Yorum

Barut Kokusu mu?

Tarih: 06 Mayıs 2017

BGSAM – Çeviri

Konu: “Washington Post” gazetesi gözüyle Balkanlar.

            Tarih yüzde yüz tekrar etmese bile kafiyeleşir.

Nisan ayında Güney Doğu Avrupa’da 7 ülkeyi ziyaretim esnasında, Sarayevo’ya özellikle uğradım. Eski Dük Franz Ferdinand’ın faytonuyla eski Latin Köprüsü’nü geçerken yolunu kesen bir kiralık katilin kurşununa kurban gittiğini ve 20. yüzyılın ilk yarısının basıl kan gölüne dönüştüğünü hatırladım. Bu katliam, Birinci Dünya Savaşını başlatmıştı. Son on yılda bu baskı ve savaş silsilesi yeniden devir yaptı.

Anımsatmak istediğim, “Tarih yüzde yüz tekrar etmese bile kafiyeleşir” gerçeğidir. Tarih kavşaklarından biri olan Güney Doğu Avrupa (Balkanlar) yeniden birbirini kovalayan veya tetikleyen olaylara sahne oluyor. Birleşik Amerika’nın bu gelişmelere daha büyük dikkat ayırması zamanı gelmiştir.

Bölgenin daha büyük kesimindeki ekonomik büyüme, orada dünyaya gelen gençlerin kendi bölgelerinde anlamlı ve memnuniyet veren bir hayat sürdürmeleri için yeterli olmadı. Bölgenin ekonomim imkânlarını gereği gibi kullanmasına engel olsan ise, devlet işletmelerinde çok kişinin istihdam edilmesi, uyulmamanın çok zor olması ve alıp yürüyen rüşvet olaylarıdır.

Sığınmacı bunalımı, komşu devletlerarasında sınır güvenliği uzlaşmazlıklarına neden olarak, Avrupa’nın bu kesimindeki devletlerin sırtına büyük yük yükledi. Politik gerginlik arttı. Makedonya siyasi bunalım yaşıyor. Arnavut muhalefeti Şubat ayından beri Üsküp parlamentosunu tıkamış durumdadır. Birleşik Bosna – Hersek geleceği güvensizlik içindedir. Son günlerdeki kışkırtmalar Kosova ile Sırp devleti arasını yeniden açtı. İki devlet arasındaki ilişkilerin normalleşmesi yoluna gölge düşürdü.

Burada etnik ve din çatışmalarının ağır kokusu var. Gençlerin çoğu işsiz ve başka faktörler gün geçtikçe daha etkin oluyor.

Balkanlar’daki barış mevzilerini zayıflatırken, terörizm tehlikesine alan açıyor.

Son yıllarda bölgeden yüzlerce genç Suriye ve Irak’ta DEAŞ mevzilerinde savaştı. İsrail ile Arnavutluk arasında oynanacak futbol karşılaşmasını kana boyamak isteyen DEAŞ hazırlıkları suya düşürülürken 19 genç yakalandı. Musul ve Rakka’da yenilgisi kesinleşen  “İslam Devleti” teröristleri emir alıp Batı devletlerine bu arada muhtemel hedefleri olan Güney Doğu Avrupa ülkelerine gidip yerleşmeye çalışıyorlar.

Olup bitenlerin hepsi arasında, Rusya’nın bölgeyi istikrarsızlaştırıp birbirine düşürme ve Güney Doğu Avrupa halklarına kendi yollarını kendileri çizme niyetlerine engel olma çabaları, kötü olan arasında en kötüsüdür. Geçen yılın Ekim ayında Kara Dağ’da Rusya tarafından desteklenen bir askeri darbe denemesinde bulunulması en feci sonuç veren oldu. Kara Dağ’ın NATO’ya üye olmasına engel olmak için, Rus casuslar Kara Dağ başbakanını istifaya zorlayıp öldürmeyi planlamıştı. Kara Dağ’a karşı bu iğrenç darbe saldırısının boyutlarının ortaya çıktığı gün, Rusya Başkanı Putin’in “Rus İmparatorluğunu” yeniden kurma planlarının da tamamen ortaya çıkmış olacağına inanıyorum.

Ziyaretim sırasında, her durakta “bölgede ABD liderliğinin güçlendirilmesi” ricalarıyla yüzleştim. Bölgede yaşayan milletler gelişmeleri göğüslemeye hazır durumda bulunuyor. Fakat onlar tarihin dümenini istedikleri yöne çevirtmeyi kendi başlarına yapacak durumda değillerdir. Seçtikleri partner ise ABD’dir. Şu durumda biz ABD olarak ne yapmalıyız?

Birinci, Birleşik Amerika bu bölgede kendini daha aktif bir şekilde hissettirmelidir.

Güney Doğu Avrupa devlet başkanlarından birinin bana söylediğine göre, ABD liderinin söylerinin bu denli ağır bastığı ve ilerleme atılımlarına hız kazandırabileceği dünyada başka bir bölge yoktur. Bu nedenle, sürekli angajman almış olmak ve ABD kurumlarından yüksek görevli kişilerin bölge devletlerine daha sık ziyaretlerde bulunması çok önemlidir.

İkinci, NATO ve Avrupa Birliği gibi kurumlar aracılığıyla Avrupa Atlantik topluluğu ile bütünleşme hedeflerine bağlı kaldıkça, ABD Güney Doğu Avrupa devletine yardım göstermeye devam etmelidir. Bölgeye barış ve daha iyi bir yaşam vaat eden Avrupa Atlantik sistemine katılmaktır. İşte bu koşullarda ABD, hukukun üstünlüğü ve rüşvetçilikle mücadele gibi ABD programları aracılığıyla daha büyük yardımlarda bulunarak Avrupa-Atlantik sisteminde bütünleşme süreçlerinin hızlandırılmasını sağlamalıdır.

Bugünde Avrupa Birliği’ne katılma umudunu yaşatan Güney Doğu Avrupa devletleri için üyelik kapısını aralık bırakması için tüm olumsuzluklara rağmen, AB’yi teşvik etmemiz gerekiyor.

Sonunda, Avrupa sınırlarını baskıda bulunarak yeniden çizmek isteyen Rusya’ya saldırganlığına karşın mı yoksa ortak uygarlığımızı yok etmek isteyen teröristlere rağmen mi olacak önemli değil, ABD Güney Doğu Avrupa devletlerinden her birinin kendi kaderini, dış müdahaleye olanak tanımadan, kendi belirlemesi hakkının ardında durmalıdır.Güvenlik konularında bölgesel muhatap ve müttefiklerimizle işbirliğimizi genişleterek derinleştirmek son derece önemlidir.

İki Dünya Savaşından sonra, Birleşik Amerika, bir bütün, özgür ve barışçı Avrupa ile ilgili yükümlülük üstlenmiş durumdadır. Bizim böyle bir angajman altına girmemizin nedeni ise, Birleşik Amerika ulusal güvenlik çıkarlarından bir parça olan ve olmaya devam eden Avrupa’da barış ve refaha ulaşılabilmesi için Amerika liderliğinin gerekli olduğunu bir kuşak devlet adamının tanımış olmasıdır.

Son 70 yılda sözümüzde durmak için birçok defa seçim yaptık ve kurbanlar verdik, Soğuk Savaş döneminde bunu Avrupa’nın dört bir yanında; geçen yüzyılın 90’lı yıllarında Bosna’da ve Kosova’da , şimdi de NATO Güney Doğu kanadı  ülkelerinde yapıyoruz. Güney Doğu Avrupa’daki tarih dersleri ortadadır, bu bölgenin gözden uzak tutulması bize zarar verir, bundan dolayı bölgedeki bağlantılarımızı her zaman canlı tutmak ve savunmak zorundayız.

John McCain – ABD senatörü

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

fifteen − six =