Yorum

Bak İçime Gör Beni

Dr. Nedim BİRİNCİ
Tarih: 06 Ocak 2021

Bak içime gör beni / Tut elimi yak beni!

Bizim mantığımız bu!
İçimiz dışımız, geleceğimiz ve geleceğimiz de budur!
Kendimizi, içimizi, bize geleni ve bizden gideni görürüz.
Şeffaflık esastır dünya görüşümüzde.

İngiliz Yüksek Okullarının tarih Fakültelerinin kapısının üstünde şu yazı yazılmıştır: “İnsan bugünü yönetebilmek ve geleceğini görebilmek için, tarihini bilmelidir!”

Bulgaristan’da 1960’tan önce İngiltere’de tarih okumuş ve bu gerçeği görebilmiş, aklında tutup vatana getirmiş ve Todor Jivkov’un kulağına “azınlıkların tarihini kafalarından silelim” sözlerini fısıldayan birisini ben tanımıyorum. Olaylara 2021 yılı yıldızlardan baktığımızda, Bulgaristan’daki azınlıkların tarihsiz bırakılması fikrinin bir barbarlık unsuru olarak, daha sonraki yıllarda uygulanan eritme ve asimilasyon adımları arasında çok önemli bir uygulama olduğundan dolayı başta gelen bela olduğuna inanıyorum.


Bir halkın dilinin yasaklanması onu hayvanlaştırmak niyetini ele verir.
Bir halkın kültürünü yasaklamak onun maneviyatını öldürmek demektir.

Bir halkın dinini yasaklamak onu vahşileştirmek ve cennet umuduna saldırmak demektir ki, tüm cinayetlerin en kötüsüdür.

Tarihimizin değiştirilmesi ve halk belleğimize başka bir halkın ve çarpık tarihinin doldurulması tabii ki en büyük bir barbarlıktır.

20.Yüzyılda bunların hepsi bizim başımıza gelmiştir.

Topluluk olarak yaşadığımız bu çilelerin acısını bizler, ailelerimiz, yakınlarımız Bulgaristan’dan uzaklarda olanlarda 21. yüzyılda çekmeye devam ediyoruz.


Dün Bulgar gazetelerine bir baktım 6 Şubat 2021 sabahı “fakti.bg” haber sitesinde  “Bulgarlar Vahşi İnsanlardır!” başlıklı bir yazı dikkatimi çekti. Yazı, Belgrat Üniversitesi Profesörü Dragan Simeunoviç tarafından kaleme alınmış.  Aynı profesör konuyu Belgrat televizyonunun “Sırp Dünyası” programında “Bulgarlar her şeyi berbat eden merhametsizlerdir” başlığı altında bir söyleşide delilerle bunları sundu. Bulgar basını da Sırp profesörünün fotoğrafıyla verdi.

Prof. Dragan Simeunoviç, Belgrat Üniversitesi Hukuk Fakültesi Siyasi Bilimler hocasıdır. Ayrıca Sırbistan Başkentinde Milli Güvenlik Ajansı Müdürü görevinde bulunuyor.

Şöyle devam ediyor:
“Bulgarlar şu dünyada nereye bastılarsa gaddarlıklarıyla iz bırakmış ve meşhur olmuşlardır. Almanlar insanları öldürüyordu. Bulgarlar ve askerleri ise kurbanlarıyla alay ettiler. Bulgarların, kadınlara şiddet uygulayan ve kızların ırzına geçen bir askeri birliği vardı. Çocukları silahlarının sürgülerine takan ve eli kolu bağlı yakınları önünde kadınların ırzına geçen onlardı.”

Prof. Simeunoviç konuşmasının devamında: “Bulgarlar hamile kadınların çocuklarını ana rahiminden zorla çıkaran ve canlı canlı ateşe atıp yakan bir millettir.”

Bulgar tarihinden bu olayların konferanslarda anlatılması, gazetelere düşmesi ve TV yayınlarında söyleşi olarak sunulması Bulgaristan Dış İşleri Bakanlığı’nı harekete geçirdi ve Sırbistan’ın Sofya Büyük Elçisi Jelko Yoviç Dış İşleri Bakanlığına çağırıldı. Olayla ilgili Bulgar sosyal medyasından 500’den fazla yorum ve görüş yayınlandı.


Prof. Simeunov’un TV söyleşisinde 20. Yüzyıl boyunca süren Bulgarlaştırma süreciyle ilgili de şu gerçeklere işaret edildi: “Bulgarlaştırma süreçlerini unutmayalım. Sırbistan’da Papazlara ve öğretmenlere kıydılar. Dilimizi yasakladılar ve okullarımızda Bulgar ders programı uyguladılar.”

Tarih konusunda ise Prof. Simeunov şöyle konuştu:

“Bulgaristan Kruşevats şehri bölgesindeki Sırbistan topraklarından toprak istiyor ve Orta Çağlarda Sırpların Bulgar nüfus üzerinde soykırım yaptığını iddia ediyor.”

Hukuk Fakültesinden Prof. Simeunov demecinde birkaç defa  “Bulgarlar basit insanlardır” sözlerine vurgu yaptı.

Balkanlarda birbirimizi anlayabilmemiz için Bulgar, Makedon, Türk, Arnavut, Hırvat vs bilimsel araştırma enstitüleri, Müzeler açılması gerektiğine işaret etti. Böyle bir bilimsel çalışma yürütülmediğinden dolayı herkese Bulgar diyor, komşularından sürekli toprak talebinde bulunuyor, dil, tarih ve kimlik tanımada güçlük çekiyorlar.


Sırp Parlamento Başkanı İvitsa Daçiç ise aynı konuya değinerek, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Bulgar askerlerin “ağır faşist suçlar” işlediğini belirtti. Başkan Daçiç, Birinci Aleksandır Vuçiç hükümetinde Dış İşleri Bakanı görevinde bulundu. İki ay önce “Pink” TV kanalında konuşan Daçiç, Sırp kamuoyuna hitaben “Bulgaristan’ın gerçek bölgesel niyetlerini biliyor musunuz?” sorusunu yöneltti.

2019 yılının Kasım ayı sonunda ise, Bulgaristan Dış İşleri Bakanlığı, Kosovo Sorunlarıyla İlgili Parlamento Komisyonu Başkanı Milovan Dresun’un “Bulgaristan Sırbistan’da arasız casusluk faaliyetlerinde bulunmaya devam ediyor” sözleriyle ilgili Sırp Büyükelçisini Bakanlığa davet etmişti.

2018 yılından beri Bulgaristan Dış politikasının odağında Balkanlar siyaseti ve özellikle de Bati Balkanlar ve Bati Balkanların NATO ve Avrupa Birliği’ne üye alınması ve Karadenizler Adriyatik Denizini Kuzey Makedonya Cumhuriyeti üzerinden kara ve demir yollarıyla birbirine bağlama projeleri vardı. Avrupa Birliği bu tasarımlar 3.5 milyar Euro ayıracağını önceden açıklamıştır.

Bulgar hükümetindeki VMRO-BND (İç Makedon Devrim Hareketi-Bulgar Milli Hareketi)  ve NFSB (Bulgaristan’ı Kurtarmak İçin Milli Cephe) gibi aşırı milliyetçi, 19. Yüzyıl sonları ve 20. Yüzyıl başlarından kalma zamanı dolmuş siyasetle günümüzün idare edilemeyeceği ortaya çıktı.

Fakat 2017’den beri bu partiler Sofya hükümetinin ortağı idi.


Makedonya toprakları Bulgaristan’ındır, Makedonlar Bulgar’dır, Makedon dili Bulgarcadır, Makedon kimliği yoktur, dolayısıyla Makedon tarihi de yoktur gibi tamamen yanlış hiç bir esası ve temeli olmayan yanlış politikalarla – 21. Yüzyılda Balkanlarda ikili ve çok yönlü dış politika geliştirme olanaksızdır. Ayrıca Avrupa Birliği yönelimi yürütmenin tutarsız olduğu artık kanıtlandı.

Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Kr. Karakaçanov’un yürüttüğü ikili Bulgar Makedonya ilişkileri, Bulgaristan’ın Batı Balkanlar siyaseti tamamen çöktü. İki komşu devlet arasındaki ilişkiler kopma hattındadır.

2020’de Brüksel’e gönderilen Bulgaristan meclisinin Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Memorandumu da işe yaramadı. KMC ile Arnavutluk’un AB üyeliğine Sofya’nın vetosu, ikili ve çok yönlü Bulgaristan – Balkan ülkeleri ilişkilerine ne kadar derin bir tahribata sebep olduğunu Belgrad Üniversitesi Profesörü Dragan Simeunov ile Sırbistan eski Dış İşleri Bakanı İviza Daçiç’in demeçlerinde görüyoruz. Bu siyasi çizgi Üsküp basın ve sosyal medyasında devamlı başlık olmuştur.  Özellikle 1942-1944 Bulgar Çarlığının Üsküp, Vardar nehri Boyları ve Ege Bölgesindeki vahşeti, saldırı, taciz, soygun, tutuklama ve infaz olayları birer birer yeniden anlatılıyor. Dolayısıyla Bulgar halkından, makamlarından, dış işlerinden, hükümetinden ve meclisinden bugün her hangi bir konuda tek söz söyleyebilmek için tarihi hatırlatılıyor. Bu tarih ise yüz karası, vahşi, insan düşmanı ve utanç vericidir.

İnsanların ve toplumların içine düştükleri koşullara kurban olmaması, ne pahasına olursa olsun, hatta rejimlerin emirlerine ve baskısına uymayarak insan kalması artık tüm herkese, tüm şerefli insanlara boyun borcu oldu. Bulgar Çar Ordusu tarafından 20 bin Yahudi ve Çingenenin işgal edilmiş Makedonya topraklarından Nazi ölüm kampına gönderilmesi ve hiç birinin geri dönmemesi, güncel politikaya yüz karası renk veriyor. Bugünkü Bulgaristan’ın Makedonya politikasını ise halkın % 80’inin desteklemesi ise düşündürücüdür. Faşizm ve komünizm illetinden arınmanın devlet politikasına dönüştürülmesini zorunlu kılıyor. Bu aynı zamanda Bulgar iç politikasının da çok milletli, çok kültürlü, çok dilli bir siyaset olarak yasallaşmasını gündeme getirmiş bulunuyor.

Ne yazık ki, Bulgar halkı 20. Yüzyılda her şeye rağmen – faşizme ve komünizme, hatta totaliterim rejimine – rağmen, çök kültürlü uzlaşıcı milli politika yürütemedi. Bulgarlaştırma, ezme, ötekileştirme, hor görme, yok sayma siyasi çizgisi bir asır sürerken soykırım denemesi yaşayanlar memleketi terk ettiler. Bugün 2.5-3 milyon vatandaşımızın gurbetçiliği seçmesi bu yüzkarası politikaların sonucudur.


30 yıldan beri Bulgaristan’da birlik ve beraberlik sağlanamadığını, kardeşlik kurulamadığını, halkın aynı yöne bakmadığını görüyoruz.

Bir halk ancak tarihsel kimliği, edinimleri, kültürü, zaferleri etrafında birleşebilir. Bulgarlar esir düştükleri tarihleri milli bayram olarak kutluyorlar. Onur duyulacak hiçbir şey yoksa geçmiş yalnız kötülüklerle doluysa, o devlet yaşayamaz, dağılır ve ortak gelecek olamaz. Halkların özgür yaşayabilmeleri için özgürlük için ölenler olması gerekir.

Tarihi sönmüş bir halk yeşeremez, ağaç olup meyve veremez.

Halen Bulgaristan’da büyük bir demografik problemle karşı karşıyız. Bulgar gençler doğurmak istemiyorlar. Bunun tek sebebi vardır: Bulgar halkı yarınına inanmıyor. Kendini güvende hissetmiyor.

Bu arada 142 yıldan beri olmak üzere vatan toprağı üzerinde yaşayan azınlık topluluklarının diline, dinine, geçmişine ve kültürüne saldırılar dinmedi. Bulgaristan Türkleri Balkanlar tarihinin Osmanlı Tarihinin Bulgar kitaplarında yazdığı gibi olmadığını derin araştırmalar sonucu Türkçe ve Bulgarca anlatmaya çok büyük çaba gösterdiler. Sofya Üniversitesi Profesörlerinden Ahmet Sadullov 1000 sayfalık Osmanlı Tarihi yazdı. Osmanlıda insan, dil, din, kültür ayrımcılığı yapılmadığını, Türklerin Bulgar halkıyla iyi komşuluk ilişkileri tesis ettiğini, Bulgarların geçmişlerinde, bugün ve geleceklerinde Türklerden daha yakın, daha dost, daha iyi komşu ve yoldaş bulamayacaklarını anlattı.


2002 yılında, Bulgaristan Türkleri Tarihini Bulgaristan Türk Topluluğu Tarihi eserini kaleme alan Doç. Dr. İbrahim Yalımov da 526 sayfalık çalışmasında Türk halkından bir parça olduğumuzu, kendi halk kültürümüz ve dinimiz olduğunu, Türkçe, Bulgarca ve Arapça bilen geniş dünya görüşlü bir Müslüman azınlık olduğumuzu ifade ederken, 1955-1975 yılları arasında Bulgaristan’ın tarımsal dönücüm ve sanayileşme yıllarında ekonomide inkişaf motorunun Türkler olduğunu yazdı.

İşte bu yüzdendir ki, 20. Yüzyılda Bulgar Prensliği, Çarlığı ve sosyalist ve komünist devlet yönetimlerinin izledikleri zulüm, baskı ve terör, çok ağır sonuçlu soy kırım denemeli ve kültürel kıyım politikasından utanıyoruz. Bu politikaları izleyen suçluların hiçbirinden hukuk önünde hesap sorulmayışı da iğrençliği başka bir yüzüdür.

Bu politika son bulmalı, mağdurlara tazminat ödenmeli, katiller cezalandırmalı ve bu iğrenç politikalara ısrarla devam eden siyasi partilerin, dernek ve hareketlerin hepsi yasaklanmalı, çarpık politikalara akıl hocalığı edenler meclisten ve siyasetten, devlet görevlerinden sökülmelidir.

Eski kafalı siyaset çizgisinin akıl hocalarının yılan ini olan Bulgar Bilim Adamlarındaki siyasi ve ideolojik şubeler kapatılmalı. Totaliter dönemden Prof. Dr. vb faşist ve komünist, milliyetçi ve ırkçı zihniyetçi bilim adamlarının unvanları ellerinden alınmalı ve eserleri toplatılmalıdır. Bunlar yapılmadan Milli Eğitim Bakanlığının milli tarih, sosyal bilgiler ve medeniyetler ve kültür gibi ders programları yeniden işlenmeden Bulgaristan dönüşemez ve Avrupa Yolunda toslar kalır. Avrupa yolumuzdaki ilk komşu Sırbistan ve Makedonya bilim ve devlet adamlarının hakkımızda ne düşündüğünü yukarıda sundum,  başkaları bakmadan, önce kendimiz kendi içimize bakalım ve kendimizi görelim. Bulgarlara söylemek istediğim en yumuşak sözler bunlardır.

Okuyanlara teşekkürler.


Korona virüsünden korunalım kardeşler.

Bulgaristan’da da tedbirler yeniden sertleşti.

Mart ayına kadar 3. Dalga durdurulamazsa, Nisanda seçim yapılamaz.

En iyi günler sizin olsun.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

13 + sixteen =