasında aslında Uindzorlar, ROTSHİLDLER ve Kızıl Ejderhalar arasında aleni birlik kurulduğu açıklandı. Karat ve ons esaslı yeni dünya mali sistemini (petrol doları olmayan bir dünya olarak) kuracak olan işte bu üç güç artık sahnededir.

Herkesin bildiği BRİCS, Çincede iki çizgiyle yazılır. Anlamı “altın külçedir.” Bir başka anlamı da yeni dünya mali aksanı, eskiden olduğu gibi Londra ve New York arasında değil, Londra ve Honkong arasında oluşacaktır.

Çin’de üç döviz grubu var. Liberal komsomolcular; Maocu partililer ve Milliyetçi – kırmızı ejderhalar. Bu üç grup kendi aralarında kavga etmez. Onlar, Çin’in refahı için, imparatorluğun gönenci için Başkanlık (Taç) etrafında birleşmiştir.

Londra ziyaretini yansıtan BBC, Si Dzinpin, Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı olarak tanıtılmadı. Çin Cumhuriyeti Başkanı geldi dendi. Anlamında Çin’in komünizmle vedalaştığına işaret vardı.  Si Dzinpin değişmeceli anlamda bir “imparator” olarak tanıtıldı. Bunun anlamında, artık Tayvan yok, bir tek Çin var.

***

Hollanda Kralı Wilem-Aleksandır Klaus Georg Ferdinand bu yılın 25 Ekiminde yani Si Dzinpin’in Londra ziyaretinden sonra Pekin’e uçtu. Niyeti Çin’le ticaret hacmini arttırmak değil, temelleri atılan stratejik sorunları derinleşmekti. Britanya ve eski kıta elitinin Avustralya ve Yeni Zelanda’ya taşınması gündemdedir. Britanya nüfusunda olan Singapur bir finans merkezi olacaktır. Amerika deniz piyadelerini ve savaş gemilerinden birçoğunu artık Avusturalya limanlarına demirledi.

Geçen yıl Çin Asya Alt Yapı Yatırım Bankası kurdu. İlk müşterileri arasında İngiltere var. İngiltere’den sonra Fransa ile Almanya ve daha 57 devlet bu bankaya koştu. ABD bu bankanın kapısını açmadı. İngilizleri “ihanetle” suçladılar. 2015 Martında Barak Obama Büyük Britanya’yı git gide “Çin’e uyum sağlamakla” itham etti. Bu sözler Washington ile Londra arasını soğutmuştu. “Bizi hayal kırıklığına uğratansa, bizimle hiçbir danışmamalarıdır. İngiltere bize bilgi bile vermiyor.” Dedi Amerikan dış işleri temsilcilerinden biri. ABD, bir Pasifik Okyanusu Dünya Merkezi kurulmaya çalışıldığını görüyor. 2009’da Hilari Klington “Foreign Police” dergisinde yayınladığı araştırmasına “Amerika’nın Pasifik Asrı” başlığını vermişti.

Yeri gelmişken Rusya Savunma Bakanı Sergey Şaugu’nun bir demecine yer vermek iyi olur. O, Rusya’nın Singapur’da bir askeri deniz üssü kurmaya hazırlık gördüğünü söyledi. Bu sözler yukarıda alıntılar verdiğimiz politikacıların demeçlerine anlam ve mantık kazandırıyor. 2013’te Henri Kizinger Amerika Başkanı Obama ile Çin Başkanı arasında bir görüşme örgütledi. Barak Obama ile Si Dzinpin somut sözleşmeye vardı. Görüşme, Bney Brit örgütüyle bağlantılı olan,  Florida’daki Ananberg Sunshine Vilage çiftliğinde yapıldı ve ABD ve Çin etki alanları sınırlarının çizilmesi konusunda anlaşıldı.  O zaman H. Kizinger Çin ile ABD arasında “G-2” kurulacağından söz ediyordu. Ne ki, Çin bu fikre yanaşmadı ve ret etti. Ama “Çin’in yeni ekonomik çemberi “İpek Yolunca” ve “İpeğin Deniz Yolunu” kurmasında mutabık kaldılar. Bu yol eski kıtaya yönelik Çin ürünlerinin lojistiğini ve alt yapısını kapsayacaktı. Dev deniz gücü olan ABD’ye Trans Atlantik Sözleşmesi ile Trans Pasifik Okyanusu Sözleşmesi kaldı. Yeni mali düzenin oluşumuna 10 yıl öngörüldü. Bu 10 yıl Çin’e biriktirdiği dolarları “İpek Yoluna” ve “İpeğin Deniz Yoluna” kurmaya harcaması için bir fırsattır. (Bu yolların güzergâhını başka bir yazımızda açıklayacağız.) Bu gidişle US Doların çöküşü hemen başlamayacaksa da, giderek bu raylar döşenecektir. Bu plan gerçekleşmezse Çin işçi ve köylülerinin emeği havaya gidip buharlaşmış olur.

Değişik devletlerin aldığı tutum.

ABD dünyadaki yönetici konumunu açıkça yitirmeye başladı. Pax Amerika daralıyor.

Değişen durum dikkate alındığında Trans Pasifik işbirliğinde değişikliklerin zorunlu olduğunu görüyoruz. Japonya global politikadaki yerini değerlendirmiş olmalıdır. Moskova ile ilişkilerini iyileştirmeye devamlı gayret gösteriyor. ABD’nin dünyanın her yerindeki varlığının sürekli daralmak zorunda olduğu dikkate alındığında Japonya’nın Çin”le “baş başa” kalmak istemediği ortadadır. Tokyoya bağımsız geleceği ancak Moskova garanti edebilir. Güney Kore ve Filipinlerin Trans Pasifik İşbirliğine katılmayı onaylamamaları da ilginçtir. ABD politik ve ekonomik çalışmalarını Batı kıyısına, yeni jeopolitik merkezlere daha yakın yere  taşımak zorundadır. Bu çok pahalı ve sancılı bir süreçtir. ABD dirilebilmesi için uzun süre tecrit kalmalıdır.

Büyük söz söylememek şartıyla İngiltere, Rusya ve Çin arasında eylemlerde uyum aramaya geçme başlangıcına gidildiği dikkati çekiyor. Kuşkusuz bu üç devletten her birinin kendi, farklı jeopolitik stratejisi var. Şu aşamada bu üçlünün stratejik çıkarlarının biraz örtüştüğü ortadadır. 2015’in Temmuz ayında Ufa şehrinde Avrupa Ekonomik Birliği ve “İpek Yolu Ekonomik Çemberinde” çalışmaların uyumlanması (sinhronize edilmesi) konularında sözleşmeler imzalandı. Öte yandan, Büyük Britanya Çin’le birlikte çalışma yolları araştırıyor. İngiltere  Çin’e karşı tek başına söz sahibi olmak için gerekli kaynak sahibi değildir. Sermayeyi korumak ve Pekin’in yükümlülüklerini kusursuz yerine getirmesi için ek askeri güce gerek duyan İngiltere’dir. Bu askeri gücü ise yalnız Rusya Federasyonu elinde bulunduruyor.

Yakın Doğu olaylarına dünyada yeni mali düzen kurma açısından bakalım.

Şu an, Rus askeri gücü, Endonezya ve Malezya’daki Müslümanları etkileyebilecek olan, Suriye’deki İslamcıları yok etmeye çalışıyor. Dünya’nın “eski merkezi” bir Hıristiyanlık odağı idi. Şimdi kurulmakta olan yeni Asya merkezi, ideolojik ve dini planda çok karışıktır. Hindistan bu merkezdedir. Güney Doğu Asya’da sonsuz alanlarda Budistler, Konfüçyüsçü Çinliler yaşıyor. Rusya, Filipinler, Avustralya Yeni Zelanda hemen hemen Hıristiyan nüfusludur. Endonezya ve Malaysiya Müslümandır. Yakın ve Orta Doğu’da sağ kalan cihatçılar sığınmacı sürüleriyle Avrupa’ya sürünecekler. Eliti kara cahil ve hain olan eski kıta dünyanın “arka avlusu” haline geliyor. AB’nin dağılmasından sonra, küçük devletler ve sığınmacılar Rusya’nın kontrolü altına geçecektir. ABD gibi Rusya’nın da çok sancılı değişiklikler yapması gerekecektir. Moskova Pasifik Okyanustan, geleceğin jeopolitik merkezlerinden uzakta bulunuyor. Rus medyasının başkentin Ural’a ya da Batı Sibirya’ya taşınmasını tartışıyor. Bu, bir rastlantı değildir.

Geleceği tamamen karanlık olan ise Avrupa’dır. O, coğrafik, ekonomik, siyasi ve hatta iklim bakımından yaralar alacaktır. Golfstrim son yıllarını yaşıyor. Avrupa’nın çökmesiyle oraya sert buzlu kışlar gelecek. Hatta Rus dondurucu soğuklarından daha soğuk bir iklimin yolda olduğu biliniyor. Golfstrim kendisi yok olacak ve Arktik adan gelen ters soğuk akımın etkisi altında kalacak. Özellikle Batı kıyıları olmak üzere Eski Kıta bol tarım hasatlarını, ısı için az enerji tüketimini falan tamamen unutacak. Aynı zamanda Uzak Doğu ve Asya ikliminde köklü değişiklikler ve yumuşama gözlenecektir. Japonya, Kamçatka ve Çukotka, ABD’nın Doğu kıyısı gibi sıcak ve ılımlı iklimli olacaktır. Eski kıta Avustralya ve Yeni Zelanda’ya, Güney Doğu Asya ve Çin’e, hatta Rusya’ya taşınacaktır. Avrupa’da kalanlar Yakın Doğu ve Afrikalı göçmenlerle birlikte yaşayacaktır. Avrupa’nın eski soylarının yüzyıllardan beri propagandasını yaptığı Evro-liberalizm, Avrupa’nın çöküşü ve ABD’nin içine çekilip kapanmasıyla nalları dikecektir.

***

İşte böyle, bu yazıların hayal ürünü olmadığına artık inanmamız gerekiyor.

Bir uçak düştü diye, halkını aç bırakmaya kalkışan sert tavırlı Putin gibilerin de içinde gizlediği bazı umutlar var besbelli. Bu kadar uzun bir yazıda Müslüman medeniyeti sözü geçti mi? Geçmedi, öyleyse yeniden düşünmeye başlayalım.

Oysa biz dünya tarihinde en büyük imparatorluğun varisleriyiz, Büyük Türkiye kurmaya yürekleniyoruz, ama birbirimizi engellemekten baş kaldıramıyoruz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Share
Reklamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir